Süt Emme, Oruç, Yetim, Sükut, Nafile İbadet, Huzurla Namaz, Komşu Hakkı, Vera

Süt Emme, Oruç, Yetim, Sükut, Nafile İbadet, Huzurla Namaz, Komşu Hakkı, Vera
el-Hamdülillâhi rabbi’l-âlemin ve’l-âkibetü li’l-muttakîn es-salâtu ve’s-selâmu alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âlihî ve sahbihî ecmaîn. İ’lemû eyyühe’l-ihvân enne efdale’l-kitâbi kitâbullâh fe-enne efdale’l-hedyi hedyu Muhammedin sallallahu teâlâ aleyhi ve sellem ve şerre’l-umûri muhdesâtuhâ ve külle muhdesin bid’ah ve külle bid’atin dalâleh ve külle dalâletin fi’n-nâr ve bi’s-senedi’l-muttasili ile’n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:
[Lâ rıdâ’a ba’de’l-fisâli ve lâ visâle ve lâ yütme ba’de’l-hulmi ve lâ samte yevmin ile’l-leyli vel â talâka kable’n-nikâhi.]
Bu süt emme ancak iki sene içindedir. Mesela bir insan bir annenin sütünü emer, kaç yaşındayken? Dört yaşındayken, beş yaşındayken çocuğu sevmek suretiyle biraz ona süt verir. Bunun şeyi olmaz, süt ile alakası yoktur onun. Süt devri geçti. Süt devri iki yaşına kadar. O iki yaşın içine ana rahmindeki dokuz ay da dahildir. Ana rahminde dokuz ay beklenme suretiyle dışarıya çıktıktan sonraki müddet içerisindeki iki sene sürüyor. Bu iki sene içinde emerse bir kimse o annenin sütünü, o süt kardeş olur. Ama iki sene geçtikten sonra emmiş [o süt kardeş olmaz].
Ve lâ visâle. Bugünün orucunu yarına katmak o da caiz değil. Yani akşam iftar etmiyor, iftar etmeden ertesi günün orucuna niyetleniyor, caiz değil.
Ve lâ yütme. Yetimlik de yok, yetim sayılmaz. Ba’de’l-hulmi. Büluğa erinceye kadardır yetimlik. Buluğa eriştikten sonra yetimlikte kalkmıştır.
Ve lâ samte yevmin ile’l-leyli. Akşama kadar hiç kimseyle konuşmuyor, sükût orucu tutuyor. O da caiz değil.
Lâ salâte ba’de’l-asri.
İkindiden sonra, ikindi namazı kılındıktan sonra nafile namaz kılınmaz. İkindi namazı kılındıktan sonra nafile namaz kılınmaz. Ancak borç namaz varsa o kılınır. Borçlara müsaade var.
Hattâ tağrube’ş-şemsü. Güneş batıncaya kadar, ikindiden sonra nafile namaz caiz değildir.
Ve lâ ba’de’l-fecri. Şafak söktükten sonra da güneş doğuncaya kadar nafile bir namaz kılınmaz. Ancak o günün sünneti kılınır.
Hattâ tatlu’a’ş-şemsü illâ bi-mekkete illâ bi-mekkete. Bir rivayette üçüncü bir defa da illa bi-mekkete. Mekke müstesna. Buralarda mesela abdest alınır, abdestin bir namazı vardır, sünnetü’l vudû derler. Onu kılmak için mesela namazdan evvel abdest almışsınızdır, fakat namazdan evvelki zaman öğlen üstü kerahet girdi demektir. O zaman o sünneti kılmak caiz değil.
Tahiyyetü'l-mescid vardır, camiye girince caminin hakkı iki rekât bir namazdır. Onu kılacağız ama öğleye de beş dakika var, on dakika var. Bu zaman da kerahet vaktidir, o zaman da kılınmaz. İçeriye girdikten sonra kıldığımız bizim mezhebimize göre, öğle sünnet namazı kılıyoruz ya. Bu öğlenin sünneti hem abdestin vudûuna hem tahiyyetü'l-mescide de kafidir.
Lâ salâte li-câri’l-mescidi illâ fi’l-mescidi.
Caminin komşusuna, caminin komşusuna evinde namaz kılmak caiz değildir. İllâ fi’l-mescidi. Ancak mescide gelecek de orada kılacak. Ama mazur olur, müstesna. Mazurlar her yerde müstesnadır.
Yalnız bir yanlış iş var. Ramazan-ı şeriflerde ekseriyetle evlerde hafız tutup namazı ev halkıyla beraber kılmak âdeti türemiştir. Bu âdet doğru bir âdet değildir. Caminin cemaatine noksanlık îras eder. Senin evinin faziletini istiyorsan evinde istediğin kadar namaz kıl. Başka zamanları ne yaparsan yap. Fakat cemaatin dağılmasına, azalmasına vesile olacak her şeyden sakınmak lazım.
Şimdi bunu da iyi dinleyiniz.
Lâ salâte bi-hadrati ta’âmin.
Yemek hazırlanmışken namaz da caiz değildir. Yemek hazırlanmış, siz de namaz vakti de gelmiş, ezan da okundu, namazı kılacaksınız. Şimdi orada o zaman namaz caiz değildir demesi.
Bir daha var.
Ve lâ ve hüve yüdâfi’uhü’l-ahbesâni.
Bir de sıkışmışsınız, abdestiniz daralmış, taze abdest almaya vakit yok, ezan okundu. Şimdi o şu abdestle şu namazı kılıvereyim diyerekten sıkışarak bu namazı kılmak bu da caiz değildir. Kerahet vardır. Çünkü namaz huzûr-u ilâhîyede sakin kalabilmek, bu huzurun tadını tadabilmek. Bu ikisi de bu huzura manidir. Aklın yemekte kalır, şu yemeği yeseydik. Karnın acıkmış. Onun için karnını doyur, huzur ile Rabbi’l-âlemînin divanına dur. Öteki taraftan sıkışmışsın, abdestin tazelenmesi lazım. Şu namazı kılıvereyim derken, namazda nasıl namaz kıldığını bilemezsin. Bu da caiz değil.
Maksat orada huzuru temin etmek idi. Halbuki onların ikisi de huzuruna mâni oldu senin. Huzuruna mâni olan gerek menfaatini gerek böyle şeylerden dolayısıyla olsun onları giderip de huzur içerisinde namaz kılabilmeye gayret etmek lazım.
Bu huzur da kolaycacık bir şey değil tabi. Öyle yapmacıkdan da olmuyor. Boynunu bük, belini bük, başını bük, ne yaparsan yap, hep yapmacıklıdır bunlar. Yapmacık. Gönül, huzurda olacak olan gönüldür. Gönül Allah ile olamadıktan sonra, hiç. Bedenimizi çeviriyoruz kıbleye. Hepimiz ona dönüyoruz elhamdülillah. Kıble neresi? Kabe. Nedir o da? Bir binadır işte. İbrahim aleyhisselamın yaptığı, Adem aleyhisselamın yaptığı bir binadır. O binaya dönebiliyoruz da, o binaların sahibi, bu varlıkların sahibi olan Allah celle ve alâya bu gönül dönmezse ne yapalım o vücudun dönmesini. Vücudun dönmesi başka. Asıl dönecek olan gönüldür, gönlün Allah'a dönmesi lazım. Eğer o namazdaki gönül Allah'la değildir.
Allah affetsin kusurlarımızı, affetsin kusurlarımızı.
Bak şimdi hep birbirini bağlı.
Lâ salâte li-men lâ vudûe lehû.
Hepimiz biliriz ki abdestsiz namaz olmaz. Abdestsiz namaz olur mu? Olmaz. İşin başı abdest. Onun için bile abdeste. Ve lâ vudûe. Abdest de yoktur. Li-men lem yezkuri’s-mellâhi aleyhi. Allah'ın ismini anmadan abdest, abdest değildir. Bismillâhirrahmânirrahîm demiyor. Besmele-î şerifi çekilmeden, Allah'ın ismi alınmadan yapılan abdest, sahih bir abdest değildir, kâmil bir abdest değildir. Kâmil. Allahu Teâlâ’nın ismini anmadan her şey öyle. Allahu Teâlâ'nın ismini anılmadan layık olmuyor.
Yine bunu ikinci bir hadiste rivayet ediyor.
Lâ salâte li-men lâ vudûe lehû. Abdestsiz adamın namazı namaz değildir. Nasıl ki abdestsiz namazı namaz değilse. Ve lâ vudûe li-men lem yezkuri’s-mellâhi teâlâ aleyhi. Allahu Teâlâ'nın ismini anmayarak alınan abdest abdest değildir. Abdestsiz namaz nasıl olmuyorsa Allahu celle ve alânın ismi anılmadan alınan abdestle öyle oluyor yani. İkisinin yan yana getirmek lazım.
Ve lâ yü’minü billâhi. Allah'a iman etmiş sayılmaz.
Ben biliyorum ya bu mülkün sahibi Allah'tır. Şimdi Amerikalısı da diyor bunu, İngilizi de diyor. Hangi dinde olursa Allah diyor. Ama kaç diyor diyor? Dört. Allah diyor yani. Allah demek caiz değildir. Men lâ yü’minü bî. Muhammedün Resûlullah demedikçe iman sahibi olamaz.
Lâ ilâhe illallah tamam olmadı, Muhammedün Resûlullah demedikçe. Bana iman etmedikçe. Onun için, ama o da Allah diyor? Öyle boş lafa aldanma ya!
Ve lâ yü’minü bî. Bana da iman etmiş sayılmaz.
Dikkat edin, bana da iman etmiş sayılmaz. Men lâ yuhibbü’l-ensâr. Benim ensar olan Medineli kardeşlerimi sevmedikçe, onlara inanmadıkça yine iman etmiş sayılmaz.
Şimdi insanlar arasında bir acayip şey çıktı, bunu ben sevmem. Sana bugün Resûlullah'ın emri, Allah'a iman, Peygambere iman, ashabı sevmek. Kim olursa olsun.
Bak aziz kardeş iyi dikkat ediniz! Bugün Müslümanlık kardeşlikten ibaret diyorum her zaman da yine de bir tekrar edeyim. Müslümanlık kardeşlikten ibarettir. Kardeşler arasındaki ayrılık büyük felaketler doğurur. Büyük felaketler doğurur, bugün de doğurur yarın da doğurur. İfrat her şeyden mezmumdur. Yemekte bile bol bir bal, fazla yiyin ifrat, seni hasta eder yahu. Baldır her tarafı şifa ama kararınca ye yahu. İnsanlar da birbirini kararınca severler. Kararından fazlaya çıkardın mıydı bu ulûhiyet mertebesine götürürler yarın insanları. Bugün adam ben o muhterem bir zattır, güzel, iyi bir insandır ama kuldur kul! Allah'ın kuludur. Peygamber diyor ki beni, beni haddinden fazla yükseltmeyin. Beni haddinden fazla yükseltmeyin deyince, bugün insanlar insanlara öyle paye verdiler ki yarın Allah diyecekler. Bugüne bakma sen.
Lâ darara ve lâ dırâra.
Buna çok dikkat lazım.
Lâ darara ve lâ dırâra. Kimse kimseye zarar etmek caiz değildir.
Hiçbir surette zarar edemezsin. İncitemezsin, daraltamazsın, zarar yapamazsınız. Zarar yaptıysalar zarara mukavele edemezsin. Müslümanlığın icabı. O bana bir tokat vurdu, ben de ona bir tokat vereyim. O kanunun işi, sen de o mukabeleyi bırak. O bana sövdü, ben de ona söveyim. Arkası ölüme gider.
Onun için kimseye zarar etmemeye çalış ve zararlara da mukabele etmemeye çalış. Allah'a havale etsin yahu. Susuversin, sakin olsun.
Men dârra. Yaptık zarar. Zarar ne olacak. Bu insanların bazısı efe dediğimiz tabaka var insanların arasında ki, daima böyle çirkin hareketlerden hoşlanırlar.
Böyle bir zarar yaptığı vakitte, Dârrahullâhu. Onun cezasını verecek olan Cenâb-ı Allah. Ona Allah kim bilir neler yapacak?
Ve men şâkka. Eziyetler ediyor. Şakkallahu aleyhi. Allahu Teâlâ da onun üzerine çeşitli meşakkatler verir.
Yine;
Lâ darara ve lâ dırâra ve li’r-racüli en yeda’a haşebeten fî hâitı cârihî.
Komşuyuz yan yana, komşumuzun bir duvarı var. Ben de bir odacık yapmak istiyorum. Oraya bir direk koyayım da bu tarafına da bir duvar yaparım, olur bir ev. Öteki diyor ki, yok bu benim duvarım, bunun üstüne koyamazsın. Öyle şey olmaz. Müslümanlık da ve kardeşlik de böyle mâni böyle şeylere mâni olmak caiz değil. Bunlar cahil adamların işleri. Olmaz, bu duvar benim. Ben koydurtmam. Sen de kendine bir duvar yap, öyle koy der. Halbuki bu caiz değil. Oraya koyuver kardeşim. Sen de koy, ben de koyarım bu taraftan. Sana da bir oda olur, bana da bir oda olur.
Ve li’r-racüli en yeda’a haşebeten fî hâitı cârihî.
Haşebe, direk. Bir direk koyacak. Fî hâitı cârihî. Komşusunun duvarına bir direk koyacak. Onunla bir oda yapacak yahut kümes yapacak tavuğuna, hayvanına.
Ve’tarîku’l-mîtâu seb’atü ezru’in.
Bunların ezberlenmesi lazım.
Lâ tâ’ate li-ehadin fî ma’sıyetillâhi. Allah'a mâsiyet yerinde hiç kimseye itaat olunmaz.
Diyor ki, şunu iç, fakat haram bir şey. Allah'a isyan var orada. Onun için ona itaat edip de onu içemezsin. İsyan var. Halbuki biz o isyan için para veriyoruz ona, para da veriyoruz. Ondan sonra sen haydi şunun işini yap diyerekten. Onun günahının altından nasıl çıkılır bilmem.
İnneme’t-tâ’atü fi’l-ma’rûfi.
Daha açık bir tabirle bunu bir başka hadiste;
Lâ tâ’ate li-mahlûkin fî ma’sıyeti’l-hâlıkı. Hâlık'a isyan olan bir yerde mahluka itaat caiz değildir vesselam.
Mahluk olunca anan da içinde baban da içinde. Anam böyle istiyor babam da böyle istiyor diyerekten haram olan, isyan olan bir yerde onlara itaat caiz değildir. Başkasına hiç olmaz tabiatıyla. En çok insanın itaat edeceği anasıyla babasıdır. Onlara da itaat caiz değildir. Mahluka Allah'a isyan olduğu yerde.
Lâ akla ke’d-tedbîri fî rıdallâhi. Allahu Teâlâ'nın rızasını kazanmak için tedbire riayet etmek kadar akıldan üstün bir şey yoktur.
Akıl, Allahu Teâlâ'nın rızasını kazanmak için yapılan tedbirlerdedir. Yapılan tedbirde ki, bu tedbir de Allahu Teâlâ'nın rızasının kazanılması hususunda aklını nasıl kullanabiliyorsan işte o akıl akıldır.
Ve lâ vera’a ke’l-keffi an mahârimillâhi. Allahu Teâlâ'nın haramlarından uzak kalmak kadar verâ yoktur.
Verâ, şüphehâttan içtinap ya. İşte Allahu Teâlâ'nın yasaklarından içtinap etmek verâdır, başka türlü verâ olmaz. Boyun bükmekle, esbab değiştirmekle, şununla bununla olmaz.
Ve lâ hasebe ke-husni’l-huluki. Haseb mezhep para etmez. Ben filanın evladıyım. Olmaz. Hüsn ü ahlakın güzel değilse kimin evladı olursan ol.
Lâ fakra eşeddü mine’l-cehli.
Cahillikten daha ziyade fakirlik yoktur.
Cahil kimdir?
Dinini bilmeyen adamdır. Dinini bilmeyen insana cahil derler.
Ama sen her şeyi biliyorum diyorsun. Her şeyi bilmek para etmez. Dinini bilmemek Allah bilmemekten ileri geliyor. Allah'ı bilince Allah'ın emrettiği dinini de bileceksin. Bunları bilememek en büyük cahilliktir. İşte ben filan yerden şu kadar diploman var benim evimde. Ama iyi ama Allah'tan haberin yok, bu mülkün sahibine inanmıyorsun, Peygamberine inanmıyorsun, kitabına da inanmıyorsun. Daha bundan başka cahillik olur mu dersin? En büyük cahillik bu. Sen başındaki takkenin, dört tane telden ibaret takkenin kendi kendine olacağına inanmıyorsun da bu koskoca kâinatı sahipsiz diyorsun ya. Bu koskoca kâinatı içindekilerle beraber tabiatın icadıdır diyorsun. Öyleyse senin başındaki takke? O da tabiatın icadı. Altında oturduğun tabure kendi kendine olmuş. Adama deli derler.
Lâ fakra eşeddü mine’l-cehli. Lâ ğınen e’vedü mine’l-akli. Akıldan daha büyük bir zenginlik yok.
Akıldan büyük daha zenginlik yok. En büyük zenginlik akıl. Bu çocuğuna çok miras bırakacaksın, milyonlar. Para etmez. Ona bir güzel akıl öğret. Akıllı yetiştir onu.
Ve lâ ibâdete ke’t-teffür. Düşünce kadar büyük bir ibadet de yoktur.
Düşün, Allah'ı bulmaya git. Tefekkür et, bu mülk nasıl olmuş? Ya demin söylediler, bir adam, cahil bir adam. Ya demiş, bu adamlar nasıl adamlar. Cahil adam. Demiş gökteki yıldızlar nasıl duruyor demiş. Bunu tutan olmadan bu durur mu demiş. İnsanda bir parça akıl olmazsa ne yaparsın ya. Her söylenene insan inanır mı ya? İnanacağın bir şey, benim aklımı kabul etsin diyor nasıl da inanayım? Tabiat kanunu. Nasıl tabiat kanunu bu yahu. Koskoca dünya böyle hangi cazibeyle durur yahu? Nasıl bir cazibe olmak lazım ki tutabilsin. Bu koskoca milyarlarca insan var üzerinde. Bunu nasıl zapt eder yahu? Bu Allah'ın kudretinden başka bir şey midir dersin? İşte Allahu Teâlâ'nın kudreti. İster cazibeden olsun isterse neden olursa olsun. O Allah'ın kudretidir. Senin cazibe dediğin şey Allahu Teâlâ’nın kudreti. Bu kudret-i ilâhiyedir o. Sen o kudret-i ilâhidir diyemiyorsun da cazibedir diyorsun. İşte alt tarafı bu.
Cenâb-ı Hak cümlemize tevfik buyursun, ihsan buyursun, in’am buyursun.
Sübhâne rabbike rabbi’l-izzeti ammâ yesifûn ve selamün ale’l-mürselîn velhamdülillahi rabbi’l-âlemîn el-Fâtiha.
Büyük Günahlar,
Namazdan Çalma, Katil
Nefisle Mücadele,
İslamın Şartları, Papazın
