Hac İbadeti

Hac İbadeti
El-Hamdülillahi rabbilâlemin ve’l-âkibetü li’l-müttekîn. Vessalâtü vesselâmü alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âlihî ve sahbihî ecmaîn.
İ’lemû eyyühe’l-ihvân enne efdale’l-kitâbi kitâbullah ve enne efdale’l-hedyi hedyü muhammedin sallallahu aleyhi ve sellem ve şerra’l-umûri muhdesâtühâ ve külle muhdesin bid’ah ve külle bid’atin dalâleh ve külle dalâletin fi’n-nâri. Ve bi’s-senedi’l-muttasıli ile’n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:
Hacılarımızın arasında şimdi bugün kadınlarımız da çok gidiyor. Bazı yaşlı kadınlarda olmaz ama genç kadınlar mesela onların özür halleri oluyor, bazen doğum halleri oluyor. O hallerde;
İzâ etetâ. “Geldiler hacca ama.” Ale’l-vakti. “Bu hac vaktinde.” Teğtesilâni. “Bunlar bu özürlü halleriyle beraber guslederler, yıkanırlar.” Ve tuhrimâni. “İhrama girerler.” Ve takdiyâni’l-menâsike küllehâ. “Bütün hac vazifelerini yaparlar.”
Arafat’a çıkar, Mina’da oturur, Müzdelife’deki vazifelerini yapar. Namazını kılmaz başka. Namazını kılmaz ama haccı yapar.
Ğayre’t-tavâfi bi’l-beyti. “Bir tek beyti tavaf edemez.”
Beyti de tavaf edemez. Bu özür denilen zâil oluncaya kadar Beyti tavaf edemez bekler. O özür zâil olduktan sonra gusleder, ondan sonra yapar tavafını.
Bu ekseriyetle oradaki hacı anaları ârız oluyor da şaşırıyorlar ne yapacağımızı. Yapmayalım mı diyerekten. Hepsinin yapılması lazım.
El-Hâccu ve’l-mu’temiru. Hâcc, bildiğimiz hacı. Mu’temir de, umre yapan. Yani iki hac vardır: Birisine umre derler, senenin her gününde yapılır. Hac ise yalnız Kurban Bayramı’nın arefesindeki olan güne derler.
“Bu şimdi hac ve umre.” Ve’l-ğâzî. “Muharebedeki gazi.” Fî sebîlillâhi. “Bunlar Allah yoluna canlarını böyle sevk eden insanlardır.”
Mükafatları da ona göredir.
Üçüncüsü;
Ve’l-mucemmiu. “Cuma namazı.”
“Hacca giden, umre yapan, gazaya giden, bir de Cumayı ifa eden.” Fî damânillâhi. “Allahu Teâlâ’nın hıfz u himayesindedir.”
Bunlar, bu ibadetleri yaptıklarından dolayı Allahu Teâlâ’nın hıfz u himayesine girerler.
Deâhüm. “Bunlar yalvarırlar ya, gerek hacda gerek namazlarından sonra dua ederler.” Fe-ecâbûhu “Bunların duasına Cenab-ı Hak icabet eder.”
Başkalarınınkine değil, bunlarınkine bilhusus icabet eder.
Ve seelûhu fe-a’tâhüm. “Eğer bir şey isterlerse Allahu Teâlâ bunlara da îtâ eder.”
Şimdi burada bir mesele hatırıma geldi: Ve seelûhu.
İnsanlar ihtiyaçtan hiçbir zaman hâlî değildir. Çok paralı insanların bile muhakkak ki ihtiyaçları her şeye vardır. Bu ihtiyaçlarını insanların birbirlerine; “Yahu benim şuna ihtiyacım var, buna ihtiyacım var. Bana verivermez misin?” diye müracaatları doğru bir şey değildir. Müracaat doğrudan doğruya Allah’a olacak. Doğrudan doğruya. Ama bir vasıta olur başka. Ama doğrudan doğruya Allah’tan isteki o vasıtayı sana kendisi havale etsin.
Bu isteme her ne şekilde olursa olsun şöyle bir kıssa ile.
Hz. Ömer radıyallahu anh Medine-i Münevvere’de bir dilenciyi görmüş. İsteme dilenci de girer. Bakmış ki dileniyor şundan bundan. Yanındakilere demiş ki;
“Bu adam fakir. Doyurun bu adamın karnını.”
Götürmüşler doyurmuşlar karnını.
Sonra bakmış yine adam dileniyor. Yakalamış adamı. Bakmış koltuğunun altında kocaman bir de torbacığı var. Torbasını da elinden almış. Orada beylik develeri varmış. Develerin önüne torbayı silkmiş.
Şimdi diyorlar ki;
Hz. Ömer’in o adamın elinden torbasını almaya ne hakkı vardı?
O adam onları istemiş istemiş, ondan bundan doldurmuş torbasına. Bir hafta, bir ay geçinecek. Onun elinden bunu almaya ne hakkı vardı?
Diyor ki;
Bugünün Rezzak’ı olan Allah seni doyurdu. İşte yedirdi, karnını doyurdu. Yarının da Allah’ı var. Bugün için yarına sen hazırlanmaya hakkın yok. Belki yarın yaşamayacaksın. Ne diye âlemin parasını malını elinden alıyorsun.
Yarına yaşayacağına senedin mi var elinde?
Yok.
Öyleyse niçin âlemi rahatsız ettin de aldın bunları? Binâenaleyh bunların sahibine iadesi lazımdır diyor. İadesine de imkân yok. Kim bilir nerelerden aldı adam bunları. İyisi mi beylik devlerinin önüne döküyor yediriyor.
Buradan çok ders çıkarmışlar. İstemekte üç eksiklik var. Birisi, isterken şikâyet var. İstediğin vakitte Allah’tan şikayet var altında saklıca. Diyorsun ki; “Allah bana vermedi rızkımı bugün. Binâenaleyh sen bana bir parça bir şey ver de ben bugün geçineyim.”
Bu şikayetlik oluyor.
Buna şöyle bir misal vermiş.
Senin elinde kölelerin, hizmetkarların vardır. Senin evinde yerler içerler. Fakat senin bu hizmetkarın gider de başkasından; “Bana biraz ekmek verir misiniz, bana biraz yiyecek verir misiniz? Benim efendi bana bakmıyor!” derse, bunu da efendisi duyarsa ne kadar sıkılır yani darılır. Dönünce de kovarız onu, “Defol git, bir daha gelme benim kapıma!” da deriz. Ama Allah bunu demiyor. Lütfu geniş. Böyle bir şikâyettir bu. Her gün Allahu Teâlâ senin rızkını verecektir. Başkasından istemene hiç lüzum yok.
İkincisi, zillet vardır diyor. İstemekte zillet var. Mutlaka isteyeceksen Allah’tan iste. Allah’ın kullarına ne müracaat ediyorsun? Sen nasılsan Allah’ın kulları da öyle. ‘Ama onun malı çokça, isteyeyim.’ Olmaz! Müslüman azizdir.
Müslüman;
Ve lillâhi’l-izzetü ve li-resûlihi ve li’l-mü’minîne.[1]
İzzet mü’minin ki, sen o izzeti ayaklar altına alıyor, “Bana da ver!” diyerekten ötekine el açıyorsun. Bu Müslümana ve mü’mine yakışmayan sıfatlardan birisidir.
Üçüncüsü de hatırıma gelmiyor bak.
Bu üç dertten dolayı istemenin caiz olmadığını güzelce beyan etmişler.
Allah hepimizi affetsin.
El-Hâccu Er- Râkibü. Şimdi hacca gitmek iki türlü oluyor: Birisi binekle gidiyorsun, birisi de yayan gidiyorsun. Mesela Mekke’ye eskiden çok uzak yerlerden de üç beş ay evvel çıkıp yürüyerek gidenler olurlarmış. Belki mesafelerine göre bugün de oluyordur. Ayrıca gerek at, gerek araba, gerek tayyare... hangisi olursa olsun binek.
Er-Râkibü. “Bunlarla binerek gidiyor.” Bi-külli huffin. “Her adımına.” Yedauhu baîruhu. “Bindiği at, deve, neyse onun her adım atışı.”
Bugün tayyarenin de pervanesinin her dönüşü diyelim.
Hasenetün. “Onda bir hasene vardır.”
Yani oraya gidinceye kadar ne kadar tekerlek dönecekse, yahut ne kadar adım atacaksa o adımı kadar sevap veriliyor.
Ve’l-mâşî. “Ama bir de yürüyerek gidenler var.”
Şimdi bak görüyorsun ya hacda, birçok hacı efendiler yayan olaraktan, Mekke’den Arafat’a hep yayan çıkarlar. Çocukları arkalarında, eşyaları sırtlarında, fenerleri ellerinde, yayan yayan yürüyüp giderler. Binlerce kişi böyle. Bunların çoğunun sebebi sevaba nail olmak için. Yani parasızlıktan fakirlikten de değil en çok sevaplardan birisi de sevabı alabilmek için.
Ve’l-mâşî. “Böyle yürüyerek giden için.” Lehu bi-külli hatvetin yahtûhâ. “Attığı her bir adıma.” Seb’ûne haseneten min hasenâti’l-haremi. “Harem diyerekten Mekke-i Mükerreme’deki sevaplardan bu adama 70 sevap veriyor her adımına.”
Yetmiş sevap. Her adımına 100 bindir. Yetmiş kere 100 bin, yedi milyon eder. O kadar çok sevap var her adıma.
Onun için bu sefer Medine-i Münevvere’de Araplar vaaz ederken ben de onları dinlerken hoşuma giderde dinlerdim. Adam bundan bahsediyordu. Yaya olarak giden insanların Hac’da her adımına, bir de vuruyor ayağını böyle. Yani böyle her adımına Harem’in sevaplarından yani 100 bin sevaptan 70 tane sevap verilir ki, işte bu çok hesapsız bir sevap. Her adıma bu. Oraya gidinceye kadar kim bilir kaç adım olacak. Çünkü 20 kilometreden fazla.
Bir kilometre 1000 adım mıdır?
Demek 20 bin adım yapacak aşağı yukarı.
El-Hâccu fî damânillâhi mukbilen ve müdbiren. “Şimdi hacı gitti hacı oldu. Hacı oldu, hacı olduğu vakitte, hacılığı yapıncaya kadar, Allahu Teâlâ’nın hıfz u himayesinde.”
Bir de dönecek o hacı evine.
Mukbilen.”Gidişi.” Müdbiren. “Evine dönüşü, gelişi.”
Giderken de gelirken de vatanına gidinceye kadar hacı Allahu Teâlâ’nın hıfz u himayesindedir.
Onun için bu yere vesair hastalıklar, hangi çeşit olursa olsun, Allahu Teâlâ’nın hıfz u himayesinde olduklarından dolayı onlara bir zarar gelmez.
Fe-in esâbehu fî seferihi. “Olur ya, bir hastalığa, bir sıkıntıya bir meşakkate düşecek olursa.” Teabun ev nasabun ğufire lehu bi-zâlike seyyietühü. “Bu hastalığından, rahatsızlığından, yorgunluğundan dolayı bütün günahları silinir.” Ve kâne lehu bi-külli kademin yerfeuhu elfü derecetin fi’l-cenneti. “Bu sefer her adımına cennetten bin derece verilir.”
Cennetin ne tadına doyulur ne tavsifine imkanımız olur.
Allahu Teâlâ fazlıyla keremiyle bizi affetsin de oraya giden kullarının arasına bizleri de kabul etsin.
Bizim yüzümüz yok istemeye.
Şimdi bir de yağmurlu gün var.
Ve bi-külli katretin. Şimdi yağmur damlası dökülüyor ya insanların üzerine. Şimdi biz de o yağmura tutulduk. Şimdi acayip bu insanlar. Orada oluk, altınoluk dedikleri oluk var ya. Emin olunuz altı böyle mahşer gibi yığılmış. Herkes buradan yıkanacağım, ıslanacağım diyerekten can atıyor. Birbirlerini kakıştırıyorlar.
Yağmurun damlası da isabet etse iyi kafi ama, ille buradaki bol sudan yıkanacağım diyerekten hücum ediyor oraya, soyunuyor bir de vücudum ıslansın diyerekten. Biz de ıslanmayalım diyerek korkuyoruz. Hasta oluruz diye korkuyoruz.
Ve bi-külli katretin tusîbuhu. “Böyle bir şey isabet ederse kendisine.” Min matarin. “Yağmurdan.” Ecrü şehîdin. “Bu derecelerden başka kendisine şehit ecri verilir.”
El-Haccu sebîlullâhi tudaafu fîhi’n-nafakatü bi-seb’i mieti dı’fin.
Şimdi hacca giderken para harcıyoruz tabii. Para harcamaya... Burada harcasan bire on veriyor. Bire on sevap var, hangi parayı harcansan. Oradaki harcadıklarımıza da bire 100 bin veriyor. Aradaki farka bak.
Onun için paraya bazı adamlar kıyamaz. Gelmiş buraya Harem-i Şerif’in içinde yatıyor.
Neden bir yere gitmedi?
Para vermemek için. Bedava orası. Para vermemek için Harem-i Şerif’in içerisinde yatmayı tercih ediyor. Harem-i Şerif’in içinde yatmak caizdir ama edebe de uygun gelmiyor. Onun için orada ne kadar çok parayı harcarsan o kadar çok sevabın var ama, bizim de biraz bahilliğimiz tutuyor orada, adama diyoruz ki mesela bir şey alacağız. 100 lira diyor adam. Yok 50 şey veririz. Bol bol pazarlık ediyor. En nihayet neyse onu… Ama paramız var, çünkü ona göre, fazla paramız olsa da bol harcasak iyi ama hesap da lazım. Birden harcarsak arkası da gelmez tabii paranın. Muayyen bir parayla gidiyor çünkü.
El-Haccu’l-mebrûru, Hacc-ı mebrûr, kabul olan bir hac demek. Leyse lehu cezâün ille’l-cennetü. “Bunun mükafatı ancak cennettir.”
Kabul olunan haccın karşılığı cennettir. Hacc-ı mebrûr dedi ya;
Kâlû: Yâ resûlallahi mâ birru’l-hacci? “Dediler ki, ‘Bu mebrûr nedir yâ Resûlallah?’”
Hac, hac fakat bu mebrûr kelimesi nedir?
Kâle: İt’âmu’t-taâmi ve ifşâü’s-selâmi. “Yemek yedirip selam vermek.”
Haccın kabulünün şartı yemeği çok bol yedireceksin, selamı da bol vereceksin herkese.”
Onun için eskiden hacı efendiler gelmezden evvel evlerine tenbih ederler. Haline göre bir, iki, üç koyun, inek, deve keser gelecek hacılarını karşılar onlara yemekler yedirir. Bir gün, iki gün, üç gün... Galiba şey taraflarında yedi gün bunu devam ettirirlermiş. Eh herkesin haline göre yapması lazım. Fakat biz bunların hiçbirisine de tahammülümüz olmuyor.
El-Haccu ve’l-umretü. “Şimdi hac ile umre iki vazife var ya.”
Evvela bizim buradaki hacılar evvela bir umreyi yapıyorlar. Umreyi önden çıkarıyorlar. Ona temettü haccı diyorlar. Sonra hacda bulunduğu müddetçe serbest kalıyor giyiniyor rahat Mekkeli gibi işinde gücünde gidiyor. Bu kolay iş. Umreyi evvel yapıyor çünkü. Ama efdal olan umreyi hacdan sonra yapmaktır. Oraya hac niyetiyle gideceksin. Haccın vazifesi ihramlıdır. İhramlı olaraktan tâ hac bitinceye kadar duracaksın. Ama çok erken gittinse, uzun müddet böyle ihram içerisinde kalmak zordur. Bu zorluğundan dolayı umreyi yapar ihramdan çıkar. Vazifesini yapar. Ama dayanıklıysa kendisi, gençse, dayanıklıysa, vakit de hava da müsaitse hacda ihramlı olarak durmak efdaldir.
El-Haccu mektubun ve’l-umretü tatavvuun.
Bunu da Efendimiz demiş.
“Hac farzdır. Umre ise tatavvudur, nafiledir.” Yaparsan sevaptır.
El-Haccu yükeffiru mâ beynehu ve beyne’l-hacci’llezî kablehu.
Bu güne kadar yine bir kabahatler yaptık. Günahlar işledik yine. Beşeriyet icabı günahtan salim olamayız, melek değiliz.
“İşte bu hacca gittiğin vakitte geçen senenin haccıyla bu senenin haccı arasında yaptığımız kabahatler oda orada affolur.” Yalnız Hac değil ama Ramazan’da öyle bak. Ve ramazan yükeffiru mâ beynehû ve beyne ramâzâni’l-lezî kablehû. Geçen Ramazan’dan bu Ramazan’a girdik. Ramazan’da tuttuk, bayrama çıktık. İşte o arada birçok kabahatimiz oldu, hepsi silindi gitti. Kebâirler müstesn. Kebâirlere tövbe ettikten sonra… Hak, hukuk bunlara dahil değildir. Ve’l-cum’atü tükeffiru mâ beynehâ ve beyne’l-cum’ati’lletî kablehâ. Geçen Cuma kıldık Cumamızı. Bu Cuma da kıldık. Bu iki cumanın arasındaki yedi gün içerisindeki bazı günahlar işledik, kabahatler yaptık. Kebâir olmamak şartıyla, hak hukuka da tecavüz olmamak şartıyla. Hak hukuk mutlaka helalleşmeye, kebâirler de tevbeye muhtaçtır. Diğerleri otomatik mi diyorlar şimdi, kendiliğinden silinir. Bu ibadetler yapılınca defter temizlenir.
Onun için Cumaları katiyen bırakmamalı. Muhakkak! Cemaatleri katiyen bırakmamalı.
El-Hâccu. “Hacı efendi.” Yüşeffu fi erbea mietin min ehli beytihi. “Hacı kendisi mağfur oldu affolundu fakat geldikten sonra ehli beytinden 400 kişiye de şefaat hakkı verilir kendisine.”
Kendi ehli beyti 400 kişi yoktur ama geçmiş silsilesinden, şundan bundan 400 kişiye kadar o hacı efendiye şefaat hakkını veriyor Cenab-ı Hak. Peygamberimizin diliyle.
El-Hâccu yüşeffu fi erbea mietin min ehli beytihi. Ve yahrucu min zünûbihi ke-yevmi veledethü ümmühü. Anasından doğduğu gün ne kadar temizdi hiçbir günahı yoktu değil mi? İşte kendisi hacıdan gelirken anasından doğduğu gün gibi tertemiz gelir. Hiçbir günahı yoktur.
Hepsi mi temizlenir?
Hepsi tabii.
Şimdi onun için hacı gelirken karşılamaya git. O evine girmeden yakala onu yolda. Daha günaha girmeden. Allahümmağfiri’l-hac ve limeni’stağferehu’l-hac. “Allah hem hacıyı mağfiret ediyor, hem hacı kimlere mağfiret isterse onları da affediyor.”
Onun için hacıları karşılıyoruz. Karşılamamızdaki sebebin birisi onun duasını, “Yâ Rabbi bunları affet!” duasını alabilmek onun ağzından. Yoksa saltanat için değil. Biz şimdi Bursa’da öyle. Mudanya’ya giderler, Yalova’ya gelirler, İstanbul’a gelirler. Tayyare meydanlarına gelirler. Niçin? Hacı karşılayacak. Kimisi yüzük alacak. Kimisi eskiden hediyeler getirirler hacılara. O hediyeleri alacak. O hediyeleri almak için karşılamaya gelir. Hatta davullar filan da götürürler bazen eski devirlerde.
Ha bu maksat, bu hediye almak için değildir de hacının bu duasını almak içindir o. Onun için ne kadar uzakta karşılar da onun ağzından bu duayı alabilirsen ne mutlu sana!
Allah sizi de bizi de mağfiret etsin. Sizi de bizi de iyiler arasına kabul eylesin. İyiler arasında yaşatsın. İyilerle, son nefeste iyilerle beraber can vermek ve âhirette de iyilerle beraber haşr olma devleti şerefine fazl u keremiyle nâil etsin.
Haccın Faziletleri
ve Sevapları
Hac, Yolculuk,
Secde
