Haram, Taksime Rıza, Casusluk, Haset, Şirk, Cehalet, Kibir

Haram, Taksime Rıza, Casusluk, Haset, Şirk, Cehalet, Kibir
Elhamdülillâhi rabbi’l-âlemin ve’l-âkibetü li’l-muttakîn es-salâtu ve’s-selâmu alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ecmaîn.
İ’lemû eyyühe’l-ihvân fe-inne efdale’l-kitâbi kitâbullâh fe-enne efdale’l-hedyi hedyu Muhammedin sallallahu aleyhi ve sellem ve şerre’l-umûri muhdesâtuhâ ve külle muhdesin bid’ah ve külle bid’atin dalâleh ve külle dalâletin fi’n-nâr fe bi’s-senedili muttasili ile’n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:
Muhterem kardeşler!
Söz söylemesi kolaydır. Dinlemesi de kolaydır. Yazması da kolaydır. Anlatması da kolaydır. Fakat söylenen sözü tatbik, asıl hüner orda. Söyleneni, yahut öğrendiğini, bildiğini tatbik edebilmektir. Bunları tatbik edemedikten sonra, çok bilmenin, çok söylemenin ne kıymeti olur?
Bugün hoca efendinin hutbesi hoşuma gitti. Güzel ama, hangimizin kulağına girdiğini bilmem. Bugün müslüman olduğumuzu iddia ederiz de, müslümanın kitabını okuyan kaç kişi bulursunuz?
Ebû Hüreyre'nin nakli beni düşündürdü:
(İttekıl-meharim tekün a'beden-nâs) "Haramlardan kaçındığın müddet ve takdirde sen nâsın en âbidi olursun!" Öyle geceleri sabahlara kadar uyumamazlık, gündüzleri bütün gün oruç tutup riyazetler çekmek değil. Allah'ın haramlarından kaçın, oldun en abid insan.
Verda bima kasemallâhu lek, tekün ağnen-nâs "Allah'ın taksimine razı ol, en zengin sen olursun!" Daha ne istiyorsun?
Bugün buna karşılık sallallahu aleyhi vessellem'in, yine Ebû Hüreyre'den naklen:
İyyaküm vez-zan "Ey mü'minler, siz zandan sakının!" Zan! Hani sû-i zan derler bir zan var ya; şu şöyledir, bu böyledir diyerekten bir zannımız vardır. Lehte ve aleyhte çeşitli şeyler söyleriz. Ama muhakkak bildiğimiz değil de, sezdiğimize göre. Fe innez-zanne ekzebül-hadîs "Halbuki, zan ile söylenen sözlerin çoğu yalandır."
Öyleyse, Ve lâ tehassesû "İnsanların içini, iç yüzünü araştırmaya çalışmayın!" Hangi bakımdan olursa olsun. Ve lâ tecessesû "Casusluk da yapmayın!" Casusluk devlete ait, onun vazifesi. Memlekete gireni çıkanı o kontrol edecek, nasıl adamdır diyerekten. Fakat sana bana vazife değil. Bize casusluk yani insanlara tecessüs etmek, tecessüs bu adam nasıl adamdır diye tecessüs etmek bizim için doğru değildir.
Öyleyse Ve lâ tenâfesû "Nefsaniyet de yapmayın!” Benlikcilik taslamayın! Her şeyi ben bilirim diyerekten, her şeyin üstüne çıkmayın! Ve lâ tehâsedû “Ama hased de hiç yapmayın! Hasedi hele hiç yapmayın; onun var da benim niçin olmasın demeyin!" Bak ne dedi sallallahu aleyhi vessellem : Varda bimâ kasemallâhu lek, tekün ağnen-nâs "Allah'ın taksimine razı ol! 'N'apalım Allah bu kadar verdi. Çalıştım çalıştım ama, taksim bu kadar...' de; insanların en zengini olursun."
Geçen gün Ebu Zer'in rivayetinde, : "Aşağısına bak, yukarısına bakma!" dedi. Aşağısına bakarsan, "Eh yâ Rabbî, çok şükür elhamdülillâh!" dersin. Yukarısına bakarsan bocalarsın.
Binâen aleyh, Ve lâ tebâgadu "Sakın birbirinize buğz etmeyin ama! Küsmeyin, darılmayın!”
Ve lâ tedâberû “Birbirlerinize arka da çevirmeyin!"
Allah yardımcımız olsun. Bu millet-i İslâmiyeye bak! Birleşebiliyor mu hiç? Peygamber ne diyor, bak bizim halimize! O diyor ben filâncayım, bu diyor ben filancayım. Şu diyor, bu diyor... Bölük bölük olmuş, kimsenin kimseye itimadı olmadığı bir hal.
Ve kûnû ibâdallah, ihvânen Ne güzel! El-mü'minûne ihveh Müminler kardeş! Nasıl kardeş? Haseben kardeş değilse de, mânen kardeştirler. Mânen kardeşlik, haseb-neseb itibariyle olan kardeşlikten daha a'lâ ve daha üstündür. Onun için, "Siz bu mânevî kardeşliği temin edin, öyle kardeşcesine yaşayın!" Birbirinizin aleyhinde bulunmayın! Birbirlerinize karşı kötülük düşünmeyin, fenalık yapmayın, buğz etmeyin, hasetlik etmeyin, küsmeyin, darılmayın! Hep birbirinizin iyiliğini isteyin!
Elmüslimü ehul-müslim "Müslüman müslümanın kardeşidir." Bitti! Bunu hâlâ öğrenmiş değiliz. 1400 sene oluyor, müslümanın kardeş olduğunu öğrenebilmiş değiliz. Çünkü müslümanlıktan nasibimiz o kadarcık. Müslümanlıktan nasibimiz tam olsa, birbirimize tam sarılırız, kardeşimizi bağrımıza basarız. Nasıl kardeşler kucaklaşır sarılırlar; müslümanlığımız tam olsa, kardeşliğimiz de öyle olur.
Lâ yazlimuhû "Müslüman müslüman kardeşine kat'iyyen zulmetmez." Zulm olunmasına da razı olmaz. O burada inlerken, öbür tarafta rahat rahat ekmek yiyemez.
Ve lâ yahzülühû "Onu terk edemez." Zalimlerin zulmüne de terk edemez. Kendisi onun yardımına koşar. Hatta onun günaha dalmasına da razı olmaz. Günaha gidiyorsa, onu günahtan da kurtarmaya çalışır.
Ve lâ yahkiruhû) “Hiç bir surette de tahkir edemez” "Zenginim, bilginim, yüksek adamım. Niçin tahkir etmeyecekmişim? İstediğim gibi her şeyi de söylerim!" demek. Müslümanlıktan nasibin yoksa söylersin o zaman. Müslümanlıktan nasibin varsa, "Bu benden küçük, ben bunu ezeyim, hakaret edeyim, şöyle acı söyleyeyim." diyemezsin. Olmaz öyle bir şey!
Müslüman şuurlu insan. O da benim kardeşim diyerekten Allah'ın kuluna öyle sarılır, “onu da Allah yarattı” der. Biz müslümanız. Eh nasibimiz neyse. İslâmiyetten biraz nasibi varsa, tahkir etmez.
Ettakvâ hâhünâ "Allah korkusu buradadır!" bunu iki defa tekrar edip, mübarek elleriyle göğüslerini gösterdiler. Lafta değil, çenede değil, işte değil; gönüldedir Allah korkusu. Allah korkusu gönle girmedikten sonra, sözlerin hepsi boştur.
Onun için bak şimdi ne diyor: "Şerden o adama yeter ki, müslim kardeşini tahkir etsin! Müslüman bir kardeşini tahkir etmek, hakir görmek şer olarak ona kifayet eder, ona yeter.
(Külli müslimün alel-müslim, haramün demuhû ırzuhû ve mâlühû ve demühû) "Her müslümanın müslümanlar üzarena kanı da, malı da, canı da haramdır."
Şimdi bunlar hepsi laf işi. Bunların hepsini bilmiyor değiliz, hepimiz biliyoruz bunu. Her gün dinliyoruz. Her gün işitiyoruz. Fakat bunlar olduğu gibi olduğu yerde kalıyor. Allah yeri yedi kat yaratmış. Gökler yedi, yerler yedi, bizim nefislerimiz de yedi mertebe üzerinedir.
Bu yedi mertebeden ilk mertebede olanların kulaklarına bunların hiçbirisi girmez. İstersen boruyla akıt, yine olmaz. Mutlaka birinci nefis denen emmâre nefistir ki; insanı cehenneme sürükleyen şeytanların nefisleridir. Münafıkların nefisleri, fasıkların nefisleridir nefs-i emmâre. Bu emmare nefsin içinde olanlar; yürüdükçe, çabaladıkça bataklığa batan insanlardır. Çabaladıkça batar, kurtulmanın imkânı yoktur. Kânun-u ilâhidir. Çocuk nasıl tedrici bir surette yetişiyorsa, insanlar da tedrici bir surette yetişmek mecburiyetindedir.
Bu ilk kademedeki insanların nefsine, nefs-i emmâre diyorlar. On iki tane huyu var.
Birincisi, şirk: Allah'a şerik koşmak.
İkincisi, Allah'a küfretmek, küfürbazlık, kâfirlik daha açıkcası.
Üçüncüsü, cehâlet. Cehalete mânâ vermişler demişler ki: "Cahillik; okuma-yazma bilmeyen adamın adı değil. Allah'ını tanımayan adamın adıdır. Cahillik, Allah'ın kitabına ve Resûlünün yoluna uymayan adamın adıdır " demişler; ne güzel bir söz.
Dördüncüsü, gaflet.
Beşincisi Büyük günahlar. 125 tane diyorlar, ufaklarıyla beraber 500'ü buluyor. Bu günahları bilmek, okumak gerekir. Bu günahlar nerelerdir? Hiç olmazsa kısa kısa da olsa bilmek lazım .
Altıncısı, kibir. Kibir yok mu, hani insanın büyüklenmesi. …."Kibirden en ufak bir parça kendisinde olan insan, cennete doğrudan giremeyecek!" Cezasını çekecek öyle. Onun için kibir büyük fenalık.
Yedincisi, haset. İşte bu okuduğum hadiste Cenâb-ı Peygamber: İnnel-hasede te'külül-hasenât, kemâ te'külün-nârul-hatab "Haset, o kadar fena bir şey ki kazandığımız sevapları ateşin odunu yediği gibi yer, bitirir." Haberin bile olmaz.
Bu güzel ahlâkların insanda toplanabilmesi için bu kötü ahlaklardan sıyrılmak mecburiyetindeyiz. Bu kötü ahlaklardan sıyrılmak için karnımız ağrıyınca doktora gidiyoruz:
"Doktor bey, karnım ağrıyor, başım ağrıyor..."
"Eh senin hastanede yatman lâzım!"
"Yoo, benim işim çok, yatamam ki!"
"Eh yatamazsan ben sana bir reçete vereyim de, ona göre hareket et! Şunları ye, şunları yeme, şöyle yap, böyle yap!"
"Ooo işim var, onlarla ben meşgul olamam ki..."
"Eh öyleyse mukadderatına bırak kendini. Ne olursan ol!.."
Şimdi bizim halimiz böyle. Bu kötü huyları biz kolaycacık bırakamayız. Bir kere insanın alıştığı bir yetişme tarzı var ya, çocuklarımızda görüyoruz. Bu çocuklar yetiştiği tarzdan ikinci bir şekle dönmeleri hep terbiyeleri nisabındadır. Büyüklerin terbiyeleri altında ilaçlarla mı, usullerle mi nasıl yapılırsa...
Hayvanlarda nasıl yapılıyorsa; kuşu terbiye ediyor, köpeği terbiye ediyor, ayıyı terbiye ediyor, aslanı terbiye ediyor. Geliyor gösteriyorlar onları bize nasıl terbiye ettiklerini. Binâenaleyh insan ekmelül-mahlûkat, eşrefül-mahlûkat. Bu güzel Peygamberin ümmeti, güzel Allah'ın kulu.
Demiş ki "Şu Allah'ın resmini çizin de, gösterin ben göreyim!" demiş. Hâşâ!.. Çocuklar ufacık sâbî yavru... Biz onları mektebe veriyoruz, okusunlar da insanlık öğrensinler diye. O da diyor ki, "Allah'ın resmini çizin de, gösterin bana!" Canım, çocuk Allah'ın resmini ne bilsin. Öyle şey mi olur? Bir vakitler de şeker dağıtıyorlardı.
Zaman zaman çeşitli şeylerle çocukların fikrini bozarlarsa o çocuk Allah'ını bilmezse, Allah'a itaat etmezse, Peygamber'i bilmezse, ne olur hali? Her şey olur. Ondan sonra uğraş da uğraş.
Onun için, bunlardan kurtulmak için nefsi emmâreden kurtulmak lazım! Nasıl kurtulacağız? Nasıl kurtulacaksan kurtulacaksın! Hiç olmazsa levvâmeye geçersen; levvâme, asî müslümanların nefsidir.
Burada kalmak da lâyık değildir hiç bir müslümana. Ya? Hiç olmazsa mülhime devresi olan üçüncü nefsin devresine atlayacak. Orası alimlerin devresi. Onu da hoş görmemişler, orada da olmaz demişler. Alim biliyor ama, ameli yok. Bu sefer de ilmin var ama amelin olmazsa, o da olmadı. Dörde atla mutmainneye geç. Orda rahat edersin. Huzur bulursun.
Onu da makbul görmemişler. Onu da atla demişler. Nereye? Nefsi Razıyye'ye, merzıyye'ye geç de insan olarak, melek olarak yaşa. Melek olarak git.
Allah hepimizi affetsin Bu meleklerin sıfatlarından bize de ihsan buyursun.
Peygamber diyor ki: Ümmetimden ben üç şeyden çok korkarım; başka şeyden korkmam. Hepsini diyemeyecem ama birisi: İnsan nimetlere kavuşur -bugün çok büyük nimetler var sırtımızda- nimetleri Allah bize vermiş de bunların şükrünü istemez mi dersiniz. Bu Allah'a kulluk etmek, ona boyun bükmek, teslim olmak, yasaklarından korkup kaçmak müslümanın şanından değil midir?
Zengin olacaksın da ne olacak? Bütün dünya senin olsa n'olacak? Şah ne oldu? Şah dünyanın mülk sahibiydi. Dünyanın parasını alıyordu her gün. Bak bugün oturacak yer bulamıyor, yeryüzünde. Şaha da kalmadı bu dünya! Kimseye kalmamış. Bizim de götüreceğimiz bir kefen. O da olsa da olur, olmasa da. Şehidler kefene mi sarıldı?
Allah hepimizi affetsin. Tevfikat-ı sübhâniyyesine eriştirsin. Sevdiği ve razı olduğu kullarıyla ahirete göçmeyi nasib eylesin.
Allâhümme innâ nes'elüke tamâmen-ni'meh. Ve devâmel-âfiyeh. Ve hüsnel-hâtimeh.
Yâ Rabbi, biz âciz kullarız. Elimizi açtık senin rahmetini umarız. Yâ Rabbi bizi affet. Bize rahmet et. Bize insan olacak kabiliyeti de ihsan eyle yâ Rabbi. İnsan olarak yaşayıp, birbirimize can u yürekten sarılıp, kardeş muamelesi yapan kullarından eyle.
Allâhümme innâ nes'elükel-afve vel-âfiyeh. Fid-dîni ved-dünyâ vel-âhireh. Teveffenâ müslimîn. Ve elhiknâ bis-sâlihîn...
Sübhâne rabbike rabbil-izzeti ammâ yesıfûn. Ve selâmün alel-mürselîn. Velhamdülillâhi rabbil-âlemîn. Tekabbel minnâ bi hürmeti’l fâtiha.
İçki, Nefsin
Oyunları
Dünyaya Geliş
Amacımız
