Hz. Ebubekirin Peygamber Sevgisi, Kaside-i Bürde

Hz. Ebubekirin Peygamber Sevgisi, Kaside-i Bürde
el-Hamdülillâhi rabbi’l-âlemine ve’l-âkibetü li’l-muttakîn es-salâtu ve’s-selâmu alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ecmaîn. İ’lemû eyyühe’l-ihvân enne efdale’l-kitâbi kitâbullâh ve enne efdale’l-hedyi hedyu Muhammedin sallallahu teâlâ aleyhi ve sellem ve şerre’l-umûri muhdesâtuhâ ve külle muhdesin bid’ah ve külle bid’atin dalâleh ve külle dalâletin fi’n-nâr ve bi’s-senedi’l-muttasili ile’n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:
Allahu Teâlâ hazretlerine hamd edelim ki kuru benlik para etmiyor. Binâenaleyh Müslümanın teçhizatı Allah'a kulluktur, zikrullahtır, ibâdât u taattir. İbâdât u taatten mahrum olan, zikrullahtan mahrum olan cephanesiz askere benzer. Cephanesiz asker, düşmanın kaçtığı sıkıyı görünce kaçmaktan başka çare bulmaz.
Onun için sizden çok rica ederim. Kasîde-i Bürde’nin başındaki Ebû Bekir hazretlerinin mersiyesi çook güzeldir. Onu hep öğrenelim, hâl edinelim. Hâli şöyle anlatayım size. Hazreti Osman radıyallahu anh aynaya baktı. Aynaya baktı, baktı ki aynada Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem. Yahu insan aynaya bakınca kendisini görür yahu. Kendisini görür değil mi? Başkasının görülmesi mümkün mü? Hayır. Fakat bu büyükler, çok eski o zaman hepsi, hepsi öyle. Kendilerini yok etmişler, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in sıfatına bürünmüşler, huyunu huy, ahlâkını ahlâk edinmişler, kendileri ortadan kaybolmuş. Her nereye baksa Resûlullah’ı görüyor. Her nereye baksa Resûlullah’ı görüyor. E bunun önüne geçilir mi?
Onun için şark ile garp arası az bir zaman ise içinde Müslümanlık doluverdi. Sibirya’da ne işi var Müslüman ordularının? Sibirya Müslüman doldu. Endonezya taa denizin bilmem ne kadar ucunda, yüz milyarlarca insan Müslümanlıkla müşerref oluverdi. Diğer taraftan Hindistan'ı olsun, İspanya'sı olsun her tarafı elhamdülillah bu Müslümanların sayısıyla az bir zaman içerisinde yayılıverdi. Neden? Hepsi Allah'ın Resûlünün kisvesine bürünmüştü. İşte ne zaman ki biz de o kisveye bürünürsek bizim de arkamız yere gelmez.
Buna kısaca bir hikâye anlatayım. Bursa'da bizim, burada şimdi Üsküdar'da Aziz Hüdayi var ya. Mahmud Hüdâyi hazretleri. O Bursa’daki Üftâde hazretlerinin çömezidir. Sonra onu buraya yollamış. O zamanki padişah olan zat, kimse, Macar kralıyla bu dövüş, bu pehlivanlığa çıkacak demek, güreşmeye. Bizim padişah yenilmiş, rüyasında güreşirken yenilmiş. O zaman araları da açıkmış bunların, Macarlarla. Demiş ki yahu bir hâl var, biz bunlara yenileceğiz. Rüya öyle gösteriyor. Toplamış vezir vüzerasını, sormuş, ya ben böyle bir rüya gördüm ama bakalım bunu tabir ettirin, ne diyeceksiniz buna? Bir tabirci bulamamışlar. En nihayet bu Hüdâyî hazretlerine gelmişler. Hüdâyî hazretleri demiş ki, korkma! Arkan yere geldi demiş. Yer kuvvetlidir, sen ona galip geleceksin demiş.
Hakikaten muharebe de olmuş, o da galip gelivermiş. Artık Hüdâyî hazretlerine işte istediklerini vermişler.
Ha demek ki biz de böyle bir ihlasa sahip olursak, ki bu ihlaslının birisi, birincisi İbrahim aleyhisselamdır. Şimdi burada diyor ki üstüne okumayayım da.
Bugünkü derste diyor ki;
Keyfe hâlî yâ ilâhî. Münacat ediyor, keyfe hâlî yâ ilâhî. Ey benim Allahım. Benim halim nice olacak? Ebû Bekir diyor bunu yahu! Benim halim nice olacak? Leyse lî hayru’l-amel. Hiçbir hayırlı amelim yok diyor. Hiçbir hayırlı amelim yok, ne olacak benim halim? Yarın senin huzuruna geldiğim vakitte bana sorarsan ne yaptın yâ Ebâ Bekir deyince, ben ne diyeyim? Bu hayrı amelim yok diyen zat peygamberle ilk Müslüman. Hiç Müslüman yokken en önce Müslüman olan bu. Kızını veren peygambere bu. Paralarının hepsini veren yine bu. Şimdi de Peygamberin yanında yatan yine bu. Bu diyor ki;
Keyfe hâlî yâ ilâhî leyse lî hayru’l-amel.
Sûu a’mâlî kesîrün zâdü tâ’âtî kalîl.
Sûu a’mâl, çok kabahatim var diyor.
Nedir acaba Hz. Ebû Bekir'in kabahati?
Hiçbir kabahati yok. Fakat beşer olması dolayısıyla hepimiz aciziz. O aczini itiraf suretiyle bu bize verilen nefesler var ya, bu nefesler indi ilahîde bulunur bir şey değil. Cevher, öyle bir cevher ki bulunması mümkün değil. Bütün dünyanın cevherleri bir nefese muadil olamaz. Bu nefeslerin bir kısmı da bazen böyle boşa geçiveriyor. Bundan dolayı da mesulüz. Her amelimizden, bu bize verilen nefesleri de boşa harcadığımızdan mesulüz.
Şimdi Allah hepimizin kusurunu affetsin.
Dilimiz var, güzeldir, güzel söz söyleyince o dile insan bayılır. Radyolar ve televizyonlar da böyledir. Güzel şeyler gösterince insan ona bayılır. Fakat çirkin ve günaha müteallik şeylere bakıldığı vakit de gözler günaha girer. Gönüller de günaha girer. Hep bütün azalar da günaha girer. Saatlerce orada vaktimiz de zâyi olur, nefeslerimiz de boşa gider. Bundan dolayı olan mesuliyetten nasıl yakamızı kurtarırız bilmem.
Âfinî min külli dâin vakdı ‘annî hâcetî.
İnne lî kalben sekîmen ente men yeşfi’l-‘alîl.
Kendisini hasta yaptı. Kalbim sekîm dedi. Bu sekîm olan, yaralı olan, hasta olan kalbime Sen’den başka kim şifa verir?
Bana ve bil-cümle bütün ümmeti Muhammed'e sen yâ Rabbi şifalar ihsan eyle. Allah da bu mübarek zatın hürmetine bütün dertlere deva ihsan buyursun.
Ne diyor bak!
Kul li-nârî übrüdî yâ rabbi fî hakkî kemâ
Kulte “kulnâ yâ nâru kûnî” ente fî hakki’l-halîl.
Şimdi İbrahim aleyhisselamı hep biliyorsunuz, hikayesini de hep biliriz. Fakat o İbrahim aleyhisselamın hâlini bürünen bir insan var mı bugün? O tek başına, tek başına yahu!
Peygamberimiz o da tek başına o zamanın küffarlarıyla beraber mücadeleye çıktı. Bütün putlarını kırdı, hepimizin bildiği bir şey. Baltasını da büyük putun başına taktı, çıktı dışarıya. Geldiler baktılar, tabi işte malumunuz. Ateşte yakalım, bunun başka çaresi yok dediler. Koca bir ateş yakıldı. Urfa'ya gidenler görmüşlerdir. İşte bir kal’amsı bir yer var, onun üstünden o Urfa'daki namaz kıldığımız yere fırlatacaklar İbrahim aleyhisselamı.
Malum hiç kimseye müdâhane etmedi. Atıldı. Bak o uzun.
Cenâb-ı Hak o ateşe dedi ki;
Ey ateş! Kûnî berden ve selâmen alâ ibrâhîme. İbrahim’e soğuk ve selamet ol. Dondurma, üşütme, rahat bir şekilde senin içinde kalsın. Ateş yakamasın. Yakmadı, yakamadı.
Berd ü selam. Gayet güzel, o dağların tepesindeki esen yumuşak havalar gibi bir havanın içerisinde herkes bakıyor ki ateş harıl harıl yanıyor İbrahim'e bir şey olmuyor. Görülen hadise.
Bu, bu mülkün sahibi Allah kardeşim, Allah! Bıçak keser mi? Keser. İsmail’i niçin kesmedi? İsmail'i niçin kesemedi bu bıçak? Allah ona kesme dedi de onun için kesmedi. Su insanı boğar mı? Boğar ya. Niçin Musa’yı boğmadı da Firavunu boğdu? Ateş yakar mı? Elbette yakar. İbrahim’i niye yakmadı? Allah yakma dedi ya. Sen de İbrahim gibi ol, biz de İbrahim gibi olalım bizi de ateş yakmasın. Bu ümit içinde bugün de ateş kendilerini yakmayan bahtiyarlar var yine. Çünkü İbrahim aleyhisselamın girdiği makama erişmek mümkün değildir ama onun şeysiyle tefeyyüz edenler ki bunlara Musevî, İsevî, İbrahimî, Muhammedî derler. O makamlara erişen insanları ateş yakmaz, su da boğmaz, her şeyi de yaparlar. Ölüyü diriltir.
Geçen bir vakıa dinledim çok hoşuma gitti. Körün birisi gelmiş. Kör. Adama yalvarıyor ki dua et bana da gözlerim açılsın. Oğlum git ben İsa değilim ki, git. Git diyor, adam kızmış çıkmış gidiyor. Giderken içine gelmiş ilham. Demiş ki ya kulum! İsa mıydı o körleri dirilten yoksa İsa'ya o kuvveti veren Ben miydim? Hemen dönmüş adam, gel oğlum demiş. Bismillâhirrahmânirrahîm. Gözlerini sıvazlamış. Aaa! Allah'a şükür gözleri açılıvermiş adamın.
Ha makamı İseviyette olan bahtiyarlara bu devlet verilir. Yirmi sekiz tane kadar devlet vardır böyle, verilir onlara.
Allah hepimizi affetsin de İbrahim aleyhisselama nasıl ki ateşe Allah soğuk ol dedi. Soğudu ateş, yakamadı. Allah bize de lütfetsin, ihsan etsin, ikram etsin de bizi bugünkü fitnelerin ateşinden muhafaza buyursun.
İtikat, Fazla
Yemek, Yemek Niyeti,
Hırsızlık, Manen
Ölüm, Arınma (Mahviyet),
