Rüyada Peygamber Efendimizi Görmek, Anne-Baba Kabir Ziyareti

Rüyada Peygamber Efendimizi Görmek, Anne-Baba Kabir Ziyareti
el-Hamdülillâhi rabbi’l-âlemin ve’l-âkibetü li’l-muttakîn es-salâtu ve’s-selâmu alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âlihî ve sahbihî ecmaîn. İ’lemû eyyühe’l-ihvân enne efdale’l-kitâbi kitâbullâh ve enne efdale’l-hedyi hedyu Muhammedin sallallahu teâlâ aleyhi ve sellem ve şerre’l-umûri muhdesâtuhâ ve külle muhdesin bid’ah ve külle bid’atin dalâleh ve külle dalâletin fi’n-nâr ve bi’s-senedi’l-muttasili ile’n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:
[Men raânî fi’l-menâmi fe-kad raânî fe-inne’ş-şeytâne lâ yetemesselü bî ve men raâ ebâ bekrini’s-sıddîki fi’l-menâmi fe-kad raâhü fe-inne’ş-şeytâne lâ yetemesselü bihî.]
Cenâb-ı Peygamberi [rüyada] görmek hayatında görmek gibidir. Hayatında görünce nasılsa rüyasında da aynısıdır. Beni gören beni görmüştür, başka değildir. Çünkü şeytan benim şeklime temessül edip giremez. Başkalarının şeklinde girer, filanım der gelir ama değildir. Ama Resûlullah’ın şekline giremez. Ebû Bekir es-Sıddîk hazretlerinin de öyle. Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem'in şeklinde giremediği gibi Ebû Bekir es-Sıddîk hazretlerinin de şekli şemâline giremezsin. Onu gören de hak olarak görür, onu görmüştür yani, başkası değildir.
Üçüncüsü;
Men raânî fi’l-menâmi fe-innehû lâ yedhulü’n-nâra.
Onu rüyasında görenler cehenneme de girmeyecekler.
Hayatında görenler nasıl ehl-i cennet ise, mübeşşir ashâb-ı kirâmın derecesine ulaşma imkânı olmuyor. Bugünkü evliyalar bile bir sahabenin derecesine ulaşamıyor. İşte o rüyasında görülünce de aynı nimete mazhar olacak inşallah.
[Men raânî fi’l-menâmi fe-kad raânî fe-innî ürâ fî külli sûratin.]
Yalnız ben herkese ayrı ayrı görünüm. Herkes beni ayrı ayrı görür. Biri diğerine uymaz. Bunun sebebi gören adamdaki hâlet, gören adamın hâletine işaret. O adam o halden işaret alacak, ders alacak, ibret alacak, nasihat alacak. Ona o surette görülmüştür.
Men zâre kabrî küntü lehû şefî’an ev şehîden.
Men zâre kabrî. Her kim benim kabrimi ziyaret ederse. Kabir ziyareti, Medine-i Münevvere’ye gider, Resûlullah'ın kabrini ziyaret eder.
Küntü lehû şefî’an. Ben onun şefaatçisi olurum.
Bu ziyaretinden nâşi. Bu ümmetim bak, memleketten filan yerden kalkmış beni ziyaret için buraya gelmiş. Binâenaleyh ben de ona şefaat etmeyi vaat ederim.
Ev şehîden. Yahut ona şehadet ederim ki bu Müslümandır. Ta geldi oradan beni de ziyaret etti. Şehadet ederim ona da.
Ve men mâte. Her kim vefat ederse. Fî ehadi’l-harameyni. Mekke'de veya Medine-i Münevvere'de. Be’asehullâhu fi’l-âminîne yevme’l-kıyâmeti. Kıyamet gününde Cenâb-ı Hak onları âminîn olarak ba’s edecek. Yani emin olarak, ahiretin azaplarından, felaketlerinden emin oldukları halde Cenâb-ı Hak onları ba’s edecek.
Men zâranî ba’de mevtî. Ben ahirete göçtükten sonra kim gelir de beni ziyaret ederse, ki kabrimi demektir. Fe-keennemâ zâranî fî hayâtî. O beni hayatımda iken ziyaret etmiş gibidir. Hayatımda beni ziyaret eden nasıl sevabını nail oluyorsa, bu kardeş de aynı sevaba böylece nail olur.
Ve men mâte bi-ehadi’l-harameyni. Her kim bu iki yerden birisinde vefat ederse. Bu’ise mine’l-âminîne yevme’l-kıyâmeti. Kıyamet gününde bu da âminîn olaraktan yani felaketlerden emin olduğu halde ba’s olunur. Ahiretin sıkıntılarını, meşakkatlerini, korkularını görmez.
Şimdi bu zor şey, paraya mütevakkıf, fedakarlığa mütevakkıf.
Şimdi bunun kolayı var.
Men zâra kabre vâlideyhi. Her kim anasından babasından birisinin kabrini ziyaret ederse. İkisini yahut hangi birisi varsa onun kabrini ziyaret ederse. Ev ehadihimâ. İkisinden birsini. Fî külli cumu’atin. Cuma günleri. Yani zaten ve karae ındehû yâsîn. Başında da Yâsin-i Şerîf okursa. Ğufira lehû bi-adedi külli harfin minhâ. Bu Yâsin-i Şerîf’de ne kadar harf varsa. 80 küsur ayettir. Her ayette 50 kelime olsa bu kadar eder, her harften bu kadar eder. Bunların hepsinden bir harfinden, bir harfi mağfiretine sebep olur. Her harf ayrı ayrı mağfiretlere sebep olur yani. O insanda adeta günah kalmaz.
Ne etti bu?
Anasının babasının kabrini ziyaret edip başında bir Yâsin okumanın fedâili.
Halbuki biz anamızın, babamızın hayattayken bile ziyaretlerinde tekâsül ediyoruz. Öldükten sonra onun kabrine giden pek nadirdir. Bizim çocukluğumuzda cuma namazından sonra kabristanlarda hatırladığım, birçok insanlar böyle kabristanlara dolarlar. Ellerinde mushafları, herkes kendisinin ecdadına gider başında okur idi. Şimdi tabii ancak mezarlara ölü olursa gidiliyor.
Allah hepimize intibalar nasip etsin.
Bu onun başına gidip okumak, ehemmiyetsiz bir şey değildir yani mühim bir şeydir.
Niçin?
Oradan ders alınır. Bak, bu da benim babamdı. Beni yetiştirdi, kemâle ulaşmama vesile oldu da şimdi bak buraya artık vadesi bitti yeryüzünde, geldi burada yatıyor, sessiz sedasız. Yarın ben de bunun yerine, gelmeyecek miyim? Benim de halim böyle olmayacak mı? diyerekten düşünür. Kendisinin de ıslâh-ı hâline sebep olur.
Herkesin sonu bu. Bir kere düşünürse o güzel vücut, o güzel endam, bu güzel yüz, bu güzel nurlu sima bakmışım ki orada çürümüş. İrinler akmış, kurtlar toplanmış başına. Ooo, ne çirkin bir korkunç manzara. Orada olan organ şeysi. Bunu hepimiz biliyoruz ve bu beslemek istediğimiz [bedenin] geçen akıbeti bundan ibaret. Bunun için buna göre insanın ayağını denk alması çok evla bir şey ama insan da kolay kolay nasihat alamıyor. Nasihat alamıyor.
Allah affetsin.
Hep bunlar işte cemiyete bağlı, cemiyetin yetişişine bağlı. İyi cemiyet, bu ashâb-ı kirâmın yetişişleri cemiyetlerinin iyi oluşundan hepsi iyi oldu. E kötü cemiyetin içerisinde iyi olmak nadirattandır. Kötü cemiyet etrafındaki kötülüğe götürür. Ama içinden şu da bu da iyi çıkmış. Eh nadirattan. En-nâdiru ke’l-ma’dûm derler. Kıymeti yok.
Ravileri çok: İbn Adî, Halîlî, Ebü’l-futûh Abdülvehhâb, Ebü’ş-Şeyh, Deylemî, Rafi’î, İbnü’n-Neccâr Hz. Aişe ve Hz. Ebû Bekir Sıddîk hazretlerinden.
İkinci;
Men zâra kavmen. Bir kavmin ziyaret ettik. Fe-lâ yeümmehüm. Namaz vakti geldi. Ben de zâir, gelin bakalım hadi toplanın arkama, Allahu Ekber namaz kılalım. Olmaz.
Ya?
Ve’l-yeümmehüm racülün minhüm. Bu ziyaret ettiğin kavimden birisi geçen imam olsun. Sen misafirsin. Sen yapma onu, sana yakışmaz yani. O yerli halktan yapsın o vazifeyi kim yapacaksa.
Ama bunların içinden yapacak insan bulunmaz o zaman başka.
Me zâra ehâhü’l-mü’mine.
Bak bunlar ne kadar güzel şeyler. Hadi Medîne-i Münevvere’ye gitmek zor ama buradaki bir kardeşimizin ziyareti de zor mu?
Allah affetsin.
Bir bayram oluyor da bir ziyaretçi yüzünü görüyoruz. Ama yine kim olduğunu da çoğunu bilmeyiz. Allah razı olsun gelip ziyareti ediyorlar o kadar.
Halbuki ziyaretten maksat o değil. Tanışmak, bilişmek, kaynaşmak, birleşmek. Neticesi oraya varacak bunun. Yoksa el öpüp de ne olacak. Öp istediğin kadar.
Me zâra ehâhü’l-mü’mine. Bir mümin kardeşimizi ziyaret ettik. Bu ziyaretimizden dolayı hâda fî riyâdı’r-rahmeti. Rahmet-i ilahiye deryasına o adam gömülür.
Bir kardeşinin ziyaretinden dolayı bu ziyaret eden kimse rahmet-i ilahiyenin deryasına gömülür. Balığın suya gömüldüğü gibi. Balık suda nasıl duruyor içerisine girmiştir, her tarafı suyla çevrili. Bu zâir olan kardeş de aynı şekilde rahmet-i ilahiye gark olmuştur.
Ne zamana kadar?
Hattâ yerci’a. Ziyaretten dönünceye kadar.
Beş dakika 10 dakika ne kadar orada oturduysa bu rahmet-i ilahiyenin içerisindedir.
Me âde ehâhü’l-mü’mine. Bu da ziyareti iade ediyor, mümin kardeşinin ziyaretini. Hâda fî riyâdı’l-cenneti. Bu da cennetin ta göbeğine girer, içerisine. Riyâdu’l-cenneti. Cennet bahçesine. Hattâ yerci’a. Dönünceye kadar o da cennet bahçesindedir yani.
Ne kadar, şimdi bir kardeşinin ziyaretine ne kadar önem verildi ne kadar kıymet verildi.
Sebebi?
Müslümanlar birbirlerini ziyaretten geri kalmasın. Parasız pulsuz devlet bu.
Medine’ye gitmek pahalı. Suudi Arabistan’a gitmek, hadi o da zor, ama komşunu ziyaret etmekte ne var ya?
Ama diyeceksin ki o kardeş bana uygun değil ne yapayım?
Burası mühim dava.
O kardeş bize uygun değil, ne yapalım?
Şimdi sana bir hikâye söyleyeceğim.
Muhyiddîn-i Arabî hazretleri var ya?
Allah rahmet eylesin.
Tabii herkesin bir hasetçisi bulunur dünyada. Herkesin bir hasetçisi vardır, çekemeyeni vardır yani. Bu adam da veliyullah makamına erişmiş. Bunu çekemeyen birisi aleyhinde konuşuyor. Çeşit çeşit, kötü kötü, çirkin çirkin şeyleri söylüyor. Nakledenler de var bunu, filan sana böyle dedi diye.
Bu adam bunların hiçbirine kulak asmamış tabi. Ölmüş. Gitmiş, onun mezarına. Cenazesine iştirak etmiş mezarına kadar gitmiş. Mezarından geldikten sonra evine, yemek getirmişler yesinler diyerekten. Ne yemek yemiş, ne uyumuş, ne bir iş yapmış. Daima tadarru ve niyaz içerisinde 70 bin de tevhit getirerekten onun mezarına yollamış. Yâ Rabbi! Sen bu adamı affet diyerekten.
Biz kimseyi beğenmeyiz.
Komşumuz işte şöyle böyle.
E biz neyiz?
Okuduğum bir kitap var, o diyor ki, sen eğer ahalinin birisinden daha üstünüm ben dersen yandın diyor. Hepimiz Müslümanız. Ama benim namazım varmış, orucum varmış, meziyetim varmış. Eh onun da kendisine göre bir meziyetleri vardır. Onun meziyetlerini göremiyorsunuz da hep kötülüklerini görüyorsun ne yapalım.
Halbuki onun için şimdi bir apartmanda oturanlar birbirini tanımıyor.
Ne yapalım?
Kapıda duruyor birisi, birader burada bir cenze olmuş hangi kattaydı o?
Bilmem ki diyor.
Allâhümme salli alâ seyyidinâ Muhammed.
Oturduğu evin içinden ölen adamdan haberi yok. Bu kadar ilgisizlik!
Tekrar;
Men zâra kabre ebeveyhi.
Yukarıdakinde dedi ki, men zâra kabre vâlideyhi. Burada diyor ki, kabre ebeveyhi. Anasından, babasından. Ev ahadimâ. Yahut ikisinden birisi. Birisi sağ birisi ölmüş mesela. Bunlardan birisi gidip ziyaret ediyor. Fî külli cumu’atin. Her Cuma.
Cuma günü oluyor ya sabahtan ya cuma'dan sonra bir fırsat buluyor, gidiyor mezarına.
Burada Yasin okuması yok. Yukarıdaki rivayette Yasin okursa dedi. Burada Yasin okuma da yok. Gidiyor ziyaret ediyor. Bir selam veriyor, üç İhlas bir Fatiha okuyor. Hepsinin ruhuna hediye ediyor.
Ğaferallâhu lehû ve kütibe berran. Bundan dolayı hem mağfiret-i ilahiyeye mazhar olur, hem de eğer ana babasının sağlığında asî bir evlat ise bu asilik silinir iyi bir insan, muhsin bir insan olarak kaydedilir. Berr sahibi olaraktan. Ana babasına iyilik eden adam diye deftere geçirilir ondan sonra.
Ravileri: Hakîm, Taberânî Evsat, Ebû Hüreyre’den; İbn Ebi’d-Dünyâ, el-Kubûr, Beyhakî, Muhammed ibn Nu’mân’dan. Radıyallahu anhüm.
Allah kusurlarımızı afv u mağfiret eylesin. Tevfîkât-ı samedâniyesine mazhar eylesin. Cümlemizi fazl u keremiyle nefsin, şehvetin, şeytanın elinden kurtulup o güzel cennetine müstahak, istihkak getiren kullarının zümresine kabul buyursun.
el-Fâtiha!
Şirk, Hırsızlık,
Zina, İsyan Etmek,
Ömür Geri
Gelmez, Şirk, Gayri
