30.03.1985 - Evvabin Namazı, Cuma Gecesi Namazı, Salavat Getirmek, Namaz

30.03.1985 - Evvabin Namazı, Cuma Gecesi Namazı, Salavat Getirmek, Namaz
Bismillâhirrahmânirrahîm.
Elhamdülillâhi Rabbi'l-âlemîn. Hamden kesîran tayyiben müberaken fîh. Alâ külle hâlin ve fî külle hîn. Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ve men tebi'ahû bi-ihsânin ilâ yevmi'd-dîn.
Emmâ ba'd:
Fa'lemû eyyühe'l-ihvân fe-inne efdale'l-hadîsi kitâbullah ve efdale'l-hedyi hedyu seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi ve sellem ve şerre'l-umûri muhdesâtuhâ ve külle muhdesetün bid'atün ve külle bid'atin dalâletün ve külle dalâletin ve sâhibehâ fî'n-nâr. Ve bi's-senedi'l-muttasılı ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:
Men sallâ ba’de’l-mağribi sitte reke’âtin lem yetekellem fî mâ beyne hunne bi sû’in ‘adelne lehû bi-‘ibâdeti sintey ‘aşrete seneten.
Tirmizî’nin, Ebû Hüreyre radıyallahu anh’ten rivayet ettiği bir hadîs-işerîf.
Peygamber Efendimiz’in hadîs-işerîflerini dinleyenler bize nakletmişler.Siz sakın ,bir hadisin başını alıp, öteki hadisin sonuna bağlamayın. İyi hatırınızda tutun, hatırınızda tuttuğunuz hadisleri, doğru belleyin.
Men salla ba’de’l-mağribi sitte rek’eâtin em yetekellem fî mâ beynehunne bi sû’in.. “Kim akşam namazından sonra altı rekât kılarsa aralarında kötü bir söz söylemeyecek!”
Burada “kötü bir söz söylememe” sözü var.
Bi-sû’in. “Kötü bir söz söylememek!”
Demek ki mesela bazen olur, namaz kılarken seslenir:
Efendi, bir şey alacaktın aldın mı?” filan, bir konuşma olur. Ağzını bıçak açmıyor. Söyleyi ver, o fena bir şey değil.
“Evet, aldım.” deyiver. Konuşulmayacak diye konuşmuyorlar. Buradan da bir müsaade olduğuna anlaşılıyor ki, kötü bir maksatlar olmazsa birkaç kelime konuşulabilirmiş diye anlaşılıyor.
Adelne lehû bi-‘ibâdeti sintey‘ aşrete seneten. “Böyle kılarsa, bu altı rekât, onun için on iki senenin ibadetine muadil, denk olur.”
Bu da evvabîn namazını altı rekât kılmanın delilidir. Hocalarımız bize derdi ki;
“Evladım, akşam namazından sonra, seccadenizden kalkmadan dünya kelamı konuşmadan iki rekât evvabîn namazı namaz kılın! Dört de olur, altı da olur, altısı efdal!”
[Mehmed Zahid Kotku] Hocamız rahmetullâhi aleyhin sözü kulaklarımda çınlıyor: “Altı efdaldir!”
Elbette efdaldir, ne kadar güzel mükâfatı varmış. On iki yıllık ibadet gibi insan ona muadil, ona denk sevap kazanıyor!
مَنْ صَلَّى بَعْدَ الْـمَغْرِبِ سِتَّ رَكَعَاتٍ، غُفِرَتْ لَهُ ذُنُوبُهُ، وَإِنْ كَانَتْ مِثْلَ زَبَدِ الْبَحْرِ
Men sallâba’de’l-mağribisitte rek’eâtin ğufirat lehû’z-zunûbuhû ve in kânet misle zebedi’l-bahr.
Taberânî’den, Peygamber Efendimiz buyurmuş ki;
“Her kim ki, akşam namazının arkasından altı rekât namaz kılarsa onun günahları; isterse, denizin üstündeki köpükler sayısınca olsun, yine afolur.”
Deniz çalkalanır, köpüklenir, üstünde kabarcık kabarcık olur. O kadar çok bile olsa, Allah, günahı affeder.
Demek ki; akşam namazının arkasından iki mi kılarız, dört mü kılarız, altı mı kılarız; şu namazı kılıvermek, gideceğimiz yere öyle gidivermek lazım.
مَنْ صَلَّى رَكْعَتَيْنِ لَيْلَةَ الْجُمُعَةِ قَرَأَ فِيهَا بِفَاتِحَةِ الْكِتَابِ وَخَمْسَ عَشْرَةَ مَرَّةً﴿اِذَا زُلْزِلَتِ﴾، آمَنَهُ اللهُ مِنْ عَذَابِ الْقَبْرِ وَمِنْ أَهْوَالِ الْقِيَامَةِ
Men sallâ rek’âteyni leylete’l-cumaatikarae fî hâ bi-fâtihati’l-kitâbi ve hamseaşerate merreten izâ zülzileti âmenehû’llâhu min âzâbi’l-kabri ve min ehvâli’l-kıyâmeh.
Enes radıyallahu anh’ten İbn Neccâr, Deylemî rivayet etmiş.
“Kim cuma gecesi iki rekât namaz kılarsa…”
Cuma gecesi ne zamandır?
İslâmî tabirlerde, İslâm dininin, ahkâmı bahis konusu olduğu zaman günün başlangıcı ne zaman?
“Hocam, işte on ikide gün değişiyor.”
O şimdi, eskiden nasıldı?
İyice hatırınızda tutun: Eskiden günün başlangıcı, akşam ezanıdır,eski gün biter. Akşam ezanıyla beraber yeni gün başlar. Demek ki;günün başlangıcı güneşin, doğduğu zaman değil, şimdi de güneşin doğduğu zaman değil, gece on iki, şimdi de on iki! Ama eskiden, on iki değil, akşam namazı ezanı okundu mu yeni gün başlıyor!
Neden?
Eski gün battı gitti! Ufuktan aşağı battı gitti, artık bir daha geri gelmez ki! Şimdi yeni gün başladı. Batan battı giden gitti, yeni gün başladı!
Onun için akşam namazında ufka bakarsın. Mesela Ramazan’ın hilalini gözetliyorsun, Şaban sonlarında hilali gördün mü tamam. O akşam Ramazan’ın biridir, yatsıdan sonra teravihi kılarsın, ertesi gün oruca niyetlenirsin, güzel. Hilali görürsün, teravihini kılarsın. Teravih ertesi günkü orucun teravisidir! Teravihi kılarsın, ertesi günde orucunu tutarsın. Akşam oldu mu o gün biter. Ramazan’ın sonlarında 28-29 filan derken akşam namazında sonra ufka baktın, incecik nazlı hilali gördün; tamam, oruç bitti. O akşam artık yatsıdan sonra teravih kılınmaz, çünkü bitti! Ertesi sabah bayram namazı kılınır, müslümanlar bayram eder. Her şey akşamla başlıyor!
“Cuma akşamı” deyince de, ne anlaşılır?
Perşembe dediğimiz zamanın akşam ezanı okundu mu cuma başlar. Ama bizim takvime göre daha akşam kılınacak, yatsı kılınacak, gece on iki olacak da cuma öyle başlayacak!
Yok, şimdiki zamana göre değil! Zaman esasına göre; akşam ezanı Allahu ekber dedi mi perşembe günü bitti, cuma başladı!
Ne zamana kadar?
Cuma namazını kılacağız, cumanın ikindisi kılınacak, Cumanın ikindisinden sonra akşam vakit olup da Allahu ekber denince cuma günü de bitti. Demek ki; ikindinin sonunda gün bitiyor, akşamın başında yeni gün başlıyor!
Peygamber Efendimiz;
“Kim cuma gecesi…” diyor.
Ne zaman olduğunu anladık mı?
“Her kim ki cuma gecesinde iki rekât namaz kılarsa…”
Serbest bırakmış, ne zaman kılarsan kıl.
“Çarşıda işim var.”
Bitir de öyle kıl.
“Komşuya gideceğim.”
Gittikten sonra kıl, eve geldikten sonra kıl. Geniş bir zamanda, iki rekât namaz kılacak.
Başka şartı ne?
“Her rekâtta Fâtiha’dan sonra on beş kere İzâ zülzileti’l-ard sûresini okuyacak.”
On beş, uzunca demek ki; iki rekât ama her rekâtta Fâtiha’dan sonra on beş defa İzâ zuüzileti’l-’ardu zilzâlehâ ve ehraceti’l-ardu eskâlehâ… sûresini okuyacak. Zilzâl sûresini on beş defa okuyacak.
Öyle yaparsa ne olur?
Âmenehû’llâhu min âzâbi’l-kabri ve min ehvâli’l-kıyâmeh. “Allah o namaz kılan kulu kabrin azabından ve kıyametin korkularından emniyette kılar.”
Mâlum, kabirde insanları, çok tehlikeler bekliyor.
Hadîs-i şerîften anlıyoruz: Adamcağızın birisi kabre konulmuş. Namaz kılan, oruç tutan bir insanmış, müslümanmış. Azap melekleri gelmişler, kafasına bir topuz vurmuşlar!..
Biz bilemeyiz ama hadîs-işerîfte bildiriliyor.
Bir topuz vurmuşlar, vurdukları topuzdan kabrin içi ateş dolmuş. Bir topuz vurmuşlar, mânevî bir topuzmuş ki kabrin içi ateş dolmuş. Adamcağız perişan, kendinden geçmiş. Ondan sonra toparlanmış, demiş ki;
“Ya ben namaz kılan bir insandım, müslüman bir insandım. Bu azabı bana niye reva gördünüz, bana niye vurdunuz?”
“Bir zamanlar filanca yerde bir mazluma, birkaç zalim üşüşmüş zulmediyorlardı, sen yanlarından geçtin de mazluma yardımcı olmadın!” diyeymiş.
Demek ki dünyada yaptığı şeylerden dolayı, veyahut yapması gerektiği hâlde yapmadığı şeylerden dolayı da kabirde cezalar bekliyor.
Biz sanırız ki; bir şey yaptığımız zaman kabahat olur, vazifeni yapmazsan o da kabahat!
Hadi namazlarını kılma bakalım, oruçlarını tutma…O da kabahat. Yapman gereken vazifeyi yapacaksın, yapmaman gereken işi de yapmayacaksın! Hayırları da yapacaksın, öteki vazifeleri de yapacaksın!
Eğer insan; böyle dikkatli bir kul olmazsa, çalışkan bir kul olmaz, Allah yolunda gayretli bir kul olmazsa kabre girer girmez kabirde azap başlar. Kabir kendisini sıkar, zaten daracık bir yer; toprağın altı, havasız, karanlık, daracık bir yer. Ondan sonra dünyada işlediği kötü ameller, ona akrepler, çıyanlar şeklinde gösterilir, o tarzda ona azap ederler.
Ama iyi bir kul olarak gitmişse, güzel yüzlü bir insan görecek. Mesela iyi bir insan, diyecek ki;
“Çok güzel bir yüzün var, pırıl pırıl nurlu bir insansın, ben seni merak ettim.” O diyecek ki;
“Ben filanca zaman, senin okumuş olduğun Tebâreke sûresiyim.”
Allah nasıl teselli ediyor, herşeye kâdir. Kabirde sûreyi insan suretinde karşısına dikiyor. Kur’ân-ı Kerîm enîs ve yoldaş oluyor.
O okuduğu Kur’ân-ı Kerîm, yaptığı ibadetler… Namazı sağını tutacak, sadakası solunu tutacak, haccı zekâtı her tarafını alacaklar da “Sana bu tarafa geçiş yok.” diye azap meleklerini sokmayacaklar.
Sonra mü’min kulun kabri, genişleyecek, yetmiş arşın olacak! Kocaman bir şey olacak, salon olacak, cennet bahçelerinden bir bahçe olacak!
el-Kabrü ravdatün min riyâdi’l-cenneh. “Kabir müslümana cennet bahçelerinden bir bahçe olur. ”Ev hufretün min huferin nirâm. “Veyahut kâfire cehennem çukurlarından, azap çukurlarından bir çukur olur.”
Allah bizi kabir azabından emniyette eylesin. Kabri cennet bahçesi olan, kabirde emniyette olan kimselerden eylesin.
Peygamber Efendimiz kabirde emniyette olmanın bir ilacını söyledi:
“Her kim ki; cuma gecesinin bir zamanında iki rekât namaz kılar, her rekâtta on beş defa İzâ zülzila sûresini okursa Allah onu kabir azabından emniyette kılar, kabirde azap görmez, kıyametin tehlikelerinden de emniyette kılar.”
Ehvâl;“heviller,korkular” demek.
Ehvâl; iki gözlü h ile,ehvalü’l-kıyâme, kıyametin korkuları demek.
Ahvâl değil; ahvâl olsa “hâller” olacak.
İki gözlü h ile ehvâl “korkular” demek. Salavatta da var:
Allahümme salli alâ seyyidinâ muhamedin ve alâ âli seyyinâ muhammedin salâten tüncinâ bihâ min cemîi’l-ehvâli ve’l-âfât.
Ehvâl: “Bizi her çeşit korkulardan afetlerden koru!” diye orada dua ediliyor. Ahvâl okursan olmaz, mâna karışır.
Mesela Türkçe’de “kır” diyecek yerde “kir” dersen olur mu?
Kirin mânası başka, kırın mânası başka, onun gibi olur; ahvâl başka ehvâl başka!
Kıyametin korkularından da emniyette olur, kabrin azabından da emniyette olur. Bunu da inşallah defterimize kaydedelim. İnşaallah cuma gecesinde kılalım.
Defterlerinize yazın, defterinize hep randevu yazacak değilsiniz ya!
“Perşembe dünü Hasanlar’a gideceğim, Hasanlar’dan şunu alacağım bunu konuşacağım…”
Yaz bakalım bir de: “İki rekât namaz kılacağım, her rekâtta on beşer defa İzâ zülzile okuyacağım! Defteri boş yere gezdirme, bir de mânevî şeyler yazılsın.
Şimdi bakın, bir hadisi şerif geliyor ki; hepsi güzelde, tadına doyum olmuyor, baklavalı börekli, kaymaklı sofra gibi maşallah.
مَنْ صَلَّى صَلَاةً فلَمْ تَأْمُرْهُ بِالـْمَعْرُوفِ، وَلَمْ تَنْهَهُ عَنِ الْفَحْشَاءِ وَالْـمُنْكَرِ، لَمْ يَزْدَدْ بِهَا مِنَ اللهِ إِلَّا بُعْدًا
Men sallâ salâten fe lem te’murhü bi’l-ma’rûfi ve lem tenhehû‘ani’l-fahşâ’ ve’l-münker lem yezded bihâ minallâhi illâ bu’dâ.
Bu hadîs-i şerîf el-Hasan el-Basrî’den mürsel olarak rivayet edilmiş bir hadîs-işeriftir. Mânası ne kadar ehemmiyetli! Ne kadar aklımızı başımıza devşirmemiz lazım! Taberânî’de rivayet edilmiş:
Men sallâ salâten fe lem te’murhü bi’l-ma’rûfi ve lem tenhehû ‘ani’l-fahşâ’ ve’l-münker lem yezded bihâ minallâhi illâ bu’dâ. “Her kimki bir namaz kılar, ama o kıldığı namaz ona mârufu emretmezse fuhşiyât v emünkerâttan onu alıkoymazsa, bu kıldığı namazla ancak-başka bir faydası olmaz, kârı olmaz- Allah ile arasındaki mesafe artar, Allah’tan uzaklaşmaktan başka bir şey elde etmez!”
Döndürelim, bizim anlayacağımız sözlerle söyleyelim: Bir insan, namaz kıldığı zaman, bir iyi insan olacak. Namazı kıldı, bitirdi.
Beş vakit; namaz bir insanın evinin önünden akarsu gibi değil miydi, kirlerini, terlerini akıttığı bir pınar gibi değilmiydi, bir dere gibi değil miydi?..
Öyleydi, Peygamber Efendimiz hadîs-i şerîfte öyle buyuyor: Beş vakit namaz insanın evinin önünden şıldır şıldır akan, billur ırmak gibidir.
İnsan beş vakit o ırmağa girse, hiç üzerinde toz toprak, kir, pas, ter kalır mı?
Kalmaz! Bunu sahabesine Sıcak Arabistan’da söylüyor. Çölden rüzgâr esmiş, kumlar kalkmış gözüne, boynuna girmiş, güneşten terlemiş, sıcakta, çölde böyle bir insan düşünün.
Bir de bu şahıs gündebeş defa billur gibişırıl şırıl akan suyun içine giriyor yıkanıyor, yıkanıyor; hiç bunda koku kalır mı, ter kalır mı, pislik kalır mı?
Kalmaz. Peygamber Efendimiz; “Namaz böyledir.” diyor.
Bir insan namaz kıldı. Kıldı ama çıktıktan sonra, mânevî bir huzur içinde o namazın arkasından; “İnşallah iyi kul olayım, Rabbimin huzuruna girdim, çıktım. Şu hayırları yapayım, bu hayırları yapayım…” diye kendisine o namazı, iyi işler yapmayı ilham etmemiş. “Kötülüklerden vazgeçeyim, filancaya biraz hıncım vardı, şöyle yapacaktım, böyle yapacaktım ama hadi Allah’a havale ettim, vaz geçeyim…” diye kötülükten men etmezse veyahut; “Gelirken gözümü iyi muhafaza edemedim, bundan sonra muhafaza edeyim. Sağa sola bakıp da günaha girmeyeyim, elin namahremine filan bakmayayım…” diye kötülükten alıkoymuyorsa o namaz, iyiliği emretmiyorsa ona, kötülükten alıkoymuyorsa başka bir işe yaramaz, ancak mesafeyi uzaklaştırır, o namazla şahıs Allah’tan daha uzağa gider!
Neden?
Bu namazı gafilce kıldın, bu namazı sana fayda verecek tarzda kılamadın. Eksikli, kusurlu kıldın da içinde bir değişiklik meydana getirmedi diye bu namaz, Allah’tan daha uzaklaştırmaya yarar! O hâlde namazı ruhlu, şuurlu, tesirli bir tarzda kılacağız.
Namaz kıldık mı, şöyle bir rahatlayacağız, kötülükler içimizden silinecek, sıyrılacak, pak olacak, iyi duygular gelecek,iyi insan olacağız.
Bir namaza gittik geldik, tamam, kafamız değişti. Öyle olması lazım, namaz böyle bir şey! Böyle olmadığı zaman, taklit oluyor. Hep; “Taklit, namazın sevabı yoktur,azdır!”diye derdik. Peygamber Efendimiz daha tehditli buyurdu: “Arayı açamaya yarar ,başka bir şeye yaramaz, daha da,uzaklaştırmaya yarar!”
Bu sefer insan paldır kültür namaz kılmaya alışır. Yanında namazın da heybeti kalmaz.
“Efendi, orada ne yapıyorsun?”
Jimnastik yapar gibi oturuyor kalkıyor, oturuyor kalkıyor…
“Ya sen bunun neresinde Fâtiha okudun, neresinde zamm-ı sûre ettin?..”
Sükûnet kesbedecek: Semiallahü limen hamideh, bir duraklama; iki secde arasında Allahuekber dediği zaman şöyle bir duraklama… Öyle yapmıyor: Subhâneke’si Allahu ekber’e karışıyor, peş peşe işte o namaz, artık bir eğlence hâline gelmiş oluyor!
Bir keresinde, Peygamber Efendimiz’in önünde bir bedevi öyle namaz kıldı, çölden gelmiş.
“Namaz kılacaksın.” filan demişler, kılıyor ama bu bilgileri öğrenmemiş. Peygamber Efendimiz ona baktı, bitirince;
“Sen namazını yeniden kıl, çünkü sen namaz kılmadın.” dedi.
Hâlbuki selam verdi,namazı bitirdi.
“Çünkü sen namaz kılmadın!” demesi ne demek?
“Öyle hızlı kıldın, öyle biçimsiz kıldın ki; o namaz namaz sayılmadı, borç üzerinden düşmedi, kabul olmadı, yeniden kıl!”
Bir daha kıldı, anlayamadı, bir daha hızlı hızlı kıldı. Peygamber Efendimiz;
“Sen yine o namazı yeniden kıl, iade et, çünkü sen namaz kılmadın!” dedi.
Bizim namazlarımızı düşünelim. Namaz kılmayı, babadan duymuş, anadan öğrenmiş ama namazın ne kadar kıymetli bir ibadet olduğunun tadını, damağına daha yerleşmemiş.Camiye geliyor paldır küldür kılıyor gidiyor.
Olmaz. Namazdan tat ala ala [kılacak]. Hani tiryaki bir güzel kerevetin üzerine oturur, bir de güzel çay geldi mi keyfini çıkarta çıkarta tatlı tatlı [keyfini çıkarır]. Namazında keyfini çıkarta çıkarta kılacak.
Ne o acele?
Bizim mahallede, Ankara’da, ezanın okunmasına yakın, ben hazırlanayım diyorum. Misafir gelmiş bilmem ne filan ama yetiştiremiyorum, tam abdest alırken filan ezan okunuyor. Hemen gidiyorum, mesafem de buradan Fatih durağı kadar, çok fazla değil, belki daha kısa. Yokuş da aşağı, hızlı da gidilebilir. Oraya gidiyorum, son rekâta ya yetişiyorum ya da es-Selâmu aleyküm ve rahmetullah demiş oluyorlar, yetişemiyorum.
Dur, acelen ne? Sen sünneti ne zaman kıldın, farzı ne zaman kıldın?..
Namaz ciddi bir ibadettir, ciddi kılınmazsa bir işe yaramadığı gibi uzaklaştırmaya da yarar, insan uzaklaştırma zararına da uğrayabilir. Namaz kılınca doğru kıl! Allahuekber dediği zaman, kimin huzurunda durduğunu düşün: Şakaklarından biraz terlesin, biraz ter aksın…
İnsan, ciddi ciddi kılınacak, kıldıktan sonra kötü duygular içinden pak olmuş olacak, temizlenmiş, kazınmış gitmiş olacak. İyi duygularla dolmuş olacak, namazdan çıkarken iyi bir kul olarak çıkmış olacak.
Öyle olması gerekiyor, bu hadîs-işerîf bir tehditli bir hadîs-i şerîf. Namazımıza dikkat edelim!
مَنْ صَلَّى عَلَيَّ وَاحِدَةً، صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ عَشْرَ صَلَوَاتٍ، وَحَطَّ عَنْهُ عَشْرَ خَطِيئَاتٍ، وَرَفَعَ لَهُ عَشْرَ دَرَجَاتٍ
Men sallâ aleyye vâhideten sallallahu aleyhi aşera salavâte ve hattâ‘anhü‘aşra hatî’âtinve rafe’a lehû ‘aşra deracâtin.
Sağlam bir hadîs-işerîf; Enes b. Mâlik radıyallahua nh’ten rivayet edilmiş. Buharî’de bile var, Müstedrek’te, Ahmed b. Hanbel’de, Neseî’de var. Peygamber Efendimiz buyuruyor ki;
Men sallâ aleyye vâhideten sallallahu aleyhi aşra salavâte. “Kim bana bir defa Allahümme salli alâ muhammed diye salavat getirirse ,Allah o salat getiren kimseye on salavat getirir!”
Allah’ın kula salavat getirmesi ne demek?
Rahmetine erdirmesi demek! Ben Allahümme salli alâ Muhammed diyorum, Peygamber Efendimiz’e bir salât u selâm getiriyorum. Allahu Teâlâ hazretleri ben âciz nâçiz, zerre,günahkâr, yüzü kara, eli boş kula on defa salavat getiriyor; bana,benim gibi ayaklarım toprağı tozu olan bir kimseye on defa!..
Kim?
Allahu Teâlâ hazretleri!
Peygamber Efendimiz’esalât u selâmın derecesinin feyzine, derecesinin büyüklüğüne bak!Sağlam hadîs-işerîf. Buharî’de, Müstedrek’te İbn Hibban’da var.
Sonra ne yapar?
Ve hattâ ‘anhü ‘aşra hatî’âtin“Onun üzerinden on tane günahını alır, günah yükünü azaltır, on günahını affeder.”Ve rafe’a lehû ‘aşra deracâtin. “Ve onun derecesini on derece daha yukarıya çıkartır,yükseltir.”
Efendi memur, eve geliyor.Sevinçli, kucağında meyveler filan...
“Ne o efendi?”
“Bugün terfi ettim, bir derece yükseldim, maaşıma zam geldi, onun için eve hediye getiriyorum.”
Veyahut derecem yükseldi diye arkadaşlarına çay ısmarlar. Bir salavat getirmekle Allah onun derecesini on derece yükseltir, on günahını alır, Allahu Teâlâ hazretleri o kuluna on defa daha salât u selâm eder.Kâinatın sahib;i o nâçiz kula on salât u selâm eder,Peygamber Efendimiz’e salât u selâm getirmenin akıl almaz faydaları vardır.
مَنْ صَلَّى عَلَيَّ فِي يَوْمِ مِائَةَ مَرَّةٍ، قَضَى اللهُ لَهُ مِائَةَ حَاجَةٍ: سَبْعِينَ مِنْهَا لِآخِرَتِهِ، وَثَلَاثِينَ مِنْهَا لِدُنْيَاهُ
Men sallâ aleyye fî yevmi mîete merratin kadâllâhu lehû mîete hâcetin ve seb’îne minhâ li-âhiretihî ve selâsîne minhâ li-dünyâhû.
Peygamber Efendimiz’e salât u selâm getirmekle ilgili bir hadîs-işerîf.Peygamber Efendimiz buyurmuş ki;
“Kim bana bir günde yüz defa salâvat getirirse…”
Tesbihi eline almış;Allahümme salli alâ seyyidinâ muhammed…
Bir günde yüz defa salavat getirirse ne olur?
Kadâllâhu lehû mîete hâcetin.“Allah onun yüz hacetini kaza eder,işini bitirir, yüz ihtiyacını görür. Yüz defa salavât-ı şerîfe getiren kimsenin Allah yüz işini görür.”
Ve seb’îne minhâ li-âhiretihî. “Bu yüz işten yetmiş tanesi âhiretine ait işler, âhiretin sıkıntılarına ait işlerdir.Ve selâsîne minhâ li-dünyâhû. “Yüz işten otuz tanesi, dünyasına aittir.”
Yüz tane salavat getiren insanın dünyasından da âhiretinden de nelere ihtiyacı varsa ,dünyası da mâmur olur âhireti de mâmur olur. Dünyadan deyince mal olacak, bereket olacak, hayır olacak işi rast gidecek vs. Onun için büyüklerimiz “Günde yüz defa salavât-ı şerîfeler getiriver.” Diye demişlerdir.
Elhamdülillah arkadaşlarımız hep bu kadar salavatı getirir. Ne sevaplar alıyorlar, Allah sebep olanlardan da razı olsun.
Câbir b. Abdillah radıyallahu anh’ten rivayet edilmiş.
مَنْ صَلَّى صَلَاةً لَمْ يَقْرَأْ فِيهَا بِأُمِّ الْقُرْآنِ، فَهِيَ خِدَاجٌ، فَهِيَ خِدَاجٌ غَيْرُ تَمَامٍ
Men sallâ salâten lem yekraa fî hâ bi-ümmü’l-Kur’âni fe hiye hidâcün ğayru temâmin.
Men sallâ salâten lem yekraa fî hâ bi-ümmü’l-Kur’âni fe hiye hidâcün ğayru temâmin. “Her kim ki bir namaz kılar ama onun içinde Kur’an’ın anası sûresini, ümmü’l-Kur’ân sûresini okumazsa, o namazı düşük bir namazdır, kalitesi düşmüş bir namazdır.”
Hidâc: Deve, yavrusunu düşürdüğü zaman ona derler. Daha yavru doğmadan, âzâsı falan [belirginleşmeden]; doğum hâlinden evvel çocuk düşürme diyorlar ya öyle düşmüş gibi olur. Adam namaz kılmış ama ,namazı tamam olmadı, âzâsı belirmedi. Belirmeyen çocuk,ölü doğmuş çocuk gibi olur!
“Kim namazı kılar da o süreyi okumazsa…”
O sûre, ümmü’l-Kur’ân sûresi, Kur’an’ın anası tabirli sûre nedir?
Fâtiha sûresi. Ümmü’l-kitâb da derler, ümmü’l-Kur’ân da derler.Onun için, mutlaka okunacak. Okunmazsa o namaz düşük bir çocuk gibi eksiktir. Daha hayatı tamam olmadı, azaları belirmeden düştü gibi o namaz düşük bir namazdır. Peygamber Efendimiz; “Tamam olmamış bir namazdır.” buyurmuş. Onun için Fâtiha sûresi vaciptir, mutlaka okunacak!
AllahuTeâlâ hazretleri iki cihanın hayrına, saadetine cümleten erdirsin.Caminin kubbesi altında toplandığımız gibi Peygamber Efendimiz’in Livâü’l-Hamd’i altında da cennette toplanmayı da Allah nasip eylesin.
Fâtiha-ı şerîfe mea’l-Besmele.
30.06.1985 -
Lailaheillallahın Fazileti
29.12.1985 -
Hayırlı Ömür, Peygamberimizin
