Elhamdülillah, sümme elhamdülillah, elhamdülillahî hedâna li-hâza vema künnâ linehtediye levlâ en hedânallah.Vema tevfîki illa billah aleyhi tevekkeltu ve ileyh.
Neşhedü en lâ ilâhe illâlahu vahdehu lâ şerîkeleh. Veneşhedü enne Muhammeden abduhu ve habibuhu veresuluhu. Allahümme salli vesellime ve barik alâ hazen nebiyyu kariybu ve Resulu Seyyidul senedil azim fi kalbirrahim seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ecmaîn.
Biz kimiz? Mahlûkuz. Bizi yaradan kim? Allah. Yaratıcı Allah, biz de mahlûkuz. Bizim aklımızla, bizi yaradanın aklı bir olur mu; ne dersiniz? O diyor ki içme; biz diyoruz ki, içeceğiz. Biri Hâlik, biri mahlûk; biri Allah, diğeri kul. Kul, kendinin istediğini istiyor, Hâlik’ının istediğini istemiyor; başka söz söylemeye lüzum yok!
Hatta içkiyi içmek değil, içkiyi evinde bulundurmak bile caiz değil! İçmiyoruz ama, evimizde bulunsun; caiz değil. Ne kadar mühim bir iş, vazife. Diğer günahlar da hep buna benzer.
Binâenaleyh, Allah-u Teâlâ'nın yasaklarından muhakkak surette, insanların kendisini kurtarmaya çalışması farz-ı ayındır. Farz-ı ayın! Başka şey değil.
Onun için, iki yol göstermişler. Birisi; nefisleriyle mücâhede yolu. Bugün bunu yapacak babayiğit yok! Nefisleriyle mücahede edebilecek bir babayiğidi bulmak, çok müşkil. Olsa bile nefsi ile mücahede eden insan, nefsini öldürmüş değildir; yalnız nefsine hakimdir. O mağlub olan nefis, yine ayaklanmak için her an fırsat arar ve bir fırsatta yine seni yere düşürür. Kendisine hiç güvenci yok. Daima ihtiyatlı ve hazırlıklı olmak lâzım.
İkincisi de; Allah-u Teâlâ'nın zikrine kuvvet vererekten -gökten inme tayyareler nasıl zapdediyorlar memleketleri- o surette ruhun nefsi esir alması lâzım, demişler. Nefis mahkûm oluyor, esir oluyor ruha. Bu da muvakkattir. Bu da tam değildir; çünkü zikrullahlarla kendilerini daimî surette verecek bahtiyarlar yine pek azdır. Çok uzun mücadeleler ve çok büyük zikirlere mahsustur. O zikirleri yapacak babayiğit bugün yine yoktur.
Böyle zikrullahla uğraşmış insanlar, bakıyorsunuz ki son devirlerinde yine aldanmış ve nefsinin eline esir düşmüş, şeytanlara maskara olmuş durumda oluyorlar.
Binaenaleyh kul her an Allah-u Teâlâ'ya yapışıp, "Aman yâ Rabbî, beni bana bırakma! Bıraktığın dakikada ben helâk olurum."
Onun için en mühim iş, bizim Allah-u Teâlâ'ya son derece ilticamızla beraber emirlerine sımsıkı yapışabilmek için Allah'ı bilmemiz lâzım. Allah diyoruz; kim bu Allah yahu? Bu varlığın sahibi. Göklere bak, etrafa bak, bütün varlıklara bak, bu varlıkları icat eden Allah'tır Allah! Başka kimse değil. Bazısı tabiattır der; Allah'a aklı ermediği için tabiat diyor. Eğer imanı olsa biraz Allah'tır diyecek. Allah diyemediği için, tabiattır deyip geçiyor. Tabiatta can var mı, hayat var mı? Kuvveti var mı, kudreti var mı? Bilgisi var mı? Nesi var tabiatın yani?
Onların hepsini yaradan, bilgi sahibi, varlık sahibi Allah ki: "Ben sizin içinizi de bilirim, dışınızı da bilirim! Yaptığınızı da bilirim, yapacağınızı da bilirim!" diyor. Allah öyle Allah! Bu varlığın sahibi. Bize bu hayatı vermiş, muvakkat bir devir için vermiştir. Buradan daha âlâ bir aleme geçeceğiz ki, o alemin adı ahiret alemidir. Bu dünya imtihan dünyasıdır; dâr-ül imtihandır burası. Çocuklar mekteplerde nasıl derslerini bilemezlerse perişan oluyorlar; sınıflarını geçemiyorlarsa, bu dünyada da, imtihanı atlatamayan insanların ahiretleri de perişanlıktır.
Onun için, biz müslümanların elhamdülillâh bütün gayesi, Allah-u Teâlâ'nın rızasını kazanabilmektir. Onun için nefis mertebelerinde hangisi olursa olsun gaye Allah olmalı, Allah'ın rızası olmalıdır. Atacağımız adımlarda, yapacağımız işlerin hepsinde, Allah'ın rızasını aramalıyız. Bunu Allah yasak etmiş mi? Kâinat benim olsa kıymeti yok. Kâinatı bana veriyorlar altınlarıyla, zümrütleriyle, neleri varsa... Kıymeti yok. Maksat, Allah'ın rızası lâzım. Allah razı olsun. İnsan kuru ekmeğe de razı olur. Kuru ekmek yiyeyim ama, Allah benden razı olsun. Niçin? Allah benden razı oldu mu, dünyam da mesut ahiretim de mesut.
Onun için, sözümüze dikkat edelim. Allah bizi affetsin, mağfiret etsin. İyi insan, iyi kul olaraktan, Hak bizden razı olaraktan yaşayıp, ahirete göçen kulları arasına, cümlemizi kabul etsin.
Bakın 125 tane kebâir günah yazdım; 550 tane de küçük günahlar var ki, o küçük günahlar da büyüyor. Nasıl ufak bir fidan büyüyor, onlar da öyle büyüyorlar. Onun için, Allah hepimizi affetsin. Tevfîkât-ı samedâniyyesine mazhar etsin.
Daha küçüklükten günahları öğrenmek, Allah'ı tanımak ve Allah'tan korkmak lâzım! Allah'ın bir ismi de Kahhâr'dır. Kahhar, kahredici demek. Kızdı mı, insanı öyle kahreder ki, hiç anlamaz. Memleketleri de kahreder, altını üstüne getirir. Nasıl ki, Lût kavmini yaktı; hep bunlar Kur'an'da bize tecrübe.
Onun için, onlara nasıl yaptıysa, bize de öyle yapar. Binâenaleyh sakınmak ve korunmak lâzımdır. Herkes yapıyor diye bizim de yapmamız olmaz.
Allah cümlemizi affetsin. Her şey de böyle. Evinde saklamak günah olduğu gibi, sofrasında oturmak günah olduğu gibi; başına geçirenler de öylece günahkârdır.
Cenâb-ı Hak cümlemize tevfik buyursun, ihsan buyursun, in’am buyursun.
Sübhâne rabbike rabbi’l-izzeti ammâ yesifûn ve selamün ale’l-mürselîn velhamdülillahi rabbi’l-âlemîn