Dünyaya Geliş Amacımız

Dünyaya Geliş Amacımız
Eûzübillâhimineşşeytânirracîm. Bismillâhirrahmânirrahîm
El-Hamdülillâhirabbi’l-âlemîn. Ve’l-âkıbetü li’l-müttakîn. Ve’s-salâtü ve’s-selâmu alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ecmaîn.
İ’lemû eyyühe’l-ihvân. Enne efdale’l-kitâbü kitâbullâh ve enne efdale’l-hedyi hedyü Muhammedin sallallahu aleyhi ve sellem. Ve şerre’l-umûri muhdesâtühâ. Ve külle muhdesin bid’ah. Ve külle bid’atin dalâleh. Ve külle dalâletin fi’n-nâr. Ve bi’s-senedili muttasili ile’n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:
Aziz ve muhterem kardeşlerim!
İnsanoğlu çok muhterem ve çok da nazik, çok da kıymetli bir mahlûktur.Ne altınla ölçülür ne yakutlarla ölçülür; insana hiçbir şey muâdil olamaz. İnsan Allahu Teâlâ’nın, müslüman kısmı sevip yarattığı bir mahlûktur. Fakat hepinizin bildiği gibi biz doğuştan itibaren terbiyeye muhtacız. Eğer analarımız, babalarımız bize bakmamış olsalar biz harap oluruz. Hayvanlar gibi değiliz. Hayvan doğar, anasının memesine hemen yapışır o, kurtarır kendisini. Fakat bizim çocukluğumuz öyle değilki.Mutlaka anne babanın himayesinde terbiye olacağız, Tâ yetişinceye kadar. Mekteplere verirler okuruz dünyamızı öğreniriz, din mekteplerine verirler dinimizi öğreniriz. Fakat bunların hiç biriside bize kâfi değildir.Bilgi ayrı iş,Allah’a sevgili kul olabilmek ayrı iştir.
Bu dünyaya gelişimizin yegane sebeplerinden birisi bu varlığın sahibi olan Allahu celle ve alâ’yı tanımak, bilmek, O’na,O’nun emrine münkât bir halde ömrünü geçirmektir, ki âhiret saâdeti bunun altındadır. Yoksa dünyasını mâmur edeceğim diyerekten âhiretini harap eden insanların dünyaları da işe yaramaz, âhirette de ellerine bir şey geçmez. Çünkü“Her gelen gitse gerektir.”dedikleri hepimizin mâlumudur. Kim bilir ne kadar insan gelmiştir gitmiştir, daha ne kadar kim bilir insan gelip gidecektir.Bunların hepsi bu dünyadan âhirete geçen insanlardır ki bu dünya o âhiretin köprüsüdür, başka bir şey değildir.Binâenaleyh bu köprüden geçerken nereye gideceğini,niçin geldiğini ve nereye gideceğini düşünmeyen insanın insanlıkla yüzü olmasa gerektir.
Onun için Cenâb-ı Hak celle ve alâ hazretleri Kur’ân-ı Azîmişşân’ın 13.cüzünün baş âyetinde Yusuf aleyhisselam’dan naklen derki;
Esteîzübillah,
Ve mâ überriü nefsî inne’n-nefse le-emmâretün bi’s-sûi illâ mâ rahime rabbî.
Bizi Allahu celle ve alâ yaratmış, Bir nefsimiz vardır. Bu nefsimiz şehvetle, şöhretle,kibirle, gazapla, envai çeşit kötü huylarla böyle süslenmiş, Bezelenmiş bir mahluktur. Bunu kendi haline bırakırsanız mektep bunu tashih etmez. Mektep sana dünyayı öğretir, öteki mektepte de dinini öğrenirsin.Fakat Allah’a sevgili olmanın yolu bambaşka
Mutlaka şu camiyi yaparken görüyorsunuz ki birçok eşya kullanılmıştır. Fakat hepsi bir terbiyenin mahsulüdür. Direği dağlardan gelmiş, Öyle değil, düzeltilmiş işe yarar bir hale gelmiş, İşte caminin şurasına burasına konmuş. Taşları da öyle. Dış taşlarını görüyorsunuz ustaların elinden geçmiş, yontulunmuş, şöyle olmuş, bu tarafına da taşları eritmişler, kireç yapmışlar, üzerlerini sıvalamışlar, düz bir hâle getirmişler. Bunlar hep bir emeğin mahsulüdür.
Bu günkü çıraklarımız ustalarının yanında çalışırlar, sonra birgün onlar da usta olurlar. Eğer onlara hizmet etmeseler sanatları kolayca öğrenemezler. Kendi kendime yapacağım dersen olmaz, beceremezsin. Birçok kimselerin arabalarını bozarsın, Saatlerini bozarsın, şunu bozarsın bunu bozarsın yapacağın yerde. Hayır yapacağın yerde şer olur.
Binâenaleyh muhakkak mekteplere gidip nasıl okumayı öğreniyorsak insanın da terbiye yollarını öğrenmesi lazım. Terbiye yolunu öğrenmeden peygamber böyle derse ki
mâ überriü nefsî derse
Niçin?
İnne’n-nefse le-emmâretün bi’s-sûi. “Bu nefis hiçbir zaman iyilikle emretmiyor.”
Hiçbir zaman iyilikle emretmiyor, daima onun gayesi cehenneme adamı sürükleyebilmeye çalışmak.
Bir nefis 70 tane şeytana bedeldir. Onun için de nefisle mücadele kolay bişey değildir.
Bu taş yonulmadan buraya konursa bu camii durmaz, yıkılır. Evler de öyledir. Direkler düzeltilmeden konursa olmaz, yıkılır. İnsanlarda düzelmeye, düzeltilmeye mecbur. Ahlakı bozuk olan insanlardan memlekete fayda gelmez, zarar gelir. Onun yolları dindir.
Onun için Allahu Teâlâ’nın yasaklarının başında. Bir çok yasakları vardır;125tane günâh-ı kebâir,işte onun birkaç misli fazlasıyla da seğâir günahlar vardır. Seğâir günah diye bir günahı büyükler saymamışlar, küçük günah olmaz demişler. Çünkü yapılan günah Allahu celle ve alâ’ya karşı isyandır. İsyanın ise büyüğü küçüğü olmaz. Binâenaleyh insan büyük ve küçük bilcümle günahlardan hatta mekruhlardan bile kaçınması lazımdır. Onlar bizim insanlığımızı kemiren mikroplardır. Bugünkü cesedimizi kemiren mikroplar varya, işte birçok hastalıklardan bahsederler, onlar cesedimizi yerler. Ceset nasıl olsa toprağa mahkumdur. Nasıl topraktan geldi yine öyle o toprağa gidecek. O odur fakat asıl bize matlup olan gönüldür gönül. Ruhtur, kalptir. Çeşitli adlar derler. Bu gönlün muhafazası cesedin muhafazasından 100 bin defa daha kıymetlidir.
Onun için Cenâb-ı Hak da buyuruyor ki;
“Ben kulumun cesedine bakmam, kılığına bakmam, güzelliğine bakmam, zenginliğine bakmam, şusuna busuna bakmam. Benim baktığım kulumun gönlüdür gönlü.” Kulûbiküm. “Kalplerinize bakarım.” diyor. Onun kalbinde hayır varsane mutlu o kula! Eğer onun kalbinde hayır yoksa ne yazık o kula!
Binâenaleyh bizim şimdi en muhtaç olduğumuz şeylerden birisi de biz aciziz. Her bakımdan aciziz. Ne kadar büyük insan olursan ol, Ne kadar kuvvetli insan olursan ol, çocukluğumuz nasılsa birgün ihtiyarlığımızda öyle oluyor. Ondan sonra zayıf bir hâle düşüyoruz. Her zaman bu zafiyet üzerimizde mevcuttur.
Onun için biz daima varlığın sahibi Allah’a ellerimizi kaldırıp; “Aman yâ Rab! Aman yâ Rab!” demek mecburiyetindeyiz. O mecburiyeti hissetmedikçe, O’ndan imdâd-ı ilahîyeyi istemedikçe,fazl-ı ilahîyeye nâil olamadıkça bir şey olamaz zavallı.
Ondan dolayıdır ki Ebû Bekr-i Sıddîk radıyallahu anh nasıl yalvarıyor Allah’a?
Nasıl yalvarıyor Allah’a, nasıl tazarru niyaz ediyor İslâm’ın öncüsü ve ilk İslâm. Bütün varlığını İslâm yolunda feda etmiş, Peygamberin vârisi olarak bugün de yanında yatıyor. O nefsine nasıl da hitap ediyor, Onun için biz daima Allahu Teâlâ’ya tazarru ve niyaz ederekten, “Aman yâ Rab! Ben acizim,ben bu dünyada kendimi kurtarmakta gücüm yetmez, bana imdâd-ı ilahîyeni eriştir, tevfîkini refîk eyle.”
Binâenaleyh diyor ki: el-Ucbu hicâbü’t-tevfîk.
Ucup kendini beğenmektir ama diğer günahların hepsi de böyledir. Günahların hepsi de böyledir.
Şunu kısa bir misalle izah edeyim.
Değirmeni yaptınız. Çok güzel, taşları maşları, herşeysi iyi.
Fakat değirmenin suyu gelmez ise o değirmen neye yarar?
Hiçbir şeye yaramaz.
İşte bilgi çok, hüner çok, her şey çok ama Allahu Teâlâ’dan rahmet-i ilahîye gelmezse ne yaparsın o gönlü?
Onun için o gönlün sahibi Cenâb-ı Hak, “Beş defa önüme gel, huzuruma dur, ellerini aç, benden iste!”
Üd’ûnî estecib leküm.
“Ben duaları kabul edici, herkese vericiyim.”
Nasıl ki bu kadar âlemi yaratmışım, sizin de istediklerinizi vermekten kaçınamam, korkmam, hazinem bitmez tükenmez. Hazinem bitmez ve tükenmez bir hazineye mâlikim.
Allah hepimizi affetsin. Tevfikine refik etsin.
Dünyayı dünya bilelim, fakat bu dünya bizim değil, hepimizin buradan gitsek gerek. Binâenaleyh gideceğimiz yer toprak değil âhirettir. Âhirete gitmek için hazırlanalım. Bu cesedi toprağa gömecekler, çünkü topraktan hasıl oldu bu. Bu asıl gideceğimiz yer âhiret âleminin cennetleridir.
O cennetlere girmeyi hepimize Cenâb-ı Hak nasip etsin, lütfetsin, ihsan etsin.
Haram, Taksime
Rıza, Casusluk, Haset,
Kuranı Kerim
Okumak, İhlas Suresi
