Yemekte Dikkat Edilecekler

Yemekte Dikkat Edilecekler
el-Hamdülillâhi rabbi’l-âlemin ve’l-âkibetü li’l-muttakîn ves-salâtu ve’s-selâmu alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âlihî ve sahbihî ecmaîn. İ’lemû eyyühe’l-ihvân enne efdale’l-kitâbi kitâbullâh fe-enne efdale’l-hedyi hedyu Muhammedin sallallahu teâlâ aleyhi ve sellem ve şerre’l-umûri muhdesâtuhâ ve külle muhdesin bid’ah ve külle bid’atin dalâleh ve külle dalâletin fi’n-nâr ve bi’s-senedi’l-muttasili ile’n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:
el-Mi’detü beytü’l-edvâi ve’l-hımyetü ra’sü külli devâin.
Mide bütün dertlerin kökü, bu açlık denilen perhiz de bütün ilaçların başı. Bütün ilaçların başı. Az yemek işte doymadan kalkmaktır sofradan yani. Ve ağır yemekleri de pek yememek. Mide bütün vücudun tam çalışmasını, sıhhatini muhafaza eden bir yerdir. İyi kullanıldığı takdirde sahibi rahat eder ve selamet sıhhatle yaşar. Bütün ilaçların başı hımye denilen az yemek, mideyi yormamak.
Onun için Cenâb-ı Peygamber ne güzel buyurmuş:
Mâ mele’e âdemiyyün vi’âen şerra min batnihî.
Cenâb-ı Peygamber. Batın, mide tabi, karın. Ona doldurulan şeylerin en şerlisi, doldurma. Onu doldurdu mu şer oluyor. Mesela her kaba bir şey konur. Mideyi de doldurursun, bir şeylerle ne doldurursan. Ama onu doldurdun mu şer oluyor bu kez.
Niçin?
Midenin gücü yetmez onlara hazmetmeye, zorlanır. E şuradan patlak verir, buradan patlak verir. Hadi bakalım doktor doktor dolaşırsın ondan sonra.
Bugün hemen herkesin bindiği ve bildiği bir otomobil var. Buna yükü haddinden fazla korsanız az zamandan sonra çeşitli arızalar baş gösterir; şurası kırılır, burası kopar, tamir tamir derken kullanılmaz bir hale gelir nihayet. Evimizde her gün gördüğümüz şey. Sebebi malum. Eğer arabanıza benzin korkan biraz da mazot karıştırılır, ya başka yağ veya gaz karıştırırlarsa sizin arabanızın hali ne olur? Buna saf benzin koyacaktın. Bu sefer benzinin içine başka şeyler de kattın, koydun arabaya. Ha basarsın basarsın, buuur buur yapar, işlemez.
Neden?
İstediğini vermedin.
Bizim mide de tıpkı böyledir. Midemize doldurduğumuz fazla gelirse veyahut lokma helal olmazsa tıpkı bunun gibi işte. Ondan hayır beklemezsin.
Niçin camiye gelmiyorsun sen kardeş? Niçin gelemiyorsun? Bak ezan, evin de caminin yanında. Beş vakit ezanı da duyuyorsun. Olur mu ya?
Ne desen boş yani. Dünyanın hocalarını, bilginlerini toplasan da ona nasihat etseler, kulağına girmez.
Niçin?
Mide bozuk bir kere.
Otomobile desen ki niçin işlemiyorsun?
Benzini düzelt, bunu çıkar arabadan, temizlerini koy o zaman işlerim der. Ha. E bizimki de zor. Kolaycacık benzin gibi değil ki. Arabayı boşaltırsın şunu yaparsın bunu yaparsın ama mide? Mide zor iş.
Onun için Hz. Ebû Bekir es-Sıddîk radıyallahu anh’a kölesi yemek getirmiş. Her gün sorarmış nereden getirdin bu yemeği diyerekten. O gün işte bir sormayacağı tarafı olmuş. Ya fazla acıkmış yahut bir şeye gelmiş sormamış. Yemekten sonra sormuş, bunu nereden getirdin?
Bize de ibret belki.
Nereden getirdin?
Filan yerden filan işten. Gitmiş kusmuş hepsini çıkarmış. Kusup çıkarmış.
Bütün ilaçlar ki hastalar tedavi olunur, iki şeyden ibarettir: birisi ilaç, birisi de perhizdir. Perhize riayet etmezseniz ilaçlar size yine fayda etmez. Halbuki ilaçları terk edip perhize devam etseniz hiç şüpheniz olmasın ki pek çabuk iyi olursunuz. Ve iyi biliniz ki bütün ilaçların aslı perhizdir. Aslı külli devâin el-hımyetü buyurulmuş.
Bakınız evvelce, eski zamanlarda, Hinduların hastalarına karşı kullandıkları ilaç perhizden ibaretmiş. Hindistan denilen bir yer var ya. Görmediniz. Onların da bugün ilaçları perhiz. Hastayı yemeden içmeden ve konuşmadan bir müddet alıkorlar. Hastayı yemeden, içmeden ve konuşmadan da bir müddet alıkorlar. Hasta da bakarsınız iyi olur. Kurtubî hazretlerinin tefsirinin yedinci cildinin yüz doksan ikinci sayfasında naklediliyor. Cenâb-ı Hak da, ve lâ tüsrifû [1] diye bizi yemekte israf edilmesinden men etmektedir. Bizi yemekte israf etmekten men etmektedir diyor. Ve lâ tüsrifû diyor, israf yapmayın.
Ne de israf?
Her şeyde israf. Ama evde israf yapmışsın şurada israf yapmışsın, bunlar başka. Bir de kendinde israf ki midenin fazla yoruyorsun, zorluyorsun. O evdeki israflar tamiri mümkün. Ama bedende olan israflar seni yataklara düşürür, hastanelere sürükler, çeşit marazlar.
Bu israf kelimesini bazı ulemalar çok yemektir demişler. Çok yemek. Şimdi gençlik var, insan gençliğinde pek bunun farkına varmaz. Midesi de kuvvetli kendi de genç. Çalışır çabalar da iki tarafa. Fakat buna alıştığı için yaşlandığı vakitte de bu şeyi devam ettirince bu sefer mide zayıflamıştır, çalışmak kudreti de kalmamıştır. Çabuk gider insan gürültüye. Bazıları da haram yemeyiniz demiş. İslam haram yememektir demişler. İnsanın her canının istediğini yemesi de israftan saymışlar. Her canının istediğini de israftan saymışlar. Hazreti Lokman oğluna çok yememesini, hele tok iken vakit geldi diye pek yemek hiç doğru olmadığını da anlatmış.
İlk farz, yemekte yüz yetmiş tane şimdi adap. Bunlardan ilk farz, yenecek yemeğin helal olması şarttır. Yenilecek yemeğin helal olması şart. Bunu bilmek için ilmihal kitabındaki dördüncü bahis olan muamele kısmıdır ki; namaz nasıl farz ise, iman nasıl farz ise, yemeğin de helalden olması öylece farzdır.
Binâenaleyh alışveriş usullerini fıkıh kitaplarımızda pek güzel izah edilmiştir. Bunları öğrenmek her Müslümana ilk borçtur. Rüşvetlerin ve emsali günahların haram olduğunu bilmeyen de yoktur ama. Bilir de bu sefer kendini kurtarmak da zor şey.
Sonra içki, o ayrı bir dert artık. İçkiden para kazanmak, o da ayrı bir dert. Bunları da bilmeyen yoktur yani. Bilir de yine kurtaramaz. On yedi mi on sekiz tane mi ne şey saymışlar paranın kazancında; dikkate, dikkat edilmesi [gereken konular.] Yalan söylememek, yalan yere yemin etmemek, çok yemin etmemek, haddinden fazla pahalıya satmamak… Bu gibi şeyler ki buna ihtikâr da diyorlar. Haksız kazançları temin etmek, terazisini, kantarını, ölçüsünü doğru kullanmamak suretiyle yapılan kazançlar, hele yalan dolan ile kazanılan kazançlar artık ne kadar doğru olacağını sizin düşüncenize havale ederiz demiş.
Cemaat arasında hurma yerken bahusus tek tek almalı, acıkmadan yememeli, doymadan çekilmeli. Acıkmadan yememeli, doymadan da çekilmeli. Doktorlar derler ki en güzel ilaç acıkmadan yememek doymadan da kalkmaktır. Bir büyük kimse hizmetçisine de öyle demiş. İnsanlar acıkmadıkça yemezlerse, doymadan da kalkarlarsa bize muhtaç olmazlar demiş. İnsanoğluna midesinin üçte birini yemek, üçte birini su, üçte birini de boş bırakıp rahatça nefes almasına bırakmalıdır demiş. Bir rivayete de boş kalan kısımdan Allahu Teâlâ'yı rahatlıkla zikreder demiş.
Yemek ancak midenin acıktığı zaman bir açlık şifa ilacıdır. Bunu [tekrar edelim.] Yemek acıktığı zaman açlık ilacıdır, şifa ilacıdır. Aç değilse, yese, şifa yerine zarar olur. Böyle yapmaz da fazla yersen o zaman şifa yerine zehir olur demişler.
Yemekte bahusus eski usullerde ortadan yenirdi. O ortadan yenilen yemeklerde önünden yemek, başkasının önüne uzanmamak. Sahanın ortasından veya üstünden yememeli. Bereket burada olur diyor Efendimiz. Berekete doğru el uzatma, o dursun o bereket orada.
Otuz ikinci:
Sofrada edep dahilinde güzel sohbetlerle konuşmak. Mesela bazı çocuklara güzel nasihatler yapılır, dini terbiyeler öğretilir. İslam'ın ahlâkları öğretilir, her gün bir çeşidi öğretilir. O eskiden rahmetli bizim dedemizden kulağımda kaldığı işte böyle Battal Gazi'den hikayeler vardı. Onları anlatırlardı filan. Güzel şeyler öğretilir çocuklara onlarla.
Ekmeği çok parçalamamak. Kaç kişi varsa o kadar kesersin, birer dilim mesela. Misafir çok olursa bu zaman müsaade var.
Çok çok buyurun dememeli misafir varken. Çok çok buyurun efendim, buyurun efendim [demek] misafiri mahcup eder. Misafiri sıkıntıya sokmamalıdır.
Her zaman âdeti veçhiyle yemek, ne az ne de çok yememeli. Yemekte suyu eksik etmemek, kararınca içmek.
Dayanarak yememek. Oturur, şöyle dayanır bu tarafa eğilir öyle yemek. Bunu yapamamak.
Yemek kaplarını iyice sıyırmak. Bizim yemeğimiz tabi, başkasının da değil önünde. Bunu güzelce tabi temizlemek hem israftan korunur hem de ev sahiplerine ev hanımlarına zarar da olmaz ziyan da olmaz. İki taraflı fayda olur.
Sofra da yeşillik bulundurmak. Melekler o sofralarda hazır bulunurlar diyorlar. Sofralarda yeşillik bulundurursanız o sofralara melekler de gelirlermiş.
Konuk aşı, Burhaniye. Burhaniye diye adını beceremedim. Ispanak otu gibi bir otu haşlayıp böyle yoğurtla yaparlarmış. Ona diyorlarmış. Güzel olur demişler. Soğuk su hele pek iyidir demiş.
Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem Allah'a ve âhirete inanan misafirine ikram etsin buyurmuşlar. Allah'a ve âhirete inanan misafirine ikram etsin buyurmuşlar. Misafire ikram, yemeği acele etmeli. Misafir geldi mi onu bekletmemeli uzun. Adamın karnı açtır, hemen onun önüne ne varsa koyuvermeli.
Yemek de asıl mühim olan bu. Yemekte niyetini Cenâb-ı Hakk'a ibadete kuvvet olmasını istemek. Yemekten maksadın, pehlivanlık falan değil de Allah'a ibadete kuvvet olsun ve o derece yemek.
Bana bu yediğim ibadet ettirecek bir kuvvet var mı bunda?
Var, yeter.
Yemeği ekseriyetle ihvanı ile yemek. Yemeği ekseriyetle ihvanı ile kardeşleriyle yemek ve onlara sevinç vermeyi kastetmek. Cemaatte bereket var ya: el-Cema’atü bereketün.
Davete icabette sünnete uymaya niyet etmelidir. Çağırıyorlar tabi, bu akşam bize gelmez misin diyerekten. Sünnet-i seniyyedir davete icabet. Peki o sünnete uyarak geleyim diyeceksin.
Diğer yemeklerde vesaire işlerde hep sünnete uygun olmasını istemelidir. Her halin sünnete uygun olmasını iste. Bunların hepsi güzel ahlâklardandır. Ki, kişi bu güzel ahlakı sayesinde gündüzleri sâim geceleri kâim kimselerin derecesine erişir.
Bazı büyükler bazı büyükler oruçlu oldukları halde, nafile oruç ama, oruçlu oldukları halde yine ihvanıyla gündüz yemeğini yemesini severmiş. Misafir gelmiş mesela. Geceleri de onlarla beraber olmayı arzu edermiş ki bu güzel ahlakı sayesinde onların nail olduğu gündüz orucunun gece namazının sevabına erişsin. Bazı ulema demiş ki, edep sahibidir ziyarete gelen kardeşini yalnız bırakıp nafile namaz kılmaya meşgul olmak edepten değil sünnetten de değildir. Hem ayıptır demiş.
Kardeşine taamı önüne koyup kendisi ben oruçluyum diye çekilmesi, o da sünnetten değildir demiş. Ne kadar ince bunlar. Mürüvvetten de uzaktır demiş. Oruçlu olduğu halde kardeşinle beraber oturup yemezse, o orucun sevabını da alamıyor.
İhvanın sofrada bulunmasından memnun olması. Gelmişler kardeşler beraber yemek yiyoruz. Bundan memnun oluruz. Nereden geldi bunlar da dememek. Fukarayı Müslim'inden olan ihvanı ile yemek yerken eğer yemek azsa kendisi az yiyip onlara bırakmak lazımdır demiş.
İbrahim Ethem Hazretleri bol yemek yapmış bir ziyafet de. Onu ayıplamışlar. Bu kadar israfa ne lüzum var demişler. O da misafire ikramda israf olmaz demiş. Misafire ikramda israf olmaz diye cevap vermiş.
Yemekten yere düşen kırıntıları, lokmaları yemek. Ha bu yere düştük artık pis oldu, atıveririz biz bunu. O ayıp. Bunların hepsi topraktan çıktı, yerden çıktı. Ama pis bir yer varsa, o müstesna. Evlerde hep temizdir, her birimizin evi. Düşenleri bırakmamak lazım.
Yemeğin evvelinde besmele-i şerîfe çekmek. Bismillahirrahmanirrahim diye büyük başlayacak küçükler de öyle. Bitince, elhamdülillâhillezî bi-ni’metihî tetimmü’s-sâlihâti ve tenzilü’l-berekât diye bir dua var, onu okumalı. Hiç kimse bir şey bilmeyince de efdalü’z-zikri lâ ilâhe illah ve efdalü’d-du’â elhamdülillah. Elhamdülillah demek de kafidir yine yani.
Allah kusurlarımızı afv u mağfiret eylesin. Tevfîkât-ı samedâniyesine mazhar eylesin. Cümlemizi fazl u keremiyle nefsin, şehvetin, şeytanın elinden kurtulup o güzel cennetine müstahak, istihkak getiren kullarının zümresine kabul buyursun.
el-Fâtiha!
[1] 6/En’âm 141; 7/A’râf 31.
Kuranı Kerim
Okumak, İhlas Suresi
Medine, Surun
Üflenmesi, Kıyamet, Cennet,
