Allahın Varlığı, Anababa Hakkı, Kanaat, İktisat

Allahın Varlığı, Anababa Hakkı, Kanaat, İktisat
Elhamdülillah sümme elhamdülillah, elhamdülillahî hedâna lihâza vema künnâ linehtediye levlâ en hedânallah. Vema tevfîki illa billah aleyhi tevekkeltu ve ileyh.
Neşhedü en lâ ilâhe illâlahu vahdehu lâ şerîkeleh. Veneşhedü enne Muhammeden abduhu ve habibuhu veresuluhu. Allahümme salli vesellime ve barik alâ hazen nebiyyu kariybu ve Resulu Seyyidul senedil azim fi kalbirrahim seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ecmaîn.
Namaz kılan birisinin önünden geçmenin vebalini eğer insan bilmiş olsa, senelerce orda dikilir de, o müslümanın önünden geçmez! Onun önünden geçmek, Allah ile onun arasını bozmak gibidir. Onun için buna dikkatinizi çok rica edeceğim. İnsan beş dakika daha oturmakla ölmez. Elhamdülillâh, öyle bir darlık, sıkıntı içinde değiliz. Bazı müstesna insanlar rahatsız olabilir. O rahatsızlıkları dolayısıyla çıkmak isterlerse, ona bir şey diyemeyiz ama, o da kendisini koruyaraktan, müslüman kardeşine eziyet etmeden çıkabilirse ne alâ. Çıkamazsa, oturur beklerse daha büyük sevaplar alır. Bu ayrı bir mevzu...
Şimdi asıl her cuma da söylenen hutbelerin tesiri olmayıp, bir kulağımızdan girip, diğer kulağımızdan çıkması; bu inkâr kabul etmez bir hakikattir. Her cuma birçok va'z ü nasihatler dinliyoruz, kitaplar okuyoruz; fakat tesirini de hiç göremiyoruz. (Kellim kellim lâ yenfa') tabiriyle beraber, herkes yine bildiğini okumaktan vaz geçmiyor. Bu tabii, vehâmetin vehâmeti, tehlikenin tehlikesidir.
Onun için, Cenâb-ı Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem kurtuluşu üç şeyde bize tarif ediyor. Kurtulma, necât, selâmet üç şeyin altındadır: Birisi,
Haşyetullâh, fis-sırri vel-alâniyyeh.
“Allah korkusunun gönle girmesidir.” Hepimiz Allah korkusunu birbirimize tavsiye ederiz de, Allah'dan korkup korkmadığımızı hiç ölçmeyiz. Meselâ; hasta olduğumuz vakitte tansiyonumuzu ölçtürüyoruz, ona aklımız eriyor. Kanımızı ölçtürüyoruz, ona aklımız eriyor. Fakat, Allah’tan korkup korkmadığımızı hiç ölçtüğümüz yok. Hep menfaatimiz, nefsimizin arzusu neyse onu yapmaktan da geri kalmıyoruz.
Onun için, haşyetullah deyince, biz Allah'ı bilmiyoruz! Lâ ilâhe illallah diyoruz ama, dilimiz diyor. Lâ ilâhe illallah denince, Allah-u Teâlâ'nın bizi gördüğünü ve bildiğini, her hareketimizden haberdar olduğunu, hatta içimizde saklanan kuruntuları bile bildiğini, yarın yapacağımız, ömrümüz boyunca yapacağımız her şeyi de bildiğini söylüyoruz ama, yine içimize yerleşmiyor.
Şimdi birçok insan der ki:
"Allah bizi nasıl görecek? Ben görmediğim şeye nasıl inanayım? "
Şimdi benim konuşmamı göreniniz var mı? Sesimi göreniniz var mı?
Kimse görmez sesi, yalnız işitir. İşitmesiyle de, "Haa, ses var!" der. Fakat sağır olursa ne yapalım?
Sağırsa duymaz; duymadığı için de, sesi inkâr eder. Biz de ona inanalım mı şimdi?
Aziz kardeş! Görmediğin senin gözünün önünde... Her gün aldığın havayı görüyor musun sen? Aklını görüyor musun? Gösterir misin aklının nerde olduğunu? Fakat bunlar hep cevârihle bilinen, gözümüzle görmek suretiyle, kulağımızla işitmek suretiyle, hislerimizle idrak ettiğimiz şeylerdir.
Sana dense ki: "Şu cami tabiatın eseridir. Vaktiyle işte seller gelmiş, taşlar dikilmiş, şöyle olmuş, böyle olmuş " İnanan olur mu? Başındaki basit takke, tabiatın eseridir desen kimse inanır mı? Koskoca kainat; ağırlığını kimsenin bilemeyeceği, sayısını da yine kimsenin bilemeyeceği bu koca kainat, nasıl olur da sahipsiz olur?
O Allah öyle Allah’tır ki, işte bu koca varlığı yaratmış, onun içerisinde de bizi yaratmış. En mümtaz bir mahlûk iken, bize de diyor ki: "Ben sizin her hareketinizi biliyorum. Benim nazarımdan hiçbir şeyiniz kaçmaz. Kaçmaz olduğunu bilin de, gönderdiğim kanun-i ilahi olan kitab-ı ilâhiyeye uyun. Bundan başka saadet yoktur."
Bunun için saadet istiyorsan, necat istiyorsan haşyetullahı -Allah korkusunu- gönle sok! Allah korkusunu gönle nasıl sokacaksın?
Allah'ı bilmedikçe insan, Allah’tan nasıl korkacak?
Aslanı görünce kaçıyoruz. Neden yahu? Aslan parçalar. Yılanı görünce kaçıyoruz; ne yapar? Sokar. E, akrep? Akrep de öyle E, Allah? Görmüyoruz ki. Görmüyoruz ama, bilmiyor muyuz ki vardır? Hepimiz biliyoruz. Bu koca kainat sahipsiz olmaz vesselâm.
Onun için, üç şeyden birisi haşyetullah. Bunu gönle sokmak lâzım. Nasıl sokacaksın?
Yemek değil ki, ağzımızdan akıtalım. Yahut iğne ile enjeksiyon yapalım. Bu Allah-u Teâlâ'nın yolunda, Peygamber'in yolunda giderek; Allah'ın varlığını iyi bilerek, ma'rifet-i ilâhiyye ile olur.
Allah, bizi yaratan ve bütün hareketlerimizi de yaratan, her şeyimizi gören."Basîr" diye hafız okuyor. Allah-u Teâlâ Basîr; dâimâ görmekte... Gece görsün de gündüz görmesin, gündüz görsün de gece görmesin; olmaz. Her an görüyor Allah! Kimi? Herkesi görüyor. Nasıl görüyor? Aklın erer mi? Senin de ermez, benim de ermez. Ama Allah, "Görüyorum!" diyor, "İşitiyorum!" diyor. "Her hareketinizi işitiyorum, görüyorum, biliyorum!" diyor. "Habîrim!" diyor. E, bunu içeriye yerleştir bakalım! Niçin?
Dâimâ Kur'an'ı oku, bu ayetler önüne geldi mi biraz titre! Allah'ı iyi düşün! O varlığın karşısında eğilmek mecburiyetini hissedersin, ibadet içinden doğar. Hocanın söylemesine de lüzum kalmaz.
Onun için Allah'ın rızası vâlideynin rızasına bağlı. Neden? O seni dünyaya getirdi. Bak, bu kâinatın içerisinde, bu varlığın sahibini görecek, bilecek; ona gideceksin. Buraya O’nu öğrenmek için geldin. Buraya gelmenin sebebi, o Allah-u Teâlâ'yı tanımak, bilmek ve görmek için. Marifetullah diyorlar, o marifetullah burada ele geçecek. Ona sebep ana baba. Bu ana-baba bizi buraya getirdi, çöplüğe atar gibi atmadı.
O Kur'an'ı okumadıkça, Allah korkusu içe inmez!
İkincisi:
Adalete riayet. Fil-gadabi ver-rıdâ' Ne zaman? “Her halde adaletten ayrılma!’
Üçüncüsü:
Vel-iktisâd, fil-fakri vel-gınâ “Zengin ol, fakir ol; iktisada riayet et!”
Peygamber'den daha üstün müsün? Onun hayatını niçin beğenmiyorsun, kendine nümûne etmiyorsun? O, bir öğün yerdi de, sen niçin beş öğün yiyorsun? O, bir şeyle kanaat ederdi de, bazı gün taş bağlardı zavallı karıncağızına. İbret olsun insanlara da, sıkıntılara tahammülü öğrensinler diye... Açlığını kimseye de bildirmezdi.
Onun için, zenginlikte de iktisad, fakirlikte de iktisat. Fakir zaten mecbur iktisad etmeye. Fakat, zengin de mecbur iktisat etmeye. Çünkü, o fakirin hakkı da, o zenginin parası içerisinde. Memleketin saadeti için, zengin-fakir hepimiz iktisada riayet edeceğiz. Çok ihracat yaparız, memleket rahata kavuşur. Onun için iktisada riayet.
Bir adam ilim tahsiline çıkacakmış. O zamanın peygamberi duymuş. İslâm'dan evvel. "Çağırın şu genci, bana gelsin!" demiş. "Seyahate gidecekmiş, ilim tahsil edecekmiş ona benim nasihatlerim var. O nasihatleri edeyim de öyle gitsin!" demiş. Söylemişler, gelmiş çocuk. Demiş:
" Evlat, sen tahsil-i ilme gidiyormuşsun, şunu dinle: Nerede olursan ol, Allah’tan kork! Gecede, gündüzde, nerede olursan ol, her yerde Allah’tan kork! Çünkü Allah seni her yerde görüyor."
Emri hilâfına bir iş yaparsan, O seni görüyor. Polise, jandarmaya, kanuna, şuna buna ihtiyaç yok; Allah görüyor bizzat.
"Lokmanı helâl yap, helâlden ye!.."
Dağda adamı soyup da para kazanan adam; o da rızkını yiyor, ama haramdan yiyor. Allah bize akıl vermiş, kitap vermiş, insanlık - islâmlık vermiş, helâl ile haramı tanıtmış. Müslümana layık olan helâlden yemektir. Yoksa haram rızık bol. Adamı vurursun alırsın; kasayı da soyarsın, bankayı da soyarsın yersin ama, haram olunca mesulsün tabii.
İslâm'ın en büyük esası, mesuliyet gününü tanımak, ahiret gününü tanımak! Allah birdir tanıyor; fakat, öldükten sonra ahiret var deyince düşünüyor insan. Neden düşünüyorsun? O seni hiç yoktan yaratan Allah, yarın yine yaratacak.
Allah, tozdan da yapar, tozsuz da yapar adamı! Tozsuz da yapar Allah. O öyle bir kuvvetin sahibi. Bu kainatın nesi vardı da, bu kainatı yarattı Allah. Hiçbir şeyi yoktu, hepsini icat etti yarattı. Binâenaleyh, Allah seni beni tekrar niçin yaratamasın yâhu? Bu kadar budalalık da olur mu dersiniz?
Onun için, insanın Allah'tan korkması lâzım, ahiret gününü gözünün önünden ayırmaması lâzım! Defter eline verilecek,
İkra' kitâbek “Oku kitabını!" denilecek. Ne okuyacaksın o zaman? Onun malını çalmışsın, berikisini öldürmüşsün, berikisini zorla almışın sonra onları yemişsin. Allah, onların hesabını sormayacak mı?
Bu kâinatın bir hesap günü var. O hesap gününe ahiret günü diyoruz. Müslüman o güne inanmadıkça müslüman olamaz. Müslüman olabilmesi için ahiret gününe inanması lâzım! Öldükten sonra dirilmeyi, dirildikten sonra da cennet ve cehennemi bilmek lâzım!
Onun için, Allah'la istihza edercesine çirkin sözler, insana hiç yakışmaz. İnsan bilmeli, ona göre hareket etmeli!
Bir tanecik daha söyleyeyim: Bir zat 80 sandık kitap toplamış. Okumuş okumamış neyse...Allah, o zamanın peygamberine demiş ki:
"O adama söyle, 80 sandık daha kitap doldursa da 160 sandık kitabı olsa, hiç kıymeti yok; bildiğiyle amel etmedikçe!"
Bildiğiyle amel etmedikçe topladığı kitapların kendisine yükten başka faydası yok. Onun için, Sûre-i Cuma'da, "Merkep de taşır kitabı, onun gibi olmayın!" diyor." Merkebin kitap taşıdığı gibi olma! Kitabın içindekilerle amel et! Duyduğunu, bildiğini işle! Yoksa, boyna bilgi toplamışsın ne fayda. Allah'ın emrine itaat etmedikçe...
Ona da üç nasihati var ama, bir tanesini söyleyeceğim: Demiş ki:
Velâ tü'zi ehaden minen-nâs "İnsanlardan hiçbir kimseye eziyet etme yavrum!" demiş.
Allah cümlemizi affetsin. Tevfîkât-ı samedâniyyesine mazhar eylesin. Allah'ın yolunda gitmeyenlere tevfikât-ı ilâhiyye de gelmez, boşuna bir duadır:
"Yâ Rabbi, bana tevfikını refik et! " Sana tevfikini refik neden edecek. Yolundan gitmiyorsun ki!
Cenab-ı Hak yine kusurlarımızı affetsin. Kusurumu affedin! Allah cümlenizi iyilikler, sağlıklar, afiyetlerle birçok cumalara da nâil eylesin.
Esselamü aleyküm.
Dargınları Barıştırmak,
Birleşmek, Allah İçin
Büyük Günahlar,
Namazdan Çalma, Katil
