Hac, Şeytan, İbrahim AS, Kadir Gecesi, Ana Baba Rızası, Salavat, İbadetlere Devam

Hac, Şeytan, İbrahim AS, Kadir Gecesi, Ana Baba Rızası, Salavat, İbadetlere Devam
el-Hamdülillâhi rabbi’l-âlemin ve’l-âkibetü li’l-muttakîn es-salâtu ve’s-selâmu alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ecmaîn. İ’lemû eyyühe’l-ihvân enne efdale’l-kitâbi kitâbullâh veenne efdale’l-hedyi hedyu Muhammedin sallallahu teâlâ aleyhi ve sellem ve şerre’l-umûri muhdesâtuhâ ve külle muhdesin bid’ah ve külle bid’atin dalâleh ve külle dalâletin fi’n-nâr. Ve bi’s-senedil muttasili ile’n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:
Cenâb-ı Peygamber’in son haccı var, zaten bir hac yapmıştır. Bir de İslâm'dan evvel haccı var, o sayılmaz tabi. İslâm'dan sonra da bir haccı var, o haccın da - ona veda haccı diyorlar - buyuruyor ki;
İnne’ş-şeytâne kad yeise bi-ardıküm. Şeytan aleyhillâne aduvvün mubîn[1]. Bizim en başta düşmanımız şeytan. En başta düşman şeytan, bizi yollardan çıkarıyor, Allah'tan ayırıyor, Peygamberden ayırıyor, kendimizi beğendiriyor, kendi aklımıza göre hareket ettiriyor, büyüklerimize uymayı münasip gördürmüyor. Hep o şeytanın işi bu. Şeytandan daha bir belası var. Şeytandan daha bir belası var, onun adına nefis diyorlar. Nefsin emmâre kısmı var ki bu nefsin emmâre kısmı yetmiş şeytana bedel. Yetmiş şeytana bedel, yetmiş şeytanın yapamadığını bu nefis yapar. Çok inatkârdır, mutlaka dediğini yaptırmaya çalışır. Şeytan öyle değil. Şeytan hilekârdır, burada yaptıramazsa döner başka değişik çeşit yaptırır. Israr etmez ama yaptırır.
Cenâb-ı Peygamber diyor ki, bu şeytan ümidini kesti artık. Ki Arz-ı Arab'ta, Arabistan denilen diyarda putlara tapılmaz. Öğrenildi ki putları tapmak şirktir. Allah birdir, mülkün sahibidir; taştan, ağaçtan, altından, gümüşten yapılmış heykeller, putlar... bunlara ibadet olunmaz. Bunlar boş şeyler. Öğrendi bunu artık.
Bunun ilk öğreticisi İbrahim aleyhisselam, Onun devrinde de bu putlar meşhurmuş. İbrahim aleyhisselam ne kadar çalıştıysa da zavallı anlatamamış derdini. Bir seyran, bayram günlerinde fırsatı bulmuş, herkes dışarıya gitmiş seyranlara, gezmelere. O da gitmiş putları kırmış, büyük putun başına baltasını asmış.
Gelmişler bakmışlar ki ooo putlar kırılmış yahu.
Kim yaptı bunu acaba?
Yapsa yapsa İbrahim yaptı demişler, getirmişler İbrahim'i, sen mi yaptın bunları?
Yahu demiş, balta kimin boynundaysa ona sorun, balta kimin boynundaysa ona sorun.
Yahu o konuşur mu?
Konuşmasını becermeyen, faydası zararı olmayan putlara nasıl ibadet ediyorsunuz, mâbud diyorsun onlara?
Tabii şimdi böyle [aciz] kalmışlar. Aciz kalınca, aciz adam haris olur yani canavar olur. İşin içinden çıkamayınca atın bunu ateşe, yakalım bunu demişler. Çünkü cevap veremiyorlar. Cevap veremeyince, yakmaktan başka çareleri yok, yakalım da kurtulalım bunun elinden diyorlar.
Eh, Allah'ın hikmetine karşı durulur mu?
Koca ateşi yakıyorlar, İbrahim aleyhisselamı da fırlatıyorlar.
E Allah ne yapıyor?
Allah ne yapıyor, bu koca ateşi berden ve selâmen, buz gibi yapıyor, ama alâ ibrahîm[2] diyor. Eğer bu berden ve selâmen lazının altındaki alâ ibrahîm olmasaydı bugün hepimizin evinde ateş olmazdı. Ateş soğurdu yani buz gibi bir şey olurdu. Ama yalnız İbrahim için oldu. Ateş İbrahim’i yakmaz oldu.
E baktılar, lan bu ateş, koca ateş harıl harıl yanıyor, İbrahim de içeride oynuyor, gülüyor. Bu hali görünce çok kimseler iman ettiler. O da bir sineğin belasına uğrayıp mahvoldu gitti.
Şimdi Allahu Teâlâ'nın gücü, kuvveti her şeyin üstünde. Onun için insan Allah'ı bilmesi lazım.
Allah nasıl Allah'tır?
Allah görülmez ki, şu Allah'tır diyelim. Putu yapıyor, bu Allah'tır diyor.
Niçin?
Allah'ı tanımaya aklı ermiyor. Tanımadığı için bir puta ihtiyacı var, yapıyor onu.
Elhamdülillah İslâm dini geldi, Allahu Teâlâ'yı sıfatlarıyla bize tanıttı, Allahu Teâlâ’ya şekil vermek yasak, imkanı yok. Onun için O’nu sıfatları [ile tanırız.] Her gün hocaefendi [dua kitabında] okuyor, 99 tane esmâsı var. O esmayla Allah, Rahman, Rahim, .... [tanıyoruz.] Besmele-i şerîfinin başında Bismillâhirrahmânirrahîm diyerekten Cenâb-ı Hakk'ın bu üç tane ismini anarız. Ondan sonra Kur'an'ın müteaddit yerlerinde bu doksan dokuz esmâsını sayar. Gaffâr’dır, Settâr’dır, Sabırlı’dır, Mağfiret eder, Kerîm’dir, rızıklarımızı verir. Her şeyi yapan o Allah.
Öyle olunca bizim o Allah'a yapışmamız lazım. Canımızı veren O, yediğimizi içtiğimizi veren O. Her şeyimizi veren O. Affedersiniz şu elektrik lambası demin yanmıyordu. Lambalar burada duruyordu ya. Lambalar burada durduğu halde bize cereyan gelmiyordu. Şimdi neden aydınlık oldu? Merkez bize ışığı yolladı. Merkez ışığı yollamasa o lambalar bize hiç fayda vermez. Bizim kalıbımız tıpkı böyledir işte. Allah'tan bize imdat gelmedi miydi, o sönmüş lamba gibi kapkaranlık oluruz.
Onun için Allah'a ihtiyacımız her şeyden fazla; ekmekten de fazla, yemekten de fazla, her şeyden fazla. O Allah'a ihtiyacımızdan dolayı günde beş vakit ellerimizi açacağız aman ya Rabbi [diyeceğiz] emrini tutacağız, namazlarımızı kılacağız. İnsan Allah'ın rahmetinden uzak olmasın canım, ışıksız lamba olmasın. Bu ışığın sayesinde hem kendi hem de etrafındaki insanları aydınlatır. Binaenaleyh bu akşam biz Cenâb-ı Hakk'a yalvaralım da yâ Rab, bizi affet, mağfiret et. Nimetleri veren sensin. Eğer vermezsen gözümü görmez. Bu göz kedide de var, koyunda da var, fakat ne faydası var? Ne faydası var?
Bir göz ki ibret olmaya nazarında.
Ol düşmanıdır sahibinin bâşı üzerinde.
Ha, bir göz ki ibret olmaya [nazarında]. Bak şu âleme, ucu yok bucu yok, koskoca kürreler tepemizde bomboşa duruyor.
Nedir?
Efendi, hocaefendi sen hiç okumadın mı cazibe kuvvetini?
Okumadım ya, sen okudun mu? Hangi cazibe kuvvetidir ki o okkası kilosu belli olmayan gücü boşlukta durduruyor? Biz de öyle değil mi? Milyarlarca insanın ağırlığıyla beraber hangi cazibedir çoğunu bunu zapt ediyor, durduruyor ve döndürerek de durduruyor?
E bunun sahibi Allah'tır Allah, görmüyor musun! Hiçbir ânı değişmeden sabahleyin güneş vaktinde doğar, akşam vaktinde batar. Ay öyledir, bütün ecrâm öyledir. Bunları tedbir eden bu mülkün sahibi Allah celle ve alâdır.
Biz de öyle değil miyiz?
Bak geldik, küçücüktük, büyüdük, en nihayet bir gün geliyor, ömür hitame eriyor, haydii mezara getiriyorlar, bırakıyorlar.
Ne oluyoruz orada?
Çürüyüp gidiyoruz.
E canım biz bunun için mi geldik buraya?
Este’îzübillâh, Ve mâ halaktü’l-cinne ve inse illâ li-ya’budûn[3]. Ey kullarım ben sizi boşa yaratmadım ki! Ben de melek dolu. Ben de ibadet eden melek dolu, hiç sizin ibadetinize ihtiyacım yok. Fakat sizi ibadet etsin, Benim nurumdan nur alsın, Benden kuvvet alsın, insanlığa hizmet etsin. İnsan olarak gelsin, benim cennetimde yer bulsun.
Buradan biz gideceğiz, mezarda ölmeye gitmeyeceğiz. Ya! Ölüm bizi cennete götürecek.
Bu cennetliği değişmek kadar acaba akılsızlık olur mu?
Biz kozak tutarız. Kozak denilen bir mahluk var ya, ondan ipek yaparlar. O kozak böceği biliyorsunuz kozağın içerisine girer örer kozağı, içerisinde mahpus kalır. Uzun bir böcektir, fakat on beş gün sonra gayet güzel bir kelebek olarak da meydana çıkar.
Yahu sen buraya girerken bir böcek olarak girdin, şu on beş gün içinde nasıl oldu da bu böyle bir kelebek olarak çıktın?
Allah celle ve alânın kudreti her yerde böyle ap açık. İşte on beş gün içerisinde o kelebeği nasıl yapıyor yok ediyor, yok ettikten sonra eczalarıyla bir kelebek olaraktan kozağı yiyip çıkıyor dışarıya. Biz de görüyoruz, ne güzel diyoruz.
Biz de inşallah bu mezara gireceğiz. Girmemek mümkün değil, herkes girecek, yerimiz orası. Fakat orası ahiretin kapısıdır; oradan cennete gidilir, oradan cehenneme gidilir. Burada eğer Allah'ın rızasını kazanarak gittiysek ne mutlu bize ki yerimiz cennettir. İnşallah.
Nasıl olur canım, o topraktan?
Allah'ın kudretine [sınır yoktur].
Şimdi biz geceleri rüya görüyoruz. Rüya görürken bizde bir cisim var, o cismimiz ile geziyoruz; kimimiz Mekke'ye gidiyor, kimimiz Avrupa'ya gidiyor, kimimiz başka memleketlere gidiyor. Giderken bakıyoruz ki cesedimiz tamam.
E bu ceset yatakta yatıyor?
Demek ki kudret-i ilâhîye aklın hududunun dışında. İşte o mezarın içerisinde bizi öylece ihya edip cennetine götürecek.
Cennet hudutsuz bir memleket, hudutsuz bir âlem. Orada hiçbir eksiklik yok, hiçbir zahmet sıkıntı yok. Her istediğin ayağında. Çok güzel!
Onun için Cenâb-ı Hak hepimize intibahlar nasip etsin de o cennet evini kazanan kullarından eylesin.
Fakat buraya hepimizi sokmayacaklar ki. Buraya sokulacak bahtiyarlar, Allah celle ve alânın emrini dinleyip, yasaklarından kaçanlar olacak.
Onun için Allah celle ve alâ cümlemizi yasaklarından kaçınıp emrine itaat eden, boyun büken kullarından eylesin.
Onun yolu da Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in yoludur. Peygambere uymadıkça Allahu Teâlâ'nın rızasını kazanmanın imkanı yok. Ve atî’ullâhe ve atî’u’rrasûle[4]. Allahu Teâlâ’ya itaat, peygambere itaat. Onun için onun sünnen-i seniyyesine ittibâ etmek suretiyle rızasını kazanmaya çalışacağız.
Allah hepimizi affetsin. Tevfikatı samedaniyesine mazhar etsin. Bu akşamın feyzinden bereketinden hepimizi müstefid eylesin. Oruçlarımızı da kabul etsin. Hastalarımıza şifa, dertlilerimize deva, borçlularımıza edâ ihsan buyursun. Bizi de aklı başında kâmilîn, sâlihîn zümresine ilhak buyursun.
Sakal-ı şerif çıkarıyor camilerimizde elhamdülillah. Peygamberimizin tüyüne kâinat âşık. Değil biz kâinat âşık.
Onun tüyünü böyle önümüze getirirler, onu ziyaret edersek, ona salavât-ı şerîfeler getirirsek neden şirk olsun? Neden günah olsun?
Yüzlerce belki binlerce salavât-ı şerîfe getirilir. Ona karşı içimizden bir aşk, bir şevk, bir zevk, bir neşe doğar.
Bunun için, bu sevgi yetmez mi bize?
Allah kusurlarımızı affetsin.
Şimdi bunun envâ-i çeşidi var. Mesela biz Cumalarda olsun, kandillerde olsun bayramlaşıyoruz.
Müslümanların böyle hoş gördüğü bir şeyi ind-i ilâhîye de de hoş olmaz mı dersin?
Biz başka türlü birbirimizi göremiyoruz ki ancak camilerimizde görüyoruz. İşte cumalar ve böyle mübarek günler de fırsat günleri. E hiç olmazsa birbirimize bir muânika dedikleri sevişme hasıl oluyor, bu halka oluşuyor.
Yooo bidattır bu olmaz diyertekten bunu yapmamak da ne kadar abes bir şeydir.
Onun için;
Mâ rae’l-müslimûn hasenen. Müslümanlar diyor ki iyi şey, öyleyse o indallahta iyidir.
Cenâb-ı Hak bizi Peygamberimizin yolundan ayırmasın. Onun için Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem'in sünnetine imtisal nasîb-i müyesser eylesin.
Onun için cahilliği bırakıp çocuklarımıza da ufak yaşlarından itibaren ibadeti öğretmek, okutmak, dinini öğretmek [gerekir.] Elli dört tane farzımız var. Elli dört tane farz; otuz iki tanesi imana aittir, yirmi iki tanesi de öteki şeylere aittir. Bu elli dört farzı Müslümanların ezberlemesi, bilmesi lazımdır. O anaya babaya itaatle bu elli dört farzın içerisindedir.
E şimdi bizim kaç tanemiz anamıza babamıza lazım olan sevgiyi yapabiliyoruz?
Anamıza babamıza lazım olan sevgiyi yapamadıktan sonra bu akşam Allah'tan rahmet tutmak çok boş bir şeydir. Anasını darıltan, babasını darıltan, onlara yakışmayacak sözleri söyleyen insanlar bugün ne kadar ellerini açsalar, sabahlara kadar da uyumasalar yalvarsalar boşadır arkadaşlar. Allah'ın rızası annenin babanın rızasına bağlıdır.
el-Cennetü tahte akdâmi’l-ümmehâti. Bunu hepimiz biliyoruz. Cennet ananın babanın ayağı altında yani onların rızası altında. Allah'ın rızası da ana babanın rızasına bağlı. Anan baban senden razı olursa, Allah da senden razı, olmazsa Allah da senden razı değil. Ne kadar mühim bir şey bu. Bu salât u selâmlar olsun ve ibadetler olsun [çok önemli.] Salât u selâmlar Peygamberle irtibatı temin eder. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem ile irtibatı temin eder. İrtibat denince hepiniz bilirsiniz ki askerlikte irtibatı kaybeden takım yok olur. Onun için irtibatı bozmamaya çalışırlar, onu temine çalışırlar.
Müslümanlıkta da peygamberiyle irtibat salât u selâmlara devamla olur. Salât u selâmlar boşa gitmez. Bizim buradan ağzımızdan çıkan salât u selâmları hazır bekleyen alan melekler var. Bunlara da aklımız ermez. Bunlar var, bunlar alırlar bizim salât u selâmımızı Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem'e götürür derler ki işte yâ Resûlullah filan memleketin filanlar filan kimseleri sana şu salât u selâmı okudu.
Şimdi hangimize bir hediye gelirsek memnun olmuyoruz?
Var mı hediyeden memnun olmayan?
Yoktur. Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem bu hediyeler gidince o da mukabilinde ona salât u selâm eder yani dua eder. Onun duasının evvelinden Allahu Teâlâ dua eder. Sen benim Peygamberime bu salât u selâmı getirdin, Ben sana on misli de salât u selâm getirdim. Ondan sonra Peygamber eder.
Bir salât böylece muhafaza olursa ne olur?
Hiç anlamadan senin gönlüne füyâzât-ı ilâhiyeler gelir, hak yolundan ayrılamazsın. Hak yolundan ayrılamasın, kaçamazsın, kurtulamazsın. Bir de Allah ile irtibatımız var, o da ibadetlerimizdir, ibadetler bizim Allah ile olan irtibatımızı temin eder. Bu irtibat, bu ibadet bitti bizim irtibat da gitti. İrtibat da gidince irtibatsız ipi kopmuş bir mahluka düşeriz. İpi kopmuş adam nasıl yukarıdan aşağıya düşerse bizim de halimiz ona benzer.
Onun için ibadet denince korkma arkadaş! Bu senin ne sıhhatini çalar, ne ömründen azaltır, ne rızkından azaltır. Senin rızkına rızık katar, ömrüne ömür katar. Senin gönlünü açar, feyiz ile dolarsın, neşeyle yaşarsın, neşeyle göçersin bu âlemden. Onun için beş vakit namazı güzelce yapıp Allahu Teâlâ'ya elhamdülillah demeye yüzümüz olsun.
Şunu da şimdi aklıma gelmişken söyleyeyim. Bak Cenâb-ı Hak, Allahlığı ile beraber İnnâ enzelnâ[5] diyor, ben demiyor. Edep öğretiyor bizlere. Benlik şeytana yakışır, reyini beğenen şeytanın arkadaşıdır. Benim aklım doğrudur diyen şeytana arkadaş olmuştur. Ya peygamberin yolundan ayrılma, Allah'ın yolundan ayrılma.
Allah kusurlarımızı afv u mağfiret eylesin. Tevfîkât-ı samedâniyesine mazhar eylesin. Cümlemizi fazl u keremiyle nefsin, şehvetin, şeytanın elinden kurtulup o güzel cennetine müstahak, istihkak getiren kullarının zümresine kabul buyursun.
el-Fâtiha!
Ramazan Duası,
Baba Dostunu Ziyaret,
Ramazanın Onbeşi,
Azimet Ruhsat, Ruhun
