Hizmetkarın Hakkı, Dul ve Yetimler, Namaz, Oruç, Zekat, Alimin Tövbesi, Feraset, Hz. Fatıma

Hizmetkarın Hakkı, Dul ve Yetimler, Namaz, Oruç, Zekat, Alimin Tövbesi, Feraset, Hz. Fatıma
Elhamdülillahi sümme elhamdülillah elhamdülillahî hedâna lihâza vema künnâ linehtediye levlâ en hedânallah. Vema tevfîki illa billah aleyhi tevekkeltu ve ileyh.
Neşhedü en lâ ilâhe illâlahu vahdehu lâ şerîkeleh. Veneşhedü enne Muhammeden abduhu ve habibuhu veresuluhu. Allahümme salli vesellime ve barik alâ hazen nebiyyu kariybu ve Resulu Seyyidul senedil azim fi kalbirrahim seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ecmaîn.
İttekullâhe fîmâ meleket eymânüküm. “Elinizin altında olan hizmetkarlarınız, çocuklarınız hatta herkes, aileleriniz falan onlar hakkında da Allah'tan korkunuz. Onların da hukuklarına riayet ediniz.”
Hizmetkardır diyerekten onu atıvermeyiniz. Yediğinizden yediriniz, giydiğinizden de giydiriniz tabiri de var. Binâenaleyh o fakir senin eline düşmüş sen onun sayesinde işlerini görüyorsun, rahat ediyorsun. Binâenaleyh ona bakmamak da haksızlık oluyor.
İttekullâhe fi’d-daîfeyni. “İki zayıf mahluk var, bahusus onlar hakkında anlatmaktan çok korkunuz.”
Birincisi;
EL-mer’etü’l-erbiletü. “Dul kadınlar.”
Kocası yok, ölmüştür dul kalmıştır. Kendisini idareden acizdir.
“Dullar hakkında.” Ve’s-sabiyyi’l-yetîmi. “Bir de yetim çocuktur ki hâmisi yoktur.”
Bakacak kimsesi yoktur. Bunlar cemiyete emanettir.
İttekullâhe. Yine Cenab-ı Peygamber bak ne güzel buyurmuş:
İttekullâhe. “Allah'tan korkunuz.” Ve sallû hamseküm. “Beş vakit namazınızı, beş vakit namazı doğru dürüst kılın.”
Şimdi Ramazan’da elhamdülillah hep musalliyiz. Fakat Ramazan bitince ne hikmetse, Ramazan bitince namaz da bitiyor. Bu, bu sene değil, senelerden beri görüle görüle artık bellenmiş bir şey. Ramazan biter namazlar da bitiyor bakıyorsun.
Yahu efendi Ramazan’da sen namazı kılıyordun. Niçin gelmiyorsun?
Yeter işte bu kadar...
Ve sûmû şehraküm. “Ramazan ayının da orucunu tutunuz.”. Allah'a olan vazifelerimizi yaptık; orucumuzu tuttuk, namazımızı kıldık. Ve eddû zekâte emvâliküm. “Mallarınızın zekâtını da verin ama.”
Birisi soruyor;
“Hocaefendi ben sordum, dedim ki, ‘Ben nasıl zekat vereceğim?”
Dedi ki;
“Tarla ne kadarsa hesap et, evin ne kadarsa hesap et. Ne kadar bunlar para tutuyorsa, onların parasını zekatını vereceksin.”
Öyle şey yok ya! İnsan soracağı şeyi de yerinden öğrenmeli. Öyle herkese sorarsan olmaz o iş.
Tarlanın zekatı çıkan mahsulündendir, işte öşürünü verirsin olur. Yahut vergisini veriyorsun. Vergisini hesap edebilirsin, ne kadar yaptığını mahsülüne göre. Evinin zekatı yoktur. Evin olursa ona zekat düşmez. Onun zekatı misafirhanedir. Evine misafir götürürsün, yedirirsin içirirsin evin zekatı öyledir.
Zekat, bir sene üzerinden geçmiş birikmiş para. Onun parasını -kırkta birini- vereceksin. Yoksa benim on tane evim olur da, şu kadar milyon eder. Bunların zekatı çok para tutar.
Ve etîû zâ emriküm. “Başınızdaki amirlere de, sizi idare eden idarecilere de itaat ediniz,
Öyleyse;
Tedhulû cennete rabbiküm. “Namazınızı kılarsanız, zekatınızı verirseniz, büyüklerinize de itaat ederseniz cennete girersiniz.”
Burada bir ilave olaraktan demiş ki;
Ve huccû beyte rabbiküm. “Rabbinizin beytini de ziyaret ederseniz. Bir de.” Ve eddû zekâteküm tayyibeten bihâ enfüsüküm. “Zekatı verirken de sevinç ve sürurla, sevgiyle, Allah'ın bana vermiş olduğu zekatımdan şu kardeşime ben bunu veriyorum.”
Candan verecek yani seve seve.
Tayyibeten bihâ enfüsüküm. “İçiniz sevinç içinde, sürûr içinde, böyle zorlayıcı değil, öyle vereceksiniz. O zaman cennette, Rabbinizin cennetine girersiniz.” buyurulmuş.
İttekû eze’l-mücâhidîne fî sebîlillâhi. “Allah yolunda çalışanlara ezâ etmekten de korkunuz.” buyrulmuş.
Allah yolunda çalışanlara eza etmekten de korkunuz. Bu geniş bir manaya tabi.
Fe-innallâhe yağdabü lehüm kemâ yağdabü li’r-rusuli.
“Allah-u Teâlâ mücahitlere eza edenlere gazap eder, peygamberlere eza edenlere gazap ettiği gibi. Ve onların duasını kabul eder, peygamberlerin duasını kabul ettiği gibi.”
Allah yolunda çalışan herkes var. İşte herkes Allah yolunda ne kadar çalışıyorsa.
Yine buyuruyor;
İttekû zellete’l-âlimi ve’ntezirû fey’etehû.
Hepimiz hatadan salim olamayız, evliya da olsak kurtulamayız, ne de olsak. Peygamberler müstesna. Herkes bugün pek iyi, bakarsın biraz sonra bir bozulmuştur. Bir an yaramazlık yapar, elinden dilinden bir şeysinden fenalık sâdır olur. Beşeriz, beşeriyet itibariyle insanlar da kusur olmadan olmaz. Kusur olur fakat bu kusur hacı da da olur hoca da da olur.
İttekû zellete’l-âlimi. “Alimde de bir kusur olduğu vakit de onu ifşa etmekten Allah'tan korkun.”
“Alimin hatasını ifşa etmeyin!” diyor. Korkun, söylemeyiniz onu, yaymayınız etrafa.”
Çünkü;
Ve’ntezirû fey’etehû. “Çünkü bakacaksınız hatasına tevbe edecek, tevbe edeceğini bekleyin.”
Tevbe ederse ne âlâ, kurtarır yakayı. Binâenaleyh bir hata etti diyerekten onun hatası üzerinde durmayın, onun tevbesine bakın.
Yine buyuruyor;
İttekû firâsete’l-mü’mini.
Mü’minde bir feraset vardır. O mü’minin ruhu bir idrak sahibidir ki ona feraset diyorlar. Ondan korkunuz. Çünkü;
Fe-innehu yenzuru bi-nûrillâhi. “Allah'ın nuru ona sirayet etmiştir. O nur ile bakar.”
O nur ile baktığı için karşısındakinin içine vâkıf olur. İçine vâkıf olunca onun karşısındaki terbiyesizliğinden dolayı mesul olur. Binâenaleyh “mü’minlerin ferasetinden korkunuz, onların yanında edeplerinizi muhafaza ediniz “demektir.
Yine Hazreti Fatıma radıyallahu anha hitabeten Cenab-ı Peygamber buyuruyor;
İttekıllâhe yâ fâtimatü. “Ey kızım Fatıma!”
Bakın iyi dinleyin, kızına söylüyor Cenab-ı Peygamber.
“Ey kızım Fatıma!” İttekıllah. “Allah'tan kork!” İttekillah. “Allah'tan kork kızım Fatma.”
Bu şimdi yeni yeni kitaplar çıkıyor Hz. Fatma'nın hakkında, Hz. Aişe'nin hakkında, Hz. Hatice'nin hakkında bir sürü kitaplar var. Bunları okumanızda tavsiye ederim, her ne kadar kim yazarsa yazsın. Onlar da faydalar çoktur.
Hz. Fatıma'yı biliyorsunuz, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin biricik kızıdır. Onu çok isteyenler oldu hiçbirisine vermedi. En nihayet Hz. Ali efendimize, ki amcasının çocuğuna verdi.
Verdi ama, çeyiz denilen şeyi yapacak ne Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem de bir şey var, ne de damat olan Hz. Ali efendimiz de kıza çeyizlik verecek bir şey var. Hiçbir şey yok. İki taraf da darlık içerisinde.
Hz. Ali efendimizin bir oku varmış, yahut kılıcı. İşte harplerde kullandıkları cinsten. Onu götürmüş müzada vermiş, düğün şeyi hazırlayacak. Hz. Osman görmüş, almış onu. Ne kadar bir para verdiyse vermiş, okunu da kendisine iade etmiş, “Al bununla düğününün masrafını yap.” demiş.
Cenab-ı Peygamber ona eşref bir sofra tertip ettirmiş. Ekmek, işte o zaman ki çorba, neyse falan. Onunla Hazreti Fatıma gelin oluyor.
Neleri var Hazreti Fatıma'nın?
Şöyle entarisi, böyle entarisi, şöyle çeyizlik... Yok, hiçbir şeyi yok. Altına yayacak bir kilim parçası, bir testisi, bir bardağı, buna benzer birkaç parçadan ibaret.
Şimdi bugün bizim en fakir bir ailenin kızına bak. En fakir! Ne sandıklar dolusu eşyalar, ne sandıklar dolusu çeyizler. Konu komşu, “Aman yardım edelim yahu, filanın kızı gelin oluyormuş.” diyerekten fakir fukara hep yardım edilir. O da kocasının evine saltanatla gider. Kocası da birçok masraflara girer. Kimisi onbin, kimisi yirmi bin, kimisi otuz bin... O da döşeyecek, mobilya alacak, şu olacak bu olacak. Adamın hâli tükenir, birçok borçlara da girer.
Ne o?
Düğün yaptı. Ondan sonra belini bir türlü düzeltemez zavallı.
Allah kusurlarımızı affetsin.
Biz müslümanız ama müslümanlığa uyamıyoruz. Her akşam okuyor müezzin efendi;
Rabbenâ âmennâ bimâ enzelte ve’t-teba’ne’r-rasûle.
“Biz Allah'ın indirdiğine iman ettik ve resûle de uyduk.” diyor.
Hangisine uyduk ki?
Bir şeysini daha söyleyeyim.
Bir gün bir arkadaşıyla kızının evine misafir gidiyor Efendimiz. Geçiyorlarmış diyor ki arkadaşına,
“Şu kızımın evine bir uğrayalım.”
Zaten kızının evine uğramadan da geçmezdi Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem. Her zaman geçtikçe kızına uğrar, “Nasılsın kızım?” diye hatırını sorar.
Kızının evine gitti, yanında da o yabancı bir adam var. Tak tak kapıyı çaldılar;
Kızım ben geldim ama yanımda filan da var.
“Baba hoş geldiniz ama başımı örtecek bir şeyim yok.” dedi.
“Başımı örtecek bir şeyim yok! Arkamda bir cübbe gibi bir şey var da başımı örtersem ayaklarım açılıyor. Arkama alırsam başım açılıyor.”
Çok acıdır arkadaş, çok acıdır!
Cenab-ı Peygamber cebinden mendile benzer, -çember derlerdi eskiden- büyükçe bir şey çıkardı verdi. Onunla da başını örttü, o zaman içeriye misafirleri kabul ettiler.
Allah...
Birçok gün aç kalmışlar, derken Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin hasta olmuş. Hasta olmuş, demişler ki;
“Yâ Rab! Çocuklarımıza şifa verirsen senin için üç gün oruç tutalım biz. Hasan ve Hüseyin'e şifa ver biz senin için üç gün oruç tutmaya söz verdik.” Akşama da yok bir şey yani. Akşam da bir su ile iftar ederekten oruca niyetlenmişler.
Akşama Hz. Ali efendimiz ödünç olaraktan gitmiş birisinden bir parça -arpa mıdır ekmek midir- bir şey almış. Getirmiş ki evde iftar etsinler de oruçlarını bozsunlar.
Tak tak tak...
Ve yut’imûne’t-ta’âme alâ hubbihî miskînen .
Bir miskin gelmiş, onu o gün o miskine vermişler. Bu akşam iftarlığı miskine vermişler. Bir su ile iftar etmişler, ertesi gün orucunda da. Çünkü bu kefaret oruçlarının arası açılmaz. “Bugün bir tane tutayım da üç gün sonra bir tane daha tutayım” Olmaz! Üç gün sırayla tutacaksın.
Ertesi gün yine bir parça bir şey bulmuşlar getirmişler. Bu sefer yetim gelmiş, tak tak...
“Yetim, Allah için bir şey!”
Tutmuşlar o gün de ona vermişler.
Üçüncü gün gelmiş yine oruçlular, yok bir şey, bir esir gelmiş;
Ve yut’imûne’t-ta’âme alâ hubbihî miskînen ve yetîmen ve esîrâ
Esire de o gün vermişler, üç gün de üç gün açlıkla orucu tutmuşlar.
Arabistan'daki orucu da, buradaki oruca benzetme ha! Orada o sıcakta adamın ağzının dili bu kadar dışarıya çıkıyor. Kolay bir şey değil. Bak birçok hacılar geri geldiler. Dayanamadılar da oradan.
Şimdi o kızına diyor ki;
“Ey kızım!” Ve eddî ferîdate rabbike. “Rabb'inin emrettiklerini tut kızım.”
Ve izâ ehazti madceake. “Yatacak zamanın geldi, uyuyacaksın.” Fe-sebbihî selâsen ve selâsîne. “Otuz üç kere Cenab-ı Hakk’ı tesbih et de öyle yat.”
Öyle hemen uykum geldi deyip de yatıverme!
Otuz üç defa bak! Fe-sebbihî selâsen ve selâsîne. “Otuz üç kere sübhanallah, sübhanallah, sübhanallah...
Cenâb-ı Hak cümlemize tevfik buyursun, ihsan buyursun, in’am buyursun.
Sübhâne rabbike rabbi’l-izzeti ammâ yesifûn ve selamün ale’l-mürselîn velhamdülillahi rabbi’l-âlemîn
E-Fâtiha.
Taş Kalpli
Olmak, İlim Öğrenmek,
Heva, Şehvet,
Kendini Beğenme, Haramdan
