Allahın Sevdiği ve Sevmediği Kişiler ile İlgili Hadisler

Allahın Sevdiği ve Sevmediği Kişiler ile İlgili Hadisler
Eûzubillahimineşşeytânirracîm. Bismillâhirrahmânirrahîm.
Elhamdülillahi Rabbil âlemin ve’l-âkibetü li’l-müttekîn. Vessalâtü vesselâmü alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ecmaîn.
İ’lemû eyyühe’l-ihvân enne efdale’l-kitâbi kitâbullah ve enne efdale’l-hedyi hedyü muhammedin sallallahu aleyhi ve sellem ve şerra’l-umûri muhdesâtühâ ve külle muhdesin bid’ah ve külle bid’atin dalâleh ve külle dalâletin fi’n-nâri. Ve bi’s-senedi’l-muttasıli ile’n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve sellem.
İnnallâhe teâlâ yübâhî bi’ş-şâbbi’l-âbidi’l-melâikete. Şimdi bir gençlik var bir de ihtiyarlık var. İhtiyarlıkta insanın dünyadan eli eteği tabiatiyle çekiliyor. Kudretin kalmıyor, elinden becerikli işler gelemiyor. Mecbursun artık sabah camide akşam camide. Çünkü başka iş kalmadı elinde.
Ona değil, Cenâb-ı Hakk'ın iltifatı burada gence. Gence diyor ki;
Bi’ş-şâbbi’l-âbidi. “İbadet eden genç.” El-melâikete. “Meleklerine diyor.” Yekûlu unzurû ilâ abdî. “Şu kuluma bakın diyor.”
20 yaşında, 25 yaşında, 30 yaşında şu kuluma bakın!
Yetrukü şehvetehu min eclî. “Benim için arzularını, şehvani arzularını terketmiş de benim evime gelmiş, huzuruma durmuş. Bakın şuna diyor. İftihar ediyor, onlara gösteriyor.” Eyyühe’ş-şâbbü. “O delikanlıya bir de hitap ediyor Cenâb-ı Hak: Ey genç delikanlı!” Ente indî ke-ba’di melâiketî. “Bil ki sen benim yanımda meleklerimin bazısı gibisin.”
Meleklerim gibisin. Hepsini demiyor çünkü onların da büyükleri var ya.
İnnallâhe azze ve celle yeb’asü yevme’l-kıyâmeti münâdiyen fe-yünâdî yâ âdemü innallâhe ye’muruke en teb’ase ba’sen min zürriyyetike ile’n-nâri fe-yekûlu âdeme yâ rabbi ve min kem fe-yekûlu lehû min külli mietin tis’aten ve tis’îne. Hel tedrûne mâ entüm fi’n-nâsi? Mâ entüm fi’n-nâsi illâ şükletün fî cenbi’l-baîri.
Cenâb-ı Peygamber birgün ashâbına bu hadisi naklederken, ashab ye’se düşmüşler. Ye’se düşmüşler ve demişler;
“Artık, Âdem aleyhisselam % 99’u cehennemliktir diyor Cenâb-ı Hak. %1 de kimin olacak mâlum ya. Ye’se düşmüşler. O zaman Efendimiz demiş ki;
“Hayır. Siz bu insan âdemin içerisinde müslümanlar, hayvanın yanında bir ben olur yahut gözünde ufak bir nokta olur onun gibisiniz yani. Ekseriyet küfür üzerindedir.”
İman, ehl-i iman o günde %1 ancak bulunacak.
İnnallâhe azze ve celle yübğidu külle ca’zariyyin cevvâzin sehhâbin fi’l-esvâki.
“Cenâb-ı Hak şu üç kişiyi sevmez. O üç kişiden birisi câzerî.”
Câzerî; ağır sözlü, acı sözlü ve sitemkâr. Sitemli söz konuşuyor. Bunu sevmez Allah-u Teâlâ.
“İkincisi, Cevvâz.”
Cevvâz da; semiz olmakla beraber hem bahîl hem de harîs. Tenasüb yönünden iyi ama hırs ve bahili var. İşte bunu da sevmez Cenâb-ı Allah.
Sehhât. “Yaygaracı.”
Sokaklarda bar bar bağırıyor; Fi’l-esvak dediğine göre sokaklarda yapılan bu her nevi hareket bunun içerisine dahil olur.
Cîfetün bi’l-leyli. “Bunlar geceleri cifedir.”
Gündüzleyin bağırır çağırır, oynar, hoplar, zıplar, çalışır. Fakat akşama cife gibi yatar uyur. Uyanmasını bilmez yani. Uyanıp da gece ibadet yapması işine gelmez ve bilmez. Çünkü gündüzün çok yorulmuştur. O çok yorgunluğuna karşı artık uyanacak hali de kalmamıştır. Sabahleyin müezzinin ezan okuduğu vakitte de darılır, “Niçin bizi rahatsız etti uykumuzdan, uyandırıyorsun? diye bir de kafa tutar.
Cîfetün bi’l-leyli.
Daha?
Himârun bi’n-nehâri.
Şimdi Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in teşbihine bakınız!
“Gece öyle cife, gündüzün de himar.”
Yani affedersiniz merkebe düşen vazife, daima yük taşımak. Yani bu da böyle sabahtan akşama kadar hayvani hareketlerle meşgul. Meşgul, âkıbetini ve âhiretini düşünemiyor. Yani hayvan nasıl âhiretini, âkibetini düşünmekten mahrum ise bu da o kılıklı bir adam. Ne Allah korkusu var, ne âhirete dair bir ameli var, ne kendisine hemen çalışmak.
Alimün bi’d-dünyâ. “Fakat dünyasını biliyor.”
Dünyasını biliyor, hüneri çok. Dünya yollarında beceriği var ama;
Câhilün bi’l-âhirati. “Âhirete karşı hiçbir şeysi yok, büsbütün cahil.”
Ne dinleyebiliyor; çünkü bu âhiret ya dinlemek suretiyle olacak ya okumak suretiyle olacak.
Okuyamıyorsa nereden bilsin, dinleyemiyorsa nereden bilsin?
Kendisine bir rehber olmadıkça, söyleyen olmadıkça, kendi kendine insanın bu âhirete dönüşü çok zor olur.
Genç bir adam. Aynı zamanda tulumba ustasıymış kendisi, tezgahta. Askerliği de yeni bitirmiş, Avustralya'ya gitmeye de niyet etmiş. Dedim ki;
“Çocuğum çok uzak yer be.”
“Olsun gözüme koydum gideceğim” dedi.
“Namazın niyazın?”
“Ben de, anam da, babam da dahil olmak üzere namazdan haberimiz yoktu bizim” dedi. Bilmeyiz. “Fakat Allah bana bir gönül verdi bir dönüş yaptım. Şimdi beni namazımdan alıkoyacak hiçbir kuvvet yoktur” diyor.
Eh, inşaallah. Allah muîni olsun.
Herhalde bir kıvılcım istiyor, bir teşvikçi olmak lazım.
Onun için müslümanın kendisinin yalnız müslüman olarak kalması doğru değil. Bir müslüman mısın? Muhakkak bir müslümanı yakalayıp kurtarmak için imkân arayacaksın, çare arayacaksın. Onu iyiye doğru çekmek için neler lazımsa yapmaya çalışacaksın. Yalnız kendisi ile olmaz insan.
İnnallâhe azze ve celle yübğidu’l-âkile fevka şibeihi. İnsanda doyduktan sonra yemeyi arzular ya. Bazı nefisler imkanım var daha çokça yiyeyim diyerekten “Bunları Cenâb-ı Hak sevmez.” diyor.
Mide üç bölük olacak. Birine su, birine hava, birine de gıda olacak. Diğer bir kısmı da boş kalacaktır. Ki insanın hazmı da kolay olsun rahat etsin.
Daha?
“Bu çok yemesi ile beraber.”
Ve’l-ğâfile an tâati rabbihi. “Rabbisine taatten de haberi yok, taat de edemiyor Cenâb-ı Hakk’a.”
Daha?
Ve’t-târike sünnete nebiyyihi. “Cenâb-ı Peygamberin sünnetini de icrâ etmiyor.”
Sünneti Peygamberi icrâ edemedi, Allah-u Teâlâ'ya itaat edemiyor. Boyuna boğaza gidiyor. İşte bunları da Cenâb-ı Hak sevmez.
Daha?
Ve’l-muhfira zimmetehu. “Bir de sözünde durmayan, ahdini bozan, sözünde durmayan ahdini bozan insanlar.”
Dün bir arkadaş vardı da sigara içiyormuş, sigarasına tevbe etmiş. Fakat bu her zaman olan şey. Tevbe ettikten bir müddet sonra tekrar başlamış. Tevbe etmiş yine, yine başlamış. Bunu bana diyor ki;
“Ben böyle oldum. Tevbe ettiğim halde bozdum tevbemi.”
E tevbeyi ettikten sonra tevbeyi bozmak birinin yerine 70'e bedeldir. Ondan sonraki günah 70 misli olur.
Ama bu o demek değildir ki, sakın bu 70'ten korkup da tevbe etmemek değildir ha. Tevbeyi yine insan yapmalı ve sözünde sâdık olmalıdır. Tevbe demek, Allah'a söz veriyor, “ben bunu yapmayacağım” diyor.
Ve’l-mubğida itrate nebiyyihi.
“Cenâb-ı Peygamberin efradı ailesini; Hz. Hasan, Hz. Hüseyin, Hz. Ali, Hz. Cafer, Akil, bunlar ashab-ı âbâ dedikleri zâtlardır ki bunlara dil uzatanlar.” Ve’l-mü’ziye cîrânehu. “Bir de komşularına eza edenler.”
Onun için İslâm ahlakçılarının kitaplarında en evvela diyorlar ki biz îsâr şeysine malikiz. İsâr var bizde. Yani tercih. Kardeşimizin hayatı dururken onu başka yere harcayamayız. Kendimizin lokmasından keser onun ağzına veririz. İsâr demek, tercih. Bununla beraber eza gelirse ona da sabr u tahammülümüz vardır. Ezaya da mukabele yapmayız. Lokmamızı ona verir, eza gelirse ona da tahammül eder, ona mukabele de etmeyiz. Büyük bir fark vardır.
Onun için ve’l-mü’ziye cîrânehu deyince komşularına eza edenler de Allah’u Teâlâ’nın mebğud kullarıdır.
İnnallâhe teâlâ yübğidu’l-bezihîne’l-ferihîne’l-merihîne.
Bezîh, mütekebbir; ferîh, sevinen; merîh, tuğyan eden.
Cenâb-ı Hak sıhhat vermiş, mal vermiş, devlet vermiş, şunu vermiş bunu vermiş. Ondan dolayı seviniyor ve kibirleniyor, “Bunların sahibiyim ben!” diyerekten büyükleniyor.
“İşte bunları da Cenâb-ı Hak sevmez.” diyor.
Ve yühibbü. “Sever. Onları sevmez bunları sever.”
Kimi?
Külle kalbin hazînin. “Her mahzun kalbi de sever.”
Mahzun kalplerin sahibini de sever. Ekmeğini bulamamış, evinin idaresini temin edememiş, şu cihetten bir sıkıntısı var, bu cihetten bir sıkıntısı var. Üzüntülü, üzgün kalp. İşte bunları sever.
Bir üzüntü var içerisinde. İşte bu üzüntülü kalbi Allah sever.
Allahümme inna nes'elüke temamen ni’meh ve devame’l afiyeh ve hüsne’l hatimeh
Bi hürmetil fâtiha.
Horoz ve
Merkep Sesi, Huy
Haramdan Sakınmak,
Yahudi Komşu, Allahtan
