Peygamber Efendimiz (S.A.S) in Duaları ve Şefaati

Peygamber Efendimiz (S.A.S) in Duaları ve Şefaati
Eûzubillâhimineşşeytânirracîm. Bismillâhirrahmânirrahîm
el-Hamdülillâhi rabbi’l-âlemin ve’l-âkibetü li’l-muttakîn ves-salâtu ve’s-selâmu alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ecmaîn. İ’lemû eyyühe’l-ihvân enne efdale’l-kitâbi kitâbullâh ve enne efdale’l-hedyi hedyu Muhammedin sallallahu aleyhi ve sellem ve şerre’l-umûri muhdesâtuhâ ve külle muhdesin bid’ah ve külle bid’atin dalâleh ve külle dalâletin fi’n-nâr ve bi’s-senedi’l-muttasili ile’n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:
Allâhümme e’inhü ve e’in bihî ve’r-hamhu ve’r-ham bihî ve’n-surhu ve’n-sur bihî. Allâhümme vâli men vâlâhu ve âdi men âdâhu ya’nî aliyyen.
Allâhümme innî uhibbühümâ fe-ehibbehümâ ve ebgıd men ebgadahümâ ya’ni’l-hasene ve’l-huseyne.
Allâhümme’nsur el-abbâse ve velede’l-abbâsi selâsen; yâ ammu emâ alimte enne’l-mehdiyye min veledike muvaffakan râdıyen merdıyyen.
Bu birinci hadiste; Cenâb-ı Peygamber Efendimiz Hz. Ali’ye duası.
İkincisinde Hz. Hasan ile Hz. Hüseyin efendimize duası.
Üçüncüsünde de Hz. Abbas radıyallahu anh efendimizin kendisine ve çocuklarına duası.
Allâhümme salli alâ ebî bekrin, fe-innehû yühibbüke ve yühibbü rasûleke; allâhümme salli alâ umera, fe-innehû yühibbüke ve yühibbü rasûleke; allâhümme salli alâ usmâne, fe-innehû yühibbüke ve yühibbü rasûleke; allâhümme salli alâ ebî ubeydete’bni’l-cerrâhi, fe-innehû yühibbüke ve yühibbü rasûleke; allâhümme salli alâ amri’bni’l-âsi, fe-innehû yühibbüke ve yühibbü rasûleke.
Burda da bu zatlara Resulullah’ın duası.
Allâhümme men âmene bî, ve saddekanî, ve şehide enne mâ ci’tü bihi’l-hakku min indike, fe-akılle mâlehû, ve veledehû, ve accil kabdahû; allâhümme ve habbib ileyhi likâeke, ve accil lehü’l-kadâe; ve men lem yü’min bî, ve lem yüsaddıknî, ve lem ya’lem enne mâ ci’tü bihi’l-hakku min indike; fe-eksir mâlehû, ve veledehû, ve atıl umrahû.
Sadaka rasûlüllâh fî mâ kâl. Hz. Muaz’dan.
Bu hadîs-i şerîfte Cenâb-ı Peygamber Efendimiz, kendisine iman edenleri, tasdik edenleri ve Cenâb-ı Hak tarafından gönderilen Kur’ân-ı Azîmüşşân’a inananları, şehadet edenlere [dua ediyor:]
“[Yâ Rabbi,] onun malını az et, çoluk çocuğunu da az et ve sana gelmeyi sevdir ona, bir an evvel Allah’a kavuşmayı sevenlerden eyle onu. Bu hususta da hükmünü tâcil eyle [çabuklaştır].”
İkincisi:
“Bana imanı yoksa, beni tasdik etmiyorsa, getirdiğime de Hak tarafından gönderilene de inancı yoksa, bilmiyorsa onu, onun da malını çok et, çocuklarını da çok et, ömrünü de uzun et!”
Allâhümme’hdi kurayşen fe-inne âlimehâ yemleu tavâfe’l erzı ilmen. Allâhümme kemâ ezaktehüm azâben fe-ezikhüm nevâlen.
Kureyş mâlum Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem’in kabilesi.
“Kureyş kabilesinin alimine, ki o kabiledeki alim yeryüzünü ilimle dolduracak. Yâ Rabbi! Ona ihsanını ve fethini arttır.” [buyuruyor.]
Ki bundan muradın İmam Şâfiî olduğunu söylüyorlar. Çünkü Kureyş’te ondan başka alim yokmuş ve onun kadar yüksek bir alim de olmadığı için, bu İmam Şâfiî’nin medh ü senasıdır diyorlar.
Yine ona benzer bir tane daha var. O da;
“İlim Süreyya’da olsa ona Farisî’den bir alim ulaşacaktır.” Ki, o da Hz. Ebû Hanife’ye ait.
Bir de İmam Mâlik’e ait var ki;
“İnsanlar develerini ne kadar süratle dünyayı ilim talebi için dolaştırsalar; Medine’nin aliminden daha başka alim bulamazlar.”
Medine’de İmam Mâlik var o zamanlarda.
Allah şefaatlerine nâil eylesin.
Allâhümme allimhü’l-ilme, ve’calhu hâdiyen mehdiyyen, ve’hdihi ve’hdi bihî; kâlehû li-muâviyete.
Bu da Hz. Muaviye’ye Rasûlüllah sallalahu aleyhi ve sellem’in duasıdır ki bu Ahmed ibn Hanbel, Tirmizî, Taberânî Evsat, Ebû Nuaym, Temmâm ve İbn-i Asâkir’de Hz. Ömer’den rivayet olarak gelmiştir.
Allâhümme innî eûzü bike min şerri’r-rîhi, ve min şerri mâ yecîü bihi’r-rîhi, ve min rîhi’ş-şimâli, fe-innehe’r-rîhu’l-akîmü.
Rîh yani rüzgâr.
Burada Cenâb-ı Peygamber bize dua ta’lim ediyor ki, böyle sıkıntılı vakitlerinizde, âfâtı gösteren hallerde Cenâb-ı Hakk’a böyle dua ediniz. Gerek rüzgâr, gerek sağanak halindeki yağmur. İşte bazı rüzgârlar oluyor ya, tufan halinde binaları uçuruyor filan.
Öyle bir halde Cenâb-ı Hakk’a böyle sığınınız diye bir dua talim etmiş.
Allâhümme inneke te’huzü’r-rûha min beyni’l-asabi ve’l-kasabi ve’l-enâmili; allâhümme e’innî ale’l-mevti, ve hevvinhu aleyye.
Bu da Cenâb-ı Peygamberimizin bir duasıdır ki.
Yâ Rabbi, sen ruhu yani canı alırsın. Min beyni’l-asabi ve’l-kasabi. Sinirlerle kemiklerin içerisinden. Ve’l-enâmili. Parmaklardan da böyle ruhlar çekilir. Hemen bütün âzânın nesi varsa o âzâlardan can çekilir. Onu alan Hz. Allah.
Allâhümme e’innî ale’l-mevti. “Yâ Rabbi! O anda benim ölümüm üzerine bana yardım eyle!” [Ve hevvinhu aleyye. “Ölümü bana kolaylaştır.”]
O anda benim ölümüm üzerine bana yardım eyle. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem de o andaki ölümün şiddeti, dehşeti karşısında Cenâb-ı Hakk’a böylece iltica ediyor. Siz de böyle deyiniz, Cenâb-ı Hakk’a iltica ediniz. O an başka âna benzemez.
O bizim mesela senelerden beri böyle beraber yaşadığımız, yani bizim asıl can kısmımız bizden ayrılıyor ceset kalıyor. Cesette de iş yok. O bizden ayrılırken, nasıl bir ayrılış ile ayrılıyorsa, kolay bir şey değildir o.
Ölülerin başında bulunmayı tavsiye eder.
“Ölürken ölünün başında bulununuz, ibret alırsınız. Ölü can verirken bakalım nasıl can verir, kolay mı çıkıyor can?”
Bazı adamdan kolay çıkar ama bazısınınki de çok zor çıkar. Onun için ölenin başında dururken, “Acaba benim halim ne olacak?” diyerekten ibret alırsınız.
“Cenaze de yıkayınız. Cenazeyi yıkarken cenazenin hâlinden ibret alırsın da, ya bir korku gelir ya bir utanma gelir de, Allahu Teâlâ’ya dönmeye vesile olur.”
“Cenazelere de iştirak ediniz. Mezarlıklara gidiniz, oradaki ölülerden ibret alırsınız. Oraya götürdüğünüz ölüden de ibret alırsınız. Bu ibret nazarları ile buralarda bulunursanız, olur ki sizin de tövbekâr olmanıza ve Hakk’a dönmenize vesile olur.”
Bunları yapın!
Hatta bir cuma günü gusül ederseniz, o gün oruçlu da olursanız. Yalnız cuma günü oruç mekruhtur ama cumanın yanına perşembeyi yahut cumartesiyi de katmak suretiyle cuma günü oruç tutarsanız, bir de oruçlu olduğunuz halde cenaze namazı kılabilirseniz, bir de bir sadaka verebilirseniz cuma günü, o gün bir de 20 kişiye selâm da var galiba, o da inşallah ehl-i cennet olmanıza delâlet eden alâmetlerdendir denilmiştir.
Onun için ölüm hali için:
Allâhümme bârik lenâ fi’l-mevti, ve fîmâ ba’de’l-mevt. Allâhümme hevvin aleynâ sekerâti’l-mevti, ve lâ tu’azzibnâ ba’de’l-mevti.
Bunu, Hizb-i A’zam’da 25 kere her gün okumayı tavsiye etmiştir. Bunu söyleyen zâtın ismi hatırıma gelmedi.
Yani ölümün zorluğunu çekmemek için, ölürken tatlı bir ölümle, rahat bir ölümle ölmek için duaları vaktiyle yapmak lazım. Ölürken yapacağın dua bu kadar olur. Ama ölmezden evvel yaparsan bu duaları ölüme karşı da bir hazırlıkta bulunmuş olursun, ölüm de bakarsın kolaylıkla insandan gelir geçer.
Hatta şöyle deniyor, yani anne karnından dünyaya geldik ya. O dünyaya geliş ile annenin karnından kurtuluş ile dünyaya geliş arasındaki bir hat varya, dünyadan âhirete göçüş de böyledir diyor. Ana rahminden kurtulan bir insanın nasıl dünyaya geldiği vakitte bir sevinci var. Kurtuluyor ve günden güne yetişiyor ve dünyada rahatlık güzelleşiyor. Dünyadan da âhirete göçüş, tıpkı ana rahminden çıkan çocuk gibidir. Dünyadan çıkıyoruz, ahirete yani daha güzel bir âleme. Ana karnı daracıktı, o daracık yerden ayrılıyoruz. İşte dünya da daracıktır yani. Ne var işte bugün şark ile garb arasını tayyarelerle bir iki güne gidiyor. Daha kısası da olacak belki. Ama şimdi ahiretin ne ucu var ne bucu var. Ucu bucu olmadığı gibi rahatlığının da emsali yok. Tarifle bitmez.
Onun için Ya Rabbi ölümü bana kolay et, ölümü bana rahat et. Ölümden sonrasını da benim için iyi et. Beni azap etme diyerekten böyle dua etmelidir.
Allahümme eşribi'l îmâne kalbî kemâ eşrebtehû rûhî ve lâ tüazzib şe’yen min halkî bi-şe’yin ketebte aleyye fe-inneke kâdirun aleyye.
Bu da yine güzel bir Efendimizin duası.
Allahümme eşribi'l îmâne kalbî.
İman Lâ İlâhe İllâllah Muhammedün Resulullah kelimesi ile insanda hasıl olan şeydir. İnsan Lâ İlâhe İllâllah Muhammedün Resulullah dedi miydi o mü’min olmuştur. Ama bu bir buradan [dilden] denir bir de içten denir. Bunun buradan denen kısmından diyor ki burada; fe-inne’l îmâne izâ te’alleka zâhire’l-kalbi ehabbe’d-dünyâ ve’l âhirati. “Bu dışta olunca hem dünyayı sever hem ahireti sever.”
Ve izâ te’alleke bi-bâtıni’s-süveydâi’l-kalbi. “Bu iman, kalbin içine işlerse, içeri işlemişse, o zaman.” Ebğadü’d-dünyâ fe-lem yenzur ileyhâ. “Bundan sonra dünyaya hiç metelik vermez, sevmez dünyayı.”
Hattâ a’leme ve eteyekranü ennehû lâ yüsîbunî illâ mâ ketebte lî ve kad tertettü’l-ılmü.
“Öyle bir ilm-i ezeli insanda hasıl olur ki kalbe iman işledi miydi, Allah-u Teâlâ’nın dediğinden başka bir şey olmayacağına kanaat-ı kâmilesi vardır.” Dünya dese ki:
“Bu böyle olacak.”
“Hayır, Allahu Teâlâ nasıl dediyse öyle olacaktır.” diyerekten, “O’nun dediğinden başkası olmaz.” diyerekten, o kanaat içeriye yerleşir.
Bunun yerleşmesi imanın içeriye yerleşmesine bağlı. İman içeriye sindi mi, bütün azalara iman sindi miydi, artık ona taş çatlasa, Allah’ın dediğinden gayrısına inandıramazsın.
Onun için İmam-ı Gazâlî diyor ki;
İnne ecelle mâ mevâhibe’l-lâhi. “Allahu Teâlâ’nın kullarına en büyük mevhibesi, ihsanı.”
Er-rıdâ bi’l-kadâ. Kaza-i ilahiyeye razı olabilmesi, Allahu Teâlâ’nın kullarına verdiği en büyük mevâhib-i ilahiyedir, ihsan-ı ilahiyedir.
İkincisi; Ve’s-sabru inde nuzûli’l-belâi. “Dünyada hiç kimse belâdan da hâlî değildir, her an için. Bu belalar geldiği vakitte de bunlara karşı sabredebilmek, bu da Allahu Teâlâ’nın kullarına vermiş olduğu ihsan-ı ilahiyedir.”
Üçüncüsü; Ve’t-tevekkülü ale’llâhi inde’ş-şedâidi. “Şiddetler indiğinde gerek muharebe gerek sıkıntı, kıtlık felaketler indiğinde Allahu Teâlâ’ya tevekkül edip dayanabilmek.”
Bunlar Allahu Teâlâ’nın kullarına in’amı ve ihsanıdır. İman içeriye yerleştikten sonra olur bunlar. Eğer iman içeriye yerleşmedi ise bunlar olamaz.
Burada da şunu söylemiş. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem böyle dua edince Hz. Fatıma radıyallahu anhâ da Hz. Âişe Validemiz de başında bulunuyor. Efendimiz de sekerât-i mevt halinde. Yanında bir tas var, tasın içinde su var. Elinde de misvakları, iki de bir misvaklanıyorlar. Ve o sudan alıp böyle yüzlerinde filan serinlemek için sürünüyorlar da Hz. Fatıma:
“Ah babacığım!” demek istedi. “Sen bir peygamberken bile ne kadar böyle acı çekiyorsun, bu hâle dayanılır mı?” gibi bir teessür gösterdi de;
“Bu andan sonra baban için hiçbir sıkıntı yoktur kızım. Ailemin içerisinden en evvel bana gelecek de sen olacaksın!” diye onu teskin etmişti.
Burada diyor ki;
Teşdîdü’l mevti ale’l enbiyâi. “Enbiyalara ölüm neden böyle şiddetli oluyor?”
Bu zannetmeyiniz ki onların kusurlarından veyahut eksikliklerinden nâşidir [dolayıdır]. Onların tekmîli fedâilihim ve râfi’ı li-deracâtihim. “Derecelerinin yükseklikleri ve faziletlerinin kemâle ulaşması içindir bu şiddetli mevt.”
Ve leyse naksen ve-lâ azâben. “Ne noksanlıktır ne de azaptır.”
Kâle ibni’l arabî inne'l bâriz sübhânehû ve teâlâ bi-kudretihî ve hıkmetihî yühaffefü ıhrâce’r-rûhi ve yüşeddidühû. “İstediği kuluna gayet hafif bir ölüm verir, hiç anlamaz. İstediği kuluna da biraz çektirir, şiddetlendirir, hikmet-i ilahiyesidir.” Akıl ermez.
Bi-hasebî hâli’l-abd. “Kulunun hâline ne münasip ise onun Cenâb-ı Hak öyle yapar.”
Ve târaten keffâraten. “Bazen günahkarlara da onun günahlarına kefaret olsun diyerekten böyle şiddetli bir azap verir.” O ölüm halindeki çektikleri ile, çektiği sıkıntılar ile günahları silinir. Günahlara kefaret olur.
Üçüncüsü de,
Ve târaten ruf’aten li’d-deracâti ve ziyâdeten li’l-hasenât. “Günahı da yok ama yine çekiyor. O da hasenatının yüksekliği için, derecelerinin yüksekliği için.” Bazen kullarına böyle yapar.
Ve târeten hücceten ale’l-hakkı ve te’siyete ve kudreten ve ıdraten haseneh. “Bazen de peygamberlere, Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem’e olduğu gibi, halka hüccet olsun diyerekten böyle yapar.” Hikmetine kimsenin aklı ermez, fikri de ermez.
Allâhümme lâ tec’al kabrî vesenen yusallâ ileyhi, fe-innehû iştedde gadabu’llâhi alâ kavmin, ittehazû kubûra enbiyâihim mesâcide.
Yine burada sallallahu aleyhi ve sellem bir dua buyuruyorlar ki:
“Yâ Rabbi, benim kabrimi vesen, yani putlara yapılan tazim gibi yapma benim kabrimi. Putların karşısında herkes nasıl eğiliyorlar, benim kabrime de gelip böyle yapmasınlar ümmetim.”
Mesela ben bir tanesine rast geldim, adam kıble dururken Rasûlullah’ın mescidine karşı namaz kılıyor. Ya bilmediğinden Resulullah’ı daha üstün görmek suretiyle kıbleyi bırakmış ona karşı namaz kılıyor. Buna karşın Cenâb-ı Peygamber böyle dua yapmış;
“Yâ Rabbi, benim kabrime karşı namaz kılıp benim kabrimi put edinenlerden etme Yâ Rabbi!
Çünkü Allahu Teâlâ’nın gazabı çok şiddetli olur o kavmin üzerine ki nebilerinin kabirlerini mescid ittihaz edeler. “Peygamberlerinin kabirlerini mescid ittihaz eden kavme Allahu Teâlâ’nın gazabı çok şiddetli olur.”
İnne rabbî tebâreke ve teâlâ, hayyeranî beyne hasleteyni. En yedhule nısfü ümmetî el-cennete, ve beyne’ş-şefâati.
“Cenâb-ı vâcibü’l-vücûd ve tekaddes hazretleri beni iki şey arasında muhayyer kıldı: İstersen ümmetinin yarısını cennete koyayım, istersen sana şefaat hakkı vereyim, sen şefaat et!” dedi.
Burada [Râmuz’daki metinde] yok diğer bir hadiste, fa’h-tertü’ş-şefâate [ilavesi var.] “Yani ben yarısını değil şefaati ihtiyar ettim.”
Çünkü yarısına kanaati yok, [hepsinin affedilmesini ümit etti.]
Çünkü Cenâb-ı Peygamber Efendimiz, birçok isimlerinde de geçer ya, hem Şâfî’ olmakla beraber çok da merhametlidir. Hiçbir kimsenin burnunun kanamasını istemez ümmetinden.
Allah cümlemizi afv u mağfiret etsin. Tevfikat-ı samedâniyesine mazhar eylesin… Hüsn ü hatimelerle ahirete göçmeler nasib ü müyesser eylesin. Bildiklerimizle de amel nasib etsin.
el-Fâtiha.
Sabah Akşam
Dua, Selamlaşma, Kötü
Ölü Doğan
Bebek, Gece Namazı,
