Nefs-i Emmare, Kainata Bakış, Çocuk Yetiştirme, Kaside-i Bürde

Nefs-i Emmare, Kainata Bakış, Çocuk Yetiştirme, Kaside-i Bürde
Elhamdülillah, sümme elhamdülillah, elhamdülillahî hedâna lihâza vema künnâ linehtediye levlâ en hedânallah. Vema tevfîki illa billah aleyhi tevekkeltu ve ileyh.
Neşhedü en lâ ilâhe illâlahu vahdehu lâ şerîkeleh. Veneşhedü enne Muhammeden abduhu ve habibuhu veresuluhu. Allahümme salli vesellime ve barik alâ hazen nebiyyu kariybu ve Resulu Seyyidul senedil azim fi kalbirrahim seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ecmaîn.
İnsanın kâmil insan olabilmesi için, olgun bir müslüman olabilmesi için nefisleri yediye bölmüşler. İlk nefse, emmâre demişler. Bu emmârelikle beraber müslümanlık da olur. Fakat o insanlık gayet zayıf bir insanlık, müslümanlık gayet zayıf bir müslümanlık olur.
Onun için, her müslümanın elinden geldiği kadar, kendisini emmâre denilen bu nefsin elinden kurtarmağa çalışması farz-ı ayındır. Namaz nasıl farz-ı ayınsa, o da öyle farz-ı ayndır.
Çünkü, bunun başı küfürdür. Küfrün çok çeşitli nev'ileri vardır.
Şöyle tarif ederler
Ta'zimi vacib olan bir şeyi tahkir etmek, tahkiri vacib olan bir şeyi ta'zim etmek küfrü mûcibdir. Teferruatına girmek doğru olmuyor bizim için.
İkincisi şirktir. Şirk büyük günahların başında gelir. Af olunmayan günahlardandır. Bunun tevbesi mutlaka lâzımdır. Şirk; Allah-u Teâlâ'ya iki demek, üç demek, oğlu var, kızı vardır demek. Bizim Kulhuvallâhu ehad'ımız var. Allah birdir, başka bir şey bilmeyiz. Doğmamıştır, doğurmamıştır. Hiçbir şeye de benzetilemez. Kâfirlerin bugün putlar yapıp da karşılarına geçtikleri; kendisine bir Allah temsil ediyor "Bu benim Allahım, mâbudum!" diyor, onun karşısında tapınıyor. İslâm bunu kabul etmez. Allah hiçbir şeye benzetilemez ve benzemez. Kim ki Allah'ı bir şeye benzetirse, o küfre düşer.
Binâenaleyh kısa tabiriyle İmâm-ı Gazâlî'nin İhyâ-yı Ulûm'unun 3. cildinin 141. sayfasında şöyle bir hikâyeye rast geldim. Diyor ki: Bir adam köpeğine güvenerekten, "Bu köpek olmasaydı, bizi hırsızlar soyardı. Köpek bizi korudu, hırsızlara soydurmadı." derse, bu gafilin en büyük gafletidir.
Niçin? Hâfız-ı hakîkî Allah'tır. Eğer köpekte akıl olsa, seni koruyacak bir akıl olsa; taşı attığında, köpek taşın arkasından koşar. Taşta ne kabahat var, taşı atana koşsana! Akıllı olsa, taşı atana koşar değil mi? Halbuki taşı atana koşmuyor da taşın gittiği yerde taşa koşuyor. Taşta kabahat yok, taşı atanda kabahat. Binâenaleyh bu kadar akılsız bir mahlûka güvenerek “bizi korudu” demek gafletin en büyüğü.
İnsanın insanlığına mânî olan şeylerden birisi de gaflettir ki, bu gaflet ehemmiyetsiz bir gaflettir. Herkeste olabilen bir gaflettir bu. Gaflettir ama; uyanıksızlık, dikkatsizlik, gafletin icabı. Uyanık olmamak.
Allah-u Teâlâ bize bir nefes vermiştir. Her gün alır veririz. Alamadığımız taktirde canımız gider. Veremediğimiz taktirde canımız gider. Canın kalışı, bu alışverişe bağlı. Nefesini verdiğin ve aldığın vakitte. Binâenaleyh, bu nefes çok kıymetli bir şeydir. Bu nefesin içerisinde evsaf-ı ilâhiyye gaybları doldurur.
Tüm vücudun, tüm zerresinin çalıştığı bir şey varsa gönüldür. Gönül denilince, vücudun çalışmasına yarayan et parçasını zannetmeyelim. O et parçasının vazifesi, gönlün çalışmasına yardım edici bir tulumba. Asıl kalp bir gönüldür ki, o gönle Cenâb-ı Hak ma'rifet-i ilâhiyenin madenlerini koymuştur. Orası menba-ı irfan -irfan menbalarının- kaynağıdır. Bu kalbin muhafazasından gâfil olmak, en büyük gaflettir.
Onun için, Nakşibend Muhammed Bahâeddin Hazretleri yaptığı nasihatın birisinde, bu nefesin alış verişinde çok uyanık bulunmalarını tavsiye etmiş. Bu nefesi alıp verme, Allah-u Teâlâ'nın sana büyük bir kuvvet ü kudreti sayesindedir. Bunun sebebi de, “Allah seni buraya ot yesin diye yollamamış, beni bilsin” diye yollamıştır.
Bunu bilmek için, insanın irfan mertebelerine erişebilmesi, Rasûlüllah'ı sevmekle olur. Rasûlüllah'ı hepimiz severiz ama, Rasûlüllah yolunda gidebilmek hünerdir ki; bu kötü ahlâklar çıkmadıkça insanın Rasûlüllah'ı sevmesi muhaldir, muhal!.. Lisan ile sever. Asıl sevme, insanı emmârelikte bırakan on iki nefsin, on iki canavarın elinden yakayı kurtarmakla olur. O canavarların elinden yakayı kurtarmaktan birisi de bu gafleti atmak.
İbadetlerin en efdali, Allah-u Teâlâ'nın sana vermiş olduğu bu nefesleri boşa harcamamaktır. Zikrullahtan hâli bir nefes alıp vermemek yâni. Bütün yaptığımız işlerde, Allah-u Teâlâ'nın zikrini yapabilmek mümkün değil. Fakat senin nefeslerin Allah ile olduğun müddetçedir. Sen bil ki Allah daima seninledir. Seni görmekte ve bilmekte, ilmiyle seni muhîttir. Binâenaleyh sen de ona göre terbiyeli, huzurlu, anlayışlı dur. Günahlardan son derece ictinab et ve sakın ki, Allah-u Teâlâ'nın sevdiği bir kulu olabilesin. Bu gaflet uzun bir mesele.
Bunun dördüncüsü cehalettir. Cehalet nedir bilir misiniz? Hayır. Biz okumayan, yazmayan adama cahil deriz. Bu pek büyük bir hatadır. Bizim Peygamberimiz okumamıştır. Eğer okumamış yazmamış olanlar cahil ise, yandık gitti. Onların gönülleri kâfidir.
Bu göz kâinat mektebinde okumuş. Kâinat mektebinde okumayan gözde hayır yoktur. Gözünü aç kainata bak! Bunun sahibini anlamıyorsan, bulamıyorsan bu gözü değiştir. Hayvanın gözüyle insan gözünün arasında büyük bir fark olacak. Nedir? Bu gözle baktığı zaman kainatın sahibini arayacak. Sahibi başka yerde değil ki. "Seninleyim!" diyor ve "Sana senden daha yakınım!" diyor.
Onun için asıl cahil, Allah'ı tanımamaktır. Okuma bilmeyene cahil dersek, ashab-ı kiramın kaç tanesi okumuştur? Bilemeyiz, ama çoğu okumamıştır. Onlar mektepte okumadıkları halde bu gözlerle aldıkları irfan, Rasûlüllah'ın huzurunda bulundukları zaman içerisindeki eriştikleri yüksek makama kimsenin erişmeye gücü yetmiyor.
Allah bizi uyandırsın da bu gözlerle kâinatı anlayıp, sahibine inanıp teslim olan bahtiyar kullar arasına cümlemizi kabul etsin.
Rıdallâh, fî rıdal-vâlideyn.
Bu büyük bir ders. “Allah-u Teâlâ'nın rızası, valideynin -ana babanın- rızasına bağlıdır.” Ana baba oğlundan hoşnut olmadıkça, Allah-u Teâlâ'nın o kulundan hoşnut olabilmesi mümkün değil. Onun için buna çok dikkatlerinizi rica ederim.
İkincisi: Evlâdı dünyaya getirdik, evlâdımız var, elhamdülillâh; büyük bir nimettir. Bu nimete şükren her babanın yapacağı ilk vazife, çocuğuna bir akîka kurbanı kesmesidir. Niçin? Ne büyük devlet ki, sana Cenâb-ı Hak ileride ismini anacak bir evlat nasip etmiştir. Sağlam, aklı yerinde, vücudu yerinde... Ya gözü kör olsaydı, kulağı duymasaydı, eli tutmasaydı ne yapardık? Ama, Cenâb-ı Hak çok güzel bir evlat ihsan etmiştir. O evlâda mükâfâten vaktimiz varsa, erkek evlada iki tane kurban keserek, ziyafetler yaparız. Sevincimizden! Allah bana bunu lütfetti diyerekten.
Fakat, bu lütfettiği evladı, bu dünya âlemine getiririz de, dünya âleminin içerisinde, ma'lûmdur ki ne kadar zorluklar, felâketler olduğu gözümüzün önünde. Şimdi burda iki tane yol var; birisi cennete gider, birisi de cehenneme gider. Çocuk geldi, bu iki yolun ağzına. Sen bu çocuğu hangi yola sevk edeceksin? Sen kendin cennetlik dahi olsan, evlâdının da cennete gitmesini istemezsen, öyle babalık olmaz! Evladının da cennete gitmesini istersin.
Ama bugün gayemiz; dünyasını bilsin, refaha kavuşsun. Bu zayıf bir nokta. Rezzak, Allah'tır bir kere. Binâenaleyh, evlâdımıza dünyayı öğrettiğimiz kadar, âhireti de öğretmemiz, Allah'ı tanıtmamız lâzım! Ahiret mes'uliyetini ona duyurmamız lâzım!
Bu varlığa bizi gönderen Allah, bize göz vermiş. Bu gözümüzle bakarız ki, bu kâinat kimindir? İnsan bir eser görür de sormaz mı, "Bu eser kimin eseridir?" diyerekten? Elbette soracak.
Kimin eseri?
Filânın eseri.
E, bu koskoca eser kimin eseri?
Sahipsiz bu, tabiatın eseri.
Tabiatın eseri dersek bütün eserlerin de tabiatın olması lâzım. Gökte uçan tayyarelere, o gökte duran Rus ve Amerikan füzelerine de tabiatın eseridir dersek, ne dersiniz bana?
Hepinizin diyeceği: “Hoca Efendi, ne yapıyorsun sen, şaşırdın mı? O filânların eserleri, bak ilimleri sayesinde bugün gökte duruyorlar."
İnsan eseri duruyor da, ona sahip buluyorsun da, bu koskoca kâinata bir sahip bulamıyorsun, olur mu hiç? İnsan bir kere kendini düşünse kâfi. Binâenaleyh.
Binâenaleyh iki cihan serverinin bir sözünü duyurmak isteyeceğim. Kasîde-i Bür'e var ya, o Muhammed Busırî Hazretleri'nindir. Bu kasidesinde şöyle der:
Zalemtü sünnete men ehyaz-zalâme ilâ,
Enişteket kademâhüd-durra min verami.
Bu Cenâb-ı Peygamber sallallahu aleyhi vessellem, dünya nimetlerine iltifat etmediği gibi, âhiret nimetlerinin büyüklüğünü bize duyurmak için, geceleri sabahlara kadar ayakta durur Allah-u Teâlâ'ya tazarru ve niyaz ederdi. O sebepten mübarek ayakları şişerdi. Kaside-i Bür'e sahibi diyor ki:
"Zalemtü nefsi. Ben kendime zulmettim."
"Neden zulmettin yahu?"
" O Peygamber-i ahir zamanın sünnetine uyamadım da ondan zulmettim." diyor.
Asıl insanın zulmü kendi nefsine.
Kendine zulmediyor. Gece sabahlara kadar uyuyor. Gece sabahlara kadar muhabbetlerle vaktini geçiriyor, ibadet-taatten mahrum. Bu gece ibadetinin lezzetini bilemiyor. Halbuki, gece ibadetine yüz bin sevap var. Hani Mekke'de bire yüzbin sevap var; bizim de gece ibadetimize yüz bin sevap var. Ama heyhat! Hangimiz kalkacak da, gece namazlarını kılacağız? Çünkü, konuşmaktan geceleri yorgun hale geldiğimiz için, kalkmaya tâkatimiz de kalmıyor.
Onun için aziz kardeş, eğer sen cennete girmek istiyorsan, çocuklarının da cennete girmesini istiyorsan, Allah ve Rasûlü'nün yolundan ayrılma! Çocuklarını da o yoldan ayırma! Çocuklarına Allah'ı tanıt!
Allah'ı tanıtmak için, tanımak lâzım ki tanıtsın. Allah'ı tanımayan insan çocuklarına nasıl tanıtsın?
"Ayetel-Kürsi'yi oku kardeşim!" dedim.
"Bilmiyorum." dedi.
"Namaz kılıyor musun?" dedim.
"Kılıyorum." dedi.
Namaz kılan bir müslüman bile bu Ayetel-Kürsi'yi bilmezse, o müslümanın hali ne olur acaba? Çocuğuna ne kadar baba olabilir? Gayesi, çocuğuna dünyayı öğretsin. Bir evlat dünyaya getirsin de, sonu ne olursa olsun. Bu mudur gayemiz?
Onun için:
Fedhulî fî ibâdî. Ve’dhulî cennetî.
Evvelâ iyi kulların arasına girmek, salih kulların arasına girmek; onlardan ders alabilmek, onların yolunu kendisine yol edinebilmek lâzım! Bu yola girmeyen insanın, cennete girmesi de şâyân-ı hayrettir yâni.
Onun için Allah cümlemizin kusurunu affetsin. Allahı tanıyan, çocuklarına da Allah’ı öğreten, bildiren, onun için Esmâ-i Hüsnâ'yı bellemek lâzım! Kur'an'ı bellemek lâzım! Kur'an'ı bilmeyen insan, Allah’ı çocuğuna nasıl bildirsin? Çünkü bize Allah'ı, Kur'an tanıtıyor. Allah diyor ki:
" Ben basîrim. “Görüyorum, görmediğim biç bir şey yok!”
Semîun “İşitiyorum, işitmediğim hiçbir şey yok! " Alîmün “Her şeyi biliyorum.”
Hattâ “Alîmün bizâti’s-sudûr” İçinizden geçenleri de biliyorum diyor.
Allah, böyle Allah. Onun için sen nerde olursan ol;
İkra' kitâbek "Oku kitabını!" dedikleri vakitte, kitabına yazılan her şeyi Allah görmekte ve bilmekte. Onun için, kitabına kötü şeyleri yazdırma aziz kardeş! Kitabına iyi şeyleri yazdırarak, hasenatı kazanmağa çalış! Cennete götüren yol hasenatlardır, cehenneme götüren yol da seyyiatlardır. Seyyiatlardan Allah bizi uzak eylesin. Hasenatları da bize nasip etsin.
Esselâmü aleyküm ve rahmetullâh!
Ömür Geri
Gelmez, Şirk, Gayri
Kibir, Haya,
Ahde Vefa, Emanet,
