17.02.1985 - Yaramaz Duası, Zina, İçki

17.02.1985 - Yaramaz Duası, Zina, İçki
Elhamdülillâhi Rabbi'l-âlemîn. Hamden kesîran tayyiben müberaken fîh. Alâ külle hâlin ve fî külle hîn. Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ve men tebi'ahû bi-ihsânin ilâ yevmi'd-dîn. Emmâ ba'd:
Fa'lemû eyyühe'l-ihvân fe-inne efdale'l-hadîsi kitâbullah ve efdale'l-hedyi hedyu seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi ve sellem ve şerre'l-umûri muhdesâtuhâ ve külle muhdesetin bid'atün ve külle bid'atin dalâletün ve külle dalâletin ve sâhibehâ fî'n-nâr. Ve bi's-senedi'l-muttasılı ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:
Men zâre ehâhü'l-mü'mini hâda fî riyâdi'r-rahmeti hattâ yercia'. Ve men âde ehâhü'l-mü'mini hâda fî riyâdi'l-cenneti hattâ yercia'.
Sadaka Resûlullah fîmâ kâl ev kemâ kâl.
Men zâre ehâhü'l-mü'mini hâda fî riyâdi'r-rahmeh hattâ yerciaa'. "Her kim mü'min kardeşini ziyaret ederse dönünceye kadar rahmet bahçelerine dalmış olur, gark olmuş olur. " Ve men âde ehâhü'l-mü'min. "Ve her kim hasta müslüman kardeşini -hastayken gönlünü hoş etmek, halini sormak, yardımına yetişmek üzere- iâdet ederse, yani onun ziyaretine giderse. " Hâda fî riyâdi'l-cenneti hattâ yercia'. "Dönünceye kadar cennetin bahçelerine dalar gider."
Hâda, havd "dalmak" demek, "suda yürümek, suya girmek" mânasına geliyor. Sanki suya dalıp da gark olmuş gibi oluyor.
Demek ki bir müslüman kardeşini ziyaret eden kimse; Allahu Teâlâ hazretlerinin rahmet bahçelerine dalmış, denize dalmış, gark olmuş gibi çok rahmete mazhar oluyor. Ve hasta ziyareti de hakeza cennet bahçelerine girmek gibi oluyor; dönünceye kadar... Peygamber Efendimiz; "Cennet bahçelerine girmiş olur." buyuruyor.
O halde kardeşin kardeşi ziyareti ihmal etmemesi gerekir. Biz kardeşler olarak ihmal etmeyelim. Bu ziyaret bir vazifedir. Günümüzden gün ayıralım, zamanımızdan zaman ayıralım. Eski dostları, baba dostlarını, kendi kardeşlerimizi, din kardeşlerimizi, yol kardeşlerimizi, tanıdığımız kimseleri Allah rızası için, bir maddî menfaat bahis konusu olmadan ziyaret edelim ki Allah'ın rahmetine gark olalım. Hasta kardeşlerimizi hastane köşelerinde boynu bükük bırakmayalım. Ziyaret edip gönlünü alalım ki cennetin bahçelerinde dolaşıyor gibi büyük ecirler kazanalım.
Men süile an ilmin fe-ketemehû elcemehu'llâhu yevme'l-kıyâmeti bi-licâmin min-nâr. Bu hadîs-i şerîf Tirmizî'de, Müstedrek'te, İbn Hibban'da, Ahmed b. Hanbel'de geçen bir hadîs-i şerîf'tir. Râvisi Ebû Hüreyre radıyallahu anh. Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem buyurmuş ki:
Men süile an ilmin. "Kim bir bilgiden kendisine soru sorulduğu zaman ketmederse."
Ketmetmek ne demek? Söylememek. Biliyor ama karşısındakine o bilgiyi vermiyor, söylemiyor. Ketmetmek bu. İlmini saklarsa sorulduğu halde karşı tarafa öğretmezse Allah ona ceza olarak;
Elcemhu'llâhi yevme'l-kıyâmeti. "Kıyamet gününde Allah -atların ağzına gem vurulduğu gibi- onun ağzına gem vurur."
Ama nasıl bir gem? Bi-licamin min-nâr. "Cehennem ateşlerinden bir gem ile" ağzını gemler.
"Sen miydin bu ağzınla ilmi saklayan, sen miydin o soruyu cevaplandırmayan, sen miydin hakkı söylemeyen?"
Cehenneme muhakkak girecek de cennette insanın ağzına ateşten gem vururlar mı? Cennet'te azap var mı? Yok. Demek ki evvela cehenneme gidecek. Bu cehennemdeki azabının şeklini bildiriyor. Sen misin söylemeyen? Cehennemdeki azaplanış şekli, ağzına ateşten gem vurulması.
Allah-u Teâlâ hazretleri bizleri hayırlı ilimlere sahip eylesin. İlmimizi de hayırlı kimselere öğretmekten geri koymasın. Burada bir incelik vardır. Onu söylemek gerekiyor. İlmi nâehile, [ehil olmayana] öğretmemek lazım.
Hırsızın birisi geliyor; "Sen usta anahtarcısın." diyor, sana anahtar yapma, anahtar açma ilminin inceliklerini soruyor. Ben aptal mıyım? Adamın niyeti kötü. Her kapıyı açacak, hırsızlık yapacak. Ona öğretilmez. Öğretilmemesi gerekir. Çünkü ilme zulümdür. Naehile ilim öğretmek, ilme zulümdür. Layık değil adam. O zaman öğretilirse vebal olur.
Hz. İsa aleyhisselam buyurmuş ki; -o da peygamberlerden bir peygamber- "Naehile ilim öğretmek, domuzun boynuna inci takmak gibidir." Domuz murdar bir hayvan. Onun boynuna inci ne gerek? Böyle teşbih eylemiş. Hadiste de öyle geçiyor. Bu ifade hadis kitaplarında nakledilmiştir. Demek ki ilmi ehlinden esirgemeyeceğiz.
Konya'ya ziyarete gittik. Bir arkadaş bizi evine çağırdı. Babası da orada. Muhterem bir kimse, eli kalem tutan bir kimse. "Zamanın alimlerinden birine; 'Bana Arapça öğret.' dedim. 'Yok, sen evlendin, yaşın geçti, öğretmem.' dedi." diyor. Ben de dedim ki; "Burada, İstanbul'da Fatih'te bir Hüsrev Hoca varmış, gelmiş geçmiş, Allah rahmet eylesin. Yakaladığı istidatlı kimseleri alıp Abdülaziz hocaya götürürmüş 'İntisap et bakalım, bu ehlidir.' dermiş. Öbür tarafta bazı mutasavvıfların aleyhinde, tasavvufun aleyhinde konuşurmuş. Ama tutup hakikisine getirirmiş." Dobra dobra adam. "Gece yarısı 'Bir şey öğret.' diye gelseler gece yarısı uykusunu terk edip öğretirdi." diyorlar. Bazısına sabah namazında, bazısına öğleye doğru, bazısına ikindiden sonra, bazısına akşamdan sonra, yatsıdan sonra, bazısına geceleyin ne zaman gelirsen gel öğreteceğim, dermiş. Öyle duydum menkıbesini. Kendisini tanımadım ama Allah rahmet eylesin, garîk-i rahmet eylesin. Hiçbir kimseyi [geri çevirmemiş].
Çünkü o zaman; ilim ehlinin azaldığı, öğreteninin öğreneninin azaldığı, ilim öğrenme şartlarının çok zorlandığı bir zamandı. "İlim gizli kalmasın." diye çalışmış. Müslüman böyle olacak. İlmi, ehline öğretecek. Ama nâehile bilhassa öğretmemek gerekiyor. Çünkü nâehil kötüye kullanacak, şerre kullanacak.
Geçen gün bir alim zât ile oturduk, konuşuyoruz. O anlattı. Ben kitaptan okumadım da şifahen ondan duydum; ama alim bir kimse, Arapça bilen, bilgin bir kimse.
Birisi İbn Abbas radıyallahu anh'e gelmiş, demiş ki; "Kul tevbe ederse Allahu Teâlâ hazretleri kulun tevbesini kabul eder mi?"
İbn Abbas radıyallahu anh; "Etmez!" demiş, adam çıkmış gitmiş. Ondan sonra bir başkası gelip "Günah işledim; tevbe etsem Allahu Teâlâ hazretleri kabul eder mi?" "Eder tabi; Allahu Teâlâ hazretleri Tevvâb'tır, tevbeleri kabul edicidir. Niye etmesin?" demiş.
Demişler ki:
"Ey Abbas'ın oğlu, mübarek adam! Ötekisine 'etmez' dedin de buna 'eder' dedin; niye?"
Kalp gözü açık. Peygamber Efendimiz; "Mü'minin ferasetinden korkun." diyor ya. İbn Abbas radıyallahu anh de şöyle diyor: "Ferasetimle –keramet anlamında- anladım ki o adam bana şunun için soruyor: Kızdığı bir adam var. Gidip onu öldürecek. Öğrenecek, ondan sonra tevbe edecek. 'Hayır olmaz!' dedim."
Çünkü peşinen gidip öldürürse tabi cehenneme gider. Onun için öyle. O kafada, o zihniyette insan için öyle; ona cevap o.
Endülüs sekiz asır müslüman yaşamış. Bütün İspanya müslüman olmuş. Orada Endülüs Emevî Devleti kurulmuş. Halifeler, müslümanlar idare etmiş,.. Sadece Kurtuba şehrinde 1700 tane cami varmış. Şimdi o 1700 camiden bir tek kilise kulesi olarak kullanılan bir minare kalmış. Bak bizde kiliseler olduğu gibi duruyor. Görsünler bakalım, nerenin medeniyeti medeniyetmiş- 800 tane medrese varmış. İlme bak, ibadete bak. Sekiz asır müslüman olmuş. Sonra nasıl gümbürtüye gitmiş. Böyle dertleşiyorduk da o alim zât dedi ki; "Kur'an'ı öğrenmemiz lazım, Kur'an'ı öğretmemiz lazım. Hızlı hızlı da öğrenmemiz lazım. " Bir Fâtiha sûresi üzerinde üç ay, beş ay durursam Kur'an-ı Kerim’i öğrenmeye ömür yetmez ki. " Çabuk çabuk okuyalım ki Kur'an bilgisi olsun." demişti.
Niye "Kur'an'ı öğrenelim." diyor? Çünkü Kur'an'ı Kerim bize her şeyi öğretiyor.
"Ahlakını düzelt." Baş üstüne; o emir var.
"Haram yeme." Baş üstüne; o emir var.
"Namaz kıl." O emir var.
"Cihat et." O emir var.
"Dargın gezme."
"İhtilaf çıkarma."
Hepsi Kur'ân-ı Kerîm'de var. Karşına geleecek, kendini toparlayacaksın.
Yarım Müslümanlık olmaz!
Kuzu gibi müslüman makbul mü? Hayır! Hayır! Kuzu gibi müslüman makbul değil.
Nasıl müslüman makbul? Yerine göre kuzu gibi, yerine göre arslan gibi müslüman makbul.
Düşmanın karşısında kuzu gibi olunur mu? Kurt parçalar. Aslan gibi olacaksın ki kurt parçalanmaktan korkacak, yanına yanaşamayacak. Yelelerini kabarttığın zaman, bir gürlediğin zaman, bir aylık mesafeden düşmanın yüreği güp güp güp atacak, ağzına gelip gidecek eşiddâü ale'l küffâri ruhemâü beynehum "Müslüman, aralarında merhametli, kâfirlere karşı kuvvetli olacak."
İşte terazi bu.
"Efendim hoşgörü iyidir, müsamaha iyidir!"
Peki şurada bir adam çıkmış, öteki adamın göğsüne oturmuş, elleriyle bastırmış bastırmış, bıçağı elinde, kesiyor.
Müsamaha mı iyi? Olmaz!
O zaman şerri engellemek lazım. Kardeşin zulmünü engellemek ona yardımdır. Zulmü yaptırtmayacaksın. Müslüman, aktif müslümandır. Öyle kuzu gibi müslümanlık yok, pısırık müslümanlık yok!
"Efendim geceleyin kalkar, sabahlara kadar ibadet eder."
Kim dedi sana "Sabahlara kadar ibadet et." diye?
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'in hayatına baksana.
O öyle mi yapmış? Gecenin bir bölümünde uyumuş, bir bölümünde kalkmış ibadet etmiş; sen sabaha kadar ibadet ediyorsun, sabah namazına gelmiyorsun!
Öyle müslümanlık mı olur?
Yatsıyı camide kıl. Yat uyu. Sonra teheccüde kalk. Sabah namazına gel; ondan sonra yine yatarsın.
Her şey sünnete uygun olsun.
Eğri büğrü Müslümanlık yok. Kendin Müslümanlık çıkarma.
Sen kim oluyorsun?
Daha ne sağını bilirsin ne solunu bilirsin.
Sen kim oluyorsun?
Yarınından haberin yok. Senin dünyanı âhiretini Allahu Teâlâ hazretleri biliyor da sana şifa olacak şeyi bildirmiş.
Ve leküm fi'l-kısâsi hayâtün yâ üli'l-elbâb. "Ey gönül sahipleri, akıl sahipleri! Kısasta sizin için hayat vardır." diyor.
"Boynunuza cihat farz kılındı, ama hoşunuza gitmez." diyor Allahu Teâlâ hazretleri.
"Çok şeyler vardır ki beğenmezsiniz ama size faydalıdır. Çok şeyler vardır ki hoşunuza gider ama size zararlıdır." diyor.
Va'llâhu ya'lemü ve entum la ta'lemun. "Allah bilir, siz bilmezsiniz."
İttiba etsene! Doktora ittiba ediyorsun. Hatta bıçağının altına yatmaya bile razı oluyorsun. Kesecek seni. "Kessin ya, korkma, ameliyat yapacak." diyorsun, itimat ediyorsun. Allahu Teâlâ hazretlerine itimadın yok mu be adam? Allah akıl fikir versin. Ne biçim müslümansın? Böyle Müslümanlık mı olur? Teslim olsana, tevekkül etsene. Onun en iyi olduğunu bilsene. "Hızlı hızlı okuyacağız." derken biraz onu demek istiyorum. Kur'ân-ı Kerîm'i okuyacağız, ezberleyeceğiz, öğreneceğiz.
"Efendim pek anlayamadım."
İkinci hatimde anlarsın, üçüncüde anlarsın. Kur'ân-ı Kerîm'in başını sonunu, evvelini âhirini bir anla bakalım. Ne var ne yok; bir tanı bakalım. İkinci daha kuvvetli olur. Üçüncü, dördüncü daha kuvvetli olur. Pişirirsin, sapasağlam ehl-i Kur'an olursun. Kur'ân-ı Kerîm de sana şefaat eder: "Yâ Rabbi! Bu beni okudu, benim ahkamıma uymaya karar verdi, hem de tatbik de etti." der.
Şimdi duvarda çiviye asmışız; güzel işlemeli cüz kesesinin içinde Kur'ân-ı Kerîmimiz duruyor. Kur'ân-ı Kerîm "duvara asılsın" diye mi indi? "Okunsun, bilinsin, tatbik edilsin." diye indi.
Men zevvece'bnetehû ev vâhideten min ehlihî mimmen yeşrebü'l-hamre fe-keennemâ kâdehâ ile'n-nâr.
İbn Abbas radıyallahu anhümâ'dan rivayet edilmiş. Deylemî yazmış. Peygamber Efendimiz buyuruyor ki: "Kim kızını veyahut aile efradından bir başkasını evlendirirse..."
Ne demek? İnsanın yanında yalnız kızı olmaz ki. Halasının yetimi de olur, yeğeni de olur, küçükken alıp büyüttüğü, artık kendi ailesinden sayılan bir başka kimse de olur. Sadece kızı değil kendi mesuliyeti altında, kendisinin bakıp gözetip söz sahibi olduğu bir kimseyi, ev vâhideten min ehlihî ailesinden bir başka ferdi, mimmen yeşrebü'l-hamre içki içen bir kimseye verirse, onunla evlendirirse...
Fe-keennemâ. "Sanki" Kâdehâ ile'n-nâr. " O kızcağızı cehenneme atmış olur, cehenneme sevk etmiş olur."
"Gel bakalım, hadi yürü cehenneme, ateşe doğru" der gibi cehenneme sevk etmiş olur.
Neden? Öteki zavallı adam, sarhoş. Kendisine faydası, hayrı yok. Eve geç gelecek, parayı har vurup harman savuracak. Dini zayıf olduğu için senin kızını veya ailenden, akrabandan olan o şahsı dindarlık yoluna çekmeyecek, günahlara sevk edecek. Artık biraz aklını çalıştır da işin nerelere varacağını düşün.
"Peki hocam, sorayım, içki içene vermeyeyim ama başka günah işleyene vereyim mi?"
Dinîmizde kıyâs-ı fukahâ diye bir şey var, aklını kullan. Buradan ne anlaşılıyor?
"Senin çocuğunu dinden imandan çıkaracak gayr-i İslâmî bir hayat yaşatacaksa verme" demek.
"Ama çok zengin!" O zenginlik beş para etmez. Asıl zenginlik huy zenginliği, ahlak zenginliği. Allah verir. Fukara olur sonra zengin olur. Helalinden yer, taşmaz, azmaz.
Filanca adam milyonlara sahip oldu; yirmi milyon, elli milyon, yüz milyon, iki yüz milyon. İyi mi oldu? Gece gündüz günahta geziyor. Para olmasaydı yapamayacaktı. Eskiden camiye gelirdi. Hatta dervişti, tesbih çekerdi. Para onu azdırdı. Allah her şeyin hayırlısını versin.
Diğer hadîs-i şerîf:
Men sâe hulukuhû mine'r-rakîki ve'd-devâbbi ve's-sıbyâni fa'krau fî üzüneyhi e fe-ğayra dîni'llâhi yebğûne'l-âyeh.
Enes b. Malik radıyallahu anh'ten rivayet edilmiş. Peygamber Efendimiz buyuruyor ki:
Men sâe hulukuhû. "Her kimin ki huyu kötüdür, fenadır."
Kimlerden?
Mine'r-rakîki. "Kölelerden." Ve'd-devâbbi. "Yahut kullandığın hayvanlardan." At, deve, eşek, katır vs.
Ve's-sıbyâni. "Veyahut çocuklardan olsun."
"Kullandığın hayvanlar olsun, köleler olsun, bunlardan kimin huyu kötü ise."
Fakraû. "Okuyunuz." Fî üzüneyhi. "Onun her iki kulağına. Şu ayet-i kerimeyi:
“E fe-ğayra dîni'llâhi yebğûne ve lehû esleme men fi's-semâvâti ve'l-ardi tav'an ve kerhen ve ileyhi yürceûn” ayet-i kerimesini okuyun buyuruyor Peygamber Efendimiz.
Yazmak lazım, başka türlü olmaz. Bunu yazacaksın. Benim çocuğum serkeş, laf dinlemez kerata şu âyeti yazayım, kulağına okuyayım; bir o kulağına bir o kulağına. Veyahut bizim hayvan önüne gitsem ısırır, arkasına gitsem teper, huysuz. Üstüne binsem atar, daldan dala yerden yere çalar, yükleri bir tarafa dağıtır. Kulağına okumak için yazacaksın.
Nedir?
“E fe-ğayra dîni'llâhi yebğûne ve lehû esleme men fi's-semâvâti ve'l-ardi tav'an ve kerhen ve ileyhi yürceûn” âyet-i kerîmesini okuyacaksınız.
Bu âyet-i kerîmenin sebeb-i nüzûlü var. Ehli kitaptan, yahudilerden bir grup gelmişler; "Biz Hz. İbrahim'in dini üzereyiz." demişler. Öteki grup gelmiş; "Hayır, siz değilsiniz. Biz Hz. İbrahim'in dini üzereyiz." demişler. Peygamber Efendimiz'e gelmişler. Efendimiz onlara; "İkiniz de yanlış yoldasınız. Doğru yol İslâm. İkiniz de yanlış yoldasınız." diyor.
E fe-ğayra dîni'llâhi yebğûne. Onlar Allah'ın dininden gayrısını mı talep ediyorlar?
Allah'ın dini İslâm, şurada duruyor. Maksatları, İslâm'a gelmemek. "Biz Hz. İbrahim'in yolundayız." diyorlar. "Yok biz yolundayız, siz değilsiniz." Kendi yollarında kalacaklar. Kendi yollarını sağlammış gibi göstermeye çalışıyorlar. Değil! Orada kalmak için bahane arıyorlar, müslüman olmamak için kendilerine bahane bulmaya çalışıyorlar.
E fe-gayra dîni'llâhi yebğûn. "O şaşkın adamlar Allah'ın hak, halis kabul ettiği dini olan İslâm'dan gayrısını mı talep ediyorlar? Onu mu elde etmeye çalışıyorlar?"
Ve lehû esleme men fi's-semâvâti ve'l-ardi tav'an ve kerhen. "Her şey, göktekiler ve yerdeki her mahlukât isteyerek istemeyerek Allah'a boyun vermiştir, O'na itaat etmektedir."
Ona itaatten gayri şey mi olur?
Ve ileyhi yürceûn. "Bütün insanlar, bütün mahlukât O'na dönüp O'nun huzuruna gidecek."
Ne biçim duygudur? Oyuncak mı bu din? Allah-u Teâlâ hazretlerinin rızasını aramazlar mı?
Yerdeki gökteki nice varlıkların hepsi, hatta kendinden az, küçük gördüğün kimseler bile Allah'a itaat edip dururken bu insanlar güya "akıllıyım" diye ortalıkta dolaşırlar, çalımlarından yanlarına yanaşılmaz. Bunlar Allah'ın dinine tabi olmamaktan dolayı başlarına gelecek felaketlerden korkmazlar mı? Bu âyet-i kerîme, işte bu mânaya.
Bunu okuyun. Tav'an ve kerhen her şey Allah'a itaat ediyor; siz de itaat edin. "Yâ Rabbi! Bu da itaat etsin." denmiş oluyor.
Bu âyetin okunmasıyla okuyan kimse zımnen ne demiş oluyor? Yerlerdeki ve göklerdeki her şey ister istemez Allah-u Teâlâ hazretlerine itaat ediyor.
"Hadi bakalım, vazifeni bil de sen de mutî ol, serkeşliği bırak." demiş oluyor. Böylece o âyetin bereketinden, nurundan faydalanarak o kimsenin yola gelmesi mümkün oluyor.
Men sâe hulukuhû min insânin ev dâbbetin fe-ezzinû fî üzünehû.
Deylemî Hz. Hüseyin Efendimiz'den radıyallahu anh'ten rivayet etmiş. Peygamber Efendimiz buyurmuş ki:
"İnsandan veya hayvandan, binekten, huyu kötü olanın kulağına ezan okuyun."
Bu ezanda ne var? Allah'ın yoluna davet var. Allah'a ibadete, inkıyata davet var. Allah'ın azametini zikrediyorsun. Varlığını, birliğini ikrar ediyorsun. "Salaha gel, felaha gel" demiş oluyorsun. Bu ezan o hayvanın, o çocuğun, o insanın kulağına okunduğu zaman, onun hayra gelmesine -mânevî bakımdan bir bereket hâsıl olur, nasip olur- doğru yola gelmesine vesile olur.
Onun için biz daha doğar doğmaz çocuklarımızın kulaklarına ezan okuyoruz ki Allah'a mutî kul, müslüman kul olsun, mü'min kul olsun ibadet ehli olsun. Sağına ezan, soluna kamet -o da ezan sayılır- okuyoruz. Çocuklarımızın adını bile ondan sonra koyuyoruz. Bu hadîs-i şerîften onun delili karşımıza çıktı.
Peygamber Efendimiz buyurmuş ki:
Men zenâ harace mine'l-îmân ve men şeribe'l-hamre ğayra mükrehin harace mine'l-îmân ve men intehebe nehbeten yesteşrifühe'n-nâsü harace mine'l-îmân. "Kim zina ederse iman ondan çıkar gider. Kim tazyik edilmeden, zorlatılmadan içki içerse imandan çıkar. Kim insanların teveccüh etmiş olduğu, hakkı olan, kullanmakta olduğu bir şeyi haksız olarak çalıp alır, yağma eder, gasp ederse imandan çıkmış olur diyor."
Burada biraz izahat vermemiz lazım.
"Kim zina ederse imandan çıkar."
"Ben bu zinayı yapıyorum. Ne olacakmış yani? Alan razı, veren razı!"
Ha! İmandan çıktın. Artık istediğin kadar uğraş. Böyle derse olmaz. Böyle derse iman kalmaz, gider. Ama günah olduğunu biliyor; o zaman kendisinden imanın nuru gider, hakikaten kâfir olmaz. İmanın nuru gider, münafık durumuna düşer. Günahtan dolayı münafıklık durumuna düşer. Kâfir durumuna düşmez ama kâfirliğe benzeyişi amelinin cinsinden, şeklinden dolayı oluyor. Başka hadîs-i şerîfler de var:
"O anda iman çıkar da başının üstünde durur; sonra tevbe ederse gelir." diye de rivayetler var.
Hasılı bizim ulemâmız, bütün hadîs-i şerîfleri inceleyip de dinin inceliğine derinden vakıf olan müçtehitlerimiz demişler ki; "Günah-ı kebâir, büyük günah bile insanı dinden mahrum etmez, mürted veya kâfir durumuna düşürmez, ama imanın nuru gider."
Helal sayarsa, "Bunun bir mahsuru yoktur." derse kâfir olur. "Ne varmış yani? Bayramda tebrikleşmek için arkadaşımın evine gitmişim. Bana bir kadeh likör ikram etmiş. Ne olurmuş yani? Ne münasebet! Bunun neresi, niye günah?"
Peki sen şu kainâtın sahibi ile harp mi edeceksin? O'nun hükmüne karşı mı geleceksin? Adam kanunun hükmüne karşı gelmiyor, gelemiyor. İsterse gelsin; polis var, mahkeme var, hapis var. Çeşit çeşit cezalar var. Allahu Teâlâ hazretlerinden korkmuyor. Öyle diyenler var. Allah akıl fikir versin. Ne söylediğinin, ne yaptığının farkında değil. Paldır küldür cehenneme yuvarlanıyor. Sonra anlayacak, işin farkına varacak. Demek ki zina etmek, içki içmek, mal yağmalamak, haksız mal almak, bunlar imanı elinden kaçırıyor, nurunu gideriyor, insanı kötü duruma düşürüyor.
Men sâethü seyyietühû ve serrethü hasenetühû fe-hüve mü'minün.
Bu hadîs-i şerîf de Hz. Ömer radıyallahu anh, Ebû Said el-Hudrî, Ebû Ümâme el-Bâhilî tarafından Peygamber Efendimiz'den rivayet edilmiş. Muhtelif hadis kaynaklarında geçiyor; sahih bir hadîs-i şerîf. Peygamber Efendimiz bize bir ölçü veriyor.
Men sâethu seyyietühû. "Yaptığı kötülük, kendisinin fenasına giden..."
"Tüh ya, ben bunu niye yaptım? Ne zayıf adamım. Niye şeytana uydum, nefse uydum?" diyor yani yaptığı kötülük fenasına gidiyor.
"Yaptığı kötülüğü fenasına giden, yaptığı iyiliği de kendisini sevindiren kimse mü'min kimsedir. " Çünkü o üzülme, o sevinme imandan dolayı olur. Mü'min olmasa aldırmaz. Vur patlasın çal oynasın kabahatinde, kusurunda, günahında devam eder. Hiç aldırmaz. O mü'min olduğundan günah işleyince, kusur işleyince, fenalık yapınca üzüntü duyuyor. Yaptı ama pişman. Pişmanlık duyuyor, fenasına gidiyor, "Bir daha yapmayayım." diye azmediyor.
Allah-u Teâlâ hazretleri tevbeyi kabul edicidir. Kulları pişman olup tevbe ettiği zaman bağışlar, günahları örter, siler, affeder; kul başkasına söylemedikçe kimseye göstermez. Bazısı günahı işler, bir de övünür:
"Geçen akşam bir yerde bir toplandık. Bir içtik, bir içtik!"
Sus bari, söyleme! Şahit mi topluyorsun?
Yevm-i kıyamette hepsi; "Evet yâ Rabbi! Ben duydum; yanımda ikrar etti, içti."
Bunu mu desin? Öyle mi istiyorsun? Mahkeme-i Kübrâ'da başına bela olacak şahit mi hazırlıyorsun? Belki tevbe edersen Allah silecek.
Men setera ehâhü'l-müslime bimâ yurdîhi erdâhu'llâhu teâlâ fi'd-dünyâ ve'l-âhireh.
Ebû Hüreyre radıyallahu anh'ten rivayet edilmiş bir hadîs-i şerîf. Peygamber Efendimiz, aynı mânayı bir kere daha ifade edecek:
"Kim müslüman kardeşinin kabahatini onu memnun edecek, onun hoşuna gidecek bir tarzda örterse..."
"'İyi be, aferin ya, filanca arkadaş benim karıştırdığım haltı hiç belli etmedi, kapattı, hiç kimseye duyurmadı.' diyeceği şekilde müslüman kardeşinin bir kabahatini onun hoşuna gideceği bir tarzda, tam, dört başı mamur güzelce kapatırsa, örterse, hoşuna gidecek bir tarzda te’vil ederse; 'Yok, o öyle yapmamıştır, ben onun huyunu bilirim; o, o günahtan değildir de şöyledir, böyledir." şeklinde hoşuna gidecek bir te’vil bulup bir çare bulup kapatır, kusurunu göstermezse Allah da onun dünya ve âhirette gönlünü razı eder, hoşnut eder."
"Al kulum, beğendin mi? Razı mısın? Daha ister misin? Al, daha al, daha al." diye razı oluncaya kadar verir. Bu razı etmesi çok güzel.
Erdahu'llah "razı oluncaya kadar."
Duhâ sûresinde; Ve le-sevfe yu'tîke rabbüke fe-terdâ âyet-i kerîmesi inince sahâbe-i kirâmın en sevinçli zamanı oldu. Hepsi bayram ettiler:
"Rabbin sana verecek de sen razı olacaksın ey Resûlüm! Sen razı oluncaya kadar Mevlâ sana ihsan edecek, ikram edecek, istediğini lütfedecek, verecek."
"Tamam" dediler. Komşuda pişer, bize de düşer gibi.
Duhâ sûresinden itibaren bütün sûrelerin sonunda Allahuekber deniliyor. Lâ ilâhe illallâhu va'llâhu ekber allahuekber veli'l-lahi'l-hamd denmesi oradan geliyor.
Allah razı ederse ne güzel olur!
O halde ne yapalım? Kardeşimizin gönlünü hoş edecek tarzda kusurunu, kabahatini örtmeye çalışalım.
"Ama kusuru var!" Ört işte. Olunca örteceksin. Kusur yoksa zaten neyi örteceksin? Bir kusur var ki senin örtmen bahis konusu oluyor; kusuru örteceksin.
Öteki hadîs-i şerîfe geçelim:
Men setere müslimen seterehu'llâhu fi'd-dünyâ ve'l-âhireh. "Kim bir müslümanı örterse Allah da onu dünyada âhirette örter."
Günahlarını örter, kabahatini göstermez.
İnsan çırılçıplak ortada kalsa ne olur? "Eyvah! Bir örtü olsa bari bir battaniyeye bürünsem." der. Bir yangında, bir afette; "Hiç olmazsa bir battaniyeye bürünsem, battaniye olsa" der.
"Kim birisinin ayıbını örterse Allah da onu örter. Allah da onun ayıbını, kusurunu göstermez."
Hadîs-i şerîf devam ediyor:
Ve men fekke an mekrûbin fekka'llâhu anhü kurbeten min kürebi yevmi'l-kıyâmeh. "Kim bir müslümanın üzerinden bir derdini, sıkıntısını çekip alırsa Allah da onu kıyamet gününün dertlerinden sıkıntılarından bir sıkıntısını alarak sevindirir."
"Sen müslümana öyle yapmıştın. Onun derdini gidermiştin, yardım etmiştin." diye mükâfat olarak böyle yapar.
Ve men kâne fî hâceti ehîhi kâne'llâhu fî hâcetihî. "Her kim bir müslüman kardeşinin ihtiyacını giderme yolunda faaliyette bulunursa o yolda, o çalışmada olursa Allah da onun hâcetini giderir, ona ikram eder."
Hani derler ya men dakka dukka "Çalma kapını, çalarlar kapını." Yani o tersine bu yüzüne. O menfi, bu müspet. Kötülük yapan kötülük bulur da iyilik yapan da iyilik bulur.
Kim bir müslüman kardeşini örterse Allah da onu örtüyor. Kim bir müslüman kardeşinin üstünden sıkıntısını alırsa ondan onu kurtarırsa Allah da onu kurtarıyor. Kim bir müslüman kardeşinin işini görmeye koşturuyorsa ihtiyacını gideriyorsa Allah da onun ihtiyacını giderir.
Daha önceki vaazlarda da kardeşlerime söylemiştim. Duanın şekilleri var. Bu da fiili dua. Biz el açıyoruz; "Yâ Rabbi! Çok sıkıntım var, çok derdim var. Bu derdi benim üzerimden al." diyoruz. Bu bir dua şekli. Ama gidip bir başka dertli kardeşinin -senin halledebileceğin- bir derdini halletmek de bir başka dua şekli. Sen onu halledince Allah buradan senin derdini halleder.
Hindistanlı birisiyle tanışmıştık. "Islah olmaz, zıpır bir oğlum vardı." Babası müslüman, oğlu zıpır; laf dinlemez. Ne kadar söz söylese yola gelmez, haylaz bir evlat. "'Ben Müslümanlığı yayayım, öğreteyim.' diye, tebliğ için anlatmaya başka bir diyara gittim. Bizim evden, 'Oğlan ıslah oldu.' diye haber geldi." diyor. İşte öyle olur. Sen öyle çalışırsan Allahu Teâlâ hazretleri mukallibü'l-kulûb'tür, gönülleri çevirir. Yüz seksen derece döndü. Bak o tarafa gidiyordu, bu tarafa gitmeye başladı.
Kim çeviriyor? Allahu Teâlâ hazretleri.
Biz işleri yaptırma yerini bilmiyoruz. Kapıcıya gidiyoruz; "Benim için şunu yap, bunu yap." diyoruz. Yahu, kapıcı o işten ne anlar? Bakana çıksana, o işi yürüten genel müdüre çıksana. O işin sahibine çıksana. Kuldan bekliyoruz. Allahu Teâlâ hazretlerinden istesene.
Allah-u Tealâ Hazretleri sizi sırat-ı müstakimden ayırmasın. Sevdiği kul eylesin, mârifetüllaha erdirsin, aşkullâhu muhabbetullâhı gönlünüze yerleştirsin. Sevdiği işleri yapmanızı nasip eylesin. Huzuruna sevdiği, razı olduğu kulları olarak varıp cennetiyle cemâliyle müşerref olmayı nasip eylesin. Peygamber Efendimiz’e komşu eylesin.
Bi-hürmeti esrar-ı sûreti’l Fatiha.
09.12.1984 -
Veli Edinmek, Suçluyken
09.12.1984 -
Kibir, Hıyanetle Mal
