29.12.1985 - Hayırlı Ömür, Peygamberimizin Adetleri

29.12.1985 - Hayırlı Ömür, Peygamberimizin Adetleri
Bismillâhirrahmânirrahîm.
Elhamdülillâhi Rabbi'l-âlemîn. Hamden kesîran tayyiben müberaken fîh. Alâ külle hâlin ve fî külle hîn. Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ve men tebi'ahû bi-ihsânin ilâ yevmi'd-dîn. Emmâ ba'd:
Fa'lemû eyyühe'l-ihvân fe-inne efdale'l-hadîsi kitâbullah ve efdale'l-hedyi hedyu seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi ve sellem ve şerre'l-umûri muhdesâtuhâ ve külle muhdesetün bid'atün ve külle bid'atin dalâletün ve külle dalâletin ve sâhibehâ fî'n-nâr. Ve bi's-senedi'l-muttasılı ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:
Min se'âdeti'l mer'i en yetûle 'umruhû ve yerzukuhullâhu'l-inâbete.
Sadaka Resûlullah fî-mâ kâl ev kemâ kâl.
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz' in Cabir hazretlerinin bize rivayet ettiğine ve bu hadîs-i şerîfteki kayda göre şöyle buyurduğu anlaşılıyor. Peygamber Efendimiz buyurmuş ki;
Min se'âdeti'l-mer'i. "Kişinin saadetindendir, mutluluğundandır." En yetûle 'umruhû. "Ömrünün, hayatının uzun olması." Ve yerzukuhullâhu'l-inâbete. "Ve Allah'ın ona tevbe nasip etmiş olduğu bir halde ömrünün uzun olması, kişinin bahtiyarlığının, mesutluğunun, mutluluğunun alametinden biridir."
İnâbet, "tevbe ve rücû" demektir. Burada 've' ile başlayan cümle hal cümlesi olabilir, yani "O halde iken ömrünün uzun olması." demek oluyor. Demek ki Müslümanın ömrünün uzunluğu mutluluk alametidir, iyi bir şeydir, temenni edilecek bir şeydir.
Allah-u Teâlâ hazretleri cümlenizi, cümlemizi uzun ömürlü, hayırlı ömürlü eylesin. Hepimize torunlarımızın torunlarının torunlarını göstersin. Allah ak sakallı, pîr-i fâniler olmak nasip eylesin.
Güzel bir şey ama nasıl bir haldeyken güzel? Allah'ın kendisine tevbe nasip etmiş olduğu bir haldeyken böyle olması güzel; yoksa içkide, kumarda, zulümde, haksızlıkta, hırsızlıkta, arsızlıkta, edepsizlikte... Aman onun ömrü çabuk bitsin de günahı az olur hiç olmazsa. O iyi değil. Yani tevbe nasip olmuşken ömrünün uzun olması iyidir. Her işin kıymeti Allah'ın rızasına uygun, Allah yolunda olduğu zamandır. Ömür... Bir zaman geliyor insan ömürden de bıkıyor. Hele hele insan Allah'ı sevdi mi, Allah'ın sevgili kulu oldu mu, yükseldi mi bu dünyaya hiç meyli kalmaz, âhirete gitmeye can atar.
Öyle kimseler var ki ölüm gecesine düğün gecesi, şeb-i arûs diye isim vermiş. Yani korkmak değil, çekinmek değil, sakınmak değil, üzülmek değil, düğün bayram.
Neden? Sevine sevine "Dostların yanına gidiyorum." diyen insan, ister tabii. Şimdi birisi,
"Kalk seni bir yere götüreceğim." dese,
"Nereye götüreceksin?"
"Peygamber Efendimiz 'in olduğu, Ebû Bekr-i Sıddîk Efendimiz' in olduğu yere götüreceğim; sahâbe-i kirâmın, iyi insanların olduğu, şems ve zemherîrin olmadığı, şiddetli sıcağın soğuğun olmadığı, en güzel nimetlerin, en güzel lezzetlerin olduğu yere..."
"Aman aman iki gözüm hemen!" Eteğine sarılır insan gitmek için;
"Ne yapacağım ben bu çamurlu dünyayı, gözüme mi görünür!" diye can atar insan. Tabii o zaman şey yapmaz. [Ölümden çekinmez.] Ama bir insanın âhirete imanı yoksa, kâfirse, o zaman ölümü yokluk sanıyor, o zaman da hiç ayrılmak istemez.
Lev yu'ammeru elfe senetin. "Keşke bin yıl yaşasa diye temenni eder." Yani ihtiyarladıkça dünyaya hırsı, sarılması artar.
"Ya bu yaşa gelmişsin Allah'tan kork, utan. Utanmaz mısın şu hâle, bırakmamışsın hâlâ, ne biçim haldir senin bu halin, biraz hakka dönsene!" Ölmemek için uğraşıyor. Ne kadar çırpınsan boşuna, nasıl olsa ölüp gidecek.
Allah-u Teâlâ hazretleri bize hayırlı hayat nasip etsin, hayırlı ömür nasip etsin. İman ile Kur'an ile Resûlullah'ın cemalini göre göre hoş hal ile, cennetlik kul olarak, cennetteki makamını müşahede ede ede Allah can vermeyi nasip eylesin.
Bu dünyada da ama inâbet yani tevbe olacak. Yani insan yanlış yolu bırakmış doğru yola girmiş olacak, o da esas. Her işin başı tevbedir. İlk önce;
"Tevbe yâ Rabbi! Meğer ben ne kadar yanlış yollarda yürümüşüm yâ Rabbi! Sen bana ihsan eyledin, ikram eyledin, bana nice [nice] nimetler in'am eyledin, ben de ne kadar yanlış yollara gitmişim, tevbe yâ Rabbi! O bütün yanlış yolları, eski arkadaşları, eski halleri bıraktım yâ Rabbi! Şimdi senin yoluna bir girişle girdim ki bırakmam senin yolunu inşaallah yâ Rabbi! Bana yardım eyle, tevfikini refik eyle..." diye tevbe edecek insan.
Ne zaman tevbe edelim? Accilû bi't-tevbeti kable'l-mevti. Ölüm ansızın geliverir. Tevbeyi yarına, öbür güne bırakma, 70-80 yaşa bırakma, haccı yapıp geldikten sonraya bırakma, hacca da gidemezsin belki. Emekli olduğun zamana bırakma belki emekli olacak vaktin de olmaz. Belki yarına çıkamazsın.
"Efendi, doğru yola gel!" diyorsun,
"Hele bir emekli olayım da bir hacca gideceğim de... Bilmem ne de bilmem ne de... Şu çocuk da evlensin de bu kötü işleri bırakacağım..." diyor.
Olmaz! Kötü bir şeyi şıp diye bırakacaksın, anında keseceksin. Tereddüte lüzum yok, bir şey kötüyse hemen bırak hemen gel. Hemen gel, geç kalmış olabilirsin. Geçiverir, fırsat elden gidiverir.
Allah-u Teâlâ hazretleri bize tevbe-i sâdıka nasip eylesin, sâbite nasip eylesin.
Sabit; "Tevbe ettik tamam. Artık bir daha dönmeye hiç niyetim yok, hak yolda sabit kadem olacağım, sağlam basacağım, o eski hayata dönüp bir daha bakmam." [demektir.] Ateşe atacaklar gibi korkması lazım insanın. Yani doğru yola girdikten sonra o eğri yoldan ateşe atacaklarmış gibi korkması, oraya gitmemesi lazım.
O eski arkadaşlar yolda görür insanı;
"Gelsene ya bu akşam da içelim beraber, gelsene ya bir parti poker çevirelim, gelsene ya şöyle yapalım böyle yapalım... Hadi felekten bir gece çalalım..."
Ne çalıyorsun! Yok.
"Gel ben seni başka yere götüreyim." deyin, siz de onları doğru yola çekmeye çalışın. Onlar, "Ya parası benden!" derler. Ben şu ayyaşların, sarhoşların arkadaşlığına hayret ediyorum; fedakâr mı fedakâr, ama şerde. O fedakârlık Müslümanlarda yok. "Parası benden, gel." diyor. Kim bilir kaç liraya patlar bir içki âlemi, "parası benden" diyor. "Yok!" diyorsun, bilmem ne diyorsun filan yine çekmeye çalışıyor seni...
Allah tevbe nasip etsin, tevbede sabit eylesin, yolundan ayırmasın.
Min süneni'l-mürselîne el-hayâu ve'l-hilm ve'l-hacâmetü ve's-sivâku ve't-te'atturu ve kesretü'l ezvâci.
İbn Abbas radıyallahu anh'ten rivayet edilmiş bir hadîs-i şerîf.
"Peygamberlerin törelerindendir, âdetlerindendir."
Neler? Peygamberlerin adetlerinden olanlar nelerdir, sayıyor:
El-Hayâu. Birisi, "Utanmak." İkincisi, Ve'l-hilmu. "Halim selim olmak." Utanmak, halim selim olmak. Üçüncüsü, Ve'l-hacâmetü. "Hacamat olmak yani kan aldırmak." Ve's-sivâkü. "Dişleri misvaklamak." Ve't-te'atturu. "Güzel koku sürünmek." Hoş kokular, misk, esans, güzel kokular sürünmek. Ve kesretü'l-ezvâc. "Zevcelerinin çok olması peygamberlerin törelerinden, usullerindendir." Süleyman aleyhisselam, Davud aleyhisselam gibi eski peygamberlerden de hanımlarının çokluğu ve bu sayılan şeyler rivayet edilmiştir.
İlk iki tanesi, el-hayâu ve'l-hilm. Ahlâka dair şeyler geldi. Ben başka rivayetler bulabilir miyim diye şerhine baktım ama daha derin bir şekilde asıl kaynaklarına bakıp da araştıramadım.
Haya ve hilm güzel huylardan iki tanesi. Elbette peygamberlerin huyları hepsi en güzel huylardır, onlara bir sözümüz yok. Yalnız bu devirde diyorlar ki:
"Bırak bu utanmayı kardeşim! Olmaz, hayatta başarı sağlayamazsın, bu kadar utangaç olma."
Peygamber Efendimiz' in zamanında da birisi yakalamış birisini "Bu kadar utangaç olma!" diye nasihat ediyor. Ona demiş ki Peygamber Efendimiz:
"Onu bırak, yakasını bırak o adamın, haya imandandır." buyurmuş. Yalnız şimdi söylenmiyor bu sözler... Bu kâfirciklerin sözleri var ya, ta eski zamanlardan beri söylenir gelir. Dinimizin kitaplarını okusanız bakarsınız dünyada hiç yeni bir şey yok, hep eskiden beri söylenegelmiş şeyler, o zamandan söylemişler. "Bu kadar utangaç olma!" demişler. Hani şimdi diyorlar ki:
"Sen benim dediğimi yap günahın bana."
Demiyorlar mı? Hep duymadık mı?
"Sen benim dediğim gibi yap günahın bana" diyor.
Kur'ân-ı Kerîm'de âyet-i kerîmede deniliyor ki; "Kimse kimsenin günahını yüklenemez." O yine yaparsa o kabahati, o da günaha girer ama ötekisi o cesaretinden dolayı, "Yap, günahı bana!" dediğinden dolayı hem kendi günahını yüklenecek hem ötekisinin günahını yüklenecek, iki misli olacak. Çünkü edepsiz, cesaret etti günahtan korkmadığını gösterdi, "Senin günahın da bana!" dedi. Tamam ona onun günahının bir misli gelecek ama ötekisi de günahsız kalmayacak, o da cezalı yine, fakat iki misli olacak. Onun da Kur'an'da cevabı var, her şeyin cevabı var, elhamdülillah dinimizde her şey söylenmiş.
Utangaç… Peygamber Efendimiz, "Onun yakasını bırak!" diyor, "Haya imandandır." Bırak utansın... Bizim çektiğimiz utanmazlardan, yüzsüzlerden, arsızlardan… Sanki müstehcen neşriyat bitmiş, hiç kalmamış gibi dünyanın başka ülkelerinden şimdi müstehcen neşriyat kitapları, mecmuaları şey yapılıyor, hiç başka iş kalmadı...
Ne olacak? Zayıf Müslümanlar, zavallı halkımız, gençler açacaklar, resimlere bayılacaklar, günahlara dalacaklar, kabahatleri işleyecekler, doğru yoldan, raydan çıkacaklar, şaşıracaklar…
Ne olur? Cinsi duygular kuvvetli duygulardır. Ne olacağını ben söyleyeyim. Cinsi duygular kuvvetli duygulardır, tabii çocuğun beyni dönecek, günaha girecek. Günaha gittikten sonra tabii para ister pul ister bu sefer Allah korkusu kalmadı ya kalbinde, o parayı nereden sağlayacağına bakacak. Belki bunları cinsi hislere teşvik eden adamların kasalarını soyacak, onların başına gelecek. Belki banka, belki bir kuyumcu soyacak. Çok para lazım çünkü, zevk-ü sefa parasız olmaz, boğazda bir bilmem ne şu kadar paraya patlıyor, bu kadar rezalet şu kadar paraya oluyor. O parayı bulmak için gayrı meşru yollara sapacak. Meşru yoldan çalışmayı bırakacak, aile yuvaları yıkılacak, anneler babalar diz dövecek, "Bizim evlat nereye gitti ne oldu?" diyecekler.
Kötü cereyanlar, menfî ideolojiler böyle insanlara diyecek ki:
"Tamam, para benden, yeter ki benim tarafıma gel, iki tarafına iki tane tabancayı as; ben sana parayı veririm, istersen nikâh da yaparım, devrim nikâhı yaparım..."
Ondan sonra nikâh filan yok ortada da yani laf olsun diye nikâh diyor. Devrim nikâhı, bir arada yaşayacaklar, her şey müşterek -kadın dahil-. Öyle yaşayacaklar ondan sonra onlardan bu memlekete hayır gelecek.
Onu öyle yaptığı zaman yakalıyorlar da onu o tarafa itene bir şey yok. Sübhanallah! Taşları bağlamışlar da köpekleri salıvermişler. Öyle şey olur mu? Ama İslâm öyle değil, İslâm samimi bir ideoloji olduğu için 'trak' başından kesiyor kabahati; yasak yere adımını atmak bile yok.
İçki... İçki içen kendisini ya tutar ya tutamaz ya nâra atar ya sarhoş olur ya cam kırar ya arabayı devirir ya bir insanı bıçaklar... belli olmaz. İçki yasak, bitti.
"Efendim ben kendimi tutarım." Sen külahıma anlat kendini tutacağını. Hiçbir şey yapamazsın, içki geldi mi ilk önce içkiyi içersin ondan sonra da her türlü rezaleti yaparsın, bir de bakarsın polis nezarethanesindesin, bir de bakarsın hapistesin, bir de bakarsın dar ağacındasın. "Ya ben hiç bilemedim, içki içtim aklım başımda değildi." dersin ama iş işten geçer.
İslâm koruyucu hekimlik gibidir. Koruyucu hekimlik gibi kusura götüren yolu başından tıkıyor, "Burası yasak, buradan gitme!" diyor bitiyor. Zina yasak, içki yasak, kumar yasak, gayrı meşru kazanç yasak, şunu yasak bunu yasak...
Ee, etrafımız bir sürü yasak doldu… Tabii ya ne sandın? Yollarda da polislerin yasakları yok mu? "Sağa dönülmez, sola dönülmez, sürat 50 kilometreden fazla olmaz…"
Neden onlar? Senin selametin, senin yoldaki selametin için. Sen o işaretlere riayet etmezsen çarpışırsın bir kamyonla, altında kalırsın ölürsün. Ölmeyesin diye, trafik polisi senin hayatını korumak için düşünmüş o yasakları ondan koymuş.
E hayatta bu kadar yasaklar var... Kaç tane? Sayarsın parmaklarınla, yetmezse hadi diyelim 20-30 tane yasak var ama helaller sonsuz, ooo arzullahi vâsi'ah, bir sürü helal var. İçki yasak, tamam; portakal, elma, muz, armut, kavun karpuz serbest... Yani saymaya lüzum yok. Daha ne istiyorsun mübarek?
Her şey serbest serbest serbest... içki yasak, neden? Aklını alıyor da ondan. Aklını başından alıyor, senin vücudunu sıfıra indiriyor, seni kıymetsiz bir insan hâline getiriyor. İslâm aklı koruyor, İslâm aklın bekçisi olduğu için içkiyi yasaklamış.
Peki anladım içkiyi, kabul tamam; zaten polis de fazla içkiliyken araba kullandırtmıyor, tamam, sen kazandın hocam bu sefer.
"Peki zina neden haram?" Zinayı iki kişi yapıyor; karşı taraftaki kadıncağız, o da birisinin anası veya o da birisinin karısı veya o da birisinin kızı. İster misin senin öyle olsun?
"Aman hocam, ne diyorsun, aman, Allah saklasın..." E o zaman sen de yapma.
Yuvalar yıkılıyor, hayatlar mahvediyor. İslâm nesli de koruyor. Nesil de pak olacak, anası belli babası belli; bunların bir araya gelmeleri düğünle nikâhla, şanla şerefle olmuş, herkesin alnı açık; evlada da kimin bakacağı belli, bu babası bu da anası; bu emzirecek bu rızkını, parasını kazanacak, getirecek; buluğ çağına erinceye kadar terbiyeleri de bunlara ait. Ondan sonra evlendirdi mi tamam, pekâlâ ondan sonra mesuliyet kendisinin.
Bak İslâm nasıl nizam koymuş? İslâm'ın bu nizamına düşmanlarımız kızıyor; "Ya şu Türkiye'yi bir türlü alt edemedik be! Allah Allah, nedir bu Türkiye'den çektiğimiz… Bir zamanlar Balkanlar'a bir zamanlar Viyana'ya gelmişler… Oh hele bir durdurduk, bir de oldukları yerden çökertelim. Bir türlü çökmüyor!"
Neden çökmüyor? Araştırıyorlar araştırıyorlar, sayfalar karıştırıyorlar... Arapça öğreniyor.
Allah Allah! Dur bakalım Müslüman mı olacak? Müslüman olacağından değil; "Nereden Müslümanı kandırırım?" diye İslâmiyet'i iyice öğrenecek, fitne çıkartacak.
İslâm tarihi yazıyor, babasının hayrına mı? Hayır, babasının şerrine yazıyor. Müslümanları aldatacak, dinden imandan uzaklaştıracak ondan sonra kendi işini yapacak, kendisi rahat edecek.
Bak kendisi her türlü zulmü yapıyor. Afrika'da elmas madeni çıkıyor diyor, Afrikalıları öldürüyor. Oradan öteki devlete hücum ediyor, buradan beriki devlete hücum ediyor.
Neden? Menfaati var. Para kazanıyor oradan, başkasının memleketini istila etmiş, oradan madenlerden metal, para, elmas çıkartıyor, çeşitli şeyler çıkıyor. Orduyu kurmuş, veryansın...
"Bu şehre beyazlardan başkası giremez, zenciler giremez." Hani sizin insan hakları, hürriyetleri diye bir şeyleriniz vardı galiba kitaplarda? Yazıyordu, okutuyorlar bize, hukuk fakültesinde, bilmem şurada burada…
Ha, o bizim propaganda servisimiz. O, insanları aldatmak için propaganda servisleri o. Kendilerini melek gibi gösterecekler ondan sonra yine elmas olan yere hücum, petrol olan yere hücum. Halkları kesmek serbest ama Müslümanlar barbar.
Ne yapmışlar bu barbar Müslümanlar? Kendi vatanlarını korumaya kalktığı zaman adamlar barbar oluyor, ötekiler hücum edince medenî oluyor. Gözünüzü açın! Düşmanımız tam böyle hareket etmiş, ben biraz karikatürize ediyorum ama gerçekleri söylüyorum. Tamamen asırlar boyu böyle olmuştur.
Allah-u Teâlâ hazretleri bizi dinine sımsıkı bağlı eylesin.
Bizim dinimiz bizim dünya ve âhiret saadetimizin reçetesidir.
Evet, haya sahibi olacağız bir. Hilim sahibi olacağız [iki].
Hilim ne demek? Hilim, kızılacak yerde sükûnetini kaybetmemek, vakarını bozmamak, aklının kontrolünü kaybetmemek demektir. Hilim dediğimiz şey bu. Halim selim insan, yani karşı taraf kızılacak bir şey yaptığı zaman bile sakin, makul bir cevap veriyor, tamam, düzeltiyor işi. Ağırbaşlı, bu uymadı, ötekisi edepsiz. Tamam, ağırbaşlı, halim selim diyoruz.
Hilim çok kıymetli bir sıfattır ve zordur. İnsan kızdığı zaman insanın üzerinden aklının kontrolü gider, ortalığı kırar geçirir. Hanımını döver, çocuğunu döver...
Dövülür mü bu çocuklar?
Döverler.
Neden? Kızdı.
Çocuklarınızı dövmeyin. Çocuklarınızı asil bir insan gibi muamele ederek öyle yetiştirin. Yani şahsiyet sahibi olması için onlara şahsiyetli insan muamelesi yapacaksınız. Bağırıp çağırıp dövdüğün zaman [olmaz.] Her zaman söylüyoruz, yine bizim kardeşlerimiz kendi evlatlarını dövüyorlar. Dövmeyin. Çocuğu dövdün mü o anda o işi yaptırmazsın ama huyunu bozarsın. Çok söylersin, arsız olur, hiçbir şey dinlemez. Dövmeden, "Evladım hiç yakışmadı sana, sen büyük adam olacak bir insansın, bir daha böyle yapma olur mu evladım, hadi affettim." filan diyerek bir dahaki sefere yapmamasını güzellikle sağlamaya çalışın.
Güzel örnek olun kendiniz, güzel örneklerle beraber konuşturun, arkadaşlık ettirin o da iyi insan olsun. İyi terbiye edememişsin, basıyorsun sopayı! Kendini döv, kendin iyi terbiye edememişsin. O çocuğu sana verdi Allah, küçükten, kundaktan beri senin çocuğundu, iyi terbiye edememişsin şimdi pataklıyorsun. Gücün kuvvetin yerinde… O da büyüsün, o da seni pataklar. Bu sefer onun da pazusu kuvvetli olduğu zaman sen zayıf düştüğün zaman o da seni pataklarsa olur mu; olmaz. Yani iş kuvvetle olmayacak; akılla, mantıkla, gönülle olacak. Gönülle olan bir şey daha güzel olur.
Haya da hilim de halim selimlik de güzel… Kızılacak yerde bile kızmayıp kontrolünü elden kaybetmemek...
Hacamat; kan aldırmak demektir. Tabii bu eski devrin bir tedavi şeklidir. Malum insanlar beslenmeleri sonunda kanları fazlalaşır, tansiyonlar, sıkıntılar vesaire olur. Belli zamanlarda bizim büyüklerimiz kan aldırırlardı, çizerek veyahut daha başka şekillerle... İşte hacamat yaptırmanın şekli şemaili... Kanlarını aldırtırlardı. O zaman kan biraz akıp gidince vücut tazeleniyor, eski kanlar gitmiş oluyor. Böyle iyi olurdu, sıhhat meselesi bu. Bu hacamatı da tavsiye etmişlerdir. Bunu da eski peygamberler bile yaptırmış, o zamandan gelme bir töre, âdet olduğu anlaşılıyor.
Sivak; misvak demektir. Misvak, dişleri temizlemeye yarayan bir dal parçası. Dalı kesiyorsunuz, uç tarafı telleniyor. O tellenen kısmıyla dişlerinizi böyle sağdan soldan, yukardan aşağıdan sürte sürte dişlerinizin üstünde sarılık, kir pas kalmıyor. Bir de misvak ağacı kendisi eczası olan, özelliği olan bir ağaçtır. Ağzı temizliyor, mikropları öldürüyor ve dişler güzel oluyor, diş etlerinde hastalık olmuyor.
Ankara'da bizim tanıdığımız bir dişçi var, araştırma da yapar biraz, meraklı bir dişçi. O diyor ki:
"İnsanların büyük ekseriyetinde diş kökü hastalığı iltihabı vardır, belli bir yaştan sonra dişleri sallanmaya başlar. Dişleri sallanır, bu hastalığa 'Piore' derler. Bu hastalık büyük ekseriyette yüzde seksen, seksen beş insanda vardır, misvak kullananlarda olmuyor." diyor.
Ben de o doktora gidip geliyordum bir dişimin çürüğünü doldurmak için, bir arkadaş da benim arkadaşım olarak yanıma geliyordu. Söz açıldı da dişçiye bazı kimseler misvak kullandığı zaman diş etlerinin kanadığını söylediler, o arkadaş dedi ki:
"Evet, ilk başta biraz kanıyor ama sonra diş eti daha sağlam oluyor. Benim eskiden abdest alırken ağzıma su verirken dişim kanardı, bak şimdi bir şey yok." dedi.
"Hadi bakalım otur sandalyeye." dedik oturttuk, önce bir dişçi baktı arkadaşın ağzına sonra ben de bir eğildim baktım sanki bir inci kutusu açılmış içinde inciler dizili. O kadar güzel dişleri, o kadar sıhhatli diş etleri! Hayret ettim!
"İki üç sene önce böyle diş etlerim kanar dururdu." dedi.
E ne yaptın? "Misvak kullana kullana böyle bu kadar sıhhatli oldum." dedi.
Yani misvağın böyle bir temizleme hassası var, Allah'ın rızasını kazanmaya faydası var, namazın sevabının 70 kat fazla olmasına faydası var, ağzının sıhhat kazanmasına faydası var, dişlerin temiz olmasına faydası var, boğaza faydası var, mideye faydası var... Hâsılı Allah'ın emrettiği şeylerde, yani Peygamber Efendimiz' in tavsiye ettiği şeylerde hep bir güzellik olduğu için bunda da çok güzellikler var. Tecrübeyle sabit, deneyenlerin söyledikleri şeyler. Misvak da güzel.
Ve't-te'âttur. Taattur, "ıtır kullanmak yani güzel koku kullanmak, yüzüne hoş koku sürünmek." demektir. Misk, amber, abîr veyahut daha başka bir şey… Bu da güzel bir âdettir. İnsan ter kokacağına, teke gibi kokacağına güzel koksun diye güzel koku sürmek peygamberlerin töresindendir, böyle gelmiş böyle gidiyor. Biz güzel kokular sürünürüz.
Kimler sürünür? Eskiden erkekler sürünürdü bizde, kadınlar dışarda sürünmezdi. Yani eskiden dediğimiz, töremiz böyleydi. Hadîs-i şerîflerde, âyetlerde böyledir; kadın evinde sürünebilir ama kokusunu başka bir erkek duydu mu günaha girer. Dışarda sürünemez çünkü dışarda kendisini beğendirmek mecburiyetinde değil, bilakis örtünmek zorunda, güzelliklerini belli etmemek zorundadır kadın. O zaman kadının dışarda [koku] sürünmesi doğru olmuyor.
Paris'ten güzel parfümü alıyorlar, sürünüyorlar, sokaktan geçtikten sonra, üç gün sonra geçsen o sokaktan yine kokusu kalıyor. Nasıl yapmış şeyi böyle! Çok güzel kokulu, sürünüyorlar, şehirde geziyorlar. Yanından geçtiği zaman insanın burnuna geliyor kokusu. Haa onun kokusunu başka erkekler duyduğu müddetçe melekler o kadına lanet eder, hadiste böyle geçiyor. Melekler lanet eder, boyundan büyük günahlara girer, öyle döner.
Kadın evde sürünecek, biz erkekler dışarda sürüneceğiz. Âdetler böyledir. Ama şimdi âdetler, örfler, töreler döndü; erkek güzel koku süründü mü yabancılar yani İslâm'a yabancı kalmış olanlar insana böyle yan yan bakıyorlar.
Ben bir kere bir arkadaşın dükkanına gittim;
"Selamün aleyküm."
"Aleyküm selam, hoş geldin hocam." filan dedi çıkarttı bana bir koku sürdü mübarek, elinde koca bir şişe, ağzından bir devirdi sanki elim yıkanmış gibi… Neyse çok... Süründüm güzel kokuyu, çıktım. Çarşıdayım, aşağıda bir kumaşçı dükkanına girdik. Kumaşçı dükkanına girdik ama bir de dikkat ediverdim ki tezgahtar öteki tezgahtara; "Allahümme salli âlâ seyyidinâ Muhammed!" bilmem ne bir şeyler söyleyip duruyor. Yani benimle alay ediyor, ben hacı kokusunu fazla sürdüm ya, birbirleriyle güya beni alaya almak istiyorlar. Hani Müslümanmış... Müslüman değil ya kendisi, Müslümanmış gibi davranarak benimle alay ediyor yani çok fazla koku sürünmüş diye... Anladım ama ne diyeyim, güldüm.
Eskiden bu benim yaptığım makbuldü, şimdi bizim yaptığımız garip görünüyor. Alışsınlar biraz. Biraz işin, bizim tarafın doğru olduğunu... Ne yapalım gülerler biraz sonunda kendilerinin gülünecek durumda olduğunu anlarlar.
Allah-u Tealâ Hazretleri sizi sırat-ı müstakimden ayırmasın. Sevdiği kul eylesin, mârifetüllaha erdirsin, aşkullâhu muhabbetullâhı gönlünüze yerleştirsin. Sevdiği işleri yapmanızı nasip eylesin. Huzuruna sevdiği, razı olduğu kulları olarak varıp cennetiyle cemâliyle müşerref olmayı nasip eylesin. Peygamber Efendimiz’e komşu eylesin.
Bi-hürmeti esrar-ı sûreti’l Fatiha.
30.03.1985 -
Evvabin Namazı, Cuma
29.12.1985 -
Allahı Sevmenin Alametleri,
