Elhamdülillah, sümme elhamdülillah, elhamdülillahî hedâna lihâza vema künnâ linehtediye levlâ en hedânallah. Vema tevfîki illa billah aleyhi tevekkeltu ve ileyh.
Neşhedü en lâ ilâhe illâlahu vahdehu lâ şerîkeleh. Veneşhedü enne Muhammeden abduhu ve habibuhu veresuluhu. Allahümme salli vesellime ve barik alâ hazen nebiyyu kariybu ve Resulu Seyyidul senedil azim fi kalbirrahim seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ecmaîn.
Namaz, Kur'an okuma, zikrullah yapma, oruç tutma vs. buna benzer ameller ki, burada harcanan nefesler makbul-i ilahidir. Bunun gayride, yani Allah'ı unutaraktan geçen nefeslerden herkes mes'uldür. Herkes mes'uldür.
Bu nefesler ki Allah-u Teâlâ bize vermiştir; onların yerini tutacak hiçbir şey yoktur. En kıymetli bir cevherdir ki, onu Cenab-ı Hak bize bahşetmiştir. Bu cevherleri yok yere harcamanın cezasını, elbette o adam görecektir. Evet insan bugün aldanabilir hayatına, zevkine safasına, ama hiç düşünmez mi ki, "Bunu bana ihsan eden Allah-u Teâlâ bunu bana niçin vermiş acaba? Bu günahlara dalıp, felâketlere sürüklenip, isyan yollarında harcasın diye mi verdi ki? Yoksa Hakk'ın rızasını kazanabilmek için mi verdi?" Bunu düşünebilmek büyük nimet!
Bununla beraber, bizim namazda bulunduğumuz anlar, zikrullahta bulunduğumuz anlar ki, hayırlı nefeslerdir. Fakat şunu da unutmamalıdır ki; hasta bir insan, veremin üçüncü devresini geçmiş; ne kadar bal, kaymak, yağ yedirirseniz yedirin hastalık onu sarmıştır. Her gün zayıflamakta ve nihayet gözlerini yumup gitmekte mecburen... Biz de her ne kadar ibadetlerle meşgul olduğumuz anlar Hakk'ın rızası için oluyorsa da; bizim, hastalıklarımız var ki, o hastalıkların adına biz de günahlar diyoruz. İnsanlar kendilerini günahlardan kurtaramadığı müddetçe, o günahlar insanları kemirir. Hastalıklar nasıl kemirip öldürüyorsa... Allah muhafaza etsin. Meselâ kanser! Alıp götürüyor.
Onun için hastalığa tutulmamak lâzım. Hastalığa tutulduktan sonra kurtulmak zor şey... Günahlara tutulduktan sonra o günahlardan kaçmak, kurtulmak, sıyrılmak çok büyük bahtiyarlık... Herkese nasip olmaz.
Bunlar hastalıklar gibi birkaç tane değil. 125 tane büyük günah var. Küçük günahlarla beraber 400'ü geçer. Bazılarına göre 700'e kadar varır. Bunlar insanların insanlığını kemiren günahlardır, hastalıklardır, mikroplardır. Bazısı veba gibi, kolera gibi birden alır götürür. Bazısı da uzun müddet adamı ızdıraplar içerisinde bırakır.
Ondan sana bir tanesinden daha bahsedeceğim. Çünkü bu hastalıkların sebebi, nefs-i emmare dediğimiz nefistir; benliklerimizdir. Herkes kendisini beğenir. Benden başkası daha yok der. Her cihetten; bilgi cihetinden, başka cihetlerden kendini beğenme... Bu bir hastalık... Fakat benim bugün bahsedeceğim hastalık bu değil. İkinci bir hastalık ki bizde, küfürden sonra geliyor.
En büyük hastalık, küfür hastalığı!.. O küfürden kendini kurtarabilen bahtiyarlara teşekkür etmek lazım. Kolaycacık insan küfürden kendini kurtaramaz. Kolay bir şey değil. Kendini müslüman zanneder, fakat küfrün birçok çarklarına kaptırmıştır kendisini. Gider gürültüye Allah esirgeye.
Can dediğimiz şey ve şu ceset. Bu canla yaşıyoruz. Bu can olmayınca, bu cesedi toprağın altına sokuyoruz, kıymeti yok. Bu cesedi işleten can.
O can hasta olduğu vakitte ki, günahları işlediği an hep hastadır. Tedavisi, doktorların tedavisine benzemez. Alırsın hapı, iyi olursun başka. Fakat bu, içerdeki o nefis var ya, o nefsi öldürmedikçe bunun hakkından gelinmez. Bu nefsi öldürmek, onun için farz-ı ayındır demişler. Nefislerle mücâhede; günahlara gitmemek için nefsin istediğini vermemek.
Bundan dolayı, Seriyy-i Sakatî Hazretleri:
" Otuz veya kırk seneden beri benim canım yağlı bir yemek istiyor da ben onu nefsime yedirmedim." diyor.
Para bol, her şey de bol. Yiyince tabii, insan kuvvetlenir. O şehveti nereye harcayacak? Başlayacak günah yollarını aramaya.
Allah cümlemizi affetsin...
Binâenaleyh, nefsimizi nefsi emmârenin ve levvâmenin elinden kurtarmanın çaresini aramak, her mü'min ü muvahhide farz-ı ayın! Namaz nasıl farzsa. Bu da küçüklük devresinde başlar. Küçük, bir kere büyüdü de kemâle gelmeye başladı mıydı onun önüne geçmek, azıtmış bir atı, azıtmış bir hayvanı zapt etmeye benzer. Onu zapt edemezsin. Binâenaleyh daha ilk yaşlarda iken, hepimizi koruyacak ana-babalar ve etrafımızdaki büyüklerin himmetleriyle olur. Bundan mahrum olunca insan Allah esirgesin, günahlar içerisinde dünyadan gözünü yumup gider.
Halbuki insan cennet mahlûkudur. Allah bizi yaratmış, en şerefli mahlûk olaraktan. Bir de bizim için, en güzel bir cenneti yaratmış. Dünyada da bahtiyar, ahirette de bahtiyar olsunlar diyerekten. Yakışır mı o insana ki dünyası berbat, ahireti de berbat olsun da cehenneme gitsin?
Nefs-i emmare insanı cehenneme götürür. Onun için nefs-i emmârenin huylarından birisi olan küfür; ikincisi olan gaflet, şirkle beraber; üçüncüsü cehalet; dördüncüsü de günahlar idi. O günahlar ki insanı cehenneme sürükleyen 125 tane büyük günah!
Okuyoruz, biliyoruz; bak söylüyoruz da ama ona hakim değiliz. Ona hakim olmak büyük bir devlettir. Ona hakim olmak için, mutlaka nefsini riyazetlere sokmak lâzım! O riyazetlere nefsini alıştırmayan adamlar, "Öğlen yemeği gelmedi yâhu!" diye kıyameti koparırlar. Canım yemeyiver bakalım!
Binâenaleyh, küçüklük devrinden itibaren insanlar nefisleriyle mücadeleye alışaraktan; namaz vaktini nasıl biliyorsa mücadelesini de öyle bilecek... Bu Cüneydler gibi, Bestamîler gibi, Abdülkâdirler gibi kimler varsa, bunlar eriştikleri makamlara hep mücahedelerle erişmişlerdir. Mücahedesiz, nefislerle mücahedesiz ancak peygamberlere mahsus... Onları Allah öyle yaratmış. Onların himayesi Allah'ın elinde, korur onları. İsmet sıfatıyla...
Cümlemizi Allah affetsin.Tevfîkât-ı samedâniyyesine mazhar etsin.
Allâhümme innâ nes'elüke tamâmen ni'meh. Ve devâmel-âfiyeh.Ve hüsnel-hâtimeh.