Şirk, Hırsızlık, Zina, İsyan Etmek, Dert Nimeti, Bolluk, Allahın İnsanı Övmesi

Şirk, Hırsızlık, Zina, İsyan Etmek, Dert Nimeti, Bolluk, Allahın İnsanı Övmesi
Elhamdülillâhi Rabbil âlemîn. Vel âkıbetü lil müttakîn. Ves salâtü, ve's-selâmu alâ seyyidinâ muhammedin ve âlihi ve sahbihî ecmaîn...
İ'lemû eyyühel ihvân... Enne efdalel kitabi kitâbullah, ve enne efdalel hedyi hedyü muhammedin sallallahu aleyhi ve sellem... Ve şerrel umûru muhdesâtüha... Ve külle muhdesin bid'ah. Ve külle bid'atin dalâleh... Ve külle dalâletin fin nâr. Ve bissenedil muttasili ilen nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kaal:
“Übâyiuküm alâ en lâ tüşrikû billâhi şey'â” İlâ âhiril-hadîs.
Ders dinlemek; bunlara va'z ü nasihat diyorlar. Ya okumak sûretiyle, ya dinlemek sûretiyle bir mecbûriyet-i kat'iyyemiz var bizim. Okumadıkça veya dinlemedikçe müslümanlığın hayatı kâim olmaz. Çünkü;
Ed-dînü en-nasîhah "Din ancak nasihatla kâimdir." diye Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem
üç defa tekrarlamış. Şimdi burada Cenâb-ı Peygamber bize, "Allah-u Teâlâ'ya şirk etmeyin!" diyor. Arkası da var. "Şirk etmemek üzere benimle mübâyaa ediniz!" diyor.
Mübâyaa; karşılıklı sözleşme, ahdetme, birbirlerine söz verme. Mukâtele vezninde. Katele, öldürmektir. Kaf ve te harfinin arasına bir elif gelir, kâtele olur. İki kimsenin arasındaki döğüşmeye derler. Buradaki mübâyaa da; iki kimsenin veya iki cemaatin birbirlerine söz vermeleri... Ben sana söz veririm, sen de bana söz verirsin; aramızda bir ahid hasıl olur. Bu ahde riayet etmek mecburiyetindeyiz. Ben sana söz verdim, tutacağım bunu. Sen de bana söz verdin, sen de sözünü tutacaksın.
Şimdi Cenâb-ı Peygamber diyor ki:
"Sizinle böyle sözleşelim, söz verin bana!"
"Ne için?"
Alâ en lâ tüşrikû bihî şey'â
Allah celle ve alâ “hiçbir şeyi şerik koşmamak şartıyla, şirkten korkmak ve kaçmak suretiyle bana söz verin!" buyuruyor.
Şirk etmeyeceğiz biz. Kuvvet kudret Allah-u Teâlâ'nındır. Bütün emirler Onundur, bütün hareketler de Onundur.
Putlarının karşısında Allah'a eş koşarak, “o vasıta ile Allah'a ibadet ediyoruz” diyorlar. Halbuki Allah vasıta istemiyor. "Benim vasıtaya ihtiyacım yok! Bana dönersin, 'Yâ Rabbi sana ibadet yapıyorum.' dersin kâfî! Öyle putun karşısına çıkmak, o putu taştan yap, topraktan yap, neden yaparsan yap; putun karşısında ibadet olmadığı gibi, "Allah'ın oğlu var" demek, "Allah'ın kızı var" demek, "Allah'ın evlatları var" demek katiyyen caiz olmayan şeylerdir ki, bunların hepsine şirk tabir olunur.
Şirkin sayısı da pek çoktur. En ufağı, riyâkârâne hareket etmektir.
Er-riyâü şirkin "Riya da şirktir." Ve lâ tüsrikû "Hırsızlık yapmayacağınıza dair söz verin bakalım!" Müslüman olmak istiyorsan, şirki ve küfrü terkedeceksin. Bir de hırsızlık yapmayacağınıza dair söz verin!
Hırsızlığın bin bir çeşitleri var. Alışta, verişte, konuşmada, her şeyde hırsızlık var. En büyük hırsızlık, namazı kılarken namazından çalmaktır.
Hocaefendi, namazdan çalınır mı?
Rükûa ve sücûda riayet etmeyerekten, farzına vacibine riayet etmeyerekten kılınan namazlar, çalınarak kılınan namazlardır. Hırsızcasına bir namaz...Horozun yaptığı gibi, tavuğun yem topladığı gibi tıkır tıkır yatıp kalkmak, doğru değil. Orada bir huzur ve huşû lâzım!
Varlıkların sahibi Allah-u Teâlâ'nın divanına duruyoruz, daha başka ne istiyorsun?.. Bir reisicumhurun karşısına çıksan, bir valinin karşısına çıksan, tiril tiril titrersin... Varlıkların sahibinin karşısında insan nasıl titremez.
Ve lâ teznû "Zina da yapmayın!"
Cenâb-ı Peygamber'e diyor ki:
"Söyle o benim mü'min kullarıma, bana iman edenlere, kadınlara ve erkeklere: Birbirlerini gördükleri vakitte gözlerini kapatsınlar!" Birbirleriyle yolda giderken, nerde olursa olsun, karşılaştılar; gözlerini kapatsınlar, bakmasınlar birbirlerine.
Hocaefendi, bu devirde de olur mu bu?..
Devirler değişmez kardeşim. İşte bak dünya, yaratıldığı günden beri hep bu dünyadır. Binâenaleyh, Allah-u Teâlâ'nın emrine ittibadan başka çaremiz yoktur.
Ama diyeceksin ki sen:
"--Bugün nasıl olur bunun tatbiki?"
Ben tatbikinin nasıl olacağına karışmam. Allah-u Teâlâ'nın emri, Rasûlüllah'ın emri, İslâmiyetin emri! İslâmiyet böyle yaşanılır.
"Kar, kışın yağıyor buz gibi. Arkasından lodos gelir, güneş açar. Güneş açtığı vakitte, lodos geldiği vakitte, o kar dayanabilir mi? Erir gider. İçeride Allah-u Teâlâ'nın yarattığı ezelî bir kuvvet var ki, daha doğuşta bize verilir.
Demek ki, bu ezelde verilmiş bir kuvvet.
Allah affetsin kusurlarımızı.
Onun için, diyor ki birçok kimse:
"--Hocaefendi, ben bu kadar zamandan beri sofuluk taslarım, tesbih çekerim, dervişlik de yaparım ama, hiçbir şey anlamadım?"
Nerden anlayacaksın bu kadar günahın altında? Şu, bu neyse... Hepsi günah. İki hattın birleşmesiyle oluyor. İki hat birbiriyle müsâvî olmazsa, olmaz o iş. Hem bir tarafta günah, hem bir tarafta sofuluk; o olmaz. "Bu ne perhiz?" derler o zaman.
Üçüncüsü Ve lâ taktülû evlâdeküm "Evlatlarınızı öldürmeyin!" Zaman-ı cahiliyette öldürürlermiş. Onların öldürmeleri, bugünkü ölümden daha hayırlıdır.
Allah'ın dinini, bize verdiği dîn-i İslâm'ı bilmiyor, ahkâmını bilmiyor, inanmıyor da... Bu ruhen ölmüştür. Cisimlerin kıymeti yoktur. İnsan cismiyle insan değil, ruhuyla insandır. Cisimlerimizle hayvân-ı nâtıkız. Ancak insanlık ruh ile ayrılır. Eğer o ruhta iman yok ise, Allah'a inanç yok ise; onun cesedinde hiç hayır yoktur. Onun için, Akif rahmetullahi aleyh ne güzel söylüyor:
Ne irfandır ahlâka veren yükseklik, ne vicdan;
Fazilet hissi insanlarda Allah korkusundandır.
Allah'tan korkmayan adamda ne fazilet ararsın?
Yazdığım günahlardan sonuncusu -daha arkası var ya- Belki bugün onu söylemek, mesuliyeti de mûcib olur.
Ve lâ te'tû bibühtânin tefterûnehû beyne eydîküm ve ercüliküm O da ayrı bir dert... İşte bunlar hep Allah korkusunun icabları. Allah'tan korkmazsan herkese iftira da edersin, yalan da söylersin, bühtan da edersin, istediğini yaparsın. Fakat Allah korkusu olunca, gönlüne düşünce, insan ağzından çıkan sözü dirhemle söyler.
Ve lâ ta'snî fî ma'rûfin "Benim emrettiğim şeylerin hiçbirisine isyan etmeyeceğinize dair söz verin!" İslâm oluyoruz ya, Peygamberin karşısına çıktık. O da bize diyor ki: "Böylece söz verin bana!"
Namaz, oruç, zekât, hac... Bütün İslâmî emirler ve bunların yanında günahlardan da kaçmak. “Hayırları yapacağınıza ve şerlerden de sakınacağınıza dair söz verin!"
Femen vefâ minküm feecruhû alellâh "Bunu kim tatbik ederse, ecri Allah'a mahsustur. O verecek mükâfâtını, benden bir şey istemeyin!" buyuruyor Peygamber Efendimiz. Ecri Allah'tan.
Ve men esâbe min zâlike şey'en feuhize bihî fid-dünyâ "Kim de bir kabahat yaptı, yakalandı. neyse bir ceza verildi. Bu cezası; fe-hüve lehû keffâratün “Bu cezası onun için bir keffârettir." O günahın cezasını dünyada çekmiştir, ahirette bir daha çekmeyecektir. Dünyada çektiğinden dolayı, ahirette ikinci bir cezaya uğramaz.
Ve men seterahullâh "Dünyada iken o kabahat saklı kaldı, gizli kaldı, meydana çıkmadı.” Fezâlike ilallâh “O da Allah'ın emrine bağlıdır.” İn şâe azzebehû “İsterse azab eder” Ve in şâe gafera lehû “isterse mağfiret eder." O da Allah'ın bileceği iş.
Bunların râvileri Ahmed İbn-i Hanbel, Buhârî, Müslim, Tirmizî, Dâvûd, an Ubâde r.a
Ebşir “Sevinin, müjdeler olsun!” Fevallâhi leene min kesretiş-şey'i ahvefü aleyküm min kılletihî "Ben sizin için bir şeyin azlığından ziyade, çokluğundan çok korkarım."
Niçin?
Yoklukta iken çaresizsin, yapamazsın. Kötülüğe gidemezsin, kötü şeyleri kullanamazsın, israf yapamazsın. Birçok imkânsızlıklar var. İmkânsızlıklar dolayısıyla yapamazsın.
Fakat imkânlar bollandığı vakitte, İşte her evin tepesinde on tane, yirmi televizyon direği dikili... Ondan sonra, ne kadar fesada müteallik şeyler varsa, hepsi var. İmkân var çünkü. Gidilir, gelinir, her şeyler olur.
Demek ki, imkânsızlık da bir devlet. Bolluktan korkarım diyor Cenâb-ı Peygamber. Biz de istiyoruz ki; hep bolluk olsun, rahat edelim, her şey zevkimize, sefamıza uygun olsun. Ama günahlara dalmışız, o aklımızın işi değil.
Cenâb-ı Peygamber yine buyuruyor ki: Vallâhu lâ yezâlü hâzel-emru fîküm hattâ tüfteha leküm ardu fârise ver-rûm Bu, o zamanki hâle göre söyleniyor, darlık vakti. "Bir vakit gelecek ki, İslâmiyet genişleyecek, O kadar bolluk olacak ki, genişlik olacak ki, bir adama yüz tane dinar verilecek.
Ve yetesahhatehâ adam kızacak, 'Bu da para mı. Bu kadarcık para da verilir mi?' diye almayacak.
Allah affetsin kusurlarımızı. “Bu bolluğun gelişinden ben sizin için korkarım. Azlıktaki halinizden değişirsiniz, azıtırsınız."
Ebşirû yâ ma'şerel-müslimîn. Cenâb-ı Peygamber bizi tebşir ediyor: "Müjdeler olsun ey müslüman cemaati!” Ebşirû hâzâ rabbüküm kad feteha aleyküm bâben min ebvâbis-semâ'. Cenâb-ı hak semâ kapılarını açmış, nazar ediyor. Hâşâ, Cenâb-ı Hak bir yerdeymiş de, kapıyı açıyormuş gibi anlaşılmasın; bunu bize başka türlü bildirmenin imkânı yok, bu tabiri kullanmışlar. Yoksa Cenâb-ı Hak kapı açmağa, pencere açmağa, bakmağa ihtiyacı yok! Hepimizin halini her an, her yerde görüyor. Onun için;
Efdalül-îmân, en ta'leme ennallâhe meake haysü mâ tekûn "İmanın en efdali; sen nerede olursan ol, Allah-u Teâlâ'nın seninle beraber olduğunu bilmendir."
Sen nerde oluyorsun? Dağda, bayırda, hiç kimsenin olmadığı yerde ama Allah seninle beraber. Yaptığın her hayrı da görür, her şerri de görür. Elini hayra mı uzatıyorsun, şerre mi uzatıyorsun? Gözün nereye bakıyor, nereye bakmıyor? Bunların hepsini Allah-u Teâlâ bilâ-vâsıta bilir, vasıtaya lüzum yok.
Yübâhî bikümül-melâikeh. Cenâb-ı Hak meleklere hitâb eder: "Ey meleklerim! Vaktiyle insanoğlunun yaratılışından nâşi, siz bana şöyle şöyle demiştiniz. Şimdi bakın benim kullarıma! Şu ibadethanelerde toplanmışlar da, nasıl benim Peygamberimin sözlerini dinliyorlar, hitâbını dinliyorlar!" diyerekten. Öğünmek Cenâb-ı Hakk'a isnad edilmez de. "Bakın görün! Çünkü siz meleksiniz, sizde şehvet yaratmadım, sizde ihtiyaç yaratmadım. Sizin vazifeniz ibadet tâat. Onun için yarattım. Siz başka bir şey bilmezsiniz, aklınız da ermez. Bunlara hem şehvet verdim, hem gazab verdim, şunu da verdim, bunu da verdim; bir çok muzır sıfatları var üzerlerinde. Onunla beraber, bak benim divanıma gelmişler bunlar!..Bunların üzerlerinde bir de şeytan var. Bir de düşmanları var cinslerinden. Onlara karşı yine gelmişler; karşımda el bağlamışlar. Benim divanımda duruyorlar. Görün şunları bir kere! Eğer sizlerde de o şehvet olsaydı, sizler de meleklikten elbette çıkardınız."
Ünzurû ilâ ibâdî "Şu benim kullarıma bakın, ey meleklerim” Kad kav farîdaten ve hüm yentazırûne uhrâ “Öğleyi kıldılar da ikindiyi bekliyorlar. İkindiyi kıldılar da akşamı bekliyorlar. Akşamı kıldılar da, yatsıyı da kılalım diyorlar, bekliyorlar." Camide beklemek şart değil de, vakti bekliyorlar ki, "Akşam vakti gelsin de, camiye gidelim. Yatsı olsun da, camiye gidelim." diye böyle intizar halindedirler.
Allah kusurlarımızı afv u mağfiret eylesin. Tevfîkât-ı samedâniyesine mazhar eylesin. Cümlemizi fazl u keremiyle nefsin, şehvetin, şeytanın elinden kurtulup o güzel cennetine müstahak, istihkak getiren kullarının zümresine kabul buyursun.
El Fatiha!
Vahdehu La
Şerike Leh, Zikir,
Rüyada Peygamber
Efendimizi Görmek, Anne-Baba
