01.05.1986 - Miskinlere Yardım, Ölüm, Cemaatle Namaz

01.05.1986 - Miskinlere Yardım, Ölüm, Cemaatle Namaz
Bismillâhirrahmânirrahîm.
Elhamdülillâhi Rabbi'l-âlemîn. Hamden kesîran tayyiben müberaken fîh. Alâ külle hâlin ve fî külle hîn. Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ve men tebi'ahû bi-ihsânin ilâ yevmi'd-dîn. Emmâ ba'd:
Fa'lemû eyyühe'l-ihvân fe-inne efdale'l-hadîsi kitâbullah ve efdale'l-hedyi hedyu seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi ve sellem ve şerre'l-umûri muhdesâtuhâ ve külle muhdesetün bid'atün ve külle bid'atin dalâletün ve külle dalâletin ve sâhibehâ fî'n-nâr. Ve bi's-senedi'l-muttasılı ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:
İnne mine'l-beyâni sihren ve inne mine'ş-şi'ri hikemen
Ebû Hüreyre radıyallahu anh'ten. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri buyurmuş ki:
"Beyanda, konuşmada, anlatımda bir sihir vardır. Şiirin de bazıları hikmetlidir, güzel şiirler mevcuttur, bazı şiirler güzeldir." mânasına buyurmuş.
Ebû Dâvud'da, Ahmed b. Hanbel'de, Taberânî'de var.
Beyanda, yani söz söylemekte bir sihir vardır. Bunu niye söylüyor Peygamber Efendimiz?
"Bunun sihir tarafını kullanıp da söz hüneriyle allem edip kallem edip haksızlık yapmayın." diye söylüyor. Adamın cerbezesi vardır, ağzı güzel laf yapar, geçer karşısına aldatır. Tamam, eşeği boyar, satar. Çürük malı satar. Kandırır, ucuz şeyi pahalı verir. İyi, güzel sözün böyle bir tesiri var; ama Allah bu işe razı gelmez. Onun için, sözün sihir tarafını öyle şerde kullanmamak lazım. Eğer sözünde bir tatlılık, bir tesir varsa sen onu o kulları Allah'ın yoluna çağırmakta kullan bakalım, Allah'ın dinine hizmette kullan. O yolda kullanmadı mı insan bu sözden dolayı [zarara uğrar.]
Peygamber Efendimiz bir hadîs-i şerîfinde buyuruyor ki:
"Sizden biriniz arkadaşından bir şey istediği zaman onun methetmesin."
"Sen arslansın, ağasın, paşasın. Senin menendin yoktur, eşin yoktur, emsalsizsin..."
"Böyle deyip de sırtını parçalamasın." diyor. Yani "Sırtını kesmiş olmasın." diyor. Çünkü öyle yüzüne karşı methettin mi o da böbürlenir, hindi gibi kabarır, "Vay ben neymişim!" diye ona bir kibir gelir, ucub gelir... Kibir ve ucub Allah'ın en sevmediği sıfatlardandır. Sen onun helâk olmasına sebep olursun. Sen ona öyle metihle başlama; hakkı söyle, hayrı söyle, o daha önemlidir.
Şiirin de bir kısmı hikmetlidir. Peygamber Efendimiz bir hadîs-i şerîfinde buyuruyor ki:
"Şairlerin söylediği sözlerin en güzeli..." O zaman da Lebid adında bir şair vardı, onun bir sözü var; "Allah'tan gayri ne varsa hepsi bâtıldır, boştur. Sadece insan ona rağbet etmeli." mânasına bir sözü... "En doğru söz budur." diyor. "İslâm'dan önce yaşamış şairlerin söylemiş oldukları sözler içinde en güzeli budur." diye onu methetmiş.
Dinlendiği zaman da tesiri oluyor. Yunus Emre'nin ilahileri, evliyâullahın şiirleri hâlâ kulaklarımızda nasihat olarak dolaşır durur da biz onun faydasını görürüz.
Ama şerre kullanmayacağız. Sözün kabiliyetini, sihrî kabiliyetini kendi işimizi yürütmekte, karşı tarafı aldatmakta kullanmayacağız.
İnne mine't-tevâdui lillâhi er-rıdâ bi'd-dûni min şerefi'l-mecâlisi.
Tevazu hakkında bir hadîs-i şerîftir. Peygamber Efendimiz buyuruyor ki:
"Tevazudandır, tevazuunun bir çeşidindendir; kişinin meclisin şerefli yerlerinin aşağı tarafında oturması."
Hiç unutmuyorum, bakanlık yapan bir kardeşimiz, bir dostumuz, Allah selâmet versin, kıymetli bir kimse... Hocamız sağ idi, burada onun meclisine geldi. Kalabalık, böyle cami gibi salon sonuna kadar kalabalık... Hemen geldi, kapının önüne oturuverdi. Yani kapının eşiğine, ayakkabı çıkartılacak yere... Hiç "Ben bakanım, şöyleyim böyleyim..." diye kibir göstermedi. Hâlâ takdir ederim. Beraberce Hicaz'a gittik. Bezi almış, bindiği arabanın camlarının çamurlarını siliyor. Bakan; gittiğimiz kasabalarda jandarma karşılıyor, havaya fişekler atıyorlar, [ilgi gösteriyorlar...] Bakan olduğu halde böyle...
Tevazu güzel şey!
Tevazuunun bir çeşidi de neymiş?
Bir meclise geldiği zaman insanın en şerefli yerine, başköşeye gitmeyip de hemen bir köşeye oturuvermesidir.
Kim tevazu gösterirse Allah onu yüceltir. Kim tekebbür ederse; "Ben şöyleyim, ben böyleyim, bana bu aşağısı kurtarmaz, elbette ben şöyle olmalıyım, şu muameleye lâyıkım..." filan derse...
Tevazu göstereni yüceltir, Allah'ın ilahi kanunudur.
İnne mine'hıntati hamren ve inne mine'ş-şeîri hamren ve inne mine'z-zebîbi hamren ve inne mine'l-aseli hamren ve ene enhâ an külli müskirin.
Tirmizî'de, İbn Mâce'de, Müstedrek'te, Ahmed b. Hanbel'de, Taberânî'de var. Numan b. Beşir radıyallahu anh rivayet etmiş.
Peygamber Efendimiz buyuruyor ki:
"Buğdaydan da bir içki çıkartılır, yapılır. Arpadan da bir içki çıkartılır, yapılır. Üzümden de bir içki çıkartılır, yapılır. Baldan da bir içki çıkartılır, yapılabilir."
Çünkü bunların hepsi içinde nişasta olan, tatlı maddesi olan şeylerdir. Bunu sıkarsan, suyunu [çıkarırsan] sıcakta kaynağı fışkırır, içki olur. Üzümden yapılmış içki vardır, "şarap" diyoruz. Arpadan yapılmış içki vardır, "bira" diyoruz. Buğdaydan da olur. Hurmadan da olur. Hatta balı da sulandırırsan, bekletirsen o da fışkırır, o da içki olur.
Peygamber Efendimiz buyuruyor ki:
"Ben bunların hepsinden sizi menediyorum."
İnsan "Şarap üzümden yapılandır, arpadan yapılanın mahzuru yoktur." sanmasın. Her bir sarhoşluk veren madde, hepsi hamrdır, içkidir, dinimizde yasaktır. İşte bunu bütün [insanlara] söylemek lazım ki bazıları kaçamak noktası arıyor.
"Şu yasaklanmıştır da bunun hakkında bir şey geçmemiştir."
Sarhoş ediyor mu? Ediyor, tamam. İster adı zikredilsin ister edilmesin. Bak burada Efendimiz misal vererek söylüyor; hangi maddeden yapılırsa yapılsın, sarhoş etti mi içkidir. Ve onların hepsini Efendimiz "içilmesin" diye yasak etmiştir.
İnne mine'z-zünûbi zünûben lâ tükeffirûhâ es-salâtu ve'z-zekâtu vele's-savmu vele'l-haccu yükeffiruhâ el-humûmu fî talebi'l-maîşeti.
Hatîb-i Bağdâdî'nin kitabında zikredilmiş. Enes radıyallahu anh'ten menkul bir hadîs-i şerîf. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem buyuruyorlar ki:
"Öyle günahlar vardır ki bu günahları namaz affettirmez, oruç affettirmez, zekât affettirmez, hac affettirmez. Bu cins günahların temizlenmesi için geçimde sıkıntı çekmek ancak affa sebep olur."
Demek ki bazı Müslümanlar bazı hususlarda sıkıntılara düşüyorlar; geçim sıkıntısı, eli daralıyor, maaşı yetmiyor, borca batıyor, 'ah' ediyor 'vah' ediyor; bazı günahlarının affolması için. Namaz günahların affına sebeptir, zekât günahların affına sebeptir, hac günahların affına sebeptir; ama bazı günahlar vardır ki onları ancak geçim sıkıntısı çekmek affettirir.
Buradan çıkan ders nedir?
Geçim bakımından bir daralmamız olur da sıkılırsak "ah vah!" etmeyelim, sabredelim, dişimizi sıkalım, oradan günahımız affolacak. O bazı günahlarımızın affına sebep olacak. Onun için sabredelim.
Müslüman her halde sevap kazanabilir. Başına sıkıntı geldi mi sabreder sevap kazanır, bir nimete erdiği zaman şükreder sevap kazanır. Bunu bilelim. İnsanoğlu için her çeşit yazı yazılmış olabilir; başına iyi şey gelir, kötü şey gelir. Çocuğuna bir hâdise gelir, malına bir musibet gelir, canı sıkılacak hâdiseler olur.
Ne yapacak?
Dişini sıkacak, sinirlenmeyecek, heyecanlanmayacak, kontrolü kaybetmeyecek, edebini bozmayacak, iyi kul olmakta devam edecek. Sabredecek.
Fe-inne mea'l-usri yüsran. İnne mea'l-usri yüsrâ.
Her sıkıntının arkasından bir kolaylık, bir genişlik, bir bolluk, bir ferahlık müjdesi var. Düzelir, imtihandır, gelir geçer...
İnne mine's-saâdeti ez-zevcete's-sâlihate ve'l-meskene's-sâliha ve merkebe's-sâliha ve inne mine'ş-şekâveti ez-zevcete's-sûe ve'l-meskene's-sûe ve'l-merkebe's-sûe.
"Saadetin medarı olan şeylerdendir, -yani saadet vesilesidir, insanın mutluluğundan birer parçadır- mutluluğu bunlarla sağlanır..."
Şunlar insanın mutluluğundandır:
Bir; ez-zevcete's-sâliha. "Salih, dindar, aklı başında bir zevcesi olması."
Ve'l-meskene's-sâliha. "İyi güzel bir evi olması."
Elhamdülillah, odaları kâfi, misafir gelse onu şu odaya misafir eder... Güneşli, rutubetli değil, sıkıntılı değil, az çok manzarası var. Tamam, bu da insanın mutluluğu alâmetindendir.
Ve'l-merkebe's-sâliha. "Güzel bir binek."
Yani katırı, atı, eşeği varsa huysuz değil, önüne gidersen ısırmıyor, arkasına gidersen tepmiyor, bindiğin zaman seni götürüyor. Kamçıyı vurup vurup [götürdüğün] halde [karşı çıkmıyor.] O devir için böyle. Şimdi de herhalde otomobil vesaire filan gibi şeyler. Bu da insanın mutluluğu alâmetidir. İnsanın hak yolda olduğunun, Allah'ın lütfuna erdiğinin iyi bir insan olduğunun emaresi...
Ve inne mine'ş-şekâveti. "İnsanın şaki olduğunun alâmetindendir."
Ez-Zevcete's-sûe. "Kötü bir kadın."
Huysuz, çaçaron, cadaloz bir kadın mesela...
Ve'l-meskene's-sûe. "Kötü, dar bir ev."
Ve'l-merkebe's-sûe. "Ve kötü bir hayvan."
Huysuz, her zaman bir sakarlık çıkartır, üstüne binersin atar, şöyle yapar, böyle yapar... Bu da insanın başının bir belasıdır."
"Şekavettendir." diyor Peygamber Efendimiz.
O halde Rabbimiz bize dünyada ahirette saadet, âfiyet ihsan eylesin. Bu sayılan şeylerin güzellerini ihsan eylesin, kötülerinden cümlemizi mahfuz eylesin.
Bir hadîs-i şerîf geçti ki; "Allah'ın öyle kulları vardır ki..." buyuruyor Peygamber Efendimiz, "Allah onları âfiyet üzere dünyaya getirir, âfiyet üzere yaşatır, âfiyet üzere öldürür, âfiyet üzere cennete sokar." Öyle kulları vardır. Bazı kullar ne sebeple öyle oluyor, bilemiyoruz; ama bana öyle geliyor ki sanki güzel huyundan dolayı [oluyor.]
Allah'ın böyle kulları vardır diye müjde olduğuna göre, bildiğimize, öğrendiğimize göre dileyelim Erhamü'r-râhimîn olan Rabbimizden:
Yâ Erhame'r-râhimîn! Yâ Erhame'r-râhimîn! Yâ Erhame'r-râhimîn! Bizi böyle mutlu yaşayan, mutlu ölen, âfiyet üzere yaşayan, âfiyet üzere ölen, âfiyet üzere cennete girenlerden eyle yâ Rabbi!
İnne mine's-serefi en te'küle külle me'şteheyte.
Enes radıyallahu anh'ten kısa bir hadîs-i şerîf. Mânası şu ki:
"Her iştiha duyduğunu, istediğini yemen israftandır."
Cebinde para var, imkânın var; "Hadi bugün gelsin baklava, hadi bugün gelsin börek, hadi bugün gelsin balık, hadi bugün gelsin kaymak..." Her istediğini yiyorsun. Bu da israftandır. Arada istemediğine razı olacaksın, her istediğini nefsine vermeyeceksin.
Gazzâlî hazretleri diyor ki:
"Zengin de olsanız çocuğunuza bazen kuru ekmek verin. Yokluğu anlasın, biraz sıkıntıyı çeksin, meşakkati anlasın."
"Evlâdım, hadi şunu ye. Bak üstüne bal sürdüm, kaymak [sürdüm.] Bak işte sana şundan aldım, bilmem neden aldım..."
Yalvarma. Biraz aç kalsın. Biraz kuru ekmek yedir. "Başka bir şeyimiz yok." desin. "Bak komşunun çocukları da hep vakitlerini böyle geçiriyorlarmış." deyiver arada, onlara merhameti olsun, diye Gazzâlî hazretleri tavsiye ediyor.
Peygamber Efendimiz de burada buyurmuş ki:
"Her arzu ettiğini yemesi de israftandır."
İsraf haram ya, o da israftan. Demek ki biraz kendimizi varlık içinde bile yokluğa biraz idmanlandıracağız, alıştıracağız, her şeyi istemeyeceğiz.
"Hanım bu akşam ne yaptın?"
"İşte şunu yaptım, bunu yaptım."
"Hadi be! Niye şunu yapmadın, niye bunu yapmadın?"
Öyle şey yok. O gün ses çıkartma bakalım.
"Efendi, bugün çamaşır yıkadım, misafir geldi gitti, hiçbir şey yapamadım."
Ağzını açıp gözünü yumup [söz söyleme], o gün de biraz kuru ekmeğe "tamam" de.
Bir zât eve geliyor, soruyor:
"Hanım bu akşam ne var?"
"Hiçbir şey yok evde." diyor. "Yiyecek hiçbir şey yok."
"Yâ Rabbi! Hele bu akşam evimiz Peygamber evine benzedi." diyor.
Çünkü Peygamber Efendimiz bazen gelir sorardı, hanımlarına derdi ki:
"Ne var yiyecek?"
"Hiçbir şey yok, yâ Resûlallah."
"Ben de zaten oruç tutmaya meyyaldim, tutuvereyim bari..." Efendimiz oruca niyetlenirdi.
Onun için, yokluğa da biraz kendimizi alıştıracağız. Her istediğimizi yememeye alıştıracağız; paran olsa da zengin olsan da...
İnne mine'n-nâsi nâsen mefâtîha li'l-hayri ve meğalîka li'ş-şerri ve inne mine'n-nâsi nâsen mefâtîha li'ş-şerri meğâlîka li'l-hayri. Fe-tûbâ li-men ceala'llâhu mefâtîha'l-hayri alâ yedeyhi ve veylün li-men ceala'llâhu mefâtîha'ş-şerri alâ yedeyhi.
İbn Mâce'de, Tahâvî'de, Hakîm-i Tirmizî'nin kitabında, Ebû Dâvud'da var. Bu hadîs-i şerîf Enes radıyallahu anh'ten. Diyor ki Peygamber Efendimiz:
"İnsanlardan bir kısım insanlar vardır ki hayrın anahtarlarıdır ve şerrin kilitleridir."
Var oldukça hayırlar onların vasıtasıyla yapılır, şerlerin önüne set çekilir. O varken şerler ortaya çıkamaz, şerri seddeder. Bazı insanlar böyledir.
"Buna mukabil bazı başka insanlar da vardır ki şerrin anahtarıdır, hayrı tıkayıcıdır."
Var oldukça şerri işlerler, şerrin kapısını açarlar, ortalığa fitne fesat yayarlar. Hayrı da tıkarlar. Kendisi hayır yapmadığı gibi hayrın yapılmasına tıkaç olur.
Allah onu öyle yaratmış, berikisini de böyle yaratmış.
Efendimiz buyuruyor ki;
Fe-tûbâ li-men ceala'llâhu mefâtîha'l-hayri alâ yedeyhi. "Eline hayrın anahtarlarını verdiği adamlara ne mutlu! Eline şerrin anahtarlarını verdiği insanlara da ne yazık!"
Biz kendimize bakacağız; hayra mı yarıyoruz, şerre mi yarıyoruz?
Şimdi öyle insanlar var ki parası pulu yok. Bizim mahallede öyle bildiğim arkadaşlar, kimseler vardı. Cıva gibi yerinde duramaz, oraya koşar, oraya koşar... Bakarsın bir yere hiç yoktan bir cami yaptırmış. Parası yok ama cevval! Gidiyor, geliyor, konuşuyor, yalvarıyor, yakarıyor, işi koparıyor, bir cami yaptırıyor. Hadi öbür tarafta bilmem ne yaptırıyor, hadi öbür tarafta başka bir iş yaptırıyor... Her gün bir işte... Ve hakikaten de başarıyor.
"Elhamdülillah, işte hanın altında bir cami açtırdık hocam."
"Mâşaallah, iyi yaptırmışsınız. Allah razı olsun."
"Hocam filanca mahallede işte şöyle bir şey var, Kur'an kursu yaptırdık."
"Mâşaallah..."
"İşte filanca yerde kapatılmış bir cami vardı, onu açtık."
"Mâşaallah."
Yani para olması da lazım değil. İnsanın aşkı oldu mu böyle şeyler yapabiliyor.
Bazı insanlar da var; yapılmış hayrı söndürüyor. Hayır yapılmış, çalışıp duruyor; geliyor, tekere bir çomak sokuyor, çatır çutur kırıyor. Motorun bir yerine bir şey yapıyor, durduruyor gibi...
Ne mutlu hayır yapanlara! O ölecek, hayır görecek. Ne yazık şer işleyenlere, fesat çıkaranlara! Onlar da bu dünyada ettiklerinin cezasını, belasını ahirette görecekler.
Biz dikkat edelim ki yaptığımız işlerimiz, kaprislerimiz, inatlarımız şerre vasıta olmasın. Bizde de öyle olabilir. İnsan inat tutturdu mu, "inadım inat" diyor, başka bir şey demiyor; "'Nuh' diyor, 'peygamber' demiyor." dedikleri gibi... O yüzden ortaya çok şerler çıkıyor. Kendimize dikkat edelim.
Sonuncu hadîs-i şerîf:
İnne mine'n-nâsi men sallâ’s-salâten kâmileten ve minhüm men sallâ nısfen ve minhüm men sallâ rub'an ve minhüm men sallâ humusen ve minhüm men sallâ südüsen ve minhüm men sallâ subuan ve minhüm men sallâ sümünen ve minhüm men sallâ uşuran.
Hepsini sıralamış, hatırda kalması iyi olacak. Ammar radıyallahu anh'ten Taberânî rivayet etmiş. Peygamber Efendimiz buyuruyor ki:
"İnsanlardan öyle insanlar vardır ki namazı tam kılar, tam sevabı alır." O namazın kılınmasına mükâfat ne kadar konulmuşsa o mükâfatı tam alır.
"Bir kısmı vardır ki yarım alır. Bir kısmı vardır ki dörtte bir alır. Bir kısmı vardır ki beşte birini alır." Mükâfatın hepsini alamaz; kusuru var, eksiği var.
"Bir kısmı vardır ki altıda birini alır. Bir kısmı vardır ki yedide birini alır. Bir kısmı vardır ki sekizde birini alır. Bir kısmı vardır ki onda birini alır." Tam mükâfatını alamıyor da onda birini alıyor.
Bu neden dolayıdır?
Biliyoruz ki insanların ibadetlerden sevapları, şuurları ve akılları nispetindedir. Ne kadar kendisini şuurla o ibadete verebilmişse, ne kadar candan şuurla yapmışsa sevabı o kadar çok olur. Ne kadar aklını dağıtmışsa sevabı o kadar az olur. Tabii sen namaza durduğun zaman, Allah-u E kber dediğin zaman, "Yarın ben dairede ne iş yapacaktım? Bakkaldan neler alacaktım? Acaba hanım çorbalık pirinç mi istemişti, pilavlık pirinç mi istemişti? Maaşımdan şu kadarını nereye verecektim? Cebimde ne kadar kaldı?.." dersen o namaz olmaz ki!
Adamın birisi namaza durmuş da arkasından birisini zar zor ona uy diye uydurmuşlar. Arkasında duramamış, namazı bozmuş. Böğürerek kaçmış. Demişler ki:
"Ayıp değil mi, namazda böyle yapıyorsun!"
Meğer imamın aklı fikri öküzlerde, sürülerdeymiş. Ötekisi de evliyâullahtan gözü açık bir kimse, arkasında duramamış.
Aklının nereye gittiği önemli. Onun için, mümkün olduğu kadar aklımızı derleyip toparlayacağız.
Hâtem-i Esam hazretlerinin bir güzel namaz tarifi vardır. Bir ziyaret ettiği şahıs diyor ki:
"Yâ Hâtem, sen namazı ikame eder misin? Yani namazı dosdoğru kılmayı yapar mısın?"
"Yaparım." diyor.
"Nasıl yaparsın?"
"Abdestimi şuurla, dikkatle alırım. Ondan sonra namaza geldiğim zaman bir müddet tefekküre dalar kendimi toparlarım. Ondan sonra huzûr-u Rabbi'l-izzet'e kalktığım, durduğum zaman Kâbe'yi önümde düşünürüm. Allah-u Teâlâ hazretlerinin bana nazar ettiğini düşünürüm. Gözleri benim üzerimde, bana bakıyor, ben onu görmüyorsam da O beni görüyor. Ayağımın altında sırat köprüsü var diye düşünürüm. Sağımda cennet var diye düşünürüm. Solumda cehennem var diye düşünürüm. Arkamda kıldığım namaz son namazdır da Azrail aleyhisselam şu namazı bitirsin de -cellat gibi- canımı alacak, benim namazımı bitirmemi bekliyor diye düşünürüm. Tazarrû ile, boyun büküklüğü ile, tevazu ile Allah-u Ekber derim, huzû ve huşû içinde namaza girerim. Rükünlerine hakkını vererek, aceleye getirmeden, söylediğim, okuduğum ayetlerin mânasını düşüne düşüne namazı kılarım, öyle selam veririm." diyor.
O zât diyor ki:
"Yâ Hâtem, sen böyle mi namaz kılarsın?"
Diyor ki:
"30 senedir ben böyle namaz kılarım."
Öteki adamcağız ağlıyor. O da Hâtem'in ziyaret ettiği makbul bir kimse. Hüngür hüngür ağlıyor, "Ben ömrümde bir kere bile böyle namaz kılmadım!" diyor.
Hep namaz kılmış ama fark işte... Onun namaz kılışı ile bunun namaz kılışı arasında, bizim namaz kılışımız arasında, daha gafil birisinin namaz kılışının arasında bir fark oluyor.
Madem bir ibadet yapıyoruz, güzel yapalım. Laf olsun diye, "Namaz kıldı işte..." desinler diye değil de; şu namazdan faydalar var, manevi ecirler var, sevaplar var, o sevapları almak için çok usulüne uygun güzel namaz kılmaya dikkat edelim.
Çünkü evliyâullahın en yüksek derecesine ulaşmış insanların eninde sonunda en çok uğraştıkları şey, âşık olup da sarıldıkları ibadet namazdır. İşin sonunda, ta en yüksek mertebeye çıktıktan sonra namaz.
Peygamber Efendimiz ne buyurdu?
Kurretü aynî fi's-salâti. "Benim gözümüm şenliği, serinliği namazda." dedi.
Peygamber Efendimiz akşamlardan sabahlara kadar, gece yarılarından sabahlara kadar, ayakları şişinceye kadar namaz kılardı. Sevmese yapılır mı?
Yapılmaz. Bunlar namazı sevdiği için oluyor.
Allah bize kendi aşkını şevkini versin. Namaz mü'minin miracıdır, o miracı miraç olarak yapmayı nasip eylesin. Kemâlât-ı insâniyyeyi tahsil etmeyi nasip eylesin. Ruhi kemâli, ahlâkî kemâli, ilmi, irfanı cümlemize nasip eylesin. Salih, veli, makbul, matlub, mahbub kullar olmayı nasip eylesin. Huzuruna sevdiği kul olarak varmayı nasip eylesin. Efendimiz' in sünnetini ihya edip de şehit sevapları kazanmayı, sünnet-i seniyyeye uygun yaşamayı, Kur'ân-ı Kerîm ahlâkıyla ahlaklanmayı cümlenize lütfuyla keremiyle ihsan eylesin.
Bi-hürmeti esrâr-ı sûreti'l-Fâtiha.
01.11.1987 -
Allaha Zikretmek, Ana
01.05.1986 -
İçki, Geçim Sıkıntısı,
