İbadetler, Günahlardan Vazgeçmek, Cemaat Adabı, Yemek ve Namazda Tercih, Ezan Okununca Duaların Kabulü

İbadetler, Günahlardan Vazgeçmek, Cemaat Adabı, Yemek ve Namazda Tercih, Ezan Okununca Duaların Kabulü
el-Hamdülillahi rabbilâlemin ve’l-âkibetü li’l-müttekîn. Vessalâtü vesselâmü alâ seyyidinâ muhammedin ve âlihî ve sahbihî ecmaîn.
İ’lemû eyyühe’l-ihvân enne efdale’l-kitâbi kitâbullah ve enne efdale’l-hedyi hedyü muhammedin sallallahu aleyhi ve sellem ve şerra’l-umûri muhdesâtühâ ve külle muhdesin bid’ah ve külle bid’atin dalâleh ve külle dalâletin fi’n-nâri. Ve bi’s-senedi’l-muttasıli ile’n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve sellem:
İbadet emr-i ilahi. Mecburuz bunu yapmakta.
Canım neden yapacağız?
Allah'ın emridir yapacağız. Nasıl ki karınlarımızı doyurmak için ekmek yemek mecburiyetindeyiz. Yemezsek vücudumuz tahammül edemiyor ölüyoruz. İşte bunun gibi ruhumuzun beslenmesi için de ibadete ihtiyacımız vardır. İbadetler yapmazsak ruhlarımız ölür. Ruhlarımızın ölüşüyle artık büyük küçük hak hukuk tanımaz, önüne geldiğine saldırır, önüne geldiğini koparır .
Bu nasıl insan yani bu da insan ya, ama nasıl insan?
Ruhan ölmüş insan.
Onun için Allah'tan korkandan her şey korkar. Allah’tan korkmayandan da Allah muhafaza etsin.
Allah'tan korkacak. O haşyetullah korkutuyor, mesuliyet korkutuyor. Öldükten sonra hesap olunacak. Cennet varmış, cehennem varmış o korku yok, o akıl da yok.
Onun için;
İzâ ekamte’s-salâte. “Namazı kıldık.”
Elhamdülillah ezan okundu, emr-i ilahi, abdestlerimizi aldık geldik. Huzuru ilahiye durduk, günahlarımız bir kere döküldü.
Ve âteyte’z-zekâte. “Zekatlarımızı da verdik.” Hecerte’l-fevâhişe mâ zahera minhâ ve mâ betane. “Bununla beraber gerek iş gerek dış ne kadar günah varsa onları da terk ediyoruz.”
Onlardan da hicret ediyoruz. Asıl hicret, mâ nehallah. “Allahu Teâlâ'nın nehiy ettiklerini terk etmek.”
Hicret memleketi terk edip de oradan buraya gelmek değil. Yahut buradan Mekke'ye gitmek değil.
el-Hicretü terkü mâ nehallah. “Allah'ın yasak ettiklerini terketmek en büyük muhacirlik.”
En büyük muhacirlik. Muhacirlere ne büyük sevap veriliyorsa günahları terk edene de aynı sevaplar öylece veriliyor.
Onun için İmam Birgivi hazretlerinin eserinde okumuştum;
Terkü zerretin min meharimillahi hayrun min ibadeti sekaleyn der. “Ufak, ehemmiyet vermediğimiz bir hatayı, bir kusuru, bir kabahati terk edebilmek, ki günahtır bu. Allah bunu yasak etmiştir. Bunu terk edebilmek yer gök ehlinin yapacağı nafile ibadetlerden daha hayırlıdır.” demiş.
Hayırlıdır.
Bunun için Allah suçlarımızı affetsin.
İbadet etmek kolaydır. İbadet etmek, namaz kılmak, oruç tutmak, hacca gitmek, zekat vermek. Var olunca hepsini yapar insan, fakat fenalığı terk etmek kadar zor bir şey yoktur. Hele bir kere alıştın mı o fenalığa o fenalığı terk etmek ölüm demektir.
Oyun yerlerine alışmış, zevk yerlerine alışmış, günah yerlerine alışmış. Bunu tutabilmek zincirle bağlasan da olmaz. Alıştığı yere mutlaka koşacaktır o.
Bunun için en güzel şey Allahu Teâlâ'nın yasak ettiği şeyleri terk edebilmek, onlardan uzak olmak ve onları alışmamaktır. Binâenaleyh çocukların terbiyesinde çok ihtimam lazım, ki çocuk daha henüz küçük yaşındayken ahlâk-ı islâmiyeyi öğrenmeli, terbiyeyi öğrenmeli, nezaketi öğrenmeli, büyüklere saygıyı öğrenmeli, Allah'a kulluğu öğrenmeli. Allah korkusu daha çocukken içine sinmelidir onun.
Mülkün sahibi Allah var. Her şeyi görüyor, her şeyi biliyor, gördüğü ve bildiği halde e bunun huzurunda nasıl insan bu çirkinlikleri yapabilir? Nasıl bu hataları işleyebilir?
Bunun için evvela lazım olan bu fevahiş olan şeylerin hepsini terk edebilmek.
Fe-ente muhâcirun. “İşte sen hakiki bir muhacirsin.”
O zaman sen hakiki bir muhacirsin.
Nasıl ki Mekke'den Medine'ye gelmek için hicret ettiler ashab-ı kirâm. Bu hicretlerinde asıl muhacirlik günahları terk ettiğin gibi bu hicrettir. Çünkü ashab-ı kiramın ehli Mekke olan kısmını muhacir diyorlar. Ehli Mekke'den hicret edip Medine'ye gelenlere Muhacir diyoruz, yerli Medineliye de Ensar diyoruz.
İşte bu muhacir olan mekkelilere Medine'ye gelişlerindeki ne kadar sevap varsa bu sevapları kazanır
Kim?
Günahları terk eden. [Günahın] ufağı büyüğü yok.
Ve in mütte bi’l-hasrameti.
Bahillerin şeysi çok ağırdır, bahillik, sıkılık pek fena bir huydur.
“Ama sen böyle günahları terk ettikten sonra bahil de olsan ölsen yine korkma.”
Yine korkma, akibetin iyidir senin.
İzâ ukîmeti’s-salâtü fe lâ tekûmû hattâ teravnî.
Cenab-ı peygamber buyuruyor ki;
“Kamet olundu, kamet olunuyor ama beni görmedikçe kalkmayın.”
Cenab-ı peygamber bazen geç gelir. Geç gelince ayağa kalkıp da ayakta durmayın. Kamet bitmiş ama peygamber gelmemiş daha namazı kıldırmak için. Binâenaleyh oturun, beni gördükten sonra kalkın namaza.
Burada da olabilir. Mesela imam efendi biraz meşgul olmuştur, gelememiştir bir aczinden dolayı. Müezzin de vakit geldi diye acele etmiş kameti getirmiş. Biz de ayağa kalkıyoruz, imam efendi gelsin diye bakıyoruz. Bu da belki birkaç dakika geç kalabilir. Binâenaleyh bunu yapmayın. Demek ki imam efendi gelmedikçe de, imam efendiyi görmedikçe de kamet etmeyin demek.
İzâ ukîmeti’s-salâtü fe-lâ salâte ille’l-mektûbetü.
Kamet geldi, kamet edilirken, “Ben şu iki rekat [nafile namaz kılıvereyim.” demeyin.] Camiye girerken iki rekat nafile namaz kılarlar, tahiyyetü'l-mescid derler.
“Şunu da kılayım da öyle imama uyuyayım.”
“Sakın bunu yapma.”
Kamet olunduktan sonra imam da Allahu ekber dedikten sonra bu tahiyyetü'l-mescid geride dursun, sen imama uy. Başka namaz kılınmaz artık.
Yalnız sabah namazlarında eğer ikinci rekata erişeceğini aklın keserse, birinci rekatı kaçıracağım ama ikinci rekatta imama ereceğime aklım keserse, sabah namazının sünnetini terk etmemek için o kılınır. Ama ikinci rekatta erişemeyeceğim, birinci rekatı yattı o imam rükuya gitti, kalkıyor ikinci rekatta. İkinci rekatta da ben sünneti kılıncaya kadar ikinci rekat da kaçacak. Öyleyse artık onun kusurunu Allah'tan diler, Allahu ekber der imam efendiye uyarız.
Şunu da okuyayım kafi gelsin.
Bakın, buna da dikkat edin!
İzâ ukîmeti’s-salâtü. “Ezan okundu.” Ve hadara’l-aşâü. “Akşam yemeği de hazırlanmış.”
Akşam yemeği de hazırlanmış ezan da okundu, namaza gitsek yemek kalacak, yemeği yesek namaz kalacak.
Bak ne diyor;
Fe’bdeû bi’l-aşâi. “Öyleyse siz yemeğinizi yiyiniz.”
Bunda çok mühim salat meseleleri var. Namazda matlup olan huzurdur. Namaz da matlup olan huzurdur! Aç olan bir insanın yemeği hazırken namaza durduğu vakitte içi yemekle alakadar olur. İçi yemekle o alakadar olur huzur kaybolur.
Bu huzuru kaybetmemek için ne kadar mühim bak. Bu huzuru kaybetmemek için cemaati terk ettiriyor. Yemeğini ye, sonra namazda ikinci bir cemaat bulursan bulursun, bulamazsan kendin kılarsın.
Bunun altında bir hadis daha var.
O da daralmış sıkıntısı var, abdeste gidecek, gerek küçük gerek büyük, ezan da okunmuş. “Şimdi şu abdestle şu namazı kılayım da sonra abdestimi tazeleyelim.” Bu da hata. Bu sıkışıklıkla namaza gitmek kerahat-i tenzihiye ile mekruhtur.
Ya?
Hemen rahatlanırsın, ama cemaati kaçırdın. Zararı yok. Yeniden tekrar kendi kendine kılarsın namazını ama rahatla kılarsın. Çünkü böyle sıkışık haliyle namaza duran insan, sıkışa sıkışan ne yaptığının bile farkına varmaz o zaman. Nasıl namaz kıldığının bile farkına varmaz. Asıl namazda makbul olan huzur ve huşû idi. Bunlara münâfi olan hareketlerin hepsi.
Şimdi bu mühim bir mesele. Namaza geldik ama gönlümüz dükkanda. Sandalyeyi koyduk dükkanın önüne, ben namaza gidiyorum diye çıktık. “Ama müşteri geldi mi gelmedi mi? Acaba bir şey oldu mu olmadı mı?” diye gönül böyle meşgul olunca çok zor olur. Binâenaleyh gönlünü de beraber getir, hakkın huzurunda gönlünle dur.
Allah cümlemizin kusurunu affetsin. Tevfîkât-ı samadâniyesine mazhar etsin.
Bak şimdi bu namaz hakkında bir tane okuyuverelim.
İzâ ukîmeti’s-salâtü. “Ezan okundu.” Fütihat ebvâbü’s-semâi. “Gök kapıları açılır.” Ve’stücibe’d-duâü. “Eller açılır yâ Rab! Ne dilekçiler var diliyor, Cenab-ı Hak’tan istiyor. Bunların dualarına icabet olunur.”
Bu ezanların okunduğu vakitte sema kapıları açılır, dualara icabet olunur, kabul olunur dualar. Binâenaleyh ezan bazı yatsı namazının ezanı ile sabah namazının ezanında uyanık olup da bu ezanlara iştirak eder evinden, Allahu Ekber... Mesela hasta, evinden ezan okunurken bu ezana iştirak ederse Allahu Ekber Allahu Ekber... diye ezanı müezzinin dediği gibi der, sonra elini açar.
Ya Rabbi! Bu okunan ezan-ı Muhammedî hürmetine bana sağlık ver, afiyet ver, rızık bolluğu ver, şunu ver bunu ver... ne diyecekse der. Bu reddolunmaz bu dua.
Fe ize’nsarafe’l-munsarifü mine’s-salâti. “Namazı kıldık. Bitti namaz.”
Bak şimdi duanın şeysine bak! Namazı kıldık işimize koşacağız, dükkana gideceğiz. Bitirdik ya, esselamü aleyküm ve rahmetullah, esselamü aleyküm ve rahmetullah dedik. Arapların yaptığı gibi, hani selam verince pabucu kapıp gidiyor ya.
“İşte onun gibi sen de sakın ha namazı bitirir bitirmez bu duayı yapmadan kalkma.”
Bu duayı dedi. Şimdi tesbih çekeceğiz başka. Fakat bu duayı da diyor.
Nedir o dua?
Allâhümme ecirnî mine’n-nâri ve edhılne’l-cennete ve zevvicnî mine’l-hûri’l-îni. “Şu üç şey: Yâ Rab! Beni azabından emin eyle.”
Azabından emin eyle! Namazı kıldım ama bu duayı da yapacağım. Yâ Rabbi! Beni azabından emin eyle halas eyle.
Ve edhılni’l-cennete. “Beni cennetine de koy.”
Ona da ben aşıkım, hayranım. Oraya da koy beni. Hem cehenemden halas et, cennetine de koy.
Ve zevvicnî mine’l-hûri’l-îni. “Bu hûr-i îynlerle beni de evlendir.”
Onlardan bana nasipler ver deyince;
Kâleti’n-nâru. “Cehennem diyor ki.” Yâ veyha hâzâ eaceze en yestecirallâhe min cehenneme. “Sen ne aciz insansın ki namazı kıldın da bu duayı yapmıyorsun.”
Sen cehennemden kurtulmayı istemiyorsun, cennete girmeyi istemiyorsun ve hûrîlerle de evlenmeyi de istemiyorsun. Bunları demeden kalktın gittin. Ne aciz insansın!
Cennet de bunu diyor, hûr-i îynler yani hûrîler de bunu diyor, Cehennem de bunu diyor. Cennet de, cehennem de, hûr-i îynler de bunu istemediğimizden dolayı bizi ayıplıyor. Siz nasıl insansınız ki namazlarınızı kıldığınız da bu devletleri istemiyorsunuz!
Allâhümme ecirnî mine’n-nâri.
Beraber diyelim.
Allâhümme ecirnî mine’n-nâri
Ecirnâ dersek “hepimizi” deriz ki o daha âlâ. “Beni” demekten, “hepimizi cehennemden halas et.” demek daha iyidir.
Allâhümme ecirnâ mine’n-nâri ve edhılna’l-cennete me’al-ebrâr.
“İyilerle bizi cennete de koy yâ Rabbi!”
Biz ona istihkak kesbedemeyiz. Kendi kudretimizle cennete giremeyiz yani ama senin lütfunla sokarsın bizi ona şahitiz.
Bu da Cenab-ı Hakk'ın bir nimeti.
Allahümehdina min indik ve efid aleyna min fazlik ve eşbi’ aleyna min rahmetik ve enzil aleyna min berekatik.
Allâhümme inne nes’elüke temamen nime ve devamel afiye ve hüsnel hatime. Bi hürmetil fatiha.
Lailaheillallah, Namaz,
İflas durumu, Borçlu
Haramlardan Kaçınmak,
Allah Korkusu, Zekat
