Büyüklerden Nasihat, Az Konuşma, Az Yeme, Az Mal, Cömertlik, İsar

Büyüklerden Nasihat, Az Konuşma, Az Yeme, Az Mal, Cömertlik, İsar
Eûzubillahimineşşeytânirracîm. Bismillâhirrahmânirrahîm.
el-Hamdülillahi rabbilâlemin ve’l-âkibetü li’l-müttekîn. Vessalâtü vesselâmü alâ seyyidinâ muhammedin ve âlihî ve sahbihî ecmaîn.
İ’lemû eyyühe’l-ihvân enne efdale’l-kitâbi kitâbullah ve enne efdale’l-hedyi hedyü muhammedin sallallahu aleyhi ve sellem ve şerra’l-umûri muhdesâtühâ ve külle muhdesin bid’ah ve külle bid’atin dalâleh ve külle dalâletin fi’n-nâri. Ve bi’s-senedi’l-muttasıli ile’n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve sellem ennehu kâl:
Büyüklerden Nasihatlarından, yazıverdim şuraya, kardeşlerime duyurayım diyerekten. Büyüklerden Nasihatlarından, hepsi kitaptan alınmış, hepsi çok yerinde sözler. İnsanlık kolay bir şey değil. Bunların tatbikatıyla, insan kemâle doğru ulaşır.
Birincisi: Halk ile muhalatayı terk et, halkın arasına çok karışma! halkın arasına çok karışma!
Toplantı yerlerinde saatlerce oturma! Buralara alışan insanlar, evde ekmeği bile dar yiyor. Hepimizin çevremizde gördüğümüz şeyler. Oradan bir daha koparıp alması da zor. Saatlerce orda ömrü uçuyor gidiyor. Orda isterse oyuna alışmış olsun, isterse seyirci olsun; hepsi aynı günahtır.
Onun için halk ile ünsiyetini azalt, ancak zaruret miktarı kadar görüş!
İkincisi: Nimetleri ve lezzetleri terk edip, kanaat ile muttasıf ol!
Bizim gözümüz de doymuyor, karnımız da doymuyor, kendimiz de doymuyoruz. Gelsin gelsin, o eski zamanın bilmem neleri gibi, artık bütün hayatımız yemekle, içmekle. Zannediyoruz ki yemekle, içmekledir hayat-ı dünya.
Hazret-i Ömer geldi. Cenâb-ı Peygamber bir hasırın üzerinde uzanıyor, istirahat ediyor. Hasır iz etmiş mübarek cesedlerine (vucüdlarına).Hazret-i Ömer acıdı:
Yâ Rasûlallah! Başkanları karyolalarda, rahat odalarda nasıl yaşıyorlar. Sen bizim peygamberimiz iken, insanların, insanlığın nümûnesi iken, Allah'ın en sevgilisi iken, senin böyle hasır üzerinde, kuru yerde yatman benim için iyi olmadı, iyi görmedim ben bu işi, hoşuma gitmedi diyerekten neler söylediyse söylemiş.
Cenâb-ı Peygamber:
-Yâ Ömer, onlar için dünya, bizim için ahiret daha önemli. Onlar için dünya, bizim için ahiret, Benim dünyada gözüm yok! dedi.
Kanaat insanlara huzur verir, rahat verir. Kanaat olmadı mı, sabahın erkeninden çıkarsın, gecenin yarısına kadar çarşılarda, pazarlarda halk ile meşgul olursun. Ne zaman Allah diyeceksin, ne zaman iş yapacaksın?..
İş çok. Bu kadar amele çalışacak, onların paraları verilecek, hesapları tutulacak... Nerden ne alınacak, nereye nasıl verilecek. Almak başka, satmak başka. Hep dert bunlar. Bu derdin içinden kurtaramıyorum ve ibadet etmeye de vakit bulamıyorum!
Ne dersin şimdi aziz kardeş? Bir lokma ekmek ye, yine Allah'ın divanında dur! Soğan ekmek ye. Tuz ekmek ye, hattâ tuzsuz da ye, ne olur? Ama Allah'a kul ol! Allah seni kendisine kul olsun diye yaratmış. Yoksa dünya şeysi olsun, malını yığsın diye yaratmamış ki?..
Binâen aleyh, iktisatta ve kanaatte çok büyük devlet var. Niçin Peygamber SAS, kâinat onun emrine âmâde iken; değil yer, kainat gökler de onun emrine âmâde iken, bazı gün aç kalır Cenâb-ı hakk'a tazarru u niyaz eder; bazı gün doyurur kanını Allah'a hamd ü senâ eder. Öyle istedi:
Bir gün doyayım sana şükredeyim. Bir gün de aç kalıp, sana tazarru u niyaz edeyim!
Tok adam Allah'a yalvaramaz kolaycacık. Tokun yalvarması başka, açın yalvarması başka.Aç içten yalvarır; öteki alışmıştır, ondan yapar.
Onun için Peygamber'in kanaatine dikkat et! O Peygamber iken niçin istemedi saltanatla yaşamasını? İstemez. Ümmetine nümûne olmak için. Çünkü Allah onu öyle yaratmış.
Bakınız aziz kardeş, birkaç defa söylemişliğim vardır. Bir gün Rasûlüllah SAS cemaatiyle bir yere gidiyordu. Giderken göze çarpacak bir ev gördü. Oranın evleri şöyle mahrûtî; bizim çadırlar yok mu evler ondan ibaret. Fakat bu daha büyükçe yapmış. Belki biraz da süslüce yapmış.
-Bu kimin? dedi.
-Filânın dediler.
O filân da, Peygamber geliyor diye yola çıkmış karşılamaya. Peygamber SAS oraya geldi, öbür tarafa bakaraktan geçti. Adam üzüldü. "Benim yüzüme bakmadı, bana iltifat etmedi." diyerekten üzüldü. Dedi ki:
"Acaba Peygamberin bana bakmayışı, bana böyle hüzün verici harekette bulunması neden ileri geldi acaba? diye sordu ashaba.
Dediler ki:
-Karşıdan senin evin göründü. Bize sordu; senin evin olduğunu söyledik. Böyle şatafata ne lüzum var? Bur da bu aç dururken, böyle zaruretler varken, senin böyle saltanat içinde yaşaman revâ-yı hak mı? gibilerden sana iltifat etmedi dediler.
Adam bundan üzülerek kazmayı, küreği aldı, hemen yıktı. Bakın şu ashab-ı kiramın haline!..
Döndüler geliyorlar. Dedi:
"Yâhu, burda bir ev vardı, geçerken görmüştük hani, ne oldu?"
Dediler ki:
"Yâ Rasûlallah, bize sordu da. Üzülmüş sizin ona iltifat etmeyişinize. Yıktı evi!"
Duası tam hatırımda değil: (Allâhümmerhamhü)
"Yâ rabbi, buna sen merhamet eyle, rahmet eyle!" diyerekten güzel bir dua etti.
Saltanata hiç izin vermediler. O büyük kâşânelere hiç izin vermediler. Bizim bugün cennet misâli evlerimiz, Allah'a çok sükür. Ona karşılık kulluğumuz yok!.Onlar o halde iken, geceleri sabahlara kadar tazarru u niyaz içinde, teheccüdlerde yalvarmada.Biz bu kadar rahatlığın içerisinde fosur fosur uyuyoruz. Hiç benzer mi halimiz onlara? Yetişebilir miyiz hiç onlara biz?
Onun için kanaate riayet etmek lâzım, kanaatle yaşamak lâzım! Kanaat büyük bir devlettir. Her şey biter, kanaat bitmez.
Üçüncüsü: Beş vakit namazı cemaate devam et!
Namazı kılan belki çoktur, ama cemaate devam eden azdır. Onun için büyüklerimiz, beş vakit namazı cemaatle edâyı tavsiye etmişler, sünnetlerle beraber.
Cemaat birinci sünnettir, cemaati terk etmeye hiç gelmez.
Dördüncüsü Mâlâyâni sözleri terk et, fazla konuşma!
Erzurumlu İbrâhim Hakkı Hazretleri'nin Ma'rifetnâme'si var, altı şeyden ibarettir: Az ye, az iç, az uyu, az konuş; çok zikreyle Allah'ı, çok da düşün!
Çalışmaların içerisinde düşünmeye meydan kalmaz. Namazını haydi kılabilirsin belki, fakat tefekkür denilen bir nimet var ya, sabahlara kadar ibadetten efdaldir tefekkür. Çünkü Bu tefekkürle Allah-u Teâlâ'nın azameti gönüllerde tecellî eder de, bu tecellîye karşı insan utanır, derlenir, toplanır, bir şeye benzer.
Onun için hacetten fazla konuşma, ömrün gidiyor! Giden ömür.Onun farkında değiliz biz.
Beşincisi: Helâlinden yiyip, haramdan ve şüpheli şeylerden de kaç!
Çok kazanacaksın; iyi ama, kökü haram!
Altıncı: Halkın ezasına tahammül et; zirâ tahammülsüz adam seyyid olamaz.
Sabırlı olacaksın! Sana tokat vurdu; sen ona ekmek ver... Kolay şey değil. Hakkın rızasına tahammül edecek.
Yedinci: Ehl ü iyâline fazla muhabbetten çekin!
Aman bizim çocuk, aman bizim hanım. Çok düşme üzerlerine! Biz tiril tiril titreriz evlatlarımızın üzerine.Bu kadar fazlaya lüzum yok.
Sekizinci: Bezl ve îsârı kendine huy edin!
İki şey. Bezl, cömertlik; îsâr, cömertliğin üstünde bir sıfat.Bezl "Bu adam muhtaç!" derler; çıkarırsın, ona bir şey verirsin. Buna bezl derler.
Îsâr, O da muhtaç, ben de muhtacım. Akşama bir ekmeğimiz var ama, bizim çocuklara da lâzım! Ne yapalım? Biz yesek ona veremeyeceğiz, ona versek biz yiyemeyeceğiz. Biz kendimizi bırakır, ona verirsek, buna îsâr diyorlar.
(Ve yü'sirûne alâ enfüsihim velev kâne bihim hasâsah). Bunun nümûnesi Talha radıyallahuanh. Talha radıyallahuanh 'ın menâkıbı çok geniştir. Allah şefaatine nâil etsin.
Bir ikindi namazı vakti bahçesine gitmiş. Bir hurmalığı varmış. Gayet güzel şahlanmış ağaçlar, yapraklanmış, dallar birbirine geçmiş. İçerisinde kuşlar cıvıl cıvıl öterken. Onlara hayran hayran bakarken, ikindi namazının vaktini geçirmiş. Gelmiş bakmış ki, ikindi namazı kılınmış.
"Yâ Rasûlallah, bu bahçe beni bugün ikindi namazından alakodu. Bunu ben vakfettim!" demiş.
Bir ikindi namazının cemaatinden kaldığından dolayı, Peygamberin arkasında o namazı kılamadığından dolayı, bu güzel bahçesini feda etmiş. Bir daha gidip de, beni alakomasın orda diyerekten.
Allah kusurlarımızı afv u mağfiret eylesin. Tevfîkât-ı samedâniyesine mazhar eylesin. Cümlemizi fazl u keremiyle nefsin, şehvetin, şeytanın elinden kurtulup o güzel cennetine müstahak, istihkak getiren kullarının zümresine kabul buyursun.
el-Fâtiha!
Helal Avcılık,
Kapı Çalmanın Adabı,
Din Nasihattir,
Ulemaya Tabi Olmak
