Nefisle Mücadele, İslamın Şartları, Papazın Müslüman Olması

Nefisle Mücadele, İslamın Şartları, Papazın Müslüman Olması
Elhamdülillâhi rabbi’l-âlemin ve’l-âkibetü li’l-muttakîn es-salâtu ve’s-selâmu alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ecmaîn. İ’lemû eyyühe’l-ihvân fe-inne efdale’l-kitâbi kitâbullâh fe-enne efdale’l-hedyi hedyu Muhammedin sallallahu aleyhi ve sellem ve şerre’l-umûri muhdesâtuhâ ve külle muhdesin bid’ah ve külle bid’atin dalâleh ve külle dalâletin fi’n-nâr fe bi’s-senedili muttasili ile’n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:
Allah celle ve a'lâ cümlemizden razı olsun. Kabahatlerimiz ne kadar çoksa da, afv ü mağfireti hepsinden fazladır. Bizi de mağfurîn zümresine ilhak etsin. Sevdiği, razı olduğu kullarının arasına kabul eylesin.
İnsanlık denilen ve bize ad verilen insanlık, çok büyük bir nimet ve bir devlettir. Dünyanın bütün nimetleri, insanlık nimetinin yanında zerre olmaz. İnsan bu kadar sonsuz bir nimetin içerisinde. Onun kadr ü kıymetini bilmeden, dünya heveslerine aldanaraktan, fani dünyanın nimetlerine aldanaraktan, vaktini boş geçirerekten ahirete göçüşü kadar acı bir şey yoktur!
En güzel nimet insanda iken, insan bunu kaybetmiş ve en acı bir şekilde ahirete göçmüş. Ne yazık!
Bir insan; istikbal diye çalıştığımız ilk mektep, orta mektep, lisesi, üniversitesi, doktorası şusu busu, otuz yaşını buluyor insanın. Bu kadar gürültünün içerisinde, o kadar zahmetlere katlanıyoruz ki; evimizi, anamızı babamızı terk ediyoruz, gidiyoruz. Gurbet ellerinde bazen aç, bazen tok çalışmağa çalışıyoruz. Aman istikbalimizi temin edelim diye.
Nedir o istikbal? İşte, beş-on kuruş maaş alaraktan rahatça yaşayabilmek. Hepsi bu.. Fakat, insanoğluna verilen nimet-i uzmâ ki, onlardan hangisini söylesen insan bilemez. O nimetleri ayak altında çiğneyip gidiyoruz.
Toptan olan mücahedeler bayram gibidir. Askere gittin; binlerce, onbinlerce, yüzbinlerce kişi... Oooooh... İnsana koymaz. Fakat kendi başına nefsinin arzularına muhalefete başladı mıydı, insan ne kadar müşkülatlara uğrar. Ne kadar zorluklara uğrar. İşte, bu müşkülatların ve bu zorlukların altında, insanda bir cevher var ki, bu vücudun içine gömülmüş. O cevherin zerresine dünyanın nimetleri, zinetleri, sıfır yerindedir, hiçtir. Onun için asıl hüner; insanın bu insanlık cevherini meydana çıkararaktan, insanca yaşayıp insanca ahirete göçebilmektir! Yoksa, yaşayan insan çok, mahlûklar da çok. Onların kıymeti yok!
Onun için, İslâm'ın şartları beş. Evvelâ namaz. Şimdi bak, "Hacca gelmeyen parası var, her şeyi de var, hacca gelmiyor; Halbuki, hacda birçok şartlar var: Zengin olacak, sağlam olacak, yolda emniyet olacak. Bunlar olmazsa, hac sâkıt olur.
Ama, namaza hiç mânî yok! Ölünceye kadar herkes, emr-i ilâhiyi ifâ edecek. Yani, insanlık cevherini elde etmek istiyorsanız; Kur'an-ı Azîmüşşan'a sımsıkı yapışıp, emirlerine itaat, yasaklarından ictinâb edin! Emirlerine itaat etmedikçe, yasaklarından da korunmadıkça, o insanlık cevherleri, insanda tezâhür edip gösteremez kendini... İnsan gömülür gider. Sonra da, Cenâb-ı Hak elbette soracak!
Binâenaleyh:
Hasibû enfüseküm kable en tühâsebû “Siz nefislerinizi muhasebe edin bakalım!” Emr-i ilâhiye karşı, beşeriyete, insaniyete karşı nasıl davrandınız? Günahlarla mı ömrünüz geçti? Yoksa, ibadetlerle, hayırlarla mı ömrünüz geçti? Bunun muhasebesini herhalde ölmeden evvel yapıp, iyi insanların arasına katılmak için gayret etmek lâzım!
Bak, şimdi bu dünyada diyoruz ki, uçaklar yaptılar, füzeler yaptılar, işte şunu yaptılar... Süleyman Aleyhisselâm ordusunu havada rüzgârla uçuruyordu. Bugünkü vasıtaların hiç birisine hacet yok! Niçin? İnsanlık cevheri her şeye hakim.
Hazreti Ömer'in Medine-i Münevvere'de hutbe okurken, ta Acemistan'da çarpışan ordusunun kumandanı Sâriye'ye:
"Ey Sâriye dağa çekil! Dağa çekil!." diye bağırması ne acaip şey!
Arada aylarca yol var. Hazreti Ömer'in orduyu görmesi ne mümkün! Hazreti Sâriye'nin de Hazreti Ömer'in sözünü duyması ne mümkün! Ama, Allah-u Teâlâ'nın verdiği kuvvet ve kudret, bir an içerisinde şark ile garp arasında cevelân ediyor!
Binâenaleyh, biz o kuvveti unuttuk. Bütün kuvvetlerimizi, şu dünyayı nasıl ele geçirelim diye harcıyoruz. Şu dünyayı ne kadar ele geçirsen, saati gelince, gel dediler mi durmanın imkânı yok!
Allah hepimizi affetsin. Taksiratımızı, seyyiatımızı hasenâta tebdil eylesin. Sevdiği ve razı olduğu kullarından olabilmek için, Kur'an-ı Azîmüşşan'a sarılmaktan başka çare yok! Onu, kendimiz okuyacağız, çoluğumuza çocuğumuza okutacağız. Sonra, Allahımız bize ne diyor, ona kulak vereceğiz. "Yap!" Yapacağız, hiçbir mânî yok."Yapma!" Yapmayacağız, hiçbir mânî yok. Ama, nefsimize hoş geliyor.
Peygamber sallalahu aleyhi vessellem 'in zamanı saadetlerindeki ashab-ı kiram; onların kulaklarına girdi. Onlar tam kardeş olarak yaşadılar. O kardeşliği bir daha dünyanın görmesine imkân görmem. Ne zaman ki, Hazreti Osman radıyallahu anh'ın irtihalinden sonra fitne başladı; işte bugüne kadar o fitne devam etmekte! Bu günlerde de son haddine erişmekte...
Bunu yapanlar, sanki bilmiyorlar mı bu ayetleri? Bu hadisleri bilmiyorlar mı? Hepsini bizden daha iyi biliyorlar. Fakat, bu nefs-i emmâre, levvâme, mülhime denilen nefislerindeki huylardan kurtulamadıkça, insan bunların hiç birisine yaklaşamaz. Onlardan kurtulmak da “deveye hendek atlatmak mı” derler ne derler, ondan daha zordur. Ateşten gömlektir.
Bunlar riyazetsiz, açlığa tahammülsüz olmaz. Allah'a tam dayanık olmadıkça, ilmiyle de amel etmedikçe, bunlar mümkün olmaz.
Biz kendimize acıyalım ki, müslüman olarak geldik elhamdülillâh. Müslüman anadan babadan doğmuşuz, müslüman memleketinde yaşamışız. Bunları okumasak da biliyoruz; işitiyoruz hocalarımızdan. Ama, gel gelelim işin içinden çıkmak kolay değil.
Niçin? Ücub denilen hal var ya, ücub; kendini beğenme. Hepimiz kendini beğenmekte yektâ, birinci... Her sınıf kendini beğeniyor, benim haklı diyor. Bugün konuşmalar da oluyor, görüyorsunuz, herkes kendini medhetmekte. Canım bunun bir doğrusu var, yanlışı var yâhu! Hak yol var, bâtıl yol var! Hak yol dururken bâtıl niçin medholunur yâni?
Binâen aleyh, şimdi bu okunan, (Va'tesimû bihablillâhi...) ayet-i celîlesi ki, Cenab-ı Hak 1400 sene evvel, 1300 küsur sene evvel inzal buyurmuş Cenabı Peygambere. Bugüne kadar ümmet-i Muhammed bunu duyup işitmekte de, bak başımıza gelen felâketlere! İki müslümanı bir araya getirmek çok zor mu, çok zor Müslümanların ikisini bir araya getirip kardeş yapmak mümkün olmuyor! Neden? İkisi de kendini beğeniyor.
Binâenaleyh, kendini beğenmek levvâme sıfatı diyorlar, levvâme sıfatı! O sıfattan kurtulmadıkça kardeşlik mümkün olmuyor. Geçen bir hadis-i şerif dinledim,
"Mü'minlerin kardeşçe birbirleriyle geçinmeleri hakkında"
Eh, her zaman dinliyoruz, söylüyoruz da. Gördüm ki sonra, diyor ki: "Bunlar laftan ibaret; kimsenin kulağına girmez. Bir kulaktan girer, öteki kulaktan çıkar gider. Ne zaman insanlar tekemmül eder; o zaman bunlar ona ibret levhası olur. Mum yapıştırır. Gayet güzel geçim sahibi olurlar".
Binâenaleyh, tekemmül kolay bir şey değil. İnsan kemâle ulaşmadıkça, yâni olgun, kâmil bir insan olmadıkça, bu dünyaya göz yumarsa, çok acı mı, çok acı...Dünya kadar serveti olsun, dünya kadar bilgisi olsun, dünya kadar kuvveti olsun. Hepsi onun olsun! Bu dünyadan göçerken, Allah'ın sevgili bir kulu olarak göçebilmek şerefine, Cenâb-ı Hak cümlemizi nâil eylesin.
Onun için, hepimizin az çok açlığa, riyazete, kanaate, sabra, tahammüle alışmamız lâzım! Sabr ü tahammül olmadıktan sonra, kanaat olmadıktan sonra, açlığa susuzluğa tahammül olmadıktan sonra... Hiç olmazsa pazartesi-perşembe oruçlarına devam, Ayın 13-14-15 oruçlarına devam...
"E, akşam kalkamadım!"
Zararı yok, ne olacak? Gençlik var, birbiri üzerine de tutabiliriz. Üç gün de tutabiliriz. Mutlaka yemek şart değil ki!
Allah hemen yardımcımız olsun da, bizi, bu nefislerin elinden kurtulup da, olgun kâmil bir müslüman olaraktan ahirete göçmeye nâil olan kullarının arasına kabul eylesin...
Bak, şimdi hacca gidiyoruz. Her sene Hacc'a gidiliyor ya. Gidenler gidiyor tabii. Bunu Allah her sene emretseydi, mümkün değil tabi yapmak. Bir kere emretmiş. Gücü olanlar da gidebildikleri kadar gitmişler. Sebebi hikmeti: İnsanlık denen o devlet bizden kayboluyor. Nasıl akümülatörler bozuluyorsa; onu gidip tamir ettiriyoruz, doldurtturuyoruz yahut yenisini koyuyoruz. İşte bunu yenilemek için oraya gidilir. O halde gözünü yumacan, kulağını da tıkayacan Allah’a bel bağlayacan. Allah'la meşgul olacaksın. O zaman akümülatörün dolar. Makinen de kuvvetlenir.Taze taze gelir, bur da Ümmet-i Muhammed'e faydalı olursun!
Allah hepimizi affetsin.
Esselâmü aleyküm ve rahmetullàhi ve berekâtüh!..
Süt Emme,
Oruç, Yetim, Sükut,
Musab bin
Umeyr, Telkin, Sılai
