Vahdehu La Şerike Leh, Zikir, Yemek Adabı

Vahdehu La Şerike Leh, Zikir, Yemek Adabı
Elhamdülillah, sümme elhamdülillah, elhamdülillahî hedâna lihâza vema künnâ linehtediye levlâ en hedânallah.Vema tevfîki illa billah aleyhi tevekkeltu ve ileyh.
Neşhedü en lâ ilâhe illâlahu vahdehu lâ şerîkeleh. Veneşhedü enne Muhammeden abduhu ve habibuhu veresuluhu. Allahümme salli vesellime ve barik alâ hazen nebiyyu kariybu ve Resulu Seyyidul senedil azim fi kalbirrahim seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ecmaîn.
Evinde abdestini aldı. Fe ahseni vuduha. “Ama abdesti de güzel aldı.” Kış diye acele etmedi. Güzelce abdestini aldı. Sümme yehmili ile’l mescid. “Ondan sonra camiye geldi.” Fesallâ fî-hi kadem sabah namazını kıldı. Sümme akrabe bi salâti'd-duha . Bunun arkasından kıldığımız işrak namazı var ya, bekledi, namazını kılıp da gitmedi yani. Namazını kıldı, ondan sonra bekledi, duha vakti geldi işrâk vakti geldi. İki, dört ne kılabilirse kıldı o namazı da. İşte bu fe-kad esrea’l kerre ve âzame’l ganimeh “En güzel en büyük ganimettir.”
Ne var?
Bir Hac birde Umre sevabı var. Hiç eksiksiz. Bir hac, hacılık kolay mı ne kadar para gidecek ne kadar da eziyet çekilecek. Şeytan yok mu, Allah onun elinden kurtarır cümlemizi, Orda insanlar da şeytandan fazla insanlar eziyet çekiyorlardır, mümkün değil çünkü, yüz binlerce insan aynı noktaya aynı zaman da varmak istiyor. Onun için herkes de bir acelecilik var. Onun için yaşlılar, ihtiyarlar, şunlar bunlar çok sıkıntı çekiyorlar. Neden şeytan o. Allah onun şerrinden de bizleri kurtarsın. Bu hazır ganimete de böyle cümlemizi nasibi müyesser eylesin.
Onun için Aziz Kardeş! Rızkının bollanmasını istiyorsan yemek yerken evvela ellerini yıka, Besmele-i şerife çek yemeği öyle ye. Bu fakirlikten seni kurtarır. Ne kadar fakirsen Cenab-ı Allah esbabını halk eder.
İkincisi yemekten sonra ellerini yıkamak oda senin günahlarını döker ve seni sıhhate kavuşturur. Gözlerin de zayıf olmaz, gözleri de sağlam olur. Neden? Peygamberimizin sünnetine riayet ediyor.
Sonra yerken sol dizinizin üzerine oturun sağ dizinizi de dikin. Dikin çünkü mideniz boş kalıpta çok dolmasın. Midenizi üçe bölün. Birisine ekmek koyun, birisine su koyun birisi de boş kalsın. Eğer bu üçünü de doldurursan olmaz, rahatsız olursun. Yemek yemenin adabından birisi bu.
Onun için Allah kusurlarımızı affetsin de böyle sabah namazına da geldik geliyoruz Elhamdulillah. Evinde işi oluyorsa insanın başka. Muhim işi olmadıkça bu dualarda bulunur dualar değil ki nereden bulacağız onları. Ne olacak yarım saat geçiyor aradan. İstanbul’un dükkanı saat 9 dan önce açılmıyor. Eve gideceksin çene çalacaksın, ondansa bir camide oturup bir dua eder, Allah’a yalvarır, birçok sevap kazanır bir de hacı olarak gidersin işte. Yemin etsen başın ağrımaz, ben hacı oldum geldim desen başın ağrımaz. Niçin? Peygamberimizin sözü var. Onun sözüne göre manen hacısın yani.
Fakat bu kolay, geleceğiz, namazımızı kılacağız, evinde kıldığın zaman da da olur. Camiye gittiğin zaman da da olur. Ama yanında cami varsa mutlaka camiye gitmek lazım. Ama yakında cami yok, uzakta gitmesi de müşkül, bazı kış günlerinde falan o zaman evinde kılarsan mazur olursun belki de, ama mutlaka camiye gitmenin fazileti çok. Allah razı olsun bak bunları yapmışlar ne güzel bize hediye etmişler, bizlerde bunların ihyası için çalışacağız. Camiyi ihya bunu altın ile süslesek olmaz, camiyi altın ile süslesek olmaz, ihyası cemaattir. Cemaat geliyorsa camiye bu cami ihya olmuş demektir.
Allah hepimizi affetsin. Başka çaremiz yok. Kur’an’dan bir şey oku desen okuyamıyor, çalış desen çalışamıyor, belle desen belleyemiyor. Neden? Zafiyetimiz var dinimize karşı. Asıl bizim öğreneceğimiz, belleyeceğimiz, evveleyeceğimiz Kitabımız. Onun bir kere okumasını öğreneceğiz, okumasını öğrendikten sonra elhamdülillah şimdi çok Türkçe’ler var, şu elemneşrâh suresi ne diyor diye bakarsın. Uzunu da var kısası da var. Kısasından anlayamadıysan bir de uzununa bakarsın bu daha izahlı malumat veriyor, bir şeyler anlarsın yani az çok insan.
Onun için Allah hepimizi affetsin de dinimizi layık-ı veçhiyle öğrenmek ve öğretmekte nasip etsin. Öğrenmek kafi değil, öğrenmek hiçbir zaman kafi değil. Öğrenmek öğretmek, öğrendiğini öğreteceksin, öğren öğret.
(Elâ uhbiruküm bi-efdali ehli’l-ardı amelen yevmel-kıyâmeti, raculün yekûlu külle yevmin miete merretin muhlisan: Lâ ilâhe illa’llâhu vahdehû lâ şerîke lehû, illâ men zâde aleyhi.) Sadaka rasûlü’llâh, fî mâ kâl.
Cenâb-ı Peygamber sallalHazretleri bu hadis-i şeriflerinde ehl-i ardın, yani yeryüzündeki insanların hayırlısını, amel cihetinden en hayırlısını bize haber veriyor. Yeryüzündeki insanların, bütün insanların en hayırlısını.
Bir insan mesela bir cemaat içerisinde hayırlı olur da öteki cemaatte olmaz. Bu öyle değil. Bütün yeryüzünün insanları ki evliyası, hepsi bunların içinde. Yeryüzündeki insanların amel cihetinden en hayırlısı, kıyamet gününde kim olacakmış? O insan ki her gün yüz kere ihlas ile “Lâ ilâhe illa’llâhu vahdelu lâ şerike leh” diyor. Her gün vazife edinmiş, dert edinmiş. Bir gün değil, beş gün değil, ölünceye kadar her gün “Lâ ilâhe illa’llahu vahdehû lâ şerikeleh.” diyor.
Maalesef bu tesbihi okuyamayanlar da var, söyleyemeyenler de var. Allah demek var, Lâ ilahe illa’llah demek de var, Hû demek de var, zikir bunların hepsi. Ama buradaki tavsiye:
(Lâ ilahe illa’ll’ahu vahdehû) “Allah’tan başka ilâh yoktur, birdir, (lâ şerîke leh) şeriki de yoktur. Eşi yok, nazirin yok, misalin yok, örneğin yok; bir tane!”
Şu koskoca kâinatı nasıl yaratmışsın, kimsenin aklı ermez. Nasıl cazibedir, nasıl kanunlar yapmış. Ne intizam, ne muntazam, ne kadar ahenkli. Dakikası dakikasına Güneş doğar, dakikası dakikasına da batar. Ay da öyle, Güneş de öyle, diğer bilemediğimiz bir sürü yıldızlar var gökte gördüğümüz, onlar da öyle. Hepsi saatine, dakikasına kadar muntazaman çalışırlar, hareket ederler.
Onun için şerikin yok, bu kadar koca kuvvetleri nasıl yaptın ya Rabbi? Kim yapabilir bunu ya Rabbi! Bu kuvvet kimin elinde olabilir? Senden başka kim yapabilir bu işi? Allah esirgeye. Birisinin nizamı bozulsa, hepsi altüst olur. Hepimiz altüst oluruz. Fakat el-hamdü lillah bak dünya ne zaman kurulmuş, kurulduğu günden ta kıyamet gününe kadar da muntazaman böyle dakikası dakikasına her şey yerli yerinde, ahengi üzerinde hareket etmekte.
Şimdi burada Cenâb-ı Peygamber bize bir şey bildiriyor ki: Efdal-i Mahlûk, Mahlûkları en efdalî kıyamet gününde Allah-u Teâlâ’yı zikredenlerdir.”
Bu bir zikirdir. Bunun çeşitleri vardır:
(Sübhâna’llâhi ve’l-hamdü li’llâhi ve lâ ilâhe illla’llâhu va’llâhu ekber, ve lâ havle ve la kuvvete illâ bi’llâhi’l-aliyyil-azîm) var.
(Subhâna’llâhi ve bi-hamdihî, subhâna’llâhi’l-azîm) var.
(Lâ ilâhe illa’llâhu vahdehu lâ şerîke leh, lehü’l-mülkü ve lehü’l-hamdü ve hüve alâ külli şey’in kadîr.) çeşitleri var.
Bunlar zikirler. Fakat efdal-i mahlûk, bütün insanların en efdali. Ama elimizde kitabımız var, Kur’an-ı azîmü’ş-şan. Ondan efdal bir şey olamaz. Bu ondan bir parça… Kur’an’ın içindekilerden bir tane söz bu zikir. Ama o çok geniş. E nasıl oluyor da bu kadar metholunmuş?
İnsanlar çeşitli tabii. Herkes hafız mı, herkes hafız olabilir mi? Herkes okumuş olabilir mi? Olamaz. Ne yapacağız şimdi hafız olmayanları, okumuş olmayanları? E onlara da işte bu var.
Sonra okumuş olmak da kâfi değil ki. Alim olmak da herkese nasip olmuyor, ilim ayrı bir şey. Hafız çok, ama alim pek nadir, belki ender. Kolay bir şey değil bilmek.
Binâen aleyh Kur’an okumak, alimler için efdal. Okudukça bu derya inciler, cevahirler, feyizler dopdolu içerisinde ma’rifet-i ilahi. Bunda o genişledikçe genişler, okudukça genişler o. Ama biz anlamayız ki. Ancak lafzını ezberlemişizdir. Lafzını okur, oradan sevap kazanırız.
Şimdi burada iş var. Kur’an hep ayrı ayrı sözler. Güzel ama topunu bellemek herkese nasip olmuyor ve herkes onu anlayamıyor da. Binâen aleyh, onu bir ayda mı hatmedeceğiz, iki ayda mı hatmedeceğiz, senede mi hatmedebileceğiz? Okurken şimdi görüyoruz, mesela bir cüzü okuyamıyoruz. Yarım cüz okuyacağız, çok ağır okunuyor. Neden? Okuyamadığımızdan. E işte ne dediğini de bir sorsak. Sen okudun da ne dedi o okuduğun sana?
“Bilmem ki deriz, okuduğum bana ne dedi bilmem! Ben okumasını bilirim yalnız, alt tarafını bilemem!” der.
Ama burada Lâ ilahe illa’llah dediği vakitte, diyor ki:
“Allah bir, ben başka ma’bud tanımıyorum. Ma’bud olarak, Allah olarak varlık sahibi bir tane, şeriki de yok. Şu koskoca kâinatı yaratmış.”
Yarattıklarından bir tanesi de biziz, bir parça da biziz. Biz de bu dünyaya bedeliz. Ufacık yaratmış bizi ama dünyaya bedel. Bak bugün işte dünyayı geziyor insan. Üç ayda gidemedikleri yere bugün üç saatte gidiyoruz.
Binâen aleyh, alim olanlar için Kur’an-ı Azîmu’ş-şanı okumak efdal; alim olmayanlar için zikrullah daha faziletli demişler.
Şimdi Allah’a vüsul iki çeşit oluyor: Birisi ilim yolundan, mezheb sahipleri gibi, büyük alimler gibi. Onlar ilim yoluyla Allah-u Teâlâ’ya tekarrüb etmişlerdir. Diğer bizim gibi zavallıların da Allah-u Teâlâ’ya vuslatları, ancak zikrullah ile mümkündür. Ama o zikrullah böyle yüz kere burada demiş Peygamber sallalahu aleyhi vessellem ama çok demek lazım. Onun için ez zahiri ilallah Allah’a doğru seyretmek isteyenlere efdal olan zikrullahtır demiş.
Kur’an’daki kıssaları okuyunca, o cennetler, cehennemler, envai çeşit Cenab-ı Hakk’ın nimetleri tecelli eder insanın gözü önünde, hayran kalır hepsine. Fakat zâkir olan, aşık olan cennete iltifat etmez. Onun gözü Allah’ta. Onun için o büyükler Allah-u Teâlâ’ya ibadet ederlerken ne cenneti gözlerinin önüne getirmişler, ne de cehennemden korkuyu gözlerinin önüne getirmişler.
E cennet olmasaydı, cehennem olmasaydı biz Allah’a kulluk etmeyecek miydik?
Onun için Ebû Bekr-i Sıddîk radıyallahu anh ’ın bir sözü var. Ben Allah-u Teâlâ’ya ibadeti ne cennetinin sevgisinden, ne de cehennemin korkusundan yapmam. Ya? Onun cemaline hayranım. Onu göreyim diyerekten yaparım. Onun kulu olabileyim diye yaparım!
Bu sözü bize Rabiatü’l-Adeviyye de söylemiş. Başka söyleyenler de olmuştur. Ama asıl maksat Allah-u Teâlâ’nın rızasıdır.
Biz hepimiz Allah diyoruz. Allah diyoruz ama bir fayda temin edemiyoruz. El-hamdü lillâh biraz ibadetlerimiz var. Fakat asıl kaide olan Peygamberin gittiği yol. O nasıl idi, nasıl yaşadı? Dünya hayatı onun nasıldı? Hepimiz görüyoruz siyer kitaplarında. O hayatı yaşamak lazım. O hayatın dışına çıktın mıydı feyiz kesilir. Ondan sonra ne kadar zikredersen zikret ama tat alamazsın.
Onun için, Peygamber sallallahu aleyhi vessllem günde bir kere yemiş. Akşam yediyse, sabah yememiş. Sabah yediyse akşam yememiş. Yediği de arpa ekmeği. Bizim gibi öyle üç kat, beş kat, tatlı, tuzlu, onu kaldır, ötekini koy. Allah!
Ondan başka, iltifat da etmemiş, istememiş de. Bu yokluktan da değil yani. İstemiyor, yapmıyor. Niçin? Ruhaniyetine mâni olmaması için. Mide dolunca gaflet geliyor insanlara. Bu gafleti istemediği için sabah yemesi yetiyor insanlara.
İnsanlar tabii çeşitli. Şimdi demirci var, amele var, marangoz var, ağır yük işçileri var. Bu bir öğüne tabii tahammül edemez, o açlık olunca, ruhaniyet galebe ediyor. Ruhaniyet galebe edince, hâkim vücutta ruh oluyor. Vücutta hâkim ruh olunca, insanı daima doğru yola, hak yoluna sevk ediyor. Maazallah boğaza düşkün olduk muydu, ruh esir oluyor o zaman, nefis binek oluyor. Biniyor ruhun tepesine, ondan sonra ruhu o kullanıyor istediği gibi. Ondan sonra günahlardan günahlara… Yağmurdan kaçarken doluya. Hepsi olup bitiyor. Onun için;
(Lâ ilâhe illa’llâhu vahdehû lâ şerike leh, lehü’l-mülkü ve lehü’l-hamdü yuhyî ve yumît ve hüve alâ külli şey’in kadîr.)
Onun için, tabii yemek meselesi başka. Bir yemeği de yemek için para da kazanmak lazım. Onun için ayet-i kerimede buyuruluyor ki:
(Külû ve’şrebû velâ tüsrifû, innehû lâ yuhibbü’l-müsrifîn.) “Yeyin için ama israf etmeyin, çünkü Allah israf edenleri sevmez.”
İsrafa burada iki tane mânâ vermişler. İsrafın birincisi, haram yemeyin diyor. İsraf, bildiğimiz israf. O değil. Asıl israf, haram lokma yemeyin! İsrafın diğer mânâsı, günde iki defa, üç defa yemek, o da israftan. Binâen aleyh şimdi kazanmak mecburiyetindeyiz.
Çok yiyeceğiz, güzel evimiz olacak, dayamamız döşememiz ona göre olacak. Paraya çok ihtiyaç var. Hele İstanbul’da otursan çok. Bu kadar ev kirası, dükkân kirası, maişet, ev işi, mektep işi, şu işi, bu işi; çok para lazım!
E bu parayı neyle kazanacağız?
“Azıcık da yalan söylemek lâzım, ihtikâr da yapmak lazım, bir şeyler yapmak lazım ki parayı temin edelim!” dersek, bunların hepsi haram.
Gücümüz de yetmeyecek sonra bunlara bizim. Hadi bu sefer bankalara bakalım, faizle para verin de şu işi çevirelim diyeceğiz. İş felâketten felâkete gidecek, Allah esirgeye…
Onun için bir lokmacık ye de helâl iş yap! Çok yemekten, az yemek daha makbul imiş. Ekmek, yemek yani, midenin ilacıdır. Açlık ilacıdır. Acıktığın vakitte o ilaçtan bir parça alırsın ki senin açlığını giderir. Şimdi ilacı eğer sana doktor bir ilaç verirse, onu hep birden yutarsa, ölüyor insan. Niçin? Sana dedi ki günde bir defa yutacaksın, iki defa yutacaksın. Sen toptan yuttun, gittin.
Onun için biz de yerken, toptan yersek, bizi de o manen öldürür. İşte ruh gidiyor, ruhaniyet gidiyor insandan. Ondan sonra yalan da caiz, her şey caiz, alıp gidiyor.
Allah kusurlarımızı affetsin.
Onun için zikrediyoruz ama bu zikrimizin tadını almak için mutlaka Peygamber sallalahu aleyhi vessellem’in sünen-i seniyyesine uymak lazım. Hatta ve hatta giyindiği gibi giyinmek, yediği gibi yemek. Yüz yetmiş tane bugün yemek adabını sayıyor. Ben daha kırkını yazabildim. Daha arkasını da inşaallah yazacağız. Bunların hiç birisine riayet ettiğimiz yok.
Allah hepimizi affetsin. Hafızlık elden giti. O gitti, zamanı geçti. İlim beşikten mezara kadar demişler ama o kadar geçti dmek o kadar kolay olmaz ilim de. Tevhid her zaman için. Bir dir Allah. En güzeli Cenab-ı Peygamberin tavsiyesi : Lâ ilâhe illa’llâhu vahdehû lâ şerîke lehû, Lehü’l-mülkü ve lehü’l-hamdü, yuhyî ve yümîtü, ve hüve ala külli şey’in kadîr.
Ben de size tavsiye edeyim. Her gün bunu hangi saatte fırsat bulursanız, yolda giderken, arabada giderken, vapurda giderken, yayan giderken söyleyin urun işte. Zikir de asıl maksat olan hem daimi olması hem de zikri kesir olması, çok zikrin efdaliyeti vardır.
Allah kusurlarımızı afv u mağfiret eylesin. Tevfîkât-ı samedâniyesine mazhar eylesin. Cümlemizi fazl u keremiyle nefsin, şehvetin, şeytanın elinden kurtulup o güzel cennetine müstahak, istihkak getiren kullarının zümresine kabul buyursun.
El Fâtiha!
Aşure Ayı,
Kuranı Kerime Hürmet
Şirk, Hırsızlık,
Zina, İsyan Etmek,
