Yere Düşen Lokma, İçki ve Sarhoşluk, Kardeşlik, Komşu, Bulaşıcı Hastalıklar, Yıldırımdan Korunmak İçin

Yere Düşen Lokma, İçki ve Sarhoşluk, Kardeşlik, Komşu, Bulaşıcı Hastalıklar, Yıldırımdan Korunmak İçin
Eûzubillahimineşşeytânirracîm. Bismillâhirrahmânirrahîm.
Elhamdülillahi rabbilâlemin ve’l-âkibetü li’l-müttekîn. Vessalâtü vesselâmü alâ seyyidinâ muhammedin ve âlihî ve sahbihî ecmaîn.
İ’lemû eyyühe’l-ihvân enne efdale’l-kitâbi kitâbullah ve enne efdale’l-hedyi hedyü muhammedin sallallahu aleyhi ve sellem ve şerra’l-umûri muhdesâtühâ ve külle muhdesin bid’ah ve külle bid’atin dalâleh ve külle dalâletin fi’n-nâri. Ve bi’s-senedi’l-muttasıli ile’n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:
Derse başlarken böyle bir dua okuyorum;
İ’lemû eyyühe’l-ihvân enne efdale’l-kitâbi kitâbullah. “Efdal olan, en efdal olan, en kıymetli olan, en üstün olan kitabullahtır.”
Kitabullah! Yani Kur’ân-ı Azîmüşşân’dır. Efdalü’l-kitâbi kitâbullah.
Efdalü’l-ilmi. “İlmin efdali de...”
Birçok ilimler var ya dünyada. Ay’a da gidiyor, yarın Güneş’e de gidecekler belki, nereye giderse gitsin.
“İlmin efdali de, Kur'an ilmine vâkıf olmaktır.” İlm-i Kur’an'dır. Ne kadar ilim varsa hepsi onun içerisindedir. Onu öğrendin mi Allah'ın rızasını kazandın.
Süleyman aleyhisselam, gökte uçan, ordusunu uçuran, her dilden anlayan bir peygamberdi. O peygamber olmazdan evvel Cenâb-ı Hak ona sordu;
“Yâ Süleyman ne istersin? Saltanatı mı istersin, mal mülk mü istersin, ilmi mi istersin?”
Muhayyer kıldı.
“Yâ Rab! İlmi isterim.” dedi. İlmin peşinden, hem saltanat geldi hem de varlık geldi. Bunların hepsi ilmin peşindedir. Bütün dünyanın nimetleri ilmin peşindedir. İlimin olduğu yerde her nimet vardır.
Cenâb-ı Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in yolunda gitmekle olur, onun sözlerini dinlemekle olur. O’nun yolu da, bin şu kadar sene evvel bizden ayrıldı. Fakat O'nun bıraktığı eserler O’nun yoludur. O’nun eserlerini okuyup da O'nun yoluna uyabildin mi bahtiyarsın sen. Meteliğin olmasa yine bahtiyarsın.
İzâ sekatat lukmatü ehadiküm.
Şimdi çok büyük kusurlarımız var. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki;
“Sizin lokmanız bir sebeple elinizden düştü, Onu yerde bırakmayın.” İzâ sekatat lukmatü ehadiküm fe’l-yümit mâ bihâ mine’l-ezâ. “Siler, daha çok kirlenmişse isterse yıkar onu yine yer.”
Ve lâ yedeehâ li’ş-şeytâni. “Onu şeytana bırakmayın.” diyor yani israf etmeyin.
Bu lokma Cenâb-ı Hakk'ın bir nimetidir, rızkımızdır. Onu topraklara bırakıp da şeytana terk etmeyin. Onu o kadar hakir görmemek lazım. O kadar aciziz ki lokmamız düşünce onu almak kibrimize geliyor. Büyüklük taslıyoruz onu alamıyoruz. Halbuki o ayaklarımızla getirdiğimiz pislikleri halıların üzerine bırakıyoruz. Sonra o yavrularımız da onları teneffüs ediyor.
Hiç akıl işi mi bu?
Binâenaleyh güzellik, iyilik hep İslâm’dadır, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in dediklerindedir. Yemede de, giymede de, yürümede de, her şeyde Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'e uy!
İzâ sekira fe’clidûhu sümme sekira fe’clidûhu sümme izâ sekira fe’clidûhu fe in âde’r-râbiate fa’ktulûhu.
Ebû Davud'un ve Beyhaki’nin Ebû Hüreyre'den rivayeti.
Bize bir misafir geldi, içkiye ait yazılar yazıyordu. Amerika'nın büyüklerinden, kimlerse işte, içki hakkında içkinin fenalığı, zararı hakkında İngiliz lisanı üzerine bir eser yazmış. İngilizler olsun, Almanlar olsun, Amerikalılar olsun bugün dünya bilgilerinde, bilgide üstünler. Her şeyi yapabiliyorlar. Her bilgileri olduğu halde tıp bilgisinde de üstünler. Tıp bilgisinde de üstün oldukları halde bu menhus âdete hepsi müptela olmuş. Hepsi müptela olmuş! En büyük âfat kendi vücutlarında kendilerini kendileri harap ediyorlar. Bunun önüne kendileri de geçemiyor. Bugün İngiliz hayatları ciheti bakımından mahvolmuş bir millettir. En büyük fenalık, insandan hayayı kaldırır. Haya olmadı mıydı;
El-hayâü mine’l-îmâni.
El-îmânü uryânün ve libâsühû el-hayâü..
“İman çıplaktır.”
Fakat insan, insandaki haya örtünme ile ziynetlenir insan. O örtüyü attı mıydı sırtından, hiçbir insanlıkla alakası kalmaz demektir onun. Bunların özenilecek hiçbir tarafları yok ama biz ne yapalım ki gençlerimiz buna kapıldı gidiyor.
Niçin kapıldı?
El-ilmü hayâtü’l-islâmi.
Demin dedim ya, en öğrenilecek şey ilimdir. Din ilmi ama dünya ilmi değil. Dünya ilmini öğren, yine dünya ilimlerini öğrenmek zararlı değil, ama dinini öğren bir kere. Dinini öğren ondan sonra dünyanı da öğren yahut nasıl öğreneceksen öğren işte.
Ha bu ilim dini ilim olmadığı için, bugün Avrupa'yı biz benimsedik. Binâenaleyh bu içki denilen bela, dünyanın ne zamanlarından beri ise insanlar müptela olmuşlar bu âdete, gidiyor bilir bilmez. Cenâb-ı peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bunu Allah-u Teâlâ'nın emri ile yasakladı. Allah-u Teâlâ'nın emri ile yasak oldu bu. Bu yasak üzerine Müslümanlar o anda hepsini terk ettiler.
O günkü Müslümanla, bugünkü Müslümanı ölçmenin arasında ölçü yok yani. O günkü Müslümanla bugünkü Müslümanı ölçecek ölçü yok ortada.
Allah kusurlarımızı affetsin yani.
Ne polis var, ne jandarma var, ne inzibat kuvveti var, ne başka bir kuvvet var. Yalnız söz.
Yapılacak!
Herkes yapar.
Yok, yapılmayacak!
Herkes vazgeçer.
Niçin?
Bağlılık var Allah'ın resûlüne, o ne derse o oluyor.
E içki?
Cenâb-ı Peygamber yasak dedi.
Fakat bugünkü bilgiler içkinin damlası -vücut damarlarındaki beyaz, kırmızı dedikleri iki mikrop var ya- onları birleştirmeye vesile oluyormuş. Bu ikisi birleşiyor, birleşiyor kalın damarlardan geçiyorlar. Fakat ince damarlara geldi miydi tıkanıp kalıyorlar orada. Oradaki mikropların da öldürülmesine vesile oluyorlar. Hayatları gidiyor onların. Onlar telafi oluyorsa da beyindeki tahribat katiyen telafi olamıyor, gidiyor. Şuursuzluk, ahlaksızlık, envai çeşit şeyler beynin muhakemesini yapamadığından ileri geliyor.
Şimdi doktora gidersin; karnım ağrıyor, başım ağrıyor, bilmem ne ağrıyor. Onların ilacı olan şeyi verir, iyi. Fakat bu iç tahribatı olan şeylerin imkânı yok ki! Onu ancak Allah'ın resûlü'nün sözünü dinleyeceksin ve oradan uzaklaşacaksın.
Şimdi size bir şey söyleyeceğim. İlim bambaşka bir şeydir, bir esrardır, esrar-ı ilahidir. Ona insanların aklını erdirmeye imkân yoktur.
Doktor Hümeyra Hanım var, bilirsiniz hepiniz belki, gelen hocanın kızıdır, doktordur. Şimdiki nakliyatında başım benim de çok ağrıyor, şiddetli bir araya tutuldum. Medine-i Münevvere’de bir annemiz var, ismi Rabia’dır. Yaşlı bir kadındır, orada tavattun eder.
“Kızım seni çok üzüntülü görüyorum, ne o halin?”
“Başımdan.” demiş.
Elini, parmağını başıma koydu diyor.
Ağrı duruyor mu?
Yok teyze bu tarafıma geçti.
Buraya koydu diyor.
Yok tepeme geçti.
Ensemden çıktı gitti diyor.
Üç defa da. O da doktor.
Allah affetsin kusurlarımızı.
Kur'an ilmi kadar değişilecek hiçbir ilim yoktur. Kim değişirse Kur'an ilmini, o insanlıktan da İslâm'dan da çıkmış olur.
Niçin?
Hayatlarını ifnâ ediyorlar, ahlaklarını bozuyorlar.
Efendim bir damlacık, bir kadehcik?
Bir kadehi değil damlası da haram.
Kadehi değil damlası haram! Damlası haram olan şeye bir müslüman nasıl irtikap eder. Hem Müslüman olsun da, “Ben Müslümanım!” davasında bulunuyor, hem de Allah'ın yasak ettiğine cesaret etsin. Bu korkulacak bir davadır yani.
Onun için Allah cümle Ümmet-i Muhammed’i ve bizleri de muhafaza etsin.
Yâ eyyühe’l-lezîne âmenü’ctenibû.
“Uzak olun!” diyor Allah.
O husustaki dava uzun. Onu şey yaparsak alt tarafını konuşamayız.
Yani Allah şaraptan da şarabın envia olan, her çeşit insanı sekteye uğratan şeylerden muhafaza etsin.
Ama şarhoşluk iki nevidir, diyorlar. Birisi içki içersin sarhoş olursun, bir de dünyaya dalar âhireti unutur, bir şekilde sarhoş olursun. Bu sarhoşluk öteki sarhoşluktan daha beterdir. Allah muhafaza!
Bu sarhoşluk da kötü, işte ezan okunur duymaz kulak, Kur'an okunur duymaz kulağı, vaaz olunur duymaz kulağı. Söylersin, nasihat söylersin, şunu söylersin bunu söylersin kulağına girmez. İşi dünya.
Allah kusurlarımızı affetsin.
Bizim yetiştiğimiz devirlerde böyle şeylerin hiçbirisi yok idi. Herkes kardeş kardeş sarılır, sevişir, öpüşür, koklaşır. E bugün herkes birbirine düşman.
E nasıl olur Müslüman birbirini sevmesin?
E Müslümanlık demek ortadan kalkınca bunlar böyle olacak şeyler.
Bizim cinsimizde bir, cibilliyetimizde bir, memleketimizde bir. Nasıl oluyor da bu iş oluyor anlamıyorum.
Demek insan korkunç bir mahluk, başka kimselere de âlet olmaya kabiliyetli. Allah'ı unutunca insan her şeyi oluyor demek. Allah yolunda olsa bunların hiçbirisi olmaz. Hiçbirisi olmaz, Allah yolundan çıkınca hepsi oluyor. Çünkü;
La’netü’l-melâiketi. “Meleklerin lanetine uğruyor.”
Meleklerin lanetine uğradıktan sonra bitti artık.
İzâ semi’te cîrâneke yekûlûne kad ahsente fe-kad.
Adamcağızın birisi gitti;
“Yâ Resûlallah! Ben iyi veya kötü olduğumu nasıl bileyim?” dedi.
Ben iyi bir adam mıyım kötü bir adam mıyım nasıl bileyim kendimi?
Ne dersiniz ona şimdi?
Bak Cenâb-ı Peygamberimizin ne güzel cevabı;
İzâ semi’te. “Sen duyduğun vakitte.”
Neyi?
Cîrâneke. “Senin komşuların seni dinliyorlar.”
Ne diyorlar?
Yekûlûne kad ahsente fe-kad ahsente. “İyi adam bu, çok güzel adam.” diyorlar.
Ama her komşu değil ha! Sülehadan olan yaşlı-başlı Müslüman. Namazlı, niyazlı seni beğeniyorsa, “Ne güzel adam!” diyorsa, sen güzel bir adamsın.
Ve izâ semi’tehüm yekûlûne kad ese’te. “Eğer senin aleyhinde konuşuyorlarsa komşuların o iyi insanlar.” Fe-kad ese’te. “Sen de kötü adamsın.”
Kendini ona göre ayarla. Komşularına sevdir kendini, komşularının iyiliğini iste. Komşularına karşı hiçbir zarar yapma. Bazı komşu maalesef ahlakı bozuktur, dili bozuktur, şudur budur ama idare senin elindedir. Sen ona uyma. Ona cevap vereceğim diye hiç uğraşma. Sükût et, o alsın dersini.
Yine bakınız;
İzâ semi’tüm bi’t-tâûni bi-ardin. Şimdi bugün karantina var ya, bak karantinayı nasıl tarif ediyor Cenâb-ı peygamber.
İzâ semi’tüm. “Siz duydunuz.” Bi’t-tâûni bi-ardin. “Filan yerde tâun denilen, kolera dediğimiz hastalık var, duyuyorsunuz.” Fe-lâ tedhulû aleyhi. “Gerek memleketiniz olsun gerek başka bir memleket olsun, işiniz de var orada gideceksiniz. Sakın ha oraya girmeyiniz.”
Bak bir memlekette tâun denilen, veba denilen, kolera denilen bulaşıcı hastalıklar olduğunu duyduğunuz vakitte oraya girmeyiniz.
Ve izâ vekaa ve entüm bi-ardin. “Eh ne yapalım o bulunduğunuz memlekette bu hastalık türedi, sürülerle insan her gün ölüyor.”
Ha!
Fe-lâ tahrucû minhâ firâran minhu. “Siz de, ben de ölürüm korkusuyla oradan kaçmayın.”
Kaçıp da o hastalığı başka yere bulaştırmayın. Ölürsen ölürsün, ecelin gelirse gidersin. Ecelin gelmezse bir şey olmaz. O kadar. Bütün memleket ölmüyor ya. Ölen ölüyor, bütün memleket ölmüyor ki.
Eğer bu öldürücü olsaydı hepsini öldürmesi lazımdı. Olmadı, eceli gelen gider.
Onun için sen korkup da kaçma! Ecelin geldiyse şehit olaraktan gidersin, ecelin gelmediyse bir şey olmaz.
Ravileri de çok uzun yine, hepsini söylemeye lüzum yok.
İzâ semi’tüm bi-hâzâ’l-vebâi bi-beledin. Burada ismini söyledi, veba. Bizim de bildiğimiz veba denilen hastalık.
İzâ semi’tüm bi-hâzâ’l-vebâi bi-beledin. “Bir beldede veba denilen şeyi duyduk.” Fe-lâ takdemû aleyhi. “Sakın oraya girme.” Ve izâ vekaa ve entüm bihi. “Sen oradayken hastalık çıktı orada.” Fe-lâ tahrucû firâran minhu. “Ondan korkaraktan kaçma.”
Orada kal, hastalığı yayma etrafa. Yani hükmü ilahiye razı ol.
İzâ semi’tümü’r-ra’de fe’zkürullâhe fe-innehu lâ yüsîbü zâkiran.
Gök gürlüyor, şimşekler çakıyor.
“Böyle korkulu bir hal olduğu vakitte.” Vezkurullah. Allah Allah Allah. Lâ ilahe illallah, lâ ilâhe illallah, lâ ilâhe illallah. Sübhanallah, sübhanallah.
Ve yüsebbihu’ra’dü bi-hamdihî ve’l-melaiketü min hıfeti ve yüzhirussevai ve yuhibbihi men yeşâi...
Bunu herkes bilmez ama sübhanallah demesini herkes bilir.
Sübhanallah, sübhanallah, sübhanallah de. Tesbih et Allah'ı.
İzâ semi’tümü’r-ra’de fe sebbihû ve lâ tükebbirû.
Fe-sebbihû. “Allah'ı tesbih ediniz.” Ve lâ tükebbirû. “Allahu ekber, Allahu ekber demeyin.”
Tesbih ediniz Allah'ı. Sübhanallah, sübhanallah, sübhanallah deyiniz. Ve lâ tükebbirû. Bak bu da peygamberin bir emri.
Ne hikmet var canım, o da Allah'ın ismini anmak beriki de anmak?
Oraya aklımız erer mi yahu. Cenâb-ı peygamber böyle demiş. Peki, öyleyse biz de Cenâb-ı Hakk’ı tesbih ederiz. Âyetin manasını biliyorsak âyeti okuruz. Bilmiyorsak sübhanallah deriz.
Allah kusurlarımızı affetsin.
Allâhümme inne nes’elüke temamen ni’meh ve devame’l afiyeh ve hüsne’l hatime.
Bi hürmetil fatiha.
Allah Bir
Kavmin Hayrını İsterse,
Muharremin Başı,
İhlas Suresi, Haramdan
