Kaside-i Bürde, Hz.Ebubekir

Kaside-i Bürde, Hz.Ebubekir
Elhamdülillah, sümme elhamdülillah, elhamdülillahî hedâna lihâza vema künnâ linehtediye levlâ en hedânallah.Vema tevfîki illa billah aleyhi tevekkeltu ve ileyh.
Neşhedü en lâ ilâhe illâlahu vahdehu lâ şerîkeleh. Veneşhedü enne Muhammeden abduhu ve habibuhu veresuluhu. Allahümme salli vesellime ve barik alâ hazen nebiyyu kariybu ve Resulu Seyyidul senedil azim fi kalbirrahim seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ecmaîn.
Benliği yıkmak dünyayı fethetmekten daha zor. Dünyayı fethetmekten daha zor insanın benliğini yıkması. Bu hepimizde ayrı bir benlik var. Bu benlik şeytanın, nefsi emarenin içimizdeki en güzel oyunu. “İnsan kendisini beğenmezse çatlar” derler. Hepimiz kendimizi beğeniriz, yaptığımız bir iyi şeyimiz vardır herhalde onu gözümüzün önünde büyütürüz büyütürüz deve yaparız, günahlarımızı da sanki hiçmiş gibi ona da kulak asmayız.
Rahmetli peder derdi ki:
“Evlat günahların -torbanın iki gözü var ya- torbanın önündeki gözü günahların olsun, torbanın arka tarafında da iyiliklerin olsun onu görme, arka tarafta ya görmezsin onu. Gözünün önünde torbanın içerisinde hep günahlar ona bak bak utan.”
Ama biz bilakis bunu yapamıyoruz nedense. Bu benlik bizi ve bütün dünyayı yıkmakta. Bugün bütün dünyanın yıkılışı bu benliğin içerisindedir.
Malum Cenab-ı Hak insanı yaratmış, nefsi yaratmış, şeytanı yaratmış, hepsinin halîk’ı Allah.
Nefse demiş ki:”Sen kim ben kim?”
Nefsin cevabı:
“Sen sen, ben ben.”
Bu nefsin en büyük şeysi, sen sen, ben ben. Şu azaba sokmuş bu azaba sokmuş, hep sen sen, ben ben. En nihayet açlık deryasına atmış, cehennemine. Orada yola gelmiş, “Sen halîk, ben mahlûk” demiş. Binaenaleyh onun ipini bıraktın mıydı onun ilk yapacağı şey kendisi fırsat bulursa firavun gibi “ene rabbikümü’l âlâ” demekten çekinmez. Firavun da bizim gibi bir adam değil mi?
Benliğinin esiri olduğu içindir ki “ene rabbiküm” dedi. “Ene rabbikümü'l âlâ” dedi!
Allah affetsin kusurlarımızı.
Bu bizim hepimizin içerisinde bir varlıktır köşesinde saklanıyor. Fırsatını bulduğu gün firavun ne dediyse biz de onu diyeceğiz, demek istiyoruz yani. O içimizde saklı durur, fırsat bekler, fırsatını buldu muydu ne duruyon yav der, sen de bir Allah’sın der, de bakayım ene rabbüküm ala der, dedirtirde insana. Diyenlerde pek çoktur. Bugünlerde de vardır diyenler, yarında var. Bugün diyenler açık lafızlarla diyemiyorlar ama gizli lafızlarla, saklı lafızlarla onu ima ediyorlar.
Bunun çaresi Allah hepimizi affetsin. Bütün kötü huylar ne kadar hutbede hoca efendiler söylüyor işte, vaizler söyler, hepsi bu benliğin altından çıkan nefsi emarenin oyunlarıdır. Bu nefsi emareden herkesin kendini kurtarmaya çalışmasına farz-ı ayn dır demişler. Nasıl namaz farz-ı ayn’sa, bu nefsin elinden kurtulmaya çalışmakta esarettir yani. Nefsi emmare esarettir. Esaretten kurtulmak hepimiz için nasıl bir vazife ise ruhun da nefsi emarenin elinden kurtulmaya çalışması o da ayrıca bir vazifesidir.
Kaside-i Bürde’miz var ya. Kaside-i Bürde’mizin başında Ebu Bekîr Sıddık radiyallahu anh hazretlerinin bir manzumesi var. Onu okuyayım da bu benliğin bizdeki şeysi ile büyüklerin bu benliği yıktıklarının emmaresini kısmen olsun açıklamış oluruz.
Şöyle diyor Ebu Bekîr Sıddık, peygamberimizin halifesidir, kızını peygamberimize vermiştir, bütün varlığını da peygamberimizin yolunda feda etmiştir. Giyecek esvabı kalmamış da hasıra bürünmüş, cumaya da çıkamamış, bütün meleklere de Cenab-ı Hak emretmiş böyle olsunlar diye, böyle bir zât. Ne diyor bak;
Cud bi lutfik yâ ilâhî men lehû zâdun kalîl
Müflisün bi’s sıdki ye’tî inde bâbike yâ Celîl
Zenbühü zenbün azîmun fağfiri’z zenbe’l azîm
İnnehû şahsun garîbun müznibün abdün zelîl
Ey varlığın sahibi büyük Allah. Ey benim Rabbim. Benim elimden tutmazsan, bana yardım ve nusret etmezsen, benim senin yoluna kudretim yok, gücüm yok. Senin rızanı kazanamam ben, çünkü azığım yok. Doğrusu müflisim ben iflas etmişim, Ebu Bekîr diyor Aziz kardeş! Ben iflas etmişim hakikaten diyor.
Ye’tî inde bâbike yâ Celîl. “Senin kapına geldim boynumu büktüm, bu müflis adam, senin fazlı keremini istiyorum Ya Rab!”
Zenbühü zenbün azîmun. “O kadar günahlarım var ki, hem de o kadar büyük ki günahlarım” Ne günahları var acaba Ebu Bekîr Sıddîk hazretlerinin?
İnnehü zenbühü zenbün azîmun. “Azîm büyük günahlarım var.”
Fağfiri’z zenbe’l azîm. “Sen bu büyük günahlarımı senden başka affedecek yok, affet benim günahlarımı.”
İnnehû şahsun garîbun müznibün abdün zelil. “Çünkü bu Ebu Bekîr garip bir adam, günahlar bir adam, zelil bir kulun, senin huzuruna gelmiş, senden af istiyorum.” Bakın ne diyor?
Minhu isyânun ve nisyânun ve sehvün ba’de sehv
Minke ihsânün ve fadlün ba’de i’tâi’l-cezîl
“Bu Ebu Bekîr kulun ya Rabbi o kadar günahkâr ki isyân, isyânkâr! Bununla beraber nisyân unutucu!”
Sehvün ba’de sehv. “Her gün hatalardan hataya, dalgaların birbirini takip ettiği gibi hatalarımda benim birbirini takip edip duruyor.”
Ama;
Minke ihsânün ve fadlün. Bu ne kadar bir şey yani, günahlar ihsan sahibine karşı. “Her gün ihsanın, fazlın, keremin o kadar bol ki”
Ba’de i’tâi’l-cezîl. “Bu verdiğin yağmur gibi ihsanlarına karşı bu Ebu Bekîr kulundan çıkan hataları bakma sen Ya Rabbi!”
Ne kadar küçültüyor kendisini, ne kadar küçültüyor kendisini. Ne kadar ama, bunu hiçbir ağız söyleyemez. Bu Ebu Bekîr ki, Hazreti Ömer radıyallahu anh dedi ki;
“Ya Ebu Bekîr! Ne olur dedi, senin o hira da bir gece peygamberle yattığının sevabını bana ver, bütün varlığım senin olsun” dedi. Sen hıra da peygamberle beraber yattın hicret esnasında, onun bir gecelik sevabını ver bütün varlığım senin olsun dedi, sevaplarım, her şeyim neyim varsa...
Allah affetsin kusurlarımızı.
Kâle yâ Rabbi zünûbî misle remlin lâ yu’ad.
Hz. Allah’a döndü. “O Kadar günahım var ki Ya Rabbi deryadaki, karadaki kumların sayılması nasıl mümkün değilse, benim günahlarımı da saymak mümkün değil.” Lâ yu’ad “sayılmaz.” Sayılmaz günahlara müptela olmuşum.
Fa’fü annî külle zenbin vasfahi’s-safha’l-cemîl.
“Benim bu sayısız günahlarımı sen özellikle hoşnutlukla beni affeyle Ya Rabbi!”
Keyfe hâlî yâ ilâhî leyse lî hayru’l-amel.
“Ey benim güzel Allah’ım hiçbir hayırlı amelim yok, hiçbir hayırlı amelim yok.” Bunu Ebu Bekir hazretleri diyor!
Sûu a’mâlî kesîrün zâdü tâ’âtî kalîl.
Sûu a’mâlî “kötü amellerim pek çok” Buna karşılık zâdü tâ’âtîmde yok “takvamda yoktur” diyor. Taatim de yok geceleri. Peygamberin postuna oturdum, geldim buraya halife oldum, peygamberin postundayım. Fakat hiç de yakışır bir adam değilim buna, çünkü günahlarım pek çok, taatim de yok.
Âfinî min külli dâin vakdi ‘annî hâcetî.
“Ey Allah’ım benim günahlarımı affeyle!” Hepimizinkini de affeyle Ya Rabbi! Hepimizinkini de affeyle Ya Rabbi!
Vekfi annî hâcetî. Bütün hacetlerimizi de Cenab-ı Hak Ebu Bekîr hürmetine ihsan buyursun. Ne diyor bak;
İnne lî kalben sakîmen ente men yeşfi’l-‘alîl.
“Benim kalbim hasta. Hasta olan kalbe senden başka şifa verecek kim var? Benim bu kalbime hastalığıma şifalar ihsan eyle Ya Rabbi!”
Kul li-nâri übrüdî fî hakkın. İbrahim Aleyhisselam’ın hikayesine geçti de, “Ya Rab İbrahim’in ateşi dünya ateşleriydi. Benim ateşim ise senin aşkının ateşidir, senin aşkının ateşidir, gözüm hiçbir şey görmez.”
Cenab-ı Peygamber diyor ki:
“Ölülerin arasında gezen bir diriyi görmek isteyen Ebu Bekîr’e baksın.” Dirilerin arasında gezen bir ölüyü görmek isteyen Ebu Bekîr Sıddık’e baksın, incecik böyle incecik. Bir-iki yudum su ile, bir iki hurma ile idare eden zât. Halife olmuş, Allah affet bizi ya Rabbi!
Birisi hamal arıyor. Eşyasını evine götürtecek çarşıdan pazardan aldıklarını. Ebu Bekîr’i tanımıyor ki, hamal zannetti. “Gel şunu bizim eve götürüver” dedi. Hiç kırmadan “peki” dedi onu elinden aldı. Onu evine kadar götürdü.
Ya Rabbi affet bizleri!
Bizdeki insanlığa bak bugün. O nispette kuvvetleniyor, karşımıza bir zayıf çıkmasın, bir fakir çıkmasın, bir aciz çıkmasın yerden yere vurmaya, ooo en usta bir adamız.
Niçin?
Varlığın sahibiyiz ya, benliğin sahibiyiz ya. Şu Ebu Bekîr’e bak, onun haline bak. Selman-ı Farisi de yapmadı mı bunu?
Hep yol büyüklerin yolu. Selman-ı Farisi de halife oldu Bağdat’a. Öyle iken birisi de onu hamal zannetti. “Şu bizim eşyaları götürüver” dedi. Hoç itiraz etmeden aldı eşyaları adamın evine kadar götürdü. Götürürken yolda “Esselamu aleyke halife ya Rasulullah” Adamın aklı başına geldi. “Ben ne yaptım, vah vah, aman efendi affet beni, özür dilerim ben yanlış yapmışım ver benim kendim götüreyim” dedi. “Yook ben söz verdim senin evine kadar bunu götüreceğim.”
Allah şefaatlerine nail eylesin. Bu insanlık numunesi bunlar. Allah bunları böyle mümtaz yaratmış. Çalışmak ile olmaz. Yapma kardeşim, etme kardeşim. Böyle istediğin kadar söyle. Herkes inadında o kadar şey ki... Bugün fitne alemi gözümüzün önünde.
Allah affetsin kusurlarımızı. Allah kusurlarımızı afv u mağfiret eylesin. Tevfîkât-ı samedâniyesine mazhar eylesin. Sevdiği ve razı olduğu kullarının arasına girebilmek imkanını cümlemize bahşetsin.
Kibir, Haya,
Ahde Vefa, Emanet,
İtikat, Fazla
Yemek, Yemek Niyeti,
