02.02.1986 - Hamam, Seferi Namaz, Dikkatli Dinleme

02.02.1986 - Hamam, Seferi Namaz, Dikkatli Dinleme
Bismillâhirrahmânirrahîm.
Elhamdülillâhi Rabbi'l-âlemîn. Hamden kesîran tayyiben müberaken fîh. Alâ külle hâlin ve fî külle hîn. Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ve men tebi'ahû bi-ihsânin ilâ yevmi'd-dîn. Emmâ ba'd:
Fa'lemû eyyühe'l-ihvân fe-inne efdale'l-hadîsi kitâbullah ve efdale'l-hedyi hedyu seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi ve sellem ve şerre'l-umûri muhdesâtuhâ ve külle muhdesetün bid'atün ve külle bid'atin dalâletün ve külle dalâletin ve sâhibehâ fî'n-nâr. Ve bi's-senedi'l-muttasılı ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:
Ni'me'l-beytü yedhuluhü'r-racülü'l-müslimü beytü'l-hammâmi ve zâlike ennehû izâ dehalehû seelellâhe'l-cennete ve's-te'âze billâhi mine'n-nâr ve bi'se-beytü yedhuluhü'r-racülü'l-müslimü beytü'l-arûsi ve zâlike li-ennehû yürakkibbühû fi'd-dünyâ ve yünsîhi'l-âhirate.
Bu hadîs-i şerîfte Peygamber Efendimiz buyuruyor ki;
Ni'me'l-beytü. "Ne iyi evdir ne güzel evdir." Arapça' da ni'me "ne iyi" demektir. Yedhuluhü'r-racülü'l-müslimü. "Müslüman adamın girmiş olduğu ev, ne iyi evdir," Beytü'l-hammâm. "Hamam dediğimiz yıkanmaya mahsus ev, ne iyi evdir." Ve zâlike ennehû. "Sebebini de açıklıyor."
Neden iyi dedi hammam denilen yere?
İzâ dehalehû. "O evin içine girdiği zaman." Seelellâhe'l-cennete. "Allah'tan cenneti ister." Yâ Rabbi! Bana cennetini nasip et. Ve's-te'âze billâhi mine'n-nâr. "Ve cehennemden Allah'a sığınır." "Yâ Rabbi! Beni cehenneme sokma, cehennemden koru, bana cennetini ver diye girdiği o hamam evi ne güzel bir evdir." buyurdu Peygamber Efendimiz.
Buna mukabil de buyurdu ki;
Bi'se'l-beytü. "Ne kötü evdir." Yedhuluhü'r-racülü'l-müslimü. "Müslüman adamın girdiği ev, ne kötü evdir." Beytü'l-arûs. "Düğün evi, gerdek evi ne kötü evdir ki..." Ve zâlike. "Bu şu sebeptendir ki…" Li-ennehû yürakkibbühû fi'd-dünyâ. "Çünkü onu dünyaya teşvik eder, dünyaya meylettirir." Ve yünsîhi'l-âhirate. "Ahireti unutturur."
Birazcık izah ederek bir daha mânasına dönelim. Malum hamam denilen şeyi Efendimiz yasak etti; "Aman ashabım işte yukarı illerde, Şam taraflarında bazı evler varmış, adına hammam deniliyormuş, oraya insanlar giriyorlarmış, çıplak yıkanıyorlarmış, siz oralara girmeyin!" dedi. Yani hamamlara girmeyi yasaklayan hadîs-i şerîfler var.
Neden? Çıplak giriyorlar, avretler açılıyor, günahlar oluyor diye.
Sonradan müsaade etti ama nasıl müsaade etti?
İyice örtünmek, peştamal tutunmak, avret mahallerini göstermemek, açmamak, başkasının bir yerine bakmamak şartıyla müsaade etti. Ama esas itibariyle hamam denilen yer tehlikeli bir yer. Yani günah olabilme ihtimali olan bir yer, gerçi insan yıkanacak temiz olması için lazım filan ama günah ihtimali var. Böyle tehlikeli olmasına rağmen girerken;
"Yâ Rabbi! Bana cennetini nasip et, beni cehennemden koru." diyerek cenneti düşünerek cehennemden sığınarak iyi niyetle girdiği zaman ne iyi ev olur! Niyete göre, ne iyi ev!" diye methediyor Peygamber Efendimiz.
Düğün evi de güzeldir, gerdek evi de güzeldir. İnsan işte düğün yapıyor; davullar, eğlenceler, yani şenlik, güzel bir şey ama eğer onu dünyaya daldırtıp da ahireti unutturursa o zaman kötü olur. Demek ki sebebe göre her şey. Bir şeyin iyiliği kötülüğü neticesine göre. Yani kötü gibi görünen bir şey, insan iyi niyeti ile ona bakar yaklaşırsa, onun için iyi olabilir. [Fakat] iyi gibi görünen bir şey kendisini kapıp koyverirse, gevşerse, şaşırırsa o zaman kötü olur.
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'e birisi geldi dedi ki:
"Dua et, ben zengin olayım." Peygamber Efendimiz buyurdu ki:
"Şükrünü eda edeceğin az bir mal, şükründen âciz kalacağın, Allah'a ibadetten geri kalacağın, seni geri bıraktıracak olan çok maldan daha hayırlıdır, isteme bu işi!" dedi. Uzun bir hikayedir bu. Yani ne hayırlı ise Allah'tan onu istemek lazım. Hayırlı olanı istemek lazım.
"Yâ Rabbi! Bana evlat ver, evlat ver, evlat ver..." Hayırlısını iste!
"Yâ Rabbi! Bana mal ver." Yahu hayırlısını iste!
"Şu şöyle olsun!" Hayırlısını iste!
Her şeyin hayırlısı... Çünkü hayır mı şer mi bazen insan anlayamaz. Şer gibi görünür hayırdır, hayır gibi görünür, yani insana tatlı gelir, insan heves eder, sonu kötü gelir.
"Aman arkadaş dua et bana, şu sahilde çok güzel, plajların tam yanı başında ucuz bir dairenin peşindeyim, satın alayım."
Hayırlı mı olacak acaba?
Sen oraya gideceksin günahlara gireceksin, senin çoluk çocuk seni dinlemeyecek, sen sakallı da olsan hoca da olsan sen işe gittiğin zaman [çocuğuna] hakim olamayacaksın, ne diye bana dua et diyorsun aman hocam şu olsun bu olsun diye?
İyi gibi görünüyor ama değil aslında, onun için her işimizi bu uhrevî hesaba vurarak ölçelim.
Bir büyüğümüz, büyük evliyaullahtan, kitap yazmış zât diyor ki;
Evreset zillen ve'n-kisâren hayrun min evreset izzen ve's-tikbâren.
"Bir günah ki insana haddini bildiriyor, edebini takındırıyor, boynunu büktürüyor, hak yola girmesine sebep oluyor, daha hayırlıdır bir ibadetten ki; insana gurur veriyor, burnunu havaya kaldırtıyor, kibirli insan yapıyor." O iyi değil. Kibir veren ibadetten kendinin haddini bildirip gözyaşı döktürüp de doğru yola dönmesine vesile olan ötekisi daha hayırlıdır." diyor. Çünkü kibir fena, kibir, ucup Allah'ın sevmediği sıfatlardandır. Onun için bu hadîs-i şerîfte de böyledir.
Her şeyin neticesine bakmak lazım, netice itibariyle nereye varıyor?
Mesela sadaka veriyorsun, zekât veriyorsun. Esasında para çıkıyor senden, sevinmemesi lazım üzülmesi lazım insanın ama sevap kazandığı için hayırlı. Hacca gidiyorsun, toz, toprak, sıcak, meşakkat, sıkıntı... İzdihamdan ezilmek, ölmek, kalmak var ama yol Allah yolu. Cihada gidiyorsun, esas itibariyle malın gidiyor, masraf oluyor; korku, ölmek, yaralanmak, topal olmak, kör olmak var ama Allah yolunda olunca, sevabı çok olunca, iyi oluyor. Her şeyi ahiret hesabına vurup, ahiret terazisi ile tartıp öyle yapmalı.
"Efendim iki tane kadın var acaba hangisini alsam?" Hangisi daha Müslümansa onu al.
Ama şunun malı çok, kendisi de güzel, şöyle böyle.
Efendimiz öyle demedi ki! Efendimiz; "Müslüman olanına rağbet edin." dedi. Sen beğenirsin ama sonra zehir zemberek olur. Sen onu ilk başta beğenirsin sonra kötü gelir arkası. Hep hesaplarımızı Allah rızası için yapalım.
Büyüklerimiz bize ne öğretti?
Şöyle diyeceğiz, İlâhî ente maksûdî ve rıdâke matlûbî. "Yâ Rabbi! maksudum sensin, ben senin rızanı istiyorum." Her işte gayem o. Rahatımı, malımı, canımı terk ederim; yeter ki sen razı ol. Sen razı olasın diye hepsini terk ederim. Elimin tersi ile iterim bütün nimetleri, senin rızana aykırı ise... İstemem, öyle nimet nimet değildir diye vazgeçerim diyebileceğiz.
Allah o terbiyeyi ihsan eylesin.
Ni'me'l-ğıdâü'l-mü'mini es-sahûru innellâhe ve melâiketehû yusallûne 'ale'l-mütesahhirîne.
Peygamber Efendimiz buyurdu ki; "Mü'minin ne güzel gıdasıdır seher vaktinde kalkıp da yediği o sahur yemeği. Allah-u Teâlâ hazretleri ve melekleri seher vaktinde sahur yemeye kalkan kimselere dua ederler, salât ederler."
Allah-u Teâlâ hazretlerinden salât ne demek?
Rahmet. Rahmet eder yani o kula rahmetini ihsan eder. Meleklerden istiğfar ve dua; "Yâ Rabbi! Bu kulunu afv-ü mağfiret eyle, oruç tutacağım diye bak sahura kalktı…" Halbuki insan yemek yiyor ama emre uygun olunca yemek yediği halde sevap oluyor.
Kalkmasa?
Bak yemek yemiyorum, daha büyük fedakârlık olacak. Hayır emre uymak iyi. Şurada yemek ye dediği zaman yersin, burada yemek yeme dediği zaman yemezsin.
Peygamber Efendimiz buyurdu ki; "Seferdeyken, yolcuyken namazı dört rekât kılmaya devam etmek, seferî olarak iki rekât kılmayıp dört kılmak; mukim iken, kendi şehrinde oturuyorken dört rekât kılması gereken namazı iki kılmak gibi yanlıştır, doğru değildir." Halbuki bak orada dört kılıyor daha fedakârlık yapıyor. Fedakârlık yapıyor gibi görünüyor ama söz dinlemiyor. Allah ikram etmiş, meşakkati var seferin. "Dört rekâtlı namazlarınızı iki kılın." diye buyurmuş, baş üstüne diyecek. El-Emru fevka'l-edeb. "Baş üstüne yâ Rabbi! Peki…" diyecek.
Onun için bizim mezhebimizde bu hadise dayanarak alimlerimiz diyor ki; "Seferde namazı iki rekât kılmak azimettir." Yani ruhsat değildir azimettir, onu öyle yapmak lazım mânasına... İşte İslâm'ın inceliği budur.
Yat dediği yerde yatacaksın, kalk dediği zaman kalkacaksın! Bütün gece insan kalksa ibadet etse etse etse etse… Yalvarsa yakarsa, tesbih çekse, sabah namazını evde kılıp yatsa, uygun değil. Çünkü Peygamber Efendimiz öyle demedi. Sabah namazına camiye gelmek sünnet.
Sen camiye gelmedin? "E hocam bütün gece ibadet ettim."
Ettin ama, ters ettin. İşi usule uygun yapmadın. Asıl güzel şey söz dinlemektir. Dinde ne fazlalık ne eksiklik...
Hatta sahâbe-i kirâmdan bir zâtın sözü hoşuma gidiyor, hani o Şaban'ın son günü Ramazan'ın acaba biri mi Şabanın otuzu mu? Yevm-i şek. "Yevm-i şekte hâsseten oruç tutmam. Hassaten tutmam. Eski ümmetler her birisi bir şey kata kata dini bozdular, onun için ben öyle katıştırma yapmam." diyor.
Efendim işte tutayım da Ramazan ise iyi Şaban ise yine iyi. Öyle şey yok. Her şey emre uygun olacak.
Bazıları istediler ki evlenmesinler, bazıları istediler ki geceleri ibadet etsinler, bazıları istediler ki gündüzleri her zaman oruç tutsunlar; Peygamber Efendimiz hepsinin karşısına çıktı. Onları tasvip etmediğini beyan etti;
"Ben, sizin Allah'tan en çok korkanınızım ama bak evlendim. Evlenmemek iyi olsaydı ben evlenmezdim çünkü Allah'tan en çok korkanınız benim, evlendim. Sonra gecenin bazı bölüğünde uyurum, bazı bölüğünde kalkarım, sonra bazı günler oruç tutarım, bazı günler tutmam. Benim sünnetime uyun; benim sünnetime uymayan benden değildir." dedi.
Dinde ifrat da tefrit de iyi değildir. Yani aşırı yapmak da azaltmak da iyi değildir.
Peygamber Efendimiz' den yine buyuruluyor ki; "Kimse bu dinin yükünü çekemez, ne kadar yük altına girse yük o kadar çoğalır, yine daha geride çekemeyeceği yük kalır, kimse bu işi hak edemez yani mümkün değil." Onun için amellerden gücünüz yettiğine tevazu ile teveccüh edin; "Yâ Rabbi! benim azımı çoğa say, ibadetimi kabul eyle." deyin, öyle [ibadet edin.] İddialı girersin bir müddet yaparsın.
E ne oluyor, hayrola? Ben senin geceleyin hiç ışığının söndüğünü görmedim.
"E sabahlara kadar Allah kabul etsin yüz rekât, iki yüz rekât namaz kılıyorum."
İyi güzel, Allah kabul etsin ama hep devam ettirebilecek misin?
Yoo, altı ay sonra bıkıyor, bakıyorsun bizim efendi namazı da bırakmış, bıktı. Olmaz!
İslâm devamlılık dini. İbadetin hayırlısı, az bile olsa müdavemetle muntazaman yapılandır. Müslümanlık intizam dini yani öyle yıldız gibi parla sön, ondan sonra zikzak yap. Bir öyle bir böyle şey değil! Ölçü, intizam, dikkat, edep… Budur dinimizin ana şeyi [hedefi.]
Allah-u Teâlâ hazretleri bize dinimizin bu inceliklerini anlayıp da öyle edibane, arifane Müslümanlık yapmayı, yaşamayı nasip eylesin, böyle Müslüman eylesin.
Seferde bir insan sünnet kılacak mı? Mecburiyet yok, dört rekâtı bile iki kılıyor, zamanı çok genişse yani otobüs kalkmıyor, durum müsait, o zaman sünnetleri kılmaya vakit var, kılar ama mecbur değil.
Yani hiç sünnet kılmasa, öğlenleyin iki rekât öğlenin farzını kılsa yola devam [etse?]
Devam [edebilir]. Çünkü Allah-u Teâlâ hazretleri farzın bile iki rekatını affetmiş, sünnete artık bir şey kalmıyor.
Ni'me'l-fâidetü li'l-'abdi ve ni'me'l-hediyyetü el-kelimetü min kelâmi'l-hikmeti yesme'uha'r-racülü fe-yeltevî 'aleyhâ hattâ yüftiyehâ ilâ ehîhi'l-müslimi.
Bu hadîs-i şerîf'te Peygamber Efendimiz değişik bir hediyeyi anlatıyor bize. Diyor ki;
Ni'me'l-fâidetü li'l-'abdi. "Karşınızdaki kula ne güzel bir fayda sağlamaktır." Ve ni'me'l-hediyyetü. "Ne güzel bir hediyedir."
Neymiş bu güzel hediye olan, faydalı olan şey?
El-Kelimetü min kelâmi'l-hikmeti. "Hikmetli sözlerden yerli yerinde, doğru, akla, şeriata, mantığa, Allah'ın rızasına, Resûlullah Efendimiz' in sünnetine uygun bir söz ki..." Yesme'uha'r-racülü. "Kişi onu işitmiştir." Veyahut, Yüsmiuhe'r-racülü. "Söyler işittirir, karşısındakine anlatır, kişi onu işitir." Fe-yeltevî 'aleyhâ. "Üzerine tefekkür eder." Bak ne güzel bir söz, eğilir, iyice, eksiksiz öğrenir. Mesela Peygamber Efendimiz' in hadisi; hikmetli söz tabii, sözü iyice kelimesi kelimesine belledi, üzerine eğildi. Hattâ yüftiyehâ ilâ ehîhi'l-müslimi. "Sonra öteki Müslüman kardeşine onu hediye edinceye kadar iyice muhafaza eder." Yeri gelince de "Bak ben Efendimiz' den şöyle hadîs-i şerîf duydum, evliyaullahtan filanca zâtın şöyle sözünü duydum, filanca arif alim kimse şöyle dedi, böyle dedi." diye başkasına nakleder. Peygamber Efendimiz, "Bu ne güzel hediyedir." diyor.
Demek ki hediye her zaman baklava, börek, şeker, kaymak olmuyormuş, bazen de hikmetli güzel bir söz [oluyormuş.] Bak Peygamber Efendimiz, Ni'me'l-fâidetü. "Ne güzel faidedir." Ve ni'me'l-hediyyetü. "Ne güzel bir hediyedir." diyor.
Nedir? İşittiğin hikmetli güzel bir söz.
Onun için bu güzel sözleri hatırınızda tutmaya kendinizi alıştırın. Bu hafıza denilen bu meleke kullanıldığı zaman kuvvetlenir. İyice zapt edeyim, dikkatle dinleyeyim, hafızama yerleştireyim. Böyle yaptıkça, kullandıkça hafızanız kuvvetlenir. Eğer hafızanızda kalmıyor ise göğüs cebinize bir defter koyun, bir de yanına bir kalem; beğendiniz şeyi oraya doğru yazıverin, hatırda doğru kalsın.
Şimdi bazen bir yerde oturuyoruz, akşam üstü ihvanımız toplanıyor, okuyoruz hadîs-i şerîfi, beş tane hadis okuyoruz. Ondan sonra kapatıyorum ben, yatsıyı kılıyoruz geliyoruz yine, soruyorum;
Beş tane okuduğumuz hadisten ne kaldı aklınızda? Söyle bakalım, beş taneyi say.
Kimisi sayıyor kimisi sayamıyor. İyi dinlenmeyince, iyi dinlense bile bazen sözü iyi dinleyip zapt etmeye kendimizi alıştırmamışız.
Bazısı hadisin başıyla, öteki hadisin sonunu karıştırıyor, bazısı öbür tarafını karıştırıyor. Yani dikkatli dinlemeye, olduğu gibi zapt etmeye alışırsak iyi olacak. Buna kendimizi inşaallah alıştıralım.
Gelelim müjdeli bir başka hadîs-i şerîfe; Peygamber Efendimiz buyurdu ki,
Ni'me'ş-şefî'u el-kur'ânü li-sahibihî yevme'l-kıyâmeti yekûlü yâ rabbi ekrimhu fe-yülbesü tâce'l -kerâmeti sümme yekûlü yâ rabbi zidhu fe-yüksâ kisvete'l-kerâmeti sümme yekûlü yâ rabbi zidhu 'ırda 'anhu fe-leyse ba'de rıdallâhu şey'ün.
Bu Ebû Hüreyre radıyallahu anh'ten [rivayet edilmiş.] Efendimiz buyurmuş ki:
"Kur'ân-ı Kerîm ne güzel şefaatçidir."
Allah Allah! O kitap şefaatçi mi olur? Evet, Kur'ân-ı Kerîm şefaatçi olacak.
"Ne güzel şefaatçidir." Li-sahibihî yevme'l-kıyâmeti. "Kur'ân-ı Kerîm'e sahip olan, onu okuyan, hafızasında bulunduran insana kıyamet gününde Kur'ân-ı Kerîm ne güzel şefaatçidir." Yekûlü. "Der ki Kur'ân-ı Kerîm." Yâ rabbi ekrimhu. "Yâ Rabbi! Şu benim sahibime ikram et." Beni muhafaza eden, beni hafızasına alan, beni evinde muhafaza edip okuyan kimseye ikram eyle Yâ Rabbi!" diye dua eder.
Allah-u Teâlâ hazretleri Kur'ân-ı Kerîm'inde zikrediyor ki; "Bu elleri, ayakları, derileri konuşturacak, şahitlik ettirecek." Nasıl konuşturacaksa konuşturacak. Günahkarların elleri, ayakları, derileri sahibi aleyhinde; "Evet yâ Rabbi! Bu günahı işledi, bu elini harama uzattı, çaldı, bu ayağıyla o haram yere yürüdü." diye Allah-u Teâlâ'ya şehadet edecekler. Kendi azalarına diyecekler ki:
"Niye bizim aleyhimize şahadet ettin?" Onlar da diyecek ki;
Entekanellâhü'llezî enteka külle şey'in. "Her şeyi konuşturmaya kadir olan Allah konuşturdu, susmak elimizde mi?" Şehadet etmemek, şehadetten kaçmak mümkün mü? "Allah konuşturdu." diyecekler. Allah-u Teâlâ hazretleri dilerse taşı konuşturur, dilerse ağacı konuşturur, dilerse eli, ayağı, deriyi, gözü, kulağı konuşturur. Kur'an'ı konuşturur.
Kur'ân-ı Kerîm böyle şehadet edecek, şefaat edecek. Diyecek ki:
"Yâ Rabbi! Şu benim sahibime ikram eyle." Onun üzerine, Fe-yülbesü tâce'l-kerâmeti. "O Kur'an ehlinin, Kur'an'a sahip kimsenin başına bir keramet tacı giydirilecek."
Ne demek keramet tacı?
Allah'ın ikramı olarak başına onun şerefini, izzetini ifade etmeye vesile olan, güneş gibi parlayan bir taç giydirilecek. Durmayacak Kur'ân-ı Kerîm diyecek ki; Sümme yekûlü yâ rabbi zidhu. "Yâ Rabbi! ikramını arttır." Arttır yâ Rabbi şu benim sahibime ikramını! Fe-yüksâ kisvete'l-kerâmeti. "Üzerine keramet elbisesi giydirilecek." Allah'ın ikramı olarak, müstesna bir şeref timsali olmak üzere üniformalıların en şereflisi gibi Kur'an hatırına onun üzerine bir kisve giydirilecek. Kur'an yine durmayacak;
Sümme yekûlü yâ rabbi zidhu. "Yâ Rabbi! Daha ziyade ikram eyle." İrda 'anhu. "bu benim sahibimden, bu Kur'an ehli olan kişiden razı ol!" diye böyle Kur'an şefaat edecek, Allah da razı olacak. Fe-leyse ba'de rıdallâhu şey'ün. "Allah'ın rızasından daha öteye de ikram olmaz." Yani Allah razı oldu mu, Allah'ın hoşnutluğunu kazandı mı insan, tamam ötesini söylemeye lüzum yok.
Allah-u Teâlâ cümlemizi ehli Kur'an eylesin.
Ehli Kur'an nasıl olacağız? Kur'ân-ı Kerîm'i alacağız okuyacağız. Arapçasını okuyacağız anlayacağız, Arapçasını öğreneceğiz, tefsirlerinizi okuyacağız, ezberimize alacağız, ahkamını tatbik edeceğiz.
Ne demiş? "Yalan söyleme!" demiş.
Ne demiş? "Namaz kıl! Oruç tut! Zekât ver!" demiş. "Haram söyleme, haram işleme! Faiz yeme! Yalan yere şehadet etme!" demiş. Ahkamını tutacağız, ahkamına tabii olacağız.
Eğer bir insan Kur'ân-ı Kerîm'i evladına okutur, öğretirse, evladı da o Kur'ân-ı Kerîm'i öğrenir amel ederse ahirette o annenin babanın başına da taç giydirilecek. Onun için evlatlarınızı ehli Kur'an yetiştirmeye gayret edin ama sadece lafzını değil manasını da bilsin. Kur'ân-ı Kerîm'in şerefini anlasın, "Ben Kur'ân-ı Kerîm'i öğrendim." desin. O şerefe yakışacak tarzda insan olsun; Kur'an'ın ahkamına tâbi olsun, onu öğretmeyi, başkalarına anlatmayı vazife bilsin.
Şimdi memleketimizde Kur'an kursları var, Kur'ân-ı Kerîm'e bir rağbet görünüyor, evlatları oraya gönderiyorlar hafız yetişsin filan diye. İyi güzel ama Kur'ân-ı Kerîm, hafızlık, dünya devşirmek için değil. Dünya metaı, malı mülkü devşirmek için vasıta değil, ahiretin sevabını kazanmak için, Allah'ın rızasını kazanmak için vasıta. Ona çok dikkat edeceğiz. Onu âlet edip dünyalık devşirmeye çalışmak uygun değil ve onu öğreteceğiz evlatlarımıza.
Ni'me'l âdetü el-kâyiletü ve ni'me'l-âdetü el-hacâmetü.
Bu hadîs-i şerîfte mevzu yine değişti. Efendimiz buyuruyor ki:
"Ne güzel âdettir kaylûle uykusu. Ne iyi âdettir hacamat olmak."
Övülen bu kaylûle uykusu ne demek? Kayl veya kaylûle uykusu "öğlenden az evvel uyulan uyku" demektir. Hatta uyumasa bile, "uzanması, istirahati" demektir. İnsan gözünü kapatıp, kendinden geçmese bile uzandı mı, ona kaylûle derler. Öğlenden az evvel, öğle üzeri, o civarda.
Neden?
Sabah namazında kalktı bu Müslüman, öğle olduğu zaman mesaisinin yarısını çoktan geçti. Beş altı saattir ayakta. İşte o zaman uyumazsa akşama yorgun, argın, bîtap düşer, yatsı namazını bile zar zor kılar. Ama o zaman şöyle bir istirahat ediverirse günün ortasındaki o istirahat sanki buruşmuş çiçeği sulamak gibidir; yeniden bir tazelik getirir. Peygamber Efendimiz öğlenden evvel böyle uyurdu.
Faydası ne? Oruçluysa oruca takviye olur yani rahat bitirmesine sebep olur. Geceleyin ibadete kalkmasına kolaylık olur, insanın neşesini arttırır.
"Şimdi insanı uyutma." Tamam uykuya ihtiyacım yok, uyuma ama akşama bakarsın yüzü gülmüyor suratı bir karış asık.
Ne oldu? Uykusuz, keyfi yerinde değil yani tadı yok, halinde öyle bir neşe hali olmaz. İşte bu öğle uykusunu yapmak lazım.
Hocam hepimiz işçiyiz, esnafız, öğleyin uyumak mümkün olmuyor diyebilirsiniz. Bir çaresini bulup kendinizi uzanmaya alıştırın.
Muhtelif zamanlarda da söyledim Amerika'da zenginlerin hayatlarını incelemişler. Adam zengin, çok paraları var, dolar milyoneri... Milyonları olan bir adam ama çok çabuk ölüyormuş. 40, 45-50 yaşında, 50 yaşını geçenler bile az. Bir tanesi çok uzun yaşamış; bu neden uzun yaşadı diye hayatını incelemişler. Öğleyin işyerinde özel daireye çekilirmiş, hiç kimse rahatsız edemez kendisini; sekreterler, şunlar, bunlar. Hele bir telefon bağlasınlar, mümkün değil. Yani yer yerinden oynasa, şirketleri batsa çıksa öğleyin o saatte rahatsız etmek yok. Öğlenin o vaktinde o uzanırmış. Hadisleri mi okudu ne yaptı! Onlar bazen öyle yapıyorlar. Böyle hasım hasım okuyorlar, okuyorlar faydalı şeyleri alıyorlar.
Mesela eskiden yıkanmazlardı Hristiyanlar, hiç yıkanmazlardı.
Neden? Bebekken papazın kendisine verdiği vaftiz suyu bozulmasın diye yıkanmayı sevmezlerdi. Bir sene...
Bir sene ne olur?
Hatta bizim bu memleketimize gelip de giden seyyahlar bizim dedelerimizin her gün yıkandığını, abdest aldığını, boy abdesti, gusül aldığını görünce; bunlar hasta olacak sanırlarmış, korkarlarmış. Kendileri bir sene, iki sene yıkanmıyor. Yalnız kraliçeler filan bilmem ne kadar zamanda bir kolonyayla silinirlermiş ama şimdi bak, yıkanmayı öğrendiler. Hepsinin evinde banyo var, hepsinin evinde duş var; öğrendiler şimdi bir sabah yıkanıyorlar bir akşam yıkanıyorlar.
Sonra eskiden bunlar diş fırçalamak, diş temizlemek bilmezlerdi ama biz 1400 yıldan beri dişlerimizi fırça çıkmadan, naylon çıkmadan misvak denilen şeylerle dişlerimizi temizlemişiz. Peygamber Efendimiz' in sünneti. Sonradan bu işin doğru olduğunu anladılar, bak nasıl diş macunları, diş fırçaları çıkarttılar, motorlusunu çıkarttılar. Ağzına sokuyorsun gır gır gır dönüyor dişleri temizliyor.
Çeşit çeşit şeyler buldular ama esası ne?
Dişi temizlemenin önemini, yıkanmanın önemini anladılar. Bu Hristiyanlar bizim Müslümanlığı tetkik ediyorlar. Tetkik ediyorlar faydalı gördükleri şeyleri alıyorlar. Olabilir ki yine bizim hadîs-i şerîflerden almışlardır.
Hasılı, hülâsa-i kelâm öğleyin fırsatınız varsa şöyle ışıkları kapayın bir uzanın, bu sünnet yerine gelsin, bak nasıl dinç olacaksınız. Azıcık bir uzanın; namaz kıldıktan sonra veya namazı kılmadan evvel kapatın kapıyı, pencereyi, perdeyi, ışığı, şöyle bir 15-20 dakika uzanın. Peygamber Efendimiz' in sünnetidir, tavsiyesidir diye gece ibadetine de kolay kalkarsınız.
Geceleyin bir de teheccüd var ya, sevaplı ibadet!
Rek'atâni mine'l-leyli hayrun mine'd-dünyâ ve mâ fî-hâ. "Gecede kılınan iki rekât namaz dünyadan da dünyanın içindeki her şeyden de daha hayırlıdır." E bu adam nasıl geceye kalksın ki akşama zaten yorgun, bitkin geldi, bir de akşam yemeğini yedikten sonra camiye bile gidecek hali kalmadı, yatsıyı paldır küldür kıldı yattı. Ama gündüz dinlenirse gece ibadeti de kolay olur.
Bir de hacamatı tavsiye etmiş burada; Ni'me'l'adetü el-hacâmatü. "Ne güzel âdettir hacamat olmak."
Hacamat olmak ne demek?
"Kan aldırmak" demektir. Artık onun şekli şemaili hani şöyle deriyi çizeler öyle alırlar veyahut başka şekillerle kan alırlar. Kan damarlarda fazlalaşıyor, onu aldığın zaman kalp rahatlıyor bir de eski kan gidiyor. Kan azaldığı için ilikler, kan yapan cihazlar, dalaklar yeniden bir çalışma yapıyor, insan da bir tazelenme oluyor. Yani bu kan aldırma, hacamat olma işini ve öğle uykusunu Efendimiz tavsiye etmiş.
Arkasındaki hadis bizim memleketimize göre pek şey değil ama yine teberrüken okuyalım.
Ni'me'l-ibilü's-selâsûne yuhmelü 'alâ necîbihâ ve tuğnâ erbâbuhâ ve tümnehu ğazîruhâ ve tültekâ fî-mahallihâ yevme vürûdihâ fî-a'tânihâ.
Peygamber Efendimiz, "Otuz tane develik bir sürüye sahip olmak ne iyidir." diyor. Oranın en çok mevcut olan çöl hayvanı deve ya. "Otuz devesi olmak ne iyidir. En güçlü kuvvetlisi, uygun, asil olanına binilir, sahipleri zengin olur, her türlü şeyden müstağni olur." Çünkü bunun yününden, derisinden faydalanırlar, keserler etinden faydalanırlar, sütü sağılır, sütünden faydalanılır. Deve her şeyi faydalı olan bir mahluk.
Ve tümnehu ğazîruhâ. "Yünleri bağışlanır." Ona buna verilir hayır yapılmasına vesile olur. Ve mübarek hayvandır, öyle ürküp kaçıp gitmez. Ve tültekâ fî-mahallihâ yevme vürûdihâ. "Gidip vardığın zaman yerinde bulursun, koyduğun yerde bulursun." [Sürü] dağılmış gitmiş, ara da bul haydi bakalım! Çölün içinde oraya buraya gitmez. Bakanı da nereye koyduysa orada aynen bulur, diye övmüş Peygamber Efendimiz.
Devenin yaradılışı üzerinde Kur'ân-ı Kerîm'de medihler var. Âyet-i kerîmede buyuruluyor ki;
Efalâ yenzurûne ile'l-ibili keyfe hulikat. "Şu insanlar hiç şu devenin nasıl yaratıldığına bakmazlar mı?" Bu devenin yaradılışında ibret var, hikmet var.
Neden hikmet var?
Öyle hikmetler var ki, bir kere bu hayvan sırtına üç günlük, bir haftalık gıdasını depo ediyor. Hörgüç dediğimiz şey depo; suyunu, gıdasını depo ediyor. Ondan sonra üç günlük, beş günlük yola susuz gidebiliyor, tam çöl hayvanı. Su her yerde bulunmaz. Sonra devenin ayakları yaygındır, lop loptur; at gibi olsa kumun içine batar, tırnak olsa batar. Ama yaygın olduğundan kumun üstüne lap lap lap basar ve güzel yürür. Muhite gayet uygun, uzun bacaklı. Kısa olsa kum tepeleri arasında yürüyemez. Yüksek, deposu sırtında, susuzluğa, gıdasızlığa mütehammil, yürüyüşü kolay, hızlıca gider, halim selim bir hayvan.
Bunu neden başka yerde değil de burada çölde yaratmış onu?
Onda bile insan düşünüverirse Allah'ın varlığını birliğini anlar, yola gelir. Onun için ayet-i kerimede, "Bakmıyorlar mı o devenin nasıl yaratıldığına?" diye işaret ediliyor.
Hakikaten de ben de acizane bakıyorum, Rabbimiz her şeyi ne kadar hikmetle yaratmış. Kışın portakal var, portakalın içinde C vitamini var. Kışın insan çok üşür, C vitamini soğuğa en iyi şey. Kışın onu yaratmış. Yazın insanın suya ihtiyacı olur, yazın karpuz, kavun var. Kocaman kavun yiyorsun safi su, yüzde doksan dokuzu su. Yani Rabbimiz öyle güzel bir ambalaj yapmış ki suya, bir de kullarım yesin de şükretsin diye içine şeker katmış; yazın onu yiyorsun, susuzluğun gidiyor.
Neye baksanız ibrettir, deveye de baksanız o da ibrettir.
Allah bizi ibretleri görüp de kendisine güzel kulluk edenlerden eylesin.
01.11.1987 -
Sıkıntı Duası, Yemek
01.11.1987 -
Allaha Zikretmek, Ana
