İtikat, Fazla Yemek, Yemek Niyeti, Davet Niyeti, Namaz Niyeti, Hasta Ziyareti, Cenaze, Mümini Sevindirmek

İtikat, Fazla Yemek, Yemek Niyeti, Davet Niyeti, Namaz Niyeti, Hasta Ziyareti, Cenaze, Mümini Sevindirmek
el-Hamdülillâhi rabbi’l-âlemin ve’l-âkibetü li’l-muttakîn es-salâtu ve’s-selâmu alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âlihî ve sahbihî ecmaîn. İ’lemû eyyühe’l-ihvân enne efdale’l-kitâbi kitâbullâh ve enne efdale’l-hedyi hedyu Muhammedin sallallahu teâlâ aleyhi ve sellem ve şerre’l-umûri muhdesâtuhâ ve külle muhdesin bid’ah ve külle bid’atin dalâleh ve külle dalâletin fi’n-nâr ve bi’s-senedi’l-muttasili ile’n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:
Her zaman birbirimize tavsiyemiz, birbirlerine Müslüman kardeşlerin tavsiyesi kitap okumaktır. Okumayı tavsiye etmektir böylece. Kur'an okumak çok büyük sevaptır. Fakat bu sevap cihetinde sevaptır. İnsanların insanlığı kitapları okumakladır. Din kitaplarının başında itikat kitapları gelir. İtikat, köktür, tarladır. Tarla olmayınca mahsulü nereye ekeceksin? Çiftçin olmuş, tohumun olmuş, paran olmuş ama tarlan yok, bir işe yaramaz.
Evvela tarla itikattır. Onun için itikatı Müslümanlara çok tavsiye ederim. İtikat kitaplarını okusunlar. Bakalım itikadımız, ehlisünnetin itikadına benziyor mu, benzemiyor mu? Birçok insanlar şimdi kaderi inkâr ediyorlarmış. Kader nedir, ben istediğimi yaparım. Kaderin ne işi var bu işte? Becerirsem olur beceremezsem olmaz. Kader ne demek? diye itiraz ediyorlarmış.
Onun için çok rica edeceğim. Çok kitap okunur; hikâye kitapları var, dünya bilgileri dolu, şu dolu bu dolu. Namaz meseleleri dolu. Ama esas olmadan şimdi bu itikatsız ne kadar namaz kılarsa kılsın para etmez. Ne kadar oruç tutarsa tutsun para etmez. İtikat değil, itikat yok. Neden? Bir kader denilen şeye inanmıyor. Eh inanmazsan inanma ama Müslüman olamazsın. Müslümanlıkta Âmentü var ya, altı tane. Kadere iman, hayra ve şerre iman. Eh şerri ben yaptım ya. Kim yaparsa yapsın. O kudreti sana veren Allah. Vermeseydi ne yapardın? Odun gibi kalırdın.
Onun için Allah'ın isimlerine razı olmak için itikat kitaplarını okuyup anlamak, anladığını da anlayamadığını da anlamaya çalışıp anlayanlara sormak suretiyle öğrenmeye çalışmalı. Yoksa bu dünyada emellerimiz boşa gider.
Amerika'da bir çifti, yetmiş beş yaşında çiftçi de. Yetmiş beş yaşındaki çiftçi motoru bozulmuş. Atı varmış, atına çektirmiş motoru epeyce bir yer. Çektirdikten sonra at yoruldu yahut at çekemedi nasılsa, dövmüş atı. Atı dövdüğünden dolayı mahkemeye vermişler para cezası verilmiş. Ben bu parayı ödeyemem demiş. Yirmi gün hapis vermişler.
Bunu dinledim de bir atı dövmek suretiyle verilen cezaya bak. Bizim dövülen çocuklara kim ne yapacak kim ve diyecek? Atı dövüyor da atı dövdüğü için ceza veriyorlar. Bizim dövülen çocuklar, öldürülen çocukların hesabı yok. Her gün birkaç tane kurban gidiyor ortadan. Onları arayan soran [yok].
Allah hakkımızda hayırlısını versin.
İnsanlıktan ne kadar bak uzağız. İnsanların hakkını kim koruyacak bilmem. Allah korusun. Herkes kendi menfaatlerine alet ediyorlar dünyaya.
Gelelim şimdi biz meselemiz ekmeğe. Ekmek meselesi çok mühim. Şimdi hep yeni yeni duyuyoruz, yeni yeni bilgiler. Aman karnınızı doyurmayın diyorlar. Karnınızı şişirmeyin, doyurmayın. En büyük felaket karın tokluğunda diyorlar.
İmam Şârânî’nin kitabı eski Müslümanların halinden bahsediyor. Eski Müslümanlar tokluğu hiç sevmemişler. Tokluk zulmettir diyorlar. Tokluk zulmettir, açlık nurdur. Aç durursan gönlün nurlanır, gözün nurlanır, her şeyin nurlanır iyi anlar, iyi işitir, iyi görürsün. Tok bir şeye benzemez.
Belki şimdi burada da gelir de, kavalı misal veriyorum. Kaval içi boş olduğu için güzel öter. Ustasının eline geçti miydi kavalı öttürür güzel. Çobanlardan tut da şuraya kadar. Eh bu insanın içi boş olmazsa, ki kuvvet alacağız diyerekten doldurmuşuz onu nefes alacak yerimiz de yok. Halimiz harap.
Yüz sekizinci öğüt. Gerek evinde gerek davetlere giderken yemek niyetindeki niyeti unutma. Niyet, yemek yerken evinde olsun gittiğin yerde olsun niyeti unutma. De ki, deki Yâ Rab! Bu yemeklerle benim vücuduma kuvvet ve kudret ver de sana güzelce ibadet edebileyim. Tabi görmediniz de gören elbette var. Bu bir vakit çok açlık çekildi ekmek bulunmadı. Ağaç kabukları yendi. Palamut şeylerinden yaptılar. Ekmeklerin ekmek denecek şeysi yoktu yani. Çok kimseler mideleri hazmetmedi, hasta oldu öldü. Çok kimseler de bulamadı. Ekmeğe hasret kalındı. Bu ekmeğe hasret kalındı da şimdi bugün ekmeklere ihanet oluyor. Sokaklara dökülüyor. Çöplere atılıyor. Bunlar ayıp şeyler.
Bu üç yüz altmış tane hizmetkardan sonra bizim elimize geçiyor. Üç yüz altmış tane hizmetkar buna hizmet ediyor, yetiştiriliyor. Sonra bizim boğazımızdan geçiyor. Öyle kolay değil, onu öyle atıvermek. Francala ekmek olursa katık istemez der. Francala ekmek katıksız ekmek parasını verir. İkinci, üçüncü nevi unlardan olursa o zaman onlara katık da olur der. Zeytin, peynir.
Biz Allah'a esirgeye çok aç mı olduk, aç gözlü mü olduk? Doymak bilmez bir hırsımız var. Bir çorba işte arkasından yeşilliği, etlisi, pilavı, tatlısı, tuzlusu hepsinden birer kaşık alsak yetecek zaten. Eh bunlara vücut şeyden, demirden değil ki. Demirden de olsa dayanmaz. Et parçası.
Onun için biraz yedi miydi insan, eskiler öyle demiş. Bir de yani ibadet edebilecek kadar bir kuvvet hasıl oldu mu kâfi. Biz demircilik yapacak değiliz, pehlivanlık da yapacak değiliz. Biz de ibadet edecek kadar bir kuvvet oldu mu kâfi. Pehlivan ne kadar yerse yesin, o bize ait değil.
Onun için dua: Yâ Rabb! Bu yediklerimden benim vücuduma kuvvet ve kudret ver de sana güzelce ibadet edebileyim ben. Yoksa yiyip de hayvanları yediği gibi.
Davetlere giderken de karın doyurmaya gitmemeli.
Davet etti kardeşin, peki gelelim.
Niçin?
Müslüman kardeşini sevindirmek için gidin. Kardeşim beni sevmiş, çağırıyor, ben de onu sevindireyim diye gideceksin. Yoksa tatlı tuzlu orada yiyeyim de yan geleyim diye değil. Sevindireceksin.
Eğer niyetsiz gidersen dünyalık bir şey olur. Niyetle gidersen sevap var adımına. Niyetle gidersen adımına sevap var, yediklerine de sevap var. Niyetsiz gidersen dünya işi. Niyet Müslümanlıkta şart. Niyet şart. Namaz olur mu niyetsiz? Abdest alırken niyetsiz. Gusül ederken niyetsiz. Ne yaparsak [niyet lazım]. Oruç tutarken niyetsiz oluyor mu? Akşama kadar oruç tut istersen. Niyet olmayınca olmaz. Sefere giderken niyet etmeden dünyayı dolaşsan seferî olmazsın. Dünyayı dolaş seferî değilsin. Niyet etmedin, akşama kadar namaz kılsan niyet etmeden ne olur?
Giderken Yâ Rabbi! Ben senin rızan için işte şu kardeşimin ziyaretine veya şu kardeşimin hastasına şuna buna gidiyorum. Ticaret için olsun, kazanmak için yâ Rabbi! Ticaret edeyim çocuklarıma para kazanayım işte onları refaha kavuşturayım diyerekten. Erzurum’a gideceğiz oradan mal alacağız niyet et yine. Senin rızan için gidiyorum de.
Niyet efdâlü’l-‘amâl. Niyet başta geliyor. Namaza durduktan sonra niyet olmaz. Yalnız orucun niyeti öğleye kadar olur. Öğleden bir saat evveline kadar. Akşam niyet edemedin, öğlenden bir saat evveline kadar niyet caiz. Ama namazda değil. Namaza girmeden olacak. Çünkü o uzun. Akşama kadar onun müddeti.
Herkes de niyetine göre me’cur olacak, niyetine göre ecir alacak. Niyet taattır, taat ibadettir yani. Taat-ı Resûlullahtır. Her kim davete icabet etmezse, çağrılan bir yere gitmezse Allah'a ve Resûlüne asî olur. İsterse bu davet komşuların daveti olsun, isterse evlenme ve sünnet düğünleri gibi davetler olursun. Evlenme ve sünnet davetlere vacip derler. Evlenme ve sünnet davetlerine vacip mesafesindedir gitmek. Şimdi evlerimize, birbirimize gidip gelmezsek, tebrik etmezsek, hastamıza gideceğiz, başınız sağ olsun diyeceğiz. Efendim dostluk, böyle evlenmelerde, çocuklarda inşallah Allah mübarek etsin. Mesut bahtiyar olsunlar demek her Müslüman'ın vazifesi. Bunları ihmal etmek hiç de doğru değil.
Arabî siyah Araplardan birisi, köle hem de. Köle, fakir bir adam. Demiş, Resûlullah’ı herkes çağırıyor. Acaba ben de çağırsam gelir mi? Demiş.
Sıkıla sıkıla gitmiş, yâ Resûlallah. Ben seni çağırsam bana da gelir misin?
Hay hay! Nerede senin evin?
İşte şurada.
Almış üç beş arkadaşlarından gitmiş evine. Bir parça sirke koymuş adam, bir parça da ekmek.
Cenâb-ı Peygamber'in huyuna bakın şimdi. Şimdi bize böyle bir ikram yapsalar karnım tok efendim. Midem rahatsız efendim. Bin tane bahane ile sivişiriz oradan. Bakarsın bir şey yoktu sofrada. Rahatız.
Ni’me’l-idâmü’l-halle. Ni’mel, ne güzel katıktır diyor. Sirke ne güzel katıktır diye ya Arap'ın gönlünü, siyahinin gönlünü alıyor. Ne güzel ikram ettin bize. Ne güzel katık bu katık. Hay Allah senden razı olsun. Güzelce yiyorlar, karınlarını da doyuruyorlar.
Şimdi bizim Allahu Zülcelâl affetsin. Hep şeylerimiz yani kusurlarımız hepimizin. E bir davete üç beş kap yemek gelmezse o daveti biz davet saymayız. Eski dedelerimiz, ecdatlarımız niçin bir çorbaya tenezzül ederlermiş? Niçin bir ekmeğe peynire, kuru yemeye tenezzül ederlermiş. Birbirlerine sevgi var. İnsan birbirlerini sevindirmek için gider. Yoksa karın doyurmak için değil ki. Karın evde de doyar işte, ne kadar varsa. Çok elhamdülillah şimdi yiyecek.
Ya, asıl maksat sohbettir. O sohbetin temini için eh tabi ki karınlar da acıkır da bir parça bir şeyler verirlerse onlardan da yersin.
Mesela Medine-i Münevvere’de bizi bir davet ettiler. Gittik, epey zaman muhabbet oldu, ibadetler yapıldı filan. Kendisi acıkmıştır tabi. Getirdikleri ekmekleri doğradılar sofraya. Biraz da helva almışlar. Bardakları da yanına koydular. Bir çay verdiler bunun üzerine oldu bitti yani. Oldu bitti. Ama biz bunları bir türlü beceremiyoruz.
Şimdi şu Peygamberimizdeki insanlara karşı ne kadar böyle alçak gönüllülüğü ve insanların sevgisini… Onun için Peygamber sallallahu aleyhi ve sellemin yolundan çıkma. Gurur verme kendine, kendini beğenme. Saltanat, Allah'ın. Varlık verdiyse onu bugün verir yarın alıverir elinden. Can da onun. Bugün canlı yarın cansız bakıyorsun. Hiç.
Bir adam varmış yüz on kilo üzerinde, çok kuvvetli, kudretli. Üzüm almak istemiş canı. Üzümcü dükkanından üzümleri salkımları seçiyor güzel güzel. Oradan bir arı gelmiş şurasından bir ısırmış. Ay ay derken şişiyor adamın vücudu. Arıya en son şey değildi. Hadi doktor filan derken gidivermiş ahirete. Bir an için ne olacak işte. Bir arı bahane olur insana. Allah.
Bir hastayı ziyaret için, bir hastayı ziyaret için bir mil git. Cenaze var. Cenazeyi götürmek için de iki mil git. Ziyarete gideceksin kardeş ziyaretine, ona da üç mil git.
Başsağlığına gitmek. Bak dikkat edin başsağlığına gitmek. Adam ölmüş, ailesine baş sağlığına gideceksiniz.
Akşam okudum, ama sayfasını hatırlamadım kitaptan. Şam’dan kalkmış adam ta Mekke’ye gitmiş. Şam'dan kalkmış, Mekke'ye gitmiş, kardeşim başın sağ olsun. Allah size ömür versin diye demek için.
Biz olsak onu telefonla da söyleriz, bir postayla bir kâğıt da yazarız deyiveririz. Ama insanlık bunu yükseltmez ki. Ona gidecek, onun hatırını hoş edip ona teselli verip bir nebze yardım edebilecekse, yardıma muhtaçsa. Ona yardım, manevi bir yardım da olur. Eh ne yapalım? Allah'ın emridir. Hepimiz bu hükme razıyız diye teselli emek onlar da birer yardımdır.
Allah affetsin kusurlarımızı.
Binâenaleyh kardeş ziyareti hasta ve cenazelere gitmekten daha eftal olduğu anlaşılıyor. Çok güzel bir şey.
Niyetin ikincisinde, kardeşine ikram niyeti olmalı. Kardeşine ikram niyeti var. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem imanının eftali namaz kıl, oruç tut, şüphelerden kaç. İmanın eftali derken yedir, yemek yedirmek ve bilip bilmediğine selam vermek.
İt’âmü’t-ta’âmi ve ifşâü’s-selâmi.
Bu kadar, bak bak iki tane kelime.
Neden?
O yemeklerde ne lezzetler oluyor, tatlar oluyor, bağlantılar oluyor ama bugün değil. Bugünkü yemekler âfet. İnsanları birbirlerinden soğutuyor, uzaklaştırıyor. Çünkü hep kendimizi beğeniyoruz. Hepimizin en büyük derdi, en zayıf bir insan, en cahil bir insan o da kendini beğeniyor. Bu beceriksiz adam. Bu, bu da beceriksiz adam. E beceriklisi kim bunun? Bir bağlantı yapamıyor Müslümanlar birbiriyle. Niçin? Birbirlerine sevgisi yok. O kendini beğeniyor o da kendini beğeniyor. O ayrı bir grup öteki ayrı bir grup. Böyle derken bir su bile, hepimizin bildiği bir şey, ne kadar çok olursa olsun parçalandı mıydı işe yaramaz. Parçalandı mıydı, sen alırsın bir parça o alır parça su kesilir. Hiçbir şeye yaramaz. Ne değirmen döner ne bir şey olur. Yani toplu olursa baraj da yaparsın, her şeyi yaparsın. Değirmeni de döndürürsün.
Onun için ama imkânı var mı? Bugün bu sözleri söyle boşa. Diyorlar ki şimdi kubbeler dinliyor bu sözleri başka kimse dinleyen yok. Bir kulaktan giriyor bir kulaktan çıkıyor.
Onun için bizden en evvela kaldırmamız lazım olan şey şu nefsi yenmek. İşte hepimizin gözü önünde değil mi bugün? Hepimizin en büyük şikâyeti iki Müslümanı bir araya getiremiyoruz. Mutlaka üçüncü bir mikrop araya girecek bu ülkeyi birbirinden ayıracak. Adam sen de bulamadın mı bir arkadaş be ya.
Halbuki Cenâb-ı Peygamber ne güzel söylemiş. Kıbleye dönen insanı tekfir etmeyin diyor. Bir adam kıbleye dönüyor mu onu tekfir etmeyin. E kabahati çok. Nedir onun kabahati Allah aşkına. Eh canım kabahat değil mi? Olsun varsın. Kabahati işte hepimiz yapıyoruz ya. Kabahatsiz oluyor mu? Çeşitli kabahatleri var insanların. Aciziz. Nefis var, şehvet var, şeytan var. Olur. Canım bu da olur mu ya? O da olur niçin olmasın? Affet. Onun yaptığı diyerekten sen onu ayıplarken o da seni ayıplayacak. Hep birbirimizi ayıplarsak ne olacak? Perakendecilik. Onun adına mahv derler. Onun için buna çok dikkat etmeliyiz. Müslüman bir kardeşine ne derlerse desinler. Kardeşin bak Müslüman, başı secde de bunun. On defa namaz kılıyormuş. İsterse yirmi defa kılsın, ne olacak namazdan? Onun için Müslüman kardeşinden ayrılma.
Allah, Allah...
Müslüman kardeşine ikram Allah'a ikramdır diyor.
Bak bak ne kadar güzel. Müslüman kardeşine ikram Allah'a ikramdır. Hele yaşlılara ikram son derece lazım. Küçüklere saygı son derece lazım. Küçükler deyip geçme, yarının büyüğü o olacak.
Binâenaleyh bir efendi varmış. Böyle cemiyetlere gidildiği vakitte hep gençleri seçermiş ki gençlerin arasına otururmuş. Ayıplamışlar. Demişler ki yahu sen yaşlı başlı bir adamsın. Hoş yaşlıların yanına otursana. Yaşlılarda hayır yok demiş, kartalmış onlar, eğilmez demiş, hayır gençlerden. Onun için gençlerin yanında otururum ki onlar söylenenleri iyi alırlar, gençtirler. İstediğin gibi çevirebiliriz onları. Ama öteki kartalmış kolay kolay kafasına da girmez. Eh şimdi bizi dövseler yerimizden kımıldayamıyoruz. Bizden hayır mı gelir.
Her kim bir mümin kardeşini sevindirirse o da Allah'ı sevindirmiş olur. Bak ne kadar güzel ya.
Onun için biz birbirimizin kusuruna bakmayalım. Kusursuz Allah yalnız. Kusursuz, yalnız Allah. Onun için birbirimizdeki kusurlara bakma. Bitmez kusurların sonu.
Dördüncü niyet. Gideceğiz ya, ihvana sürur vermek için. Her kim bir müminin kardeşini sevindirirse onu da Allah'ını sevindirmiş gibi. Kardeşine olan suizannı gönülden çıkarmaya bak. İyi değil bu adam ya. Ama çağırdı akşam. Gideyim de şuna, o iyi değil ya, ona karşı şu kötülük içimden çıksın. Suizannı atayım da üzerimden diyerekten onun için gideceksin ona da.
Altıncı niyet de kardeşini ziyaret niyeti olmalı. Bahane oldu işte. Yemek de bahane oldu. Gidelim hem yemek yeriz hem de kardeşimizi bir ziyaret etmiş oluruz. Ziyaretin sevabı büyük. Bu da ahiret amelinden oluyor. Bu sevgi ve muhabbetin alameti.
Yedinci niyet icabet, tevazudandır. Tevazu. Akşam bize gelir misiniz? Gelirim der ya, hakikatte demez. Şimdi baktı adamı gözüne kestirdiyse gider. Kestiremediyse bir bahane, işim var şu var. Halbuki bu gibi şeyler bahaneyi kabul etmez, bahane edilmiyor.
Demek ki içinde sevgisizlik alameti var. Saygısızlık da alameti var. Bazı bunlara çok rast geliyoruz da acayip.
Allah muhafaza etsin.
Gelirim diyor ta bilmem ne vakitte geliyor. Canım yemeğin bir vakti vardır. O saatte gelmek lazım. Ta sen herkes yemeğini yemiş kalkmış, gideceği vakitte gelmeyeceksin. Gelmesen de olur o zaman zaten. Ev sahibinin ikinci bir telaşeye düşürür. İşte gelmiş misafir, ona da bir şey. Belki kalmadıysa evde bir şey. Yediler misafirler, kalmadı. Onu da mahcup vaziyete düşürür. Ki bu davetlere gelmemek kibir alamettir diyor. Kendini beğeniyor, karşısındaki küçük görüyor.
Şimdi çok acayip. Çağıran adam kendinden yüksekse ona gitmek mecburiyetini duyuyor. Gitmezsem... Bunların hepsi kardeşlerin birbirine sevinç sürur, yardım, teâvün hepsi de indi ilahiyede makbul şeylerdendir.
En eftali evine gelen kardeşine ikrammış. İster çağır ister çağırma bazen geliyor ya. Sağdan soldan misafirler gelir. Ziyarete gelmiş. E ona ikram. Burada da kusurumuz çok.
Yemekten sonra ev sahibine dua. O elhamdülillah Müslüman evlerinde yapılır da Efendimizin bir duası var. Kısadır;
İftara ındekümü’s-sâimûne. Oh teşekkür ederiz. Senin yemeğini sâimler yedi, oruçlular yedik. Ve ekele ta’âmükümü’l-ebrâru. Ve bu taamı sizin iyiler yedi. Sarhoşlara vermedin. İyi Müslümanları çağırmışsın onlara yedirdin. Ekele ta’âmükümü’l-ebrâru ve sallet aleykümü’l-melâiketü’l-ebrâr. Melekler de size dua etmektedir. Biz de ediyoruz da ayrı. Bir de melekler dua ediyoruz sana. Allah kabul etsin. Tekrarlarını nasip etsin. Sağlık, afiyetler versin diye dua edilir. Hele kadınların çok güzel duaları vardır.
Allah kusurlarımızı afv u mağfiret eylesin. Tevfîkât-ı samedâniyesine mazhar eylesin. Cümlemizi fazl u keremiyle nefsin, şehvetin, şeytanın elinden kurtulup o güzel cennetine müstahak, istihkak getiren kullarının zümresine kabul buyursun.
el-Fâtiha!
Kaside-i Bürde,
Hz.Ebubekir
Hz. Ebubekirin
Peygamber Sevgisi, Kaside-i
