Allah Korkusu, Allahı Zikretmek, Hacca Gitmenin Faydaları

Allah Korkusu, Allahı Zikretmek, Hacca Gitmenin Faydaları
Eûzubillâhimineşşeytânirracîm. Bismillâhirrahmânirrahîm
el-Hamdülillâhi rabbi’l-âlemin ve’l-âkibetü li’l-muttakîn es-salâtu ve’s-selâmu alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ecmaîn. İ’lemû eyyühe’l-ihvân fe-inne efdale’l-kitâbi kitâbullâh fe-enne efdale’l-hedyi hedyu Muhammedin sallallahu aleyhi ve sellem ve şerre’l-umûri muhdesâtuhâ ve külle muhdesin bid’ah ve külle bid’atin dalâleh ve külle dalâletin fi’n-nâr fe bi’s-senedili muttasili ile’n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:
Ehabbü’l-ıbâdi ila’llâhi azze ve celle, el-etkıyâü’l-ahfiyâü; ellezîne izâ gâbû, lem yüftekadû; ve izâ şehidû, lem yu’rafû; ülâike eimmetü’l-hüdâ, ve mesâbîhü’l-ilm.)
Sadaka rasûlü’llâh, fî mâ kâl, ev kemâ kâl.
Geçen ki dersimizden bir hadisi tekrar ediyorum.
Ebû Hüreyre Hazretleri’nden rivayet etmişler.
(İttekı’l-mehârim tekün a’bede’n-nâs) ‘Sen haramlardan kaç, haramlardan korun, o zaman nâsın, insanların en âbidi sen olursun.”Haramlardan kaçtığın gün nâsın en âbidi olursun.
Bu güzel bir ders de, bunu tekrarlıyorum ki, hepimiz belleyelim:
(İttekı’l-mehârim tekün a’bede’n-nâs) Allah’tan kokun ki nâsın en âbidi olabilesiniz. Geceleri sabahlara kadar uyumasak, gündüzleri elimizden tesbih düşmese, kitap düşmese, nâsın âbidi olamayız; haramlardan kaçmadıkça…
Haram demek mutlaka şunun bunun boynuna sarılıp, eşkıyaların para aldığı gibi para almakla olmaz. O eşkıyaya mahsus, o haram başka. Bir de faizlerle kazanılan paralar, yalanlarla kazanılan paralar, ihtikârlarla kazanılan paralar vesaire. Bunların hepsi haram zümresindendir.
Binaen aleyh, bunlarla servet biriktirmek, çalım satmak çok abes bir şeydir. Onun için âbid olmak istiyor musun, Cenâb-ı Hakk’ın sevgili bir kulu olmak istiyor musun, haramlardan kaçmak lâzım!
Ne zaman ki haramlardan kaçabiliyoruz geçen ki derste geçmişti ki, bir dirhem haram, kırk vakit namazın kabulüne mâni olur. Kırk vakit kıldığımız namaza mani olur bir dirhemi. Kırk gün ellerimizi açsak, yalvarsak, dinlemiyor Allah. Bir dirhem haramın bize verdiği zarar, kırk günde ancak temizleniyor demek ki.
Onun için haramlardan kaç, nâsın en âbidi ol.
Allah’ı Teala’nın taksimine razı ol, o zaman da insanların en zengini olursun!
Zenginlik milyonlar yahut milyarları olmakla olmuyor, insanın gözü doymuyor fakat Allah-u Teâlâ’nın taksimine razı oldu muydu ooh, ondan daha zengin kimse yok demektir.
Bu çok güzel bir ders de onu tekrarlıyoruz ki, kulaklarımızda kalsın inşallah.
İkinci bir hadis-i şerif var idi ki,
“Amellerin en sevgilisi Allah-u Teâla’ya, amellerin Cenab-ı Allah’a en sevgilisi Allah’a imandır.
İman iki şartla kayıtlıdır. On tane şartı vardır ya ikisi pek mühim; birisi Allah-u Teâlâ’nın korkusu, diğeri de Allah-u Teâlâ’nın sevgisidir. Korku ile sevgi mîzân olarak bulunursa insanın içerisinde bu insanın imanı imandır, yani tam imandır. Allah korkusu ki, (ittaki’l-mehârim) dedi, haramlardan korkmak olduğu gibi bütün ne kadar yasak varsa onlardan korku ile çekinmek, onları terk etmek, onları yapmamak.
Semerkandî Hazretlerinin bir nasihatnamesini takvimlerin arkasına yazmışlar ama hoş bir şey:
“Yedi şeyden kaçmadıkça insanlar müttakî silsilesine giremezler. Gözlerini harama bakmaktan, dillerini kötü söz söylemekten, elleriyle şunu bunu incitmekten yahut haramlara uzatmaktan, ayaklarıyla haram günah yerlere gitmekten, midesine de haram lokmaları sokmaktan korunmadıkça insan müttakî sınıfına giremez.”
Onun için ittikâ diyor, (ittaki’l-mehârim)
Müttakî olmak çok önemli olduğundan, kitabımızın baş sayfasında Elham’dan sonra Elif lâm mîm diye ayet-i kerime gelir. Estaîzü bi’llâh:
(Elif lâm mîm. Zâlike’l-kitâbü lâ raybe fîhi, hüden li’l-müttakîn)
Bu kitap ancak muttakîlere hitap eder. İman nasibi başka.
Cenâb-ı Hakk’a biz ne kadar şükretsek azdır ki, bizi el-hamdü lillâh iman nimetiyle nimetlendirmiş, anadan doğarken müslüman olarak, mü’min olarak doğmuşuz. Bir müslüman memlekette doğmuşuz, böyle bir cemaat buluyoruz, camiler buluyoruz, ibadetler edebiliyoruz. E bunları bulamayan nice zavallılar vardır ki, bu nimetlerden mahrumdurlar. Bu en büyük nimettir.
Onun için Cenâb-ı Hakk’a amellerin en sevgilisi Allah’tan korkmak, korkmak olduğu için, (hüden li’l-müttakîn) “Allah da korkanlara hidayet ediyor. Müttakî demek korkanlara, sakınanlara Allah-u Teâlâ’nın kitabı hidayet ediyor.” Namazlar da öyle, tesbihler de öyle, dualar da öyle, hayırlar hasenatlar, neler varsa hep müttakîler içindir.
Binâen aleyh, Allah-u Teâlâ da yuhibbü’l-müttakîn müttakîleri sever:
(İnna’llâhe yuhibbü’l-müttakîn) “Allah celle ve alâ müttakîleri sever.”
Zaten iki şeydir önemli olan; birisi Allah korkusu, birisi Allah sevgisi. Allah sevdikten sonra bitti iş.
Bir kulu Allah sevdi mi iş bitti demektir; insanlardan o kuldan daha bahtiyar bir kul olmaz. Çünkü Allah seviyor. Allah-u Teâlâ sevdi miydi, o da mecburen Allah-u Tealâ’yı sevecek. Allah sevgisi onun kalbisine inecek, o da her şeyden daha çok Allah’ı sevecek.
Onun için Allahu Teâlâ’nın emirlerine, “Allah’ım bana darılmasın, sevgilim darılmasın bana!” diyerekten, o kadar titizlikle dikkat eder ki, korku da ondan geliyor. Çünkü seven insanlar sevdiğine mutîdirler. E Allah-u Teâlâ’yı seven de Allah-u Teâlâ’’nın emrine mutîdir, ne emrettiyse onu yapmaya çalışır ve onun dediğinden dışarıya çıkmaz.
Onun için canını veren müslümanların sayısı yoktur. Belli değildir ki hep o Allah sevgisinden dolayıdır bu.
(Uiddet li’l-müttakîn.) “Bu cennet müttakîler için hazırlanmış, müttakîlere vaad olunmuştur. O müttakîlerin arasına ne zaman girebilirsek, o zaman biz de o cennete namzet oluruz.
(Ehabbü’l-ıbâdi ila’llâhi azze ve celle, (Ehabbü’l-ıbâdi ila’llâhi azze ve celle) “Kulların içerisinde Allahu celle ve a’lâ’ya en sevgili kullar, (el-etkıyâü’l-ahfiyâü) müttakî kullardır.”
Müttakî olanları Allah-u Teâlâ çok seviyor. Onun için hepimizin o müttakî silkine, sınıfına girebilmek için elinizden geldiğini yapabilmek lazım. Gece sabahlara kadar uyamasak müttakî sınıfına giremeyiz. İşte dağlara çekilsek ibadetle meşgul olsak yine o müttakîlerin sınıfına giremeyiz. Müttakîlerin sınıfına girmek için Allahu Teâlâ’nın yasaklarından kaçmak lazım.
Ha, müttakîlik derecesine erişmek için yalnız böyle dağlara çekilip ibadetle vakit geçirmek kâfi gelmiyor, Allah-u Teâlâ’nın emirlerine son derece dikkat lazım. Yasak mı, bitti… İçkiden daha
fena yasak yok!
(Ehabbü’n-nâsi ila’llâhi) “İnsanlardan Allah-u Teâlâ’ya en sevgili olan, (ve akrabühüm minhü meclisen yevme’l-kıyâmet) ve kıyamet gününde meclis cihetinden kullardan ve ona en yakın olanı, (imâmün âdilün) âdil olan bir imamdır.”
Ama namaz imamı değil, cami imamı değil. İmam diye, buradaki imamlardan kasıt idareci, baş idareci. Meselâ evvelce halife diyorlarmış, sonra padişahlık denmiş, krallık denmiş, reis-i cumhurluk denmiş, bu gibi adlar, çeşitli adlar almış. İmam-ı âdil, idareci ama adaletle iş görüyor.
Onun için bu âdilleri bulmak çok zordur. Mesela Hulefâ-i Râşidîn’in adaletinde şüphemiz yok. Ebû Bekr-i Sıddîk, Ömerü’l-Fâruk, Osmân-ı Zinnûreyn, Aliyyü’l-Mürtazâ radıya’llahu anhüm’ün halifelik devridir bu dört devir. Bunlar âdilane hareket etmişlerdir. Bunların adaletlerinden hiç şüphemiz yoktur.
Adalet büyük bir şey. Haksızlık yapmamak, Allah’tan son derece korkmak ve yasaklarından kaçındığı gibi ibadetleri de yapabilmek.
Bugün hepiniz biliyorsunuz ki, sabah namazıyla yatsı namazını cemaatle kılamayanlara, Cenâb-ı Peygamber münafık demiştir. Bunda kimsenin itirazı yoktur, diyen peygamberdir. Sabah namazına cemaate gelemiyorsa, yatsı namazında cemaate gelemiyorsa; çünkü öğlende, ikindide işler var, herkes işine gider, dükkânına gider filan. Cemaatte burada bulunamaz, fakat akşamla sabahta mutlaka mahallesinde, evinde olur. Evinde olduğu için camiye gelmesi mecburidir.
Bugün kimi görürsünüz ki, sabah namazında camiye gelmiştir? Camiye arabalar dolar, otomobiller dolar, gelir büyükler.
E canım senin bugün müydü bayramın? Müslümanın her gün bayramıdır. Niçin sabah namazlarında bir kere görünmüyorsunuz? Allah affetsin kusurlarımızı.
Onun için imâm-ı âdil bulunmaz şimdi, bulunması müşküldür. Ama bununla beraber; (Ve ebgadu’n-nâsi ila’llâhi yevme’l-kıyâmeti) “Kıyamet gününde Allah-u Teâlâ’yı en mebğuz, gazap olunmuş, yani sevilmeyen, (ve eşeddühüm azâben) azabı da çok şiddetli olan betbaht insan, (imâmün câirun) zalim imamlar, yani zalim idarecidir.”
Tabir öyle. Âdil olamayınca adaletin mukabili zulüm oluyor. Allah muhafaza etsin…
Zulüm kıyamet gününün zulmetlerden ibarettir. Zalim, zulumât. Zulümât geliyor. Onun için bu bir fâsit daire derler, fâsit daire.
Biz bunların bazısını methederiz, bazısını da zemmederiz; bunların hepsi cehlimizden ibarettir. Ne methe layıktırlar, methedilsin; çünkü kimin işine geliyorsa o metheder, işine gelmeyen zemmeder. E o benim işim gelir ben methederim, ötekinin de işine gelmez zemmeder. Binâen aleyh bu gibi dedikodular çok ayıp ve çirkin şeylerdir.
Bunlardan Allah bizi uzak etsin. Onların veballeri kendilerinin olsun, iyilikleri de kendilerinin olsun. Bize düşen Allah-u Teâlâ’ya ittikâ ile hizmet etmek. Allah o durumdan bizi ayırmasın.
Bakın şimdi.
(Ehabbü şey’in ila’llâhi el-gurabâü) “Allah-u Teâlâ’ya en sevgili olan şeylerden birisi garipler…”
Gurabâ, garibin cem’i. Garib kim? Yani kimsesiz, himayesiz, elinden tutanı yok. Bunlar, bu zavallılar; (el-ferrârûne bi-dînihim) dinlerini muhafaza edemiyorlar, yapamıyorlar, müşkülatlara düşüyorlar; Onların bazısı dinlerinin muhafazası için memleketlerini terk ediyorlar.”
Meselâ bizim düşman memleketlerinden hicret edip buraya gelen muhacirler gibi meselâ. Orada düşman memleketinde ibadetini yapamıyor.
Allah kusurlarımızı afv u mağfiret eylesin. Tevfîkât-ı samedâniyesine mazhar eylesin. Cümlemizi fazl u keremiyle nefsin, şehvetin, şeytanın elinden kurtulup o güzel cennetine müstahak, istihkak getiren kullarının zümresine kabul buyursun.
el-Fâtiha!
Hac, Yolculuk,
Secde
Ramazanın Son
On Günü, İtikaf
