İMSAKGÜNEŞİŞRAKÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
06:0507:3808:2312:5315:3817:5719:25
Kabe

21.02.1992 - Seriyy es-Sakatî B

21.02.1992 - Seriyy es-Sakatî B
Tasavvuf Sohbetleri

21.02.1992 - Seriyy es-Sakatî B

25.01.2026
25 dk 38 sn

Eûzübillâhimineşşeytânirracîm. Bismillâhirrahmânirrahîm

El-Hamdülillâhi rabbi'l-âlemîne hamden kesîran tayyiben mübâreken fîh. Kemâ yenbeğî li-celâli vechihî ve li-azîmi sultânih.

Ve's-salâtü ve's-selâmü alâ seyyidinâ ve senedinâ ve mededinâ Muhammedini'l Mustafa. Ve alâ âlihî ve sahbihî ve men tebiahû bi ihsânin ilâ yevmi'l cezâ.

Emmâ ba'd:

Aziz, muhterem ve sevgili kardeşlerim!

Çok kıymetli bir âlimin; Ebû Abdirrahman es-Sülemî'nin -rahmetullâhi aleyh ve kaddesallâhu rûhahû- yazmış olduğu çok değerli, mümtaz bir kitap olan Tabakâtu's-sûfiyye’sini okuyoruz. Ebû Abdirrahman es-Sülemî tasavvuf büyüklerinin hayatlarını ve mübarek fikirlerini toplamış, böyle bir eser meydana getirmiş. Ve bu eseri çok kıymetli Mısırlı bir profesör de çok güzel dipnotlar, ilaveler, açıklamalar yaparak neşre hazırlamış. Henüz Türk dilimize tercüme edilmemiş bir kaynak eser olduğu için; tasavvuf konusunda en salahiyetli, en meşhur, en büyük, en kıymetli şahısların sözlerini ve fikirlerini buradan öğrenebiliriz diye bu kitabı okuyoruz.

"Hamsetü eşyâe lâ yekünü fi’l-kalbi meahâ gayruhâ"

Beş şey vardır ki kalpte, gönülde onunla beraber başka şey olmamalı, olmaz, olmamalıdır mânasına.

Beş şey vardır ki insanın gönlünde onlar tek olmalıdır, sadece onlar olmalıdır, onların yanında başka bir şey bulunmamalıdır.

Bu beş şey neymiş?

"El havfu minallâhi vahdehû"

Sadece Allah’tan korkmak

Bir tek Allah’tan korkmak.

Bu ne demek?

Allah’tan korkacak, başka hiçbir şeyden korkmayacak. Padişahtan, cellâttan, arslandan, kaplandan, düşmandan, falancadan, filancadan, hiçbir şeyden korkmayacak, sadece Allah’tan korkacak. Zaten bir insan sadece Allah’tan korktu mu herkes ve her şey ondan korkar. Herkes ve her şey ona itaat eder. İşin aslı böyledir, hadîs-i şerîfte bu böyledir, bir. Sadece, bir tek Allah’tan korkacak. Sadece Allah’tan, yalnız ve yalnız Allah’tan korkacak.

 

"Ve’r-recâlü lillâhi vahdehû"

Sadece Allah’tan ümit edecek.

Umduğunu Allah’tan umacak, beklediğini Allah’tan bekleyecek, başka hiçbir kimseden beklemeyecek. Anadan, babadan, evlattan, abiden, kardeşten, ortaktan, arkadaştan, dosttan vesaire… Verirse Allah verir, beklenti sadece Allah’tan olur. Kul, Allah’tan gayrı kimden umarsa Allah umduğu dağlara kar yağdırır, yani umudunu boşa çıkarır. Tecrübeyle sabit.

 

"Ve’l hubbu lillâhi vahdehû"

Sadece Allah’ı sevmek.

Bir tek Allah’ı sevecek, kalbinde başka sevgi olmayacak.

 

"Ve’l ünsü billâhi vahdehû"

Sadece Allah’la ünsiyet edecek.

Allah’la mahrem olacak, Allah’la beraber olacak. Burada dört ediyor, sayacak olursak bir şey atlanmış, beş şey dedi, kalpte bunlardan başka şey olmamalı dedi.

"El-Havfu minallâhi vahdehû"

Sadece Allah’tan korkacak, bir.

"Ve’r-recâü lillâhi vahdehû"

Sadece Allah’tan umacak, iki.

"Ve’l hubbu lillâhi vahdehû"

Sadece Allah’ı sevecek.

Hani dördüncüsü yok, beşinciye geçti.

"Ve’l ünsü billâhi vahdehû"

Sadece Allah’la ünsiyet edecek.

Daima Allah’la olacak; başka kimse, Allah’tan gayrı şey gönlünde olmayacak.

Arada bir tane eksik, dört tane var, hâlbuki beş tane dedi, ne olabilir?

Hepimiz tahmin edelim, bir şeyi atlamış, aşağıda da yok, yukarıda da yok.

 

"Havf u recâ, el-hubbu lillâhi vahdehû"

Sadece Allah için sevmek, burada ben "Allah’ı sevmek" dedim ama bir de hubbu fillâh, buğzu fillâh vardır. Sırf Allah için kızmak, sevdiğini Allah için sevmek, kızdığında Allah için kızmak olabilir. Bazı insanlara da, bazı varlıklara da kızılır. Haram yiyene kızıyoruz.

Neden kızıyoruz?

Allah’ın haramını işlediği için, Allah için kızıyoruz.

Hubbu fillâh da, buğzu fillâh da var. İkisi de şart, bir tanesi olursa insan topal olur, ikisi birden olacak.

"Ben her şeyi severim, benim hiç düşmanım yok, herkes benim dostum."

Evliyâullah’tan birisi; "Bir insanın hiçbir düşmanı olmaması onun münâfık olduğunu gösterir" diyor. İnsanın bazı düşmanları da olacak, öyle olur mu? Hakkı söyleyince tabi bazıları kızacak. Kızacaklar, darılacaklar, bağıracaklar, çağıracaklar. İnsan dobra dobra olacak. Onun için havf, yalnız Allah’tan korkmak. Yalnız Allah’tan ummak, yalnız Allah için sevmek, yalnız Allah için buğz etmek, bir de gönlü Allah’la ahbaplık edecek, başka bir şeyle ahbaplık etmeyecek. Tabi o âriflerin hali. Yani Allah'la üns etmeyi seven insan, insanlarla ünsiyet etmekten pek hoşlanmaz, tenhalara gider, kenarlara çekilir, tek başına durmayı sever. Uzlet sevgisi, yalnızlık sevgisi insanın gönlüne girer.

 

Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri peygamber olmadan önce ne oldu?

"Bana uzlet sevdirildi." diyor, niye insanlardan ayrı, tek başına Cebel-i Nûr’daki mağaraya gitti?

Günlerce orada kalıyor, evine bile gitmiyordu. Hanımına çok hürmet ediyor, sevgisi saygısı var, hakkını takdir ediyor, hayatından sonra da daima güzel anmış ama hanımının yanında bile durmamış, mağarada durmuş.

Niye yüksek kayalıklara çıkmış?

Başka insanlar gelip de "Yâ Muhammed, selâmünaleyküm ne yapıyorsun?" demesin diye kimsenin kolay kolay tırmanamayacağı yüksek bir tepeye tırmanmış. Çok zor! Bir saatte zor çıkıyorsun, ter döküyorsun, bazı yerlerden emekleyerek çıkıyorsun. Bir mağaraya giriyorsun ama şahane güzel bir yer. Dağların derinliğinden, görünmeyen kısımdan dönen yarıktan yüzüne tatlı, latif bir hava geliyor. En sıcak havada bile sanki orada bir air condition cihazı varmış gibi güzel hava geliyor.

Sonra şu tarafına çıktığın zaman dümdüz bir kaya var, sanki namaz kılsın diye Allah tarafından oraya devrilmiş bir kaya, dümdüz. Onun üstünde durduğun zaman akşamları püfür püfür rüzgâr esiyor. Kaya hem de tam Kâbe-i Müşerrefe’ye doğru düşmüş. Bir insanın kaldırabileceği bir kaya değil; orada vinç yok ki. Doğrudan Kâbe’ye bakıyor. İnsan orada durdu mu Allahu Ekber dese Kâbe’ye doğru namaz kılacak, oradan Kâbe görünüyor. Efendimiz öyle bir yer seçmiş ki Kâbe-i Müşerrefe pırıl pırıl görünüyor.

Kendisine uzlet sevdirilmiş. İnsanlarla ünsiyet değil, bir kenara çekilmek sevdirilmiş.

Peki, kendi kendine orada ne yapıyor?

Rabbiyle ünsiyet, Allah celle celâluh hazretleriyle yârenlik, dostluk, muhabbet. Kalbinde yalnız O olacak. O ünsiyet olacak.

El ünsü billâh olacak. Allah o zevkleri, neşeleri tattırsın.

 

Semi’tü Ebe’l-Hüseyn Muhammede’bne Ahmede’bni İbrahîm el-Fârisiyye yekûlü. Semi’tü Muhammede’bne Hüseyn yekûlü. Semi’tü Aliyye’bne Abdi’l-Hamîdi’l-Gadâiriyye, bi-Haleb yekûlü.

(Yine Gadâirî’den ama öteki Gadâiriye nakleden şahıslar başka)

Semi’tü Seriyye yekûlü.

 

O şahıs demiş ki:

Seriyy-i Sakatî hazretlerinin şöyle dediğini duydum.

"Ecledü’n-nâsi men meleke gadabahû"

İnsanların en pehlivanı, pazısı en kuvvetli olanı; gazabına hâkim olabilendir. Kızgınlığını dizginleyebilen, gazabına kızgınlığına sahip olup kendisini tutabilen insandır.

En kahraman, en babayiğit budur, böyle insandır.

 

Biliyorsunuz Hadîs-i şerifte de bu böyle geçiyor. Seriyy hazretleri bu mânayı muhakkak oradan almış. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem geçiyordu. Gençler de birbirleriyle güreşiyorlarmış, el ense yapıyorlarmış. Peygamber Efendimiz’i görünce "eyvah spor yaparken, birbirimizle itişip kakışırken yakalandık" diye utanmışlar. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem yanlarına gelince buyurmuş ki:

"Leyse'ş-şedidü bis-sur'a"

Asıl pehlivan güçlü kuvvetli, güreşte karşı tarafı yenen insan değildir.

"İnneme’ş-şedîdü men yemlikü nefsehû ınde’l-gadab"

Asıl pehlivan gazaplandığı zaman kendisine, nefsine hâkim olabilen kimsedir.

Asıl pehlivan, asıl kuvvetli olan odur. Nefsini yenebiliyorsan kuvvetlisin. Nefsine yeniliyorsan zayıfsın.

"Elimden bir kaza çıktı dayanamadım. İşte o bana şöyle dedi. Yan baktı da, omuz vurdu da, ben de onun gözüne bir tane patlattım da, burnunun direği kırıldı da, midesine bir tane yumruk, tekme attım da bilmem neresi patladı da…"

 

Niye yaptın?

"Vallâhi ne bileyim? Kendime hâkim olamadım sinirlendim. Zaten ne zamandan beri herife de bozuluyordum, ondan yaptım."

Olmadı! İşte bu zayıf insan. Kendisine hâkim olamıyor, olmadık işler yapıyor. O halde kendisini tutabilecek. Tutabilmemiz lazım. Seriyy-i Sakatî hazretleri hadîs-i şerîfin meâlini başka kelimelerle ifade ederek söylemiş.

 

Bu şunu da gösteriyor. Bu büyüklerimiz aslında mânaları, tâlimâtı, ta’allumu gene Resûlullah’tan almış oluyorlar. Resûlullah’ın hadîs-i şerîflerini okumuşlar, hazmetmişler. Hayatları, sözleri sünnet-i seniyyeye uygun olduğu için söyledikleri her sözü kurcaladığımız zaman sonunda bir hadîs-i şerîfe dayandığını görüyoruz. O mâna da burada hemen anlaşılır. Yani adam kendisi bir şey söylüyor. Ama aslında söylenenlerin Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem Efendimiz’in sözlerinin bir başka ifadeyle tekrarı olduğunu görüyoruz.

Neden?

Sünnet-i seniyyenin içine düşmüş, (hamur lokmasının şerbetinin içine düşüp de tatlı olduğu gibi) sünnet-i seniyyeyi içine emmiş, her tarafı sünnet-i seniyye olmuş, tatlı olmuş. Sözü de, hareketi de sünnet-i seniyyeye uygun olmuş. Ahlâkı da ahlâk-ı Peygamberî olmuş. Onu gösteriyor.

 

"Ve bi-hâze’l-isnâdi kâle’s-Seriyyü"

Yine aynı rivayet senediyle Seriyy hazretleri buyurdu.

"Men tezeyyene li’n-nâsi bi mâ leyse fiyhi sakata min aynillâhi azze ve celle"

İnsanlara karşı kendisinde olmayan, bir takım mânevî vasıflar varmış gibi kendisini edalandırarak süsleyen kimseler, Allahu Teâlâ hazretlerinin gözünden düşerler.

Adam ârif değil, âriflik edasında, pozunda. O makamın ehli değil, o makamdan dem vuruyor. Mârifetullahtan dem vuruyor, evliyâ divanından bahsediyor. Veyahut yeşil cübbe giyerler; yakası şöyle, eteği böyle, dikişi böyle olur vesaire. Böyle sahte süslemeyi kendisini karşısındakine beğendirmek için yapıyor. Netice itibariyle aldatmak için yapıyor. Onun için Allah’ın gözünden düşerler, Allah indinde mertebeleri kalmaz. Allah onları sevmez. Allah’ın sevmediği kullar olurlar.

 

O halde insan nasıl olacak?

Mütevâzı olacak, haddi olmayan, bilgisi olmayan konularda sükût edecek. İleri geri konuşmayacak, başkasını da şaşırtmayacak. Başkası onu bir şey sanıyor. Hâlbuki o bomboş davul gibi bir şey, gümbür gümbür ötüyor. Ama boş, bir şey yok.

 

"Ve bihî kâle Seriyyü"

Yine aynı rivayet zinciriyle Seriyy hazretleri şöyle buyurmuş.

"Len yekmüle raculun hattâ yü’sira dînehû alâ şehvetihî ve len yehlike hattâ yü’sira şehvetehû alâ dînihî"

Bir adam dinini; şehevât-i nefsâniyyesine tercih edecek bir seviyeye gelmedikçe kâmil insan olamaz.

Allah indinde mertebesini, dindarlığını, sevabını; nefsinin şehvetleri, arzuları, istekleri, hevâsına tercih edecek duruma gelmediyse kâmil insan olamaz. Kâmil değil, nefsinin esiri, nâkıs. Nefsini yenebiliyorsa, nefsinin hevâ ve hevesâtını ve şehevâtını yenebiliyorsa, dininin gerektirdiklerini tercih edebiliyorsa o zaman kâmil.

Tercih edecek; şu nefsin arzusu, şu Allah’ın verdiği sevap ama meşakkatli, zahmetli. Nefsinin istediğini değil, Allah’ın sevap verdiği şeyi yapabilecek duruma gelmişse kâmildir.

"Ve len yehlike hattâ yü’sira şehvetehû alâ dînihi"

Şehevât-ı nefsâniyesini, hevesât-ı nefsâniyesini dinine tercih etme durumuna düşmedikçe helak da olmaz.

Helak olmanın sebebi, nefsine uymaktır. Uymuyorsa kurtulur, kurtulacak demektir. Ama uyuyorsa helak olur demek. O halde bizim en büyük düşmanımız, hadîs-i şerîflerde bildirildiği gibi nefsimizdir. Aman nefsimize dikkat edelim, nefsimizin arzularına dikkat edelim. Hangisi nefsimizden geliyor, hangisi şeytandan geliyor? Onun altında "made in Japan", "made in Deucthland" gibi bilgi yok. Nereden geldiği belli değil. Biz içimizden gelen arzuyu kontrol edeceğiz.

Bizim pratik olarak düşünmemiz gereken;

"Canım bir şey istedi mi?"

"İstedi."

"Bu isteğim dine uygun mu?"

"Değil."

Bir yazlığa gittik, [Mehmed Zahid] Hocamız sağ. Herkes soyundu, denize girdi. Deniz kenarında bir yazlıktı. Arkadaşlardan bir tanesi diretti "yok, girilmez" dedi. Hem çevrede açık saçık denize girenler var. Hem de bu yüzeceklerin kıyafetleri yüzmeye uygun değil. O "hayır" dedi, ötekiler daldılar, yüzdüler. Birisi yüzmeyi istiyordu, seviyordu ama dindarlığını tercih etti. Arzusunu engelledi, frenledi. Ötekiler arzusuna kapıldı, dindarlığı zedelettirdi. Arzusuna kapılırsa o zaman helak olur. Arzusuna kapılmadıkça, kendisini arzusundan kurtarabildikçe o zaman helak olmaz. Bütün mesele bu. Buna çok dikkat edin!

 

Semi’tü Ebâ Nasrini’t-Tûsiyye yekûlü. Semi’tü Ca’ferani’l-Huldiyye yekûlü. Semi’tü’l-Cüneyde yekûlü. Kâle raculu li-Seriyyini’s-Sakatiyyi: "Keyfe ente? Fe kâle: Men lem yebit ve’l-hubbü haşvu fuâdihî lem yedri keyfe tefettetü’l ekbâdü.

İşte bu rivayet zinciri ile, Cüneyd-i Bağdâdî’den gelen bir rivayetle (öteki isimler de var) Ebû Nasr et-Tûsî yani Kitabü’l-Lüm’a’nın sahibi olan zât. O da tasavvufta meşhur bir eser sahibi.

 

Bir adam Seriyy-i Sakatî hazretlerine; "Keyfe ente" demiş. "Nasılsın?" Yani Ne haldesin, iyi misin, hoş musun, ne haber, nasılsın? diye sormuş. O da bir şiirle cevap vermiş.

Men lem yebit ve’l-hubbü haşvu fuâdihî

Lem yedri keyfe tefettetü’l ekbâdü.

"Nasılsın?" sorusuna "İyiyim, hoşum, elhamdülillah" diye bir cevap vermemiş. Bir şiir okuyarak cevap vermiş.

 

Onun mânası ne?

 

Men lem yebit ve’l hubbü haşvu fuâdihî.

"Gönlünün içini sevgi doldurur bir vaziyette gecelemeyen bir kimse, (gönlü dopdolu sevgi olduğu halde gecelemeyen bir kimse) ciğerler nasıl kebap olur bilemez."

Nasıl parça parça parçalanır anlayamaz ki. Demek istemiş ki; "Bana nasılsın diye soruyorsun ama şimdi ben sana halimi nasıl anlatayım. Doğru cevap versem, sen o halde değilsen nasıl anlayacaksın."

 

Böyle bir şiir söylemiş, şunu demek istiyor: "Kalbim Allah sevgisi ile tıklım tıklım dolu, ciğerim hasretten ‘Bir kavuşsam Rabbime’ diye parça parça parçalanıyor" Bu halde olmayan bu işi anlayamaz demek istiyor. Şâirâne bir cevap vermiş, şiirle cevap vermiş. Evet, öyledir.

Nasıldır?

"Men lem yezuk lem ya’rif"

Tatmayan bilmez. Yaşamayan bilmez, karşı tarafa yaşamadığı bir hali anlatamazsın.

Meselâ benim lisedeyken, üniversitedeyken gördüğüm, hatta şimdi hayatta birçok doçent, profesör, âlim, yazar, müellif pek çok kimse var; bunlarda benim gördüğüm bir şey var. Meselâ tasavvuftan bahsediyorlar, bir şeyler söylüyorlar, tasavvufu yaşamamışsa anlamıyor ve anlatamıyor. Anlaması da mümkün değil, anlatamıyor. Kelimeleri sapır sapır dökülüyor, ifadeleri dökülüyor. Hatalı, kusurlu... Tatmamış, en iyisi susmasıdır ama susmuyor. Susarsa cahil diyecekler diye korkusundan susamıyor, illâ bir cevap verecek, cevap verirken de dökülüyor. Parça parça sözleri hiçbir şeye yaramıyor. O hâli ancak yaşayan bilir. Şöyle bir baktığı zaman anlar.

 

Adamın birisi perişan iki kat kaşları kırışmış şekilde yolda gidiyormuş. Camda ki komşusu, aşağıda yürürken ona;

"Sende basur illeti vardır." demiş.

"Nereden bildin?" diye sormuş.

"Ondan bende de vardı da ondan bildim. Kısa Mahmut otu derler, o otu al, iki demeti tencereye koy, su yarı kalıncaya kadar kaynat, ondan sonra onu iç, geçer." demiş.

Onun yürüyüşünden anladı, çünkü kendisi de çekmiş. Neden öyle iki büklüm olduğunu ötekisi bilmez.

 

Semîtü Ebe’l-Haseni’ibne Miksemin bi-Bağdâde yekûlü, Semîtü Ca’ferani’l-Huldiyye yekûlü, Semîtü’l-Cüneyde, yekûlü, Semîtü’s-Seriyye yekûlü.

Bu rivayet. Şu şundan işittim, şu şundan işittim demiş. Cüneyd-i Bağdâdî’ye rivayetiyle gelen ve Câfer-i Huldî râvîsi onun oradan gelen rivayetler. Seriyy-i Sakatî şöyle buyurmuş;

 

"İze’btedee’l insânu bi’n-nüsüki sümme ketebe’l hadîse fetera. Ve ize’btedee bi ketbi’l hadîsi sümme tenesseke nefeze"

Son kısmından kurban falan sanıyorsunuz. Çünkü nüsük o mânaya da gelir, değil.

"İze’btedee'l insânu" bir insan başlarsa,

"Bi’n-nüsüki" Tasavvufa, bu mânevî hayatın merasimine başlarsa, "Sümme ketebe’l-hadîs" Sonra hadis yazmaya başlarsa,

"Fetera" Fütur getirir.

Önce tasavvuf yoluna girdi, sonra hadis öğrenmeye kalktı, şaşırır, gevşer ve fütur getirir yani başarıya ulaşamaz. Ama;

"Ve ize’btedee bi-ketbi’l-hadîsi" Önce hadis yazmaktan işe başlarsa, "Sümme tenesseke" Sonra tasavvufa girer, nefis terbiyesine yönelirse, "Nefeze" Nüfuz eder.

Sonunda deler geçer yani gayesine ulaşır, sonuca varır.

 

Bu şu demektir ki;

"Bir insan önce dinin emirlerini, yasaklarını, farzlarını, sünnetlerini, fıkhı, hadisi, tefsiri, ulûm-u şeriyyeyi güzel öğrenirse tasavvufu da güzel olur, ölçülü olur. Ayağı kaymaz, şaşırmaz, sapıtmaz, hayâlâta, evhâmâta düşmez ve ileri geri atıp tutmaz. Uçarım, koşarım, yağmur yağdırırım... falan. Böyle yanlış yollara sapmaz. Onun için büyüklerimiz demişler ki;

 

"Men tasavvafa bi-gayri fıkhin tezendeke" Fıkıh bilgisi olmadan tasavvufa giren zındıklaşır.

Çünkü büyüklerin sözlerini anlamadan kendisi yorumlamaya kalkar, onların ifadelerinden "vay bu namazı küçümsüyor, bu şeriate çatıyor, bu âlimi, vaizi kötülüyor." diye yanlış mânalar çıkarır. O da kötüleme yoluna girer. Hâlbuki onun sözü başka mânâyadır, onun inceliği vardır. Ama anlamadığı için sapıtır.

Veyahut tesbih çekerken, tasavvuf yolunda ilerlerken birtakım zuhurât, varidât kendisine vârid olunca, zahir olunca, "vay ben oldum, bittim, tamam" gibi bir noktaya gelir, oradan da şaşırıp sapıtabilir. O bakımdan önce dinini öğrenecek, dinin aslî emirlerini, naslarını (nusuf-u şer’iyyeyi) âyetleri, hadisleri iyi bilecek, ondan sonra mutasavvıfları da daha iyi anlar.

Biz niye tasavvuf kitabı olarak daha sonraki kitaplardan değil de bu kitaptan başladık? Niye bunu okuyoruz?

Bu zât-ı muhteremin bu kitabı Türkçe’ye terceme edilmemiş de ondan okuyoruz ama bir de bu şahıslar tefsir yazmışlar, fıkıh âlimi, ulûm-u şer’iyyeyi çok iyi bilen insanlar. Bunlardan ilim alınır.

Mehmed Âkif’e sormuşlar:

"Hangi âlimin sözünü dinleyelim?"

"Zihni Efendiyle, Hamdi Efendi; onlar sağlamdır, her sözü senettir. Âlim oldukları için sözlerine güvenilir." demiş.

Ulûm-u şer’iyyeyi öğrenmek lazım ki şeytan aldatmasın, nefis aldatmasın. Tecelliyle aldanıp yanlış yollara düşmesin.

"Tenesseke bi’n-nüsük"

Buradaki ifade, tasavvuf yoluna girmek ve o işleri yapmak mânasına geliyor.

 

Allahu Teâlâ hazretleri cümlenizden razı olsun. Cümlenizi Peygamber Efendimiz'in sevgisine, şefaatine, iltifatına nail eylesin. Peygamber Efendimiz'in has ümmeti olmanızı nasip eylesin. Dünya ve ahiretin her türlü tehlikelerinden koruyup, dünya ve ahiretin her türlü hayırlarına erdirdiği kullarından eylesin. Firdevs-i Âlâ'da Peygamberi zişanımıza cümlenizi komşu eylesin. Cennet nimetleriyle mütene'ım eylesin.

Diğer Kayıtlar

Çal Başlık Paylaş
17.08.1996 - Ebû Hüseyin en-Nûrî B
12.10.202526 dk 42 sn
11.01.1992 - Zünnûn-ı Mısrî A
10.01.202635 dk 47 sn
21.09.1996 - Ebû Osmân el-Hîrî B
09.11.202522 dk 55 sn
17.08.1996 - Ebû Hüseyin en-Nûrî A
11.10.202527 dk 24 sn
24.10.1992 - Seriyy es Sakati B
03.05.202623 dk 26 sn
21.02.1992 - Seriyy es-Sakatî A
24.01.202632 dk 19 sn
26.10.1996 - Ebû Osmân el-Hîrî B
07.12.202518 dk 46 sn
26.10.1996 - Ebû Osmân el-Hîrî A
06.12.202538 dk 37 sn
29.06.1996 - Cüneydi Bağdadi B
31.08.202522 dk 6 sn
19.10.1996 - Ebû Osmân el-Hîrî B
30.11.202524 dk 51 sn
29.06.1996 - Cüneydi Bağdadi A
30.08.202537 dk 44 sn
19.10.1996 - Ebû Osmân el-Hîrî A
29.11.202530 dk 51 sn
22.06.1996 - B
09.12.201941 dk 25 sn
12.10.1996 - Ebû Osmân el-Hîrî B
23.11.202530 dk 52 sn
22.06.1996 - A
09.12.201938 dk 29 sn
12.10.1996 - Ebû Osmân el-Hîrî A
22.11.202523 dk 18 sn
15.06.1996 - Cüneydi Bağdadi B
24.08.202529 dk 56 sn
05.10.1996 - Ebû Osmân el-Hîrî B
09.12.201924 dk 11 sn
15.06.1996 - Cüneydi Bağdadi A
23.08.202527 dk 12 sn
28.09.1996 - Ebû Osmân el-Hîrî B
16.11.202532 dk 42 sn
08.06.1996 - Cüneydi Bağdadi B
17.08.202524 dk 25 sn
28.09.1996 - Ebû Osmân el-Hîrî A
15.11.202526 dk 32 sn
08.06.1996 - Cüneydi Bağdadi A
16.08.202536 dk 25 sn
01.06.1996 - A
09.12.201939 dk 58 sn
21.09.1996 - Ebû Osmân el-Hîrî A
08.11.202526 dk 57 sn
14.09.1996 - Ebû Osmân el-Hîrî B
02.11.202524 dk 22 sn
10.05.1996 - Ebu Osman el Hiri B
10.08.202532 dk 14 sn
14.09.1996 - Ebû Osmân el-Hîrî A
01.11.202525 dk 5 sn
10.05.1996 - Ebu Osman el Hiri A
09.08.202521 dk 51 sn
16.12.1995 - Cüneyd-i Bagdadi B
03.08.202529 dk 20 sn
31.08.1996 - Ebû Hüseyin en-Nûrî B
26.10.202525 dk 58 sn
16.12.1995 - Cüneyd-i Bagdadi A
02.08.202530 dk 18 sn
31.08.1996 - Ebû Hüseyin en-Nûrî A
25.10.202521 dk 35 sn
24.08.1996 - Ebû Hüseyin en-Nûrî B
19.10.202522 dk 2 sn
30.09.1995 - Tasavvufta Emek ve Terbiye B
20.07.202520 dk 28 sn
30.09.1995 - Tasavvufta Emek ve Terbiye A
19.07.202545 dk 9 sn
24.08.1996 - Ebû Hüseyin en-Nûrî A
18.10.202523 dk 54 sn
23.09.1995 - Cüneyd-i Bağdadi B
13.07.202518 dk 3 sn
10.08.1996 - Ebû Hüseyin en-Nûrî B
05.10.202538 dk 7 sn
23.09.1995 - Cüneyd-i Bağdadi A
12.07.202529 dk 21 sn
10.08.1996 - Ebû Hüseyin en-Nûrî A
04.10.202535 dk 38 sn
05.08.1995 - Ebû Türab en-Nahşebî B
29.06.202526 dk 53 sn
05.08.1995 - Ebû Türab en-Nahşebî A
28.06.202527 dk 5 sn
03.08.1996 - Ebû Hüseyin en-Nûrî B
28.09.202532 dk 38 sn
08.07.1995 - B
09.12.201921 dk 4 sn
03.08.1996 - Ebû Hüseyin en-Nûrî A
27.09.202528 dk 56 sn
21.01.1995 - Ahmed b. Asımini’l-Antaki B
11.10.202616 dk 57 sn
08.07.1995 - A
09.12.201912 dk 10 sn
20.07.1996 - Cüneydi Bağdadi B
21.09.202533 dk 22 sn
20.07.1996 - Cüneydi Bağdadi A
20.09.202537 dk 26 sn
24.06.1995 - Ebû Türab en-Nahşebî B
22.06.202530 dk 56 sn
13.07.1996 - Cüneydi Bağdadi B
14.09.202524 dk 56 sn
21.01.1995 - Ahmed b. Asımini’l-Antaki A
10.10.202623 dk 51 sn
24.06.1995 - Ebû Türab en-Nahşebî A
21.06.202534 dk
13.07.1996 - Cüneydi Bağdadi A
13.09.202537 dk
10.12.1994 - B
09.12.201927 dk 22 sn
03.06.1995 - Abdullah b. Hubeykini’l Antaki B
01.11.202631 dk 35 sn
06.07.1996 - Cüneydi Bağdadi B
07.09.202523 dk 17 sn
10.12.1994 - A
09.12.201935 dk 30 sn
03.06.1995 - Abdullah b. Hubeykini’l Antaki A
31.10.202630 dk 23 sn
06.07.1996 - Cüneydi Bağdadi A
06.09.202532 dk 2 sn
05.11.1994 - Mansur b. Ammar Ebus Serîi B
04.10.202624 dk 54 sn
27.05.1995 - B
09.12.201931 dk 18 sn
05.11.1994 - Mansur b. Ammar Ebus Serîi A
03.10.202630 dk 24 sn
27.05.1995 - A
09.12.201925 dk 34 sn
22.10.1994 - A
09.12.201945 dk 29 sn
25.06.1994 - A
09.12.201934 dk 29 sn
15.04.1995 - Abdullah b. Hubeykini’l Antaki B
25.10.202627 dk 1 sn
15.10.1994 - Hamdûn el-Kassâr B
27.09.202629 dk 47 sn
11.06.1994 - Ebu Hafs el-Haddad B
06.09.202619 dk 11 sn
15.04.1995 - Abdullah b. Hubeykini’l Antaki A
24.10.202629 dk 58 sn
15.10.1994 - Hamdûn el-Kassâr A
26.09.202632 dk 32 sn
11.06.1994 - Ebu Hafs el-Haddad A
05.09.202632 dk 6 sn
01.04.1995 - B
09.12.201934 dk 41 sn
01.10.1994 - A
09.12.201918 dk 59 sn
07.05.1994 - Ebu Hafs el-Haddad B
30.08.202624 dk 25 sn
01.04.1995 - A
09.12.201921 dk 36 sn
10.09.1994 - Hamdûn el-Kassâr B
20.09.202628 dk 53 sn
07.05.1994 - Ebu Hafs el-Haddad A
29.08.202622 dk 50 sn
25.03.1995 - Ahmed b. Asımini’l-Antaki B
18.10.202625 dk 57 sn
10.09.1994 - Hamdûn el-Kassâr A
19.09.202635 dk
23.04.1994 - Yahya b. Muaz er-Razi B
23.08.202629 dk 30 sn
25.03.1995 - Ahmed b. Asımini’l-Antaki A
17.10.202620 dk 48 sn
09.07.1994 - B
09.12.201924 dk 20 sn
23.04.1994 - Yahya b. Muaz er-Razi A
22.08.202624 dk 18 sn
09.07.1994 - A
09.12.201920 dk 30 sn
16.04.1994 - B
09.12.201916 dk 56 sn
02.07.1994 - Ebu Hafs el-Haddad B
13.09.202625 dk 52 sn
02.07.1994 - Ebu Hafs el-Haddad A
12.09.202630 dk 42 sn
16.04.1994 - A
09.12.201928 dk 36 sn
19.03.1994 - B
09.12.201925 dk 28 sn
19.03.1994 - A
09.12.201926 dk 9 sn
11.12.1993 - B
09.12.201931 dk 53 sn
31.07.1993 - B
09.12.201928 dk 40 sn
11.12.1993 - A
09.12.201928 dk 53 sn
31.07.1993 - A
09.12.201930 dk 28 sn
04.12.1993 - B
09.12.201933 dk 7 sn
24.07.1993 - B
27.07.202531 dk 55 sn
04.12.1993 - A
09.12.201927 dk 55 sn
24.07.1993 - A
06.07.202532 dk 35 sn
27.11.1993 - B
09.12.201929 dk 21 sn
17.07.1993 - B
16.08.202626 dk 57 sn
27.11.1993 - A
09.12.201923 dk 50 sn
17.07.1993 - A
15.08.202634 dk 4 sn
20.11.1993 - B
09.12.201926 dk 59 sn
10.07.1993 - Ebu Süleyman ed-Darani B
09.08.202631 dk 44 sn
20.11.1993 - A
09.12.201928 dk 26 sn
10.07.1993 - Ebu Süleyman ed-Darani A
08.08.202629 dk 54 sn
23.10.1993 - B
09.12.201924 dk 3 sn
03.07.1993 - Ebu Süleyman ed-Darani B
02.08.202624 dk 58 sn
23.10.1993 - A
09.12.201924 dk 9 sn
03.07.1993 - Ebu Süleyman ed-Darani A
01.08.202626 dk 47 sn
07.10.1993 - B
09.12.201931 dk 12 sn
26.06.1993 - Ebu Süleyman ed-Darani B
26.07.202620 dk 47 sn
07.10.1993 - A
09.12.201928 dk 3 sn
26.06.1993 - Ebu Süleyman ed-Darani A
25.07.202629 dk 48 sn
12.06.1993 - Bayezid-i Bistami B
19.07.202619 dk 22 sn
28.08.1993 - B
09.12.201921 dk 4 sn
12.06.1993 - Bayezid-i Bistami A
18.07.202622 dk 26 sn
28.08.1993 - A
09.12.201924 dk 5 sn
15.05.1993 - Bayezid-i Bistami B
12.07.202622 dk 47 sn
21.08.1993 - B
09.12.201928 dk 17 sn
15.05.1993 - Bayezid-i Bistami A
11.07.202622 dk 43 sn
21.08.1993 - A
09.12.201929 dk 59 sn
08.05.1993 - Bayezid-i Bistami B
05.07.202625 dk 5 sn
07.08.1993 - B
09.12.201922 dk 10 sn
08.05.1993 - Bayezid-i Bistami A
04.07.202620 dk 36 sn
07.08.1993 - A
09.12.201922 dk 3 sn
01.05.1993 - Bayezid-i Bistami B
28.06.202632 dk 40 sn
01.05.1993 - Bayezid-i Bistami A
27.06.202628 dk 42 sn
10.04.1993 - Şakik-ı Belhi B
21.06.202619 dk 22 sn
10.04.1993 - Şakik-ı Belhi A
20.06.202627 dk 34 sn
27.03.1993 - Şakik-ı Belhi B
14.06.202626 dk 39 sn
27.03.1993 - Şakik-ı Belhi A
13.06.202624 dk 24 sn
23.01.1993 - Şakik-ı Belhi B
07.06.202627 dk 54 sn
23.01.1993 - Şakik-ı Belhi A
06.06.202635 dk 37 sn
09.01.1993 - Haris el-Muhasibi B
31.05.202625 dk 59 sn
09.01.1993 - Haris el-Muhasibi A
30.05.202632 dk 58 sn
24.12.1992 - Haris el-Muhasibi B
09.12.201922 dk 9 sn
24.12.1992 - Haris el-Muhasibi A
09.12.201921 dk 39 sn
05.12.1992 - Haris el-Muhasibi B
24.05.202623 dk 32 sn
05.12.1992 - Haris el-Muhasibi A
23.05.202631 dk 18 sn
28.11.1992 - Haris el-Muhasibi B
17.05.202623 dk 31 sn
28.11.1992 - Haris el-Muhasibi A
16.05.202623 dk 50 sn
21.11.1992 - Seriyy es Sakati B
10.05.202626 dk 10 sn
21.11.1992 - Seriyy es Sakati A
09.05.202630 dk 54 sn
01.08.1992 - Seriyy es Sakati B
12.04.202622 dk 20 sn
01.08.1992 - Seriyy es Sakati A
11.04.202621 dk 32 sn
25.07.1992 - Bişr-i Hâfî B
05.04.202628 dk 19 sn
25.07.1992 - Bişr-i Hâfî A
04.04.202627 dk 21 sn
04.07.1992 - Bişr-i Hâfî B
29.03.202631 dk 17 sn
04.07.1992 - Bişr-i Hâfî A
28.03.202629 dk 10 sn
09.05.1992 - İbrahim bin Edhem B
15.02.202631 dk 34 sn
09.05.1992 - İbrahim bin Edhem A
14.02.202646 dk 33 sn
02.05.1992 - İbrahim bin Edhem B
08.02.202628 dk 2 sn
02.05.1992 - İbrahim bin Edhem A
07.02.202625 dk 59 sn
18.04.1992 - İbrahim bin Edhem B
01.02.202632 dk 48 sn
18.04.1992 - İbrahim bin Edhem A
31.01.202627 dk 36 sn
18.01.1992 - Zünnûn-ı Mısrî B
18.01.202629 dk 4 sn
18.01.1992 - Zünnûn-ı Mısrî A
17.01.202623 dk 59 sn
11.01.1992 - Zünnûn-ı Mısrî B
11.01.202632 dk 31 sn
24.10.1992 - Seriyy es Sakati A
02.05.202629 dk 41 sn
17.10.1992 - Seriyy es Sakati B
26.04.202624 dk 46 sn
17.10.1992 - Seriyy es Sakati A
25.04.202623 dk 12 sn
10.10.1992 - Seriyy es Sakati B
19.04.202629 dk 14 sn
10.10.1992 - Seriyy es Sakati A
18.04.202624 dk 15 sn
28.12.1991 - Zünnûn-ı Mısrî B
04.01.202643 dk 56 sn
28.12.1991 - Zünnûn-ı Mısrî A
03.01.202633 dk 51 sn
16.12.1991 - Fudayl Bin İyad B
28.12.202532 dk 40 sn
16.12.1991 - Fudayl Bin İyad A
27.12.202528 dk 47 sn
09.12.1991 - Fudayl Bin İyad B
21.12.202527 dk 32 sn
09.12.1991 - Fudayl Bin İyad A
20.12.202529 dk 2 sn
02.12.1991 - Fudayl Bin İyad B
14.12.202528 dk 15 sn
02.12.1991 - Fudayl Bin İyad A
13.12.202541 dk 6 sn
AKRA