Medine, Surun Üflenmesi, Kıyamet, Cennet, Cehennem

Medine, Surun Üflenmesi, Kıyamet, Cennet, Cehennem
Eûzübillâhimineşşeytânirracîm. Bismillâhirrahmânirrahîm
El-Hamdülillâhirabbi’l-âlemîn. Ve’l-âkıbetü li’l-müttakîn. Ve’s-salâtü ve’s-selâmu alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ecmaîn.
İ’lemû eyyühe’l-ihvân. Enne efdale’l-kitâbü kitâbullâh ve enne efdale’l-hedyi hedyü Muhammedin sallallahu aleyhi ve sellem. Ve şerre’l-umûri muhdesâtühâ. Ve külle muhdesin bid’ah. Ve külle bid’atin dalâleh. Ve külle dalâletin fi’n-nâr. Ve bi’s-senedili muttasili ile’n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:
Elâ innî leküm bi-mekânin sıdkın hayâtî fe izâ mittü fe lâ ezâ ünâdî fî kabrî yâ Rabbî ümmetî ümmetî hattâ yunfeha’s-sûr ennefhate’l-ûlâ sümme lâ yezâlü dâveten icâbeten hattâ yünfeha fi’s-sûrin nefhatü’s-sâniyeti.
Sadaka Resûlullah fî mâ kâl.
Bugünkü ders bir muhabbet dersi. Allah hepimizi afv u mağfiret eylesin. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri şu hadislerinde buyurdukları hâli Mekke’den bir ehl-i Mekke diyor ki;
Hasta olduğumuz vakit idi hemen zemzem kuyusunun başına gideriz, bol bol içeriz. Allah’tan mukadder olan şifa gelir. Şayet olmadıysa hemen bir arabaya biner, doğru Medine-i Münevvere’ye gider, Resûlullah’ı bir ziyaret ederiz, hepsi biter.”
Bu hadîs-i şerîf onu andırıyor da.
“Ben hayatta, mekân-ı sıdk, doğruluk yeri bu hayattayım.”
Ama bu hayat sadık bir hayattır. Yalancı gibi geliyor bize. Hayat kimseye kalmıyor ama bu hayatın içerisinde bir hakikat de var. Bu azıcık kısa olan bu hayatın içerisinde hepimizin görüp geçirdiği bu hayat; bunun içerisinde bir sadakat, bir hakikat var. Bunun içerisinde bu hakikati bulup da girebilenlere ne mutlu, aldanıp sakınanlara da ne yazık!
“Mesela hacılar oraya gidiyor, hepimiz gidiyoruz. Allah kusurumuzu affetsin. İşte adımız ‘hacı’ olarak geliyoruz. Asıl hacılık nefsin elinden, şehvetin elinden kurtulduğun gündür. Nefsin ve şehvetin elinden kurtulduğun gün tam hacısın.”
“Sen kurtuldun mu hocam?”
Hayır, ben kurtulmadığım halde, onun elinden çektiğimi bildiğim halde size tavsiye ediyorum ki; “Aman bu çok fenâ bir şey, bunun elinden kurtulmanın çaresine bakın!” Bizim yaşımız gayrı geçti, onunla uğraşacak hâlimiz de kalmadı. Onlar hep gençlikte olur. Binâenaleyh siz gençliğinizde kendinizi nefsin eline kaptırmamanın yoluna bakın. Bir kere kaptı mı, o, adamı eline kattı mı onun elinden kurtulmak da pek kolay olmaz. Başka devletlerin elinde de birçok esir var. Kurtulmaları mümkündür fakat nefsin elinden kurtulmak çok zordur. Onun için nefsin ve şehvetin eline düşmemenin çaresine bakmak. Onun için Resûl-i Ekrem diyor ki;
Fe izâ mittü “Dünyadan âhirete ben hayatımı intikal ettiğim vakitte, fî kabrî yâ Rabbî ümmetî ümmetî.
“Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem hayattan ayrıldıktan sonra artık ondan bir şey beklenmez.” diyor. Halbuki insanlar hep bir olur mu canım, bizden bir şey beklenmez elbette. Fakat Allah’ın Resûlü ile biz bir olur muyuz hiç! O Resûlullah yahu! Binâenaleyh daima Cenâb-ı Peygamber, kabrinde de bizim için Cenâb-ı Hakk’a müracaat ediyor. “Yâ Rabbi! Ümmetimi isterim.” diyor.
Ünâdî fî kabrî yâ Rabbî ümmetî ümmetî hatta yenfeha’s-sûr.
Tâ kıyamet gününe kadar, bir iki gün değil, kıyamet gününe kadar ümmetimi isteyen bir Peygamber’in ümmetiyiz elhamdülillah. Allah dünyada da şefaatinden mahrum etmesin âhirette de.
Binâenaleyh onun huzuruna gidip de onun huzurunda ona selam verenlere “Ben hassaten şefaatçiyim.” diyor.
“Ümmetime şefaatçiyim. Ehl-i Medine’ye de şefaatçiyim.”
Fakat uzak memleketleri aşmış, dağları tepeleri aşmış, benim huzuruma gelmiş; es-Salâtü ve’s-selâmu aleyke yâ Resûlallah, diyor. Halbuki biz zannederiz ki bizi gören yok orada, işte bir perde var önümüzde, kapalı; arkasında Resûlullah! Tabii bizim hayalimizde bir mezarlık içerisinde. Mezarın içerisinde olan bir insana bizim sözümüzün duyurulması mümkün değil.
Hatta biz şimdi kabirlerde telkin yapıyoruz da bizim telkinimizi o kabrin içerisindeki adam duyabilir mi?
Üstü örtülmüş, yarım metre, bir metre toprak. Hatta şimdi şu duvarın arkasında duran bir insan diri olduğu halde yine benim sesimi duyamaz. Beklese de orada hoca ne diyor diye dinlese duyamaz.
Kabrin içerisindeki adama bizim orada telkinimiz ne oluyor? Onun ruhu vasıtasıyla ona naklolunacaktır. O ruhlar içinde ölüm yoktur ki! Ölüm cesetleredir, mahvolan cesetlerdir. Halbuki o cesedi gezdiren ruh hayattadır. Binâenaleyh Resûl-i Ekrem’in hem cesedi hem ruhu hayattadır.
Fî kabrihî hayyin semîün basîr.
Hem duyar ve hem de görür. Cenâb-ı Hak bu hakkı da vermiştir, o Cenâb-ı Hakk’ın bir verişidir. Onun için karşısına gelen ümmetini görür Resûlullah. Es-Salâtü ve’s-selâmu aleyke yâ Resûlallah dediğin vakitte “Ve aleykümselam yâ veledi” der. O şerefe nâil olmak büyük bir nimettir.
“Ben hacca gittim yahu, artık tekrar gitmeye ne lüzum var.” bu pek abes bir laftır. İnsan babasını ziyarete gitmez mi yahu? Mesela şurada falan memlekette baban var, anan var. Senede bir kere insan anasını babasını ziyarete mümkün olunca gitmeyi istemez mi? Bu Resûl-i Ekrem yahu! Mümkün olunca insana Resûl-i Ekrem’in ziyareti güzeldir. Birçok insan mesela hac farz olmadığı halde Resûl-i Ekrem’in ziyaretine canla başla gitmişlerdir. Allah bizi de o yollardan ayırmasın.
Sümme lâ yezâlü dâveten icâbeten hattâ yünfeha fi’s-sûrin nefhatü’s-sâniyeti.
İkinci bir sur var. İlk sur üfürülecek, dünyada hayat kalmayacak. Bir sur üfürülür, buna Sur-ı İsrâfil derler. O sur üfürüldüğü vakitte dünyada hayat tamamıyla biter. İşte bugün atom diyorlar, bilmem ne diyorlar. Ne olursa olsun, hayattan eser kalmayacak. Melek de kalmayacak. Ne melek ne ins ne cin, hiçbir canlı kalmayacak. Nefha-yı ûlâ, o üfürüldü mü hayatın sonu demek, bitiyor artık.
Sonra onunla ikinci nefha arasında bir müddet geçecek. O müddet Allahu alem, ne kadar olduğunu Allah bilir. Şimdi o müddetten sonra Cenâb-ı Hak, göklerin kapısını açacak. Bir yağmur indirecek yeryüzüne. O yağmurla kabirlerde olan cesetler, hepsi cesedini keşfedecek. Dünyadaki gömüldüğü cesedi orada gelecek yine. Ana rahminden çocuk nasıl tekemmül ediyorsa, meydana geliyorsa bu sefer kabirde de aynı şekilde vücut bulacak bu vücutlar.
Bazı ana üç çocuk, bazı ana dört çocuk doğurduğu da duyulur. Mezarlara da kim bilir kaç kişi gömülmüştür ama hepsi kendi vücudunu kendisi bulacaktır.
Hattâ yünfeha fi’s-sûrin nefhatü’s-sâniyeti.
O ikinci nefha üfürülünceye kadar, o ikinci nefha üfürüldüğü vakitte ilk evvel kalkacak olan Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem’dir. İlk evvel kalkacak, canlanacak Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem’dir. Ondan sonra sırasıyla ümmetler kalkıp huzur-ı Rabbü’l-âlemîne arzolunacaklar. Onun için Cenâb-ı Peygamber kabrinde hayydır, yani diridir, kabrinde diridir. Ama bu dünyanın hayatı gibi bir hayat değil, âhiretin hayatı ile diridir, âhiret hayatı ile diridir. Onun için oraya gidince insan çok uyanık olmalı ve orada insan çok uyanıklığı ile Cenâb-ı Hakk’a tazarru u niyaz etmeli. Bu ancak o nefsin elinden kurtulduktan sonra, şehvetin elinden kurtulduktan sonra mümkündür.
Onun için bizde tasavvuf denilen bir meslek içtihat etmişlerdir ki bu nefsin elinden kurtulmanın çarelerini orada açıklarlar. Bu da kitaplar vasıtasıyla olmaz, bilgiler vasıtasıyla olmaz. Ancak gönüllerin gönüllerden alacağı kabiliyet meselesidir. Allah cümlemizi şeytanın, şehvetin, nefsin elinden kurtulan bahtiyar kullarının zümresine ilhak eylesin. Namazlarımızın namaz oluşu, oruçlarımızı oruç oluşu, bizim insan oluşumuz ona bağlıdır.
Bir kalıp var bizde, bu kalıbın hiç kıymeti yok. Bizdeki asıl mâna itibarıyla olan insanlık o nefsin ve şehvetin mahvından sonra olacak. Şimdi yerin altında su var, altın var, platin var; envaiçeşit maden var. Ama üstünü Cenâb-ı Hak toprakla örtmüş, almak mümkün değil ki! “Çalış, del, çıkar suyu.” diyor. Çalışıyorsun, deliyorsun, yerine göre yukarıya su fışkırıyor. Demek ki burada var, o çalışmanın neticesinde çıkardın. Daha çalışırsa benzini, gazı çıkarıyor, altınını çıkarıyor. Bizim içimizdeki bu cevahir de bu insanlık cevherleri de nefsin altında gömülüdür. Nefis yok olmadıkça onlar meydana çıkmaz. Yerin altında nasıl gömülüyse insanlık cevherleri de nefsin ve şehvetin altında gömülüdür. Onlar ezilecek ki onlar çıksın meydana.
Elâ inne’d-dünyâ arabun hâdurün ye’külü min hel berri ve’l-fâcir. “Dünya bir metâdır, bu metâ elimizdedir bugün. Bundan İyisi de yer, kötüsü de yer.
Allah’ı inkâr edene de veriyor Allah diyene de veriyor. Berri ve’l-fâcir.
Elâ ve inne’l-âhira ecelün sâdık. “Âhiret de bunun arkasında ama sadıktır, muhakkak olacaktır. Bu dünyanın arkasından muhakkak olacak bir âhiret vardır.”
Radyoda dinledim de: Aydan bir taş getirdiler ya, o taşı hesaplayıcılar hesaplamışlar. Taşın dört buçuk milyar senelik olduğunu, dört buçuk milyar senelik olduğunu ispat etmişler, öğrenmişler yani hesaplarına göre. İsterse bir milyon olsun isterse on milyon olsun bize ne. Allahu Teâlâ onu halk ettiği vakitte etmiş, orada hayat da koymamış. Ama bugün bu âleme Cenâb-ı Hak bu hayatı vermiş.
Yakdî fî hâ melikün kâdir. “O âcil-i sâdık olan, yani bunun arkasından gelecek olan âhiretin sahibi olan Hz. Allah, Melik-i kâdirdir.”
Bu dünya melikleri gibi âciz değil. Âcizlik insanı bitiriyor ama o âhiretteki mâlik, Mâlikü’l-mülk olan Hz. Allah hiçbir şeyden âciz değil. O’nu yıkacak hiçbir kuvvet yoktur.
Elâ ve inne’l-hayr küllehû bi-hazâfîlihî fi’l-cenneti.
Ne kadar hayır akıllarınıza geliyorsa; Eski dedelerimiz üç ayda gider gelirlerken biz bugün üç saate indik, bu bir hayırdır. Daha bunun fevkinde neler de var. Gökte yiyoruz, gökte içiyoruz falan. İnsana bunu evvelce söyleselerdi inanmazlardı. Delidir, derlerdi. Fakat bugün olan bir iş. Bu bir nimet-i uzmâdır Cenâb-ı Hak’tan bizlere. Ama bunun fevkinde o kadar nimetler vardır ki daha akl-ı beşere bile gelmemiştir onlar. Beşer aklı onu tasavvur edemez, acizdir. İşte bu hayırların hepsi fi cenneh cennettedir. Dünyada gördüğünüz ne muazzam hayırlar, iyilikler, güzellikler varsa onların fevkinde akıllara gelmedik bütün hayırlar cennettedir. Binaenaleyh ondan gafil olmayın, onun talibi olun. Siz oranın sahibi olun.
Elâ ve inne’ş-şerre küllehû bi hazâfîlihî fi’l-ard.
Dünyada birçok kötülükler de var. İyilikler olduğu gibi kötülükler de var. Öldürüyorlar, hapislere atıyorlar, zindanlara atıyorlar. Aç bırakıyorlar. Çeşitli hâdiseler var ya dünyada, bunların ne kadar kötüsü varsa o kötülerin en kötüsü cehennemdedir. İyilerin en iyisi cennette olduğu gibi kötülüklerin de en kötüsü cehennemdedir. Onun için oradan da çok sakınmak ve uzak kalmak lazım.
İşte nefis ve şehvet, insanı o cehenneme sürüklemek için bu dünyada bize musallattırlar. Onun yakasından elini kurtardığın gün de o en büyük nimetlerin mevcut olduğu cennet senin için hazır.
Elâ fe amelû ve entüm minallâhi alâ hazel. “Öyleyse siz cehenneme girilecek fenâlıklardan sakınarak amellerinizi -İslam’a göre ve doğru olarak- ona göre yapın!”
Va’lemû enneküm yu’radûne alâ a’mâliküm.
“Bunu unutmayınız ki hepimiz, hepimizin yaptığımız ameller kendimize arz olunacaktır. Amelleriniz arz olunacaktır size, bunu unutmayınız.”
Burada yaptık, kimse de görmedi. Bitti gitti. Ölünce bitti. Yok öyle.
İnnâ künnâ nestensihu ma küntüm ta’melûn. “Bütün yaptığımız hareketler istinsah olunuyor, kopya ediliyor ki yarın bize arz olunacak.” yu’radûne alâ a’mâliküm.
Fe men ya’me’l-miskâle zerratin hayran yerahu.
En ufak bir şeydir zerre. En ufak bir şey. O en ufak bir hayrınız da olsa şerriniz de olsa hayrınız en ufak olsa da onu göreceksin. Hiçbir hayrın kaybolmaz. En ufak bir hayrın dahi sana arz olunacak. Bu hayrı sen yaptın o hayrındır diyecekler. Belki sen onu unutmuş olabilirsin, hatırına bile gelmez. Fakat o sana arz olunacak.
Cenâb-ı Hak cümlemize tevfik buyursun, ihsan buyursun, in’am buyursun.
Sübhâne rabbike rabbi’l-izzeti ammâ yesifûn ve selamün ale’l-mürselîn velhamdülillahi rabbi’l-âlemîn el-Fâtiha.
Yemekte Dikkat
Edilecekler
Allah Sevgisi,
İyilik Yapanlarla Birlikte
