Horoz ve Merkep Sesi, Huy Değişmez, Batıya Özenmek

Horoz ve Merkep Sesi, Huy Değişmez, Batıya Özenmek
Eûzubillahimineşşeytânirracîm. Bismillâhirrahmânirrahîm.
el-Hamdülillahi rabbilâlemin ve’l-âkibetü li’l-müttekîn. Vessalâtü vesselâmü alâ seyyidinâ muhammedin ve âlihî ve sahbihî ecmaîn.
İ’lemû eyyühe’l-ihvân enne efdale’l-kitâbi kitâbullah ve enne efdale’l-hedyi hedyü muhammedin sallallahu aleyhi ve sellem ve şerra’l-umûri muhdesâtühâ ve külle muhdesin bid’ah ve külle bid’atin dalâleh ve külle dalâletin fi’n-nâri.Ve bi’s-senedi’l-muttasıli ile’n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:
İzâ semi’tüm nehîka himârin ve nübâha kelbin ve savte dîkin bi’l-leyli fe teavvezû billâhi min şerri’ş-şeytâni fe-innehüm yeravne mâ lâ teravne.
Yine gerek merkebin gerek kelbin, kelb de nübh, kelbin ürümesi. Burada yine bazı horoz vaktini şaşırır vakitsiz öter.
“Vakitsiz öten horozun ötüşünden, kelbin ürümesinden, merkebin anırmasından Allah'a sığınınız. Çünkü sizin görmediklerinizi onlar görürler.”
Demek ki Allahu Teâlâ bak [neler yaratmış!] Biz de bir göz var ama bizim gözümüz onların gözünden aşağı demek. Onlar bizim göremediklerimizi görüyorlar.
E hayvandır o?
Hayvanın görmesi ile bizim görmemiz elbette bir değildir. Daha iyisini, daha güzelini, daha incesini görmek isteriz ama kabiliyetimiz o kadarmış, Allah bize o kadarını gösteriyor. Biz onların gördüklerini görsek belki hayatımızda yaşamamız da mümkün olmaz. Çeşitli şeylere kapılırız. Onun için bize Allah onları göstermiyor. Çünkü bu göze bir karar vermiş Allah celle ve alâ. O kararın altındakini de göremez üstündekini de göremez. O karar içerisinde olan şeyleri görür.
E hepsini görseydik?
Hepsini görseydik dayanamazdık. Dayanamazdık, AllahuTeâlâ'nın o da bir lütfudur bize ki, ancak bize lazım olan miktarını bize vermiş. Kulağımızda öyle. Her sesi kulağımız duyamaz. İşte mesela radyolarımızdaki ses mevcuttur. O makineye lüzum kalmadan onu pekala duyabiliriz. Ama Cenâb-ı Hak o kabiliyeti vermemiş. Çünkü her sesi duysak rahat edemeyiz. Ama radyonun iki dakikalık, 10 dakikalık bir şey açıyoruz mesela ondan istifade ediyoruz. Ama her an için kulaklarımız öyle dolu olsa olmaz. Onun için ancak ihtiyacımız olan şeyleri duymak için o miktarı vermiş.
Bak, burasını iyi dinleyiniz ama.
İzâ semi’tüm bi-cebelin. “Siz işittiniz ki bir dağ.” Zâlean mekânihi. “Yerinden gitti.”
“Ya burada bir dağ vardı, ne oldu bu dağ?” dersiniz.
Eh işte insanlar oya moya bitirdiler dağı. Dağ gitti ortadan.
Fe-saddekû. “Sâhi insanlar bu dağı oymuşlar. Buna inan, inan ona.” Veizâ semi’tüm bi-raculin zâle an hulukihi fe lâ tüsaddikû bihi İnanmayınız, hilkatini değiştirmek imkânı yok.İnanmayın ona.Dağın değiştiğini işitirseniz inanın,insanın tabiatından vazgeçti derlerse inanmayın.
Tabiat iki kısım: Bir kısmı, hilkaten yaratılış vardır insanda, o hilkaten yaratılıştaki huyu neyse odur. Bir de tabiat-ı saniye dedikleri kendimizin kazandığı bir tabiat vardır ki, sabahleyin çay içmeden yapamayız, kahve içmeden yapamayız. Bu tabiat-ı saniye oluyor. Bize tabii yerleşiyor yani. Artık iyi bir yerleşiyor, bu yerleşmeden kurtulmak mümkün olmuyor artık.
Herkes bilir ki içki fenadır. Şimdi satılan sigaraların üzerine devlet emretmiş, “Bu sıhhatinize zararlıdır, içmeyin.” Mecburi sigara şeylerinin üzerinde yazılı. Herif onu okuya okuya alıyor fısfıs diye içiyor. Senin zararın bana ne diyor, on para etmez diyor. Ben içeceğim bunu diyor.
İçkisi de böyle.
İçkinin zararını sanki doktorlar bilmiyor mu?
Biliyorlar ama iptila işte, bir kere o satılıyor. Ondan sonra Allahu Teâlâ çeşitli fena ahlaklar var. Bu ahlaklara müptela olan insanlar onlardan kurtulmanın çaresini bulamaz. Ancak ve ancak AllahuTeâlâ'nın inayeti ve hidayeti vasıtasıyla kurtulursa ne âlâ. Tevbe eder, istiğfar eder, Allahu Teâlâ'nın emirlerine ittiba eder, biraz da riyazetlere devam eder filan derken bakarsın o kötülük unutulur. Hiç olmazsa 40 günde derler. Onun için bu ahlâk kitaplarında,şimdi bunu burada duyduk ya,ahlâk kitaplarında olursa öyleyse biz hiç uğraşmayalım. Demek ki hepimizin tineti neyse o olur biter vesselam.
Yok öyle değil.
Şimdi doğan kuşu var, doğan. Tazı köpekleri nasılsa, tazı köpekleri yerdeki hayvanları kovalar tutar avcıya getirir yahut yakalar getirir. Kuşların da böyle avcıları vardır. Doğan gibi ve bir hayvan daha var, Şahin.Bunlar yırtıcı hayvanlardır. İnsanın yanına sokulmazlar katiyen. Fakat bunu yavru iken yakalar avcı, getirir evine. Onu karanlık bir odaya kapatır, onu odada 40 gün besler. 40 gün besler onu ama dışarıdan hiç kimseye göstermez. Hep kendi girer içeriye. Yedirir, avını verir, yemini verir, sesinede alışır o kuş, ona da alışır. 40 gün sonra omzuna bindirir onu, gider bir kuşların olduğu meydana, ona kuşu gösterir, pırrrr diye gider, kuşu yakalayıp getirir adama. Bu yabani bir hayvan.
Demek ki 40 günlük bir riyazet bunu yola getirdi.
Hayvanı yola getiren insanı getirmez mi dersin?
Sahibine teslim ol, sen de onun sözünden dışarıya çıkma. Bak, 40 gün içerisinde sen de bir melek olursun vesselam.
Allah affetsin kusurlarımızı. Allah şimdi hepimizi affetsin.
Bugün insanlar çok bildiklerinden dolayı çok da yanılıyorlar. Ben biliyorum, Kur'an'ın manasında biliyorum diyor. İşte şeriat bana kâfidir.
Allah affetsin kusurlarımızı.
O alıştığı tinetten insan bir türlü vazgeçemez. Onun da huyu budur.
İzâ semi’tüm muhammeden sallallahu aleyhi ve sellem.
Şimdi geçen pek çok hoşuma gitti. Şimdi [sorarız];
İsmin ne?
Memet.
Memet'in adı yok, Memet diye bir ad yok yani.
Biz ise, adın ne?
Memet deriz.
Ahmed’i söyleriz de Mehmet'i söylerken Memet deriz. Halbuki Muhammed denir. Muhammed de aynı addır fakat telafuzu hatalı konuşuruz. Bu ekseriyetle Memet isminde böyle hatalı konuşmalar vardır. Bu Mehmet de de dedi ki o arkadaş, “Biz Muhammed demeyiz, hürmeten demeyiz. Çünkü Muhammed'e layık değiliz. Onun ümmetiyiz ama onun yolunda değiliz ki! Onun dediklerini tutmuyoruz ki! Onun için Muhammed diyerekten demiyoruz, hürmeten demiyoruz. Liyakatsizliğimizden demiyoruz.”
Halbuki bir kaynatamız vardı, oğlu onun da Mehmet.
“Oo Muhammed!”
Bu tabirle çağırır. Ve Arabistan'da da hep Muhammed diye çağırırlar birbirlerine. Yâ Hacı Muhammed!
Binâenaleyh;
“Siz Muhammed ismini söylediğiniz vakitte.”Fe-lâ tecbehûhu. “Onu cehle atfedip onu zelil olacak bir harekette bulunmayın.”
Onu beğenmemezlik, hor görmek, hakir görmek, hatta tokat vurmak çocuklara. Tokat vururuz çocuklara. Bu Muhammed ismini taşıyan çocuklara onu da yapmayın. Acı söylemeyiniz, kötü söylemeyiniz, fena söylemeyiniz, tahkir de etmeyiniz.
Velâ tuharrimûhu ve lâ tükabbihûhu. “Bunların hiçbirisini yapmayın.”
Muhammed mi, Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem'e hürmeten o çocuğa iyi muamele edin. İsmine hürmeten büyükse de yine iyi muamele edin küçükse de yine iyi muamele edin.
Bûrike fî muhammedin. “Muhammed ismini takınanlara Cenâb-ı Peygamberin şefaat-i hassası olacak bir. İkincisi o Muhammed isminde bir mübareklik vardır.”
Dün bize Ankara'dan “Barekallah” yazan bir levha yollamışlar. Rahmetlik oldu bir hattat efendi vardıonun yazısı imiş. Onu güzel bir şeyle böyle matbaada basmışlar. O barekallah altında da yazmış. Bu Barekallah eskiden düğünlerimiz de şurada burada hediye verilirdi. Allah mübarek etsin izdivacınızı, evinizi yahut şununuzu bununuzu. Yapılan dükkanı açma da, ev yaptırma da bunlar hep asılırdı duvarların kapıların üzerine: Barekallah. Allah mübarek etsin evinizi diyerekten.
Bu mübarekliğe akıl ermez. Her şeye aklımızın ermediği gibi bu Tebarekellezîdeki bu mübareklikten. Bu mübarek lafzı [çok kıymetlidir.]Azıcık bir yemek mübarek ise çok insana yeter.Çok insana yeter ve artar da.
Zaten bu bir kişiyi doyurmaz ya. Bak burada 10 kişi olduk şimdi, bunu nasıl yetireceğiz biz?
Allah'ın ona mübarekliği erişti ise bu ona da yetecek artacak bile.
Câbir radıyallahu anhgelmiş demiş ki;
“Ya Resûlallah! Üç gündür açsınız.Evde bir parça bir şey hazırlamışlar.Ebubekir’i, Ömer'i filan alın da birkaç kişiyle buyrun fakirhaneye bir yemek yiyelim.” demiş.
Cenâb-ı peygamber de, 300 küsur
“Buyurun!” demiş, “Câbir bizi davet ediyor arkadaşlar!”
hepsi aç çünkü, koşmuşlar Câbir'in evine.
Cabir'in ödü patlamış, Eyvah!” demiş, “Ne olacak bu? 300 kişiye nereden ne yetiştireceğiz?
Tenbih etmiş [Efendimiz;]
“Ben gelmeyince sofraya yemek koymayın.”
Cenâb-ı peygamber oturmuş kazanın başına, tencere mencere neyse, ondan almış koymuş koymuş, koymuş koymuş, ekmekten koparmış koymuş 300 kişi doymuş. Bakmışlarki tenceredeki de duruyor,ekmek de duruyor;
“Onu da komşularınıza dağıtın.” demiş.
Müspettir bu, olan hadise.
Allah cümlemizi affetsin.
Bir ikincisini daha söyleyeyim. Ashabı kiramın yiyecekleri tükendi.Tükendi, yok yiyecek.Bazılarındavar bazılarında da yok.Dedi ki Resûl-i Ekrem Efendimiz bir çuval, yaygı yaydırdı;
“Herkes neyi varsa getirsin.” dedi, nesi varsa herkes o yaygının üzerine döktü. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellemo yaygı üzerinden ashab-ı kirama bir avuç iki avuç dağıttı.
EbûHüreyre olsa [gerek,] hatırımda kaldığına göre, ona isabet eden, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem dünyadan âhirete göçtü, Ebubekir göçtü, Ömer göçtü, hâlâ ona Resûl-i Ekrem'in verdiği hurma onda duruyor.
Allah onun için yemeklerimizi yerken Bismillâhirrahmânirrahîmdemeyi [unutmayın.] Hepiniz desin küçüklerle beraber. Allahu Teâlâ’ya şöyle gönlümüzü bağlayaraktan. Bunda çok kabahatimiz var. Yemekten sonra bir de 40 lokma diye bir tabir var, oda İbrahimaleyhisselam'ın sünnetine iktidâendir. Peygamberimiz yemekten sonra yapmış duayı, İbrahimaleyhisselam da yemekten evvel yapmış duayı. İkisini cem etmek üzere, yemekten sonra mademki bir şeyler yiyeceğiz. İbrahim aleyhisselam'ın da yerine gelsin sünneti diyerekten. Kırk lokma değildir de o, sünnet yerine gelsin diyerektendir.
Binâenaleyh onların bu âdetlerini bugün unutmuş şekildeyiz, birçok evlerde yemek duası bilmezler. Yemek duası yapmasını bilmez, hemen oturur sofraya karnını doyurur kalkar gider.
Bu olur mu hiç?
İnsana yakışmaz yani. Bu nimeti bir veren var.Hatta hayvanat bile yediğinin kıymetini bilir o da haliyle Allah'a şükreder. Hayvanat da haliyle; “Çok şükür beni doyurdun, kandırdın yâRabbi!” diyerekten…
Çünkü Allahu Teâlâ o kuvveti bize vermese, Allah esirgesin ağzımız işlemese, midemizi işlemese ne yaparız yani?
Onun için çok şükür her nimet de pek mebzüldür şimdi. Bizim çocukluğumuzda bilemediğimiz, bulamadığımız bir sürü nimet bugün mebzûlen. Çünkü vasıtalar çoğaldı. Mesela Adana'dan bir mahsul gelemezdi buraya. Tâ 15-20 günde, bir ayda buraya ne gelir, hepsi erirdi. Ee şimdi kışın da var yazın da var. Çünkü getiriyor her şeyi. Çok mebzül. Bundan dolayı çok şükür edilmesi lazım.
Allah kusurlarımızı affetsin de çok şükredenbahtiyar kullarının arasına cümlemizi kabul eylesin inşallah.
Allahümme inna nes’elüke temamen niameh ve devamel afiyeh ve hüsnel hatimeh bihurmetil fatiha.
Kardeşlik, Dargınların
Barışması, Sevgiye Vesile
Allahın Sevdiği
ve Sevmediği Kişiler
