Hain Olmak, Kibir, Hadislerin Önemi, Mazlumun Duası

Hain Olmak, Kibir, Hadislerin Önemi, Mazlumun Duası
Elhamdülillah, sümme elhamdülillah, elhamdülillahî hedâna lihâza vema künnâ linehtediye levlâ en hedânallah. Vema tevfîki illa billah aleyhi tevekkeltu ve ileyh.
Neşhedü en lâ ilâhe illâlahu vahdehu lâ şerîkeleh. Veneşhedü enne Muhammeden abduhu ve habibuhu veresuluhu. Allahümme salli vesellime ve barik alâ hazen nebiyyu kariybu ve Resulu Seyyidul senedil azim fi kalbirrahim seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ecmaîn. Emme Emma ba’dü feya ibadellah.
İyyâke ve’t-tesvîfe bi’t-tevbeti ve iyyâke ve’l-ğırrate bi-hilmillâhi anke.
Onun için her gün tevbe ederiz elhamdülillah sabah da akşam da ediyoruz. Ama bu böyle dilimizin söyledi tevbe hakiki, bir tevbe değildir. Hakiki tevbe, dilin söylediğini tatbik etmektir. Hareketlerini ona göre düzeltmektir. Yoksa hareketler bozuk oldukça yapılan tevbeler bir sözden ibaret kalır.
“Ve seni aldatmasın Allah-u Teâlâ'nın Halîm oluşu.”
Yani biz kabahat yaptıkça Allah-u Teâlâ bize ceza vermiyor buna aldanma. Âhiret için senin defterine onlar yazılmaktadır. Yarın onlar senin karşına çıkacaktır. Onun için sen onlara hiç tenezzül etme.
Yine bak bir tane daha;
İyyâke ve sâhibe’s-sûi
Şimdi bu da çok mühimdir.
İyyâke ve sâhibe’s-sûi. “Kötü arkadaştan son derece sakının!”
Arkadaşın kötüsünden son derece sakın. Ne kadar iyi olursan ol hatta evliyâ da olsan arkadaşın kötüsü seni yoldan çıkarır. Seni yoldan muhakkak çıkarır.
Onun için Hz Abbas olsa gerek, sormuşlar da;
“Bir adam şöyle ibadât ü taati var ama konuştukları görüştükleri de şunlardır.” demişler.
“Neticesine bakın, o da onlara iltihak eder.” buyurmuş.
“Filan adam çok kötüdür her şeyi yapıyor ama görüşüp konuştukları da sülehadır.” demişler.
“O da netice itibarıyla o sülehalara karışır.” demiş.
Onun için kötü dosttan son derece korkun. Kötülüklerin hududu yok tabi, dünyada her çeşit bir sürü kötülük var.
Fe-innehu kıt’atün mine’n-nâri. “Kötü adamla dost olmak ateşten bir parçadır.” Lâ yenfeuke vüddühu. “Onun dostluğundan katiyen istifade edemezsin.”
Kötü adamın dostluğundan katiyen fayda elde edemezsiniz.
Ve lâ yefî leke bi-ahdihi. “Hiçbir zaman sözünde de durmaz.”
Sana şöyle yapacağım böyle yapacağım der neticede olmaz bir şey.
İyyâküm ve’l-hıyânete fe-innehâ bi’seti’l-bitânetü .
Hıyanet mâlum.
“Siz sakın bu hıyanetliği kendinize mal etmeyin. Yani hıyanet eden hain olmayın.” Fe-innehâ bi’seti’l-bitânetü. “Hainlik çok fena bir şeydir.” Ve iyyâküm ve’z-zulme. “Sakın zulüm de yapmayınız, zulümden de sakının. Fe-innehu zulumâtün yevme’l-kıyâmeti. “Çünkü zulümlerin akıbeti yevm-i kıyamette karanlıklar içerisinde kalmasına vesile olacaktır.” Ve iyyâküm ve’ş-şuhha. “Sakın ha sıkılıktan da sakınınız, korkunuz, kaçınınız.” Fe-innehâ ehleke men kâne kableküm. “Sizden evvelki insanların ölümüne, mahvına, helakına sebep olan.” eş-Şuhhu. “Bu sıkılıkları idi.”
Beş lira 10 lira ikram.
E ne olur bunlarla?
Bir şey olmaz.
Halbuki sefahat âlemine gelince insanlar yüzleri binleri gözleri görmüyor. Yüzü bini bir akşamda harcayıveriyor. Hayra gelince sıkıyor da sıkıyor, beş yeter diyor.
Bu sıkılığın neticesi;
“Birbirlerinden de ayrılırlar.”
Ne akrabalık, ne dostluk, ne bir şey kalmadı. Çünkü vermiyor, vermeyince öteki tarafta küsüyor beriki taraf da, ayrılıklara sebep oluyor.
İyyâküm ve’l-kibra.
Şimdi Efendimiz bizi yine uyarıyor;
“Sakın ha, kibirden de son derece sakın.” Fe-inne iblîse hamelehu’l-kibru alâ en lâ yescüde li-âdeme. “Kibir şeytanın sıfatıdır ki Âdem aleyhisselam'a Cenâb-ı Hak secde et dediği halde ben ondan üstünüm diyerekten yapmadı.”
Hem cehlini ispat etti hem de Allah-u Teâlâ'nın emrine inkıyad etmediğinden dolayı. Kibir şeytandan miras olaraktan, kimde varsa onun üzerine şeytanın sıfatlarından bir sıfat gelmiş demektir.
Bir, günahların kökünü söylüyor: Birisi kibir. Bu şeytandan gelme.
İkincisi;
Ve iyyâküm ve’l-hirsa. “İkincisi de hırstan son derece sakın.”
Hırs, ha şunu da yapayım ha bunu da yapayım derken Azrail bir gün yapışır yakasına;
“Ha şu işler de duruyor. Yâ Azrail bırak bakalım.”
Yok öyle.
Hırs.
Fe-inne âdeme hamelehu’l-hirsu alâ en ekele mine’ş-şecerati.
Hz Âdem de cennette yaşıyordu.
Orada o yememekle emrolunduğu şeyi yemeseydi. Cennetten çıkmasına en nihayet bütün cennet nimetlerinden uzak kalmasına vesile oldu. Hırs sizin bilâhara elinizdeki nimetlerinde gitmesine vesile olur. İki.
Üçüncüsü;
Ve iyyâküm ve’l-hasede. “Sakın ha haset de yapmayın.”
Üç şey: Kibir, hırs, haset.
Fe-inne’bne âdeme innemâ katele ehadühümâ sâhibehu haseden. “Kabil’in Habil’i katletmesi de bu da ilk hasedin eseri oldu.” Fe-hünne aslü külli hatîeti. “Kibir, hırs, haset bütün günahların, kabahatlerin, fenalıkların kökü, babası oluyor.”
Bu üç kökten son derece sakınmak lazım. Kibir, hırs, haset.
Ama insana sorarsan, “Yok bende kibir.” der.
Hırs?
Hiç yok der.
Haset?
Hiç gözüm yok kimsenin malında der. Ama yokla, kurtulan pek azdır.
Bu da şayân-ı dikkat bir ders;
İyyâküm ve’l-ikrâde. “Sakının zelil olmaktan.”
Zillet mertebesine düşmekten sizi tahzir ederim ey ümmetim! Zillet hâline düşmeyiniz, zelil olmayınız.
Yekûnu ehadeküm emîran. “Sizden biriniz emir olur.” Ev âmilen. “Yahut bir işin başında.” Fe-te’tûni’l-ermeletü ve’l-yetîmü ve’l-miskînü. Şu üçünden birisi âmirine gelir: Yetim, miskin, dul bir kadın gelir.” diyor. Bir iş için müracaat ediyor yani. Böyle bir işim var diyor.
Fe-yukâlü uk’ud. “Otur şurada derler.”
O kadar. Otur şurada derler, oturur orada.
Hattâ yenzura fî hâcetike. “Otur şurada işine bakalım derler.” Fe-yütrakûne mukradîne. “Onu zelil olaraktan orada bırakırlar, kulak asan olmaz ona.”
Çünkü ne söyleyebilecek sözü var. Nede “niçin yapmıyorsunuz” diyebilecek bir kudreti var. Orada bekler bekler akşam olur. Bakar ki işi yok, yapacak adam yok çekilir gider.
Lâ tükdâ lehüm hâcetün. “Haceti yapılmaz oturur durur orada. Hiç kulak asan da olmaz.”
İyi bir ders!
Ve lâ yü’merû. “Kimseye de demezler ki, ‘Bakıverin yahu şunun işine!’ diyen de olmaz.” Ve yenfeddû. “Çaresiz kalırlar giderler.”
Bakın şimdi!
Ve ye’ti’r-raculü’l-ğaniy “O amire bir adam daha gelir. Ama şerif adam, sözü geçen ganî adam, zengin adam gelir.” Fe-yük’idühu ilâ cânibihi. “Buyurun efendim!” Ayağa da kalkar, derhal ona bir yer gösterir, “Buyurun efendim!”
Sümme yekûlu mâ hâcetüke. “Nedir arzunuz efendim”
Sorar, nedir arzunuz, ne istiyorsunuz, niçin geldiniz?
Fe-yekûlu hâcetî kezâ ve kezâ. “Der ki şu işim için geldim.” Fe-yekûlu ikdû hâcetehu ve accilû. “Derhal kumanda verir, emir verir. ‘Bu adamın işini çabuk, çabuk acele yapın!”
İki de bir telefon eder durur “oldu mu, çabuk.”
Siz bu duruma düşmeyin!
Öyleyse ne yapmak lazım?
Söyleyin şimdi, bu duruma düşmemek için ne lazım?
Bu hepimizin bugün düştüğü bir durumdur.
Bu durumdan kurtulmanın çaresi nedir?
Allah hepimizin yardımcısı olsun.
İyyâküm ve kesrate’l-hadîsi annî fe-men kâle aleyye fe’l-yekul hakkan ev sidkan ve men tekavvele aleyye mâ lem ekul fe’l-yetebevve’ mak’adehu mine’n-nâri.
Sonra bu hadis nakilciliği çok mühim bir derstir. Mesela buradan dinliyorsunuz, başka hocaefendilerden dinliyorsunuz. Biri, gerek cümlesini gerek kendi manasını başka tarafa, hemen ben filan hocadan da duydum, yahut falan kitapta okudum Peygamber Efendimiz böyle demiş. Fakat söylerken on tanesi eksik, on tanesi de zaittir. Söylerken ya eksik söylemiştir ya fazla ilave etmiştir. Bunların hiçbirisine Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem müsaade etmemiş. Tamamıyla hiç eksiksiz zapt edebiliyorsan, o eksiksiz olarak zapt edebildiğini nakledersin. Eğer tam mânası ile nakledemiyorsan ya eksiktir ya fazladır. Buna cevaz yoktur.
“Bunlar böyle hemen lâlettayin ağızlarından kaçırıp da ‘Böyle dedi.’ diyerekten söyleyenler cehennemde yerlerini hazırlasınlar. Ona göre konuşsunlar.”
İyyâküm ve da’vete’l-mazlûmi ve in kânet min kâfirin. “Mazlumun duasından da sakının.”
Mazlum, zulme uğrayan adamın duasından da sakının.
Ve in kânet min kâfirin.
Fe-innehu leyse lehâ hicâbün dûnallâhi azze ve celle.
Şimdi hepimiz Allah'ın kuluyuz. Allah yalnız müslümanların Allah'ı değil. Bütün mahlukatın sahibidir. Rabbülâlemîn. Binâenaleyh o beğenmediğimiz bu da Allah'ın kulu, onu da Allah yaratmıştır. Binâenaleyh ona zulüm olmasını Allah’ta istemez.
Zulüm olunduğu takdirde;
“Yâ Rab! Bak şunların bana yaptığına?” dediği vakitte Cenâb-ı Hak onların cezasını verir kendisi.
Bununla bitiyor.
İyyâküm ve muhakkarâti’z-zünûbi fe-innemâ meselü muhakkarâi’z-zünûbi ke-meseli kavmi nezelû batne vâdin fe-câe zâ bi-ûdin ve câe zâ bi-ûdin hattâ hamelû mâ endacû bihi hubzehüm ve inne muhakkarâti’z-zünûbi metâ ye’huz bihâ sâhibühâ tühlikühu.
Günahların ufakları var ya, muhakkırâti’z-zünûb dediği yani hiç mesafesinde. Mesela bakışları söyleyelim şimdi. Bakışlar, adam ne olacak, bakıveriyoruz. Muhakkırât. Yahut buna benzer, mesela sigarayı da onun arasına sokabiliriz. O da muhakkirâttandır yani hiç mesafesinde olan günahlar.
Fakat bu ufak günahlar şuna benzer ki; bir cemaat bir yere toplanmışız. Herkes dağılmış birer tane çubuk, bir şeyler toplamış getirmiş. Bakarsın bir öbek olur. Onunla bir şeyler yapılır, yemekler pişirilir ekmekler pişirilir filan. İşte o ufacıklardan oldu bu. O ufacıklar toplanınca bak büyük bir ateş meydana gelebildi. De, buna diyorlar da. Şimdi kıvılcım var ya, çakmaktan çıkan kıvılcımlar sigarayı yakıyor işte. Şerâre diyorlar, kıvılcımdır elektrikten çıkıyor evi yakıyor. Kapalıçarşı'nın yanmasına da kontak diyorlar mesela. O cereyan şeyleri çarpa çarpa yakıyor ortalığı. Ufak bir şey ama koca bir memleketin yanmasına, koca bir mahallenin yanmasına, koca bir evin yanmasına sebep oluyor. Nedir, ufacık bir kıvılcımdır.
Günah da böyledir, insanların bütün âmâlini yakmasına sebep olur. Onun için günah ufaktır diye onu benimsememezlik yapma. Ufağından da kaç ki büyüğüne hiç yanaşmayasın. Ufağından korkmazsan büyüğünü de yaparsın sonra.
Allah cümlemize affetsin de tevfikatı samadaniyesine mazhar eylesin.
Şimdi buradan çıkan bir ders.
Allah-u Teâlâ'yı sevmek lazım. Allah-u Teâlâ'nın sevgisi O’na olan hürmet ve saygının neticesidir. Hürmet ve saygısı ne nisbette ise Allah'a karşı o kadar. İçeriye ne kadar korku sokabildiysen Allah'a karşı sevgin o kadar olur. Allah-u Teâlâ'dan korku, haşyet yok ise sevgi yalandan ibarettir.
Binâenaleyh Allah-u celle ve alâ ki kâinatın sahibi, varlıkların sahibi, hepimizin sahibi. Âhirette cennet nimetleriyle bizi in’am edecek, cennetlerine koyacak varlık sahibi olan Hz. Allah'ı sevmek hepimizin hakkı iken, günahlardan korkmak suretiyle havf u haşyet, yani burada ne yaparsam Allah'ım beni görüyor ve biliyor ve bu benim defterime geçiyor.
Defterime geçiyor...
Yarın ikra’ kitâbeke dediği vakitte bu elcikler, bu ayakcıklar hepsi söylerler ve şehadet ederler.
Diyeceksin ki nasıl söylüyorsun sen yahu?
Ne yapayım diyecek, söyleten söyletiyor.
Bugün bir ağaç parçasına insan söyletebiliyor da, tahta parçasına söyletebiliyor da, radyo dediğimiz şeyler neden ibaret mesela. Şu maddelerden ibaret. Bu maddeler bugün gözümüzün önünde konuşurken, Allah varlığının bunları nasıl zapt edemeyeceğini şaşmak, Allah-u Teâlâ'nın kudreti bunu bizim içimize koymuştur. Bu içimizde mütemadiyen geceli gündüzlü işliyor, pili de içinde cereyanı da içinde. Bütün hadiselerimizi de alıyor oraya.
Onun için sabah da akşam da istiğfar eder yalvarırsak, candan yaparsak onlar silinir. Yarın karşımıza tertemiz olarak çıkar.
Onun için hem istiğfarımızı yapalım, hem de bu hiç mesafesinde olan günahlardan da son derece sakınmak suretiyle Allah sevgisinin içimize girmesine ve Allah-u Teâlâ'ya olan hürmet saygı ve tanzimimizin de son derecede güzel olması için Cenâb-ı Hak cümlemize tevfik buyursun, ihsan buyursun, in’am buyursun.
Gıybet bugün çok acı bir derttir. Yalnız şu kadar var ki gıybet denilince muhakkak birinin bir yerin arkasından konuşmak demek değildir. Mesela bir dinsizin dinsiz olduğunu duyurmak gıybet değildir. Bir sarhoşun sarhoşluğunu duyurmak gıybet değildir. Bir hırsızın hırsızlığını duyurmak gıybet değildir. Çünkü onlardan müslümanlara zarar gelmesin diye onları duyurmak lazım. Onları saklamak câiz değil. Onu duyuracaksın ki öteki müslüman da ondan korunsun. Bu gıybet müslümanların aleyhinde konuşmalardır. Müslümandır, hatadan da salim değildir.
Bu gıybet çok günahtır.
Ne kadar günah?
O kadar büyük günah ki hafsala kabul etmez.
İnsan annesiyle zina eder mi?
Etmez. Olacak şey değil yani.
“Onun 33 tane zinasına bedel.” demişler.
Bu müslüman arkadaşına hele bir hoca arkadaşı, hafız arkadaşı, din adamı...Camiye geliyor beş vakit namazını kılıyor. Bunların arkasından gıybetlerini yapmak, hatalarını söylemek, onun şanına şerefine keder verecek, onun zilletini mucip olacak şeyleri duyurmak çok büyük fenadır.
Onun için diyor ki;
Zina eden insan, günahtır zina. Bir zina eder fakat tevbe eder, “Yahu ben bu işi yaptım ama tevbekârım. Bir daha yapmayacağım.” der, olur ki Allah affeder. Ama gıybetin ki öyle değil. Gıybet sahibi tevbe de etse kabul etmiyor Allah. Ta sen kimi gıybet ettiysen gideceksin ve diyeceksin ki;
“Kardeş! Ben senin hakkında, aleyhinde şöyle konuştum. Hata etmişim, şimdi senden af istiyorum. Beni affeder misin?”
O da affederse Allah ondan sonra affediyor.
Allah'ın affı kulun affından sonra geliyor. E bunu da yapabilecek babayiğit pek az çıkar. Gitsin de özür dilesin, insanın kibri, varlığı benliği müsaade etmez ki onlara. Hadi kendinden büyüklerde olursa ona kolaylık olur ama küçük adam, kendinden küçük gördüklerine gidip de özür dilesin, imkanı yok.
Onun için;
Lâ yüğferu lehû hattâ yağfira lehû sâhibühu.
Allah muhafaza etsin cümlemizi.
Haramdan Sakınmak,
Yahudi Komşu, Allahtan
Allahı Görür
Gibi İbadet Etmek,
