Ramazanın Son On Günü, İtikaf

Ramazanın Son On Günü, İtikaf
Elhamdülillâhi Rabbil âlemin ve’l-âkibetü li’l-muttakîn es-salâtu ve’s-selâmu alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ecmaîn. İ’lemû eyyühe’l-ihvân fe-inne efdale’l-kitâbi kitâbullâh fe-enne efdale’l-hedyi hedyu Muhammedin sallallahu aleyhi ve sellem ve şerre’l-umûri muhdesâtuhâ ve külle muhdesin bid’ah ve külle bid’atin dalâleh ve külle dalâletin fi’n-nâr fe bi’s-senedili muttasili ile’n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:
Muhterem kardeşler!
Ramazanımızın yirmisi gitti, onu kaldı. Cenâb-ı Hak geçmişlerimizdekilerini de kabul etsin, gelecek olan günlerimizi de mübarek eylesin.
Bu on günü, i'tikâf günü olarak söylemiştik. İtikâfın fevâidi pek çok, sayılmakla bitmez. En evvela; insanın misafir olduğu zata bakılır. Bir bakana misafir olsanız, bir reis-i cumhura misafir olsanız; onu anlatmakla bitiremezsiniz. Ya, varlıkların sahibi Allah-u Teàlâ'nın evinde, Allah celle ve a'lâ'ya misafir oluyorsunuz.
Bu on gün içerisinde, yemeyi içmeyi kısaltaraktan ibadetle vaktini geçirir. Lüzumsuz hiçbir hacet için dışarıya çıkamaz. Ancak zaruret miktarı; abdest almak için, def'-i hacet gibi zaruretlerde dışarı çıkmaya izin verilmiştir. Bundan gayrı zamanda dışarıya da çıkamaz. Boş söz söyleyemez.
Onun için, bu ayda ne var? Kadir gecesi var bu on günde. Bizim bildiğimiz Kadir, Ramazan ayının 27. gecesini bellemişizdir. Fakat Cenâb-ı Peygamber sallallahu aleyhi vessellem, "21. gecesinde, 23. gecesinde, 27. gecesinde, hatta 29. gecesinde de Kadir'in olma ihtimali var." diyor. Mutlaka 27 değil yani!
21'den 29'a kadar günlerde Efendimiz Kadiri kaçırmamak için, i'tikâf sünnet-i seniyyesini bize bırakmışlar. Biz, bu sünneti seniyyeyi icra etmekle, hem memleketimize gelecek afetleri önlemiş oluruz, hem de kendimizi Cenab-ı Hakk'a teslim etmek suretiyle, kötülüklerimizi iyiliğe çevirmeğe çalışırız.
İnsan için her şey mümkün de; iyi bir insan olmak, maksat iyi bir insan olmak Allah-u Tealâ'nın istediği ve razı olduğu bir müslüman olmak. Zengin olmak hüner değil! bilgin olmak hüner değil!, kuvvet kudret sahibi olmak hüner değil! Bunlar olabilen şeyler. Asıl hüner; Allah-u Celle ve A'lâ'nın sevdiği ve razı olduğu bir kul olabilmek!
Bunun için insanlar, çeşitli çarelere başvurmuşlar. Bunun en iyisi de, işte bu Ramazan-ı şerifin 20. gününden sonraki 21. gece ki, bu gece ikindiden sonra camisinde kalır. Ondan sonra, ta bayram gecesine kadar camisinde kalır. Bayram gecesinin akşamından sonra çıkar camisinden.
Bunun sevabını söylemeğe gücümüz yetmez. Peygamberimizin sünnetidir. Hiçbir zaman, Peygamberimizin işi kadar, kimsede iş olmamıştır. Şimdi, herkes bir bahane bulur; işim çok diye. Peygamber sallallahu aleyhi vessellem deki işler kadar, kimde iş vardı? Milletin işi var, devletin işi var. Fakirlik var, zaruretler var. Birçok ihtiyaçların karşısında. Yine öyleyken, Cenâb-ı Peygamber, i'tikâfı bırakmamıştır.
Eshab-ı kiram da O'na uyarak, onlar da i'tikâflarını yapmışlardır. Bize de sünnet olarak tavsiye edilmiştir. Peygamber sallallahu aleyhi vessellem 'in ihtiyacı yok. O her zaman i'tikâf halinde. Fakat bize, "Sünnet olsun da, ümmetim de bu sünneti icra etsinler, Hakk'ın rızasını kazansınlar; Allah'ın sevdiği iyi bir kul olarak yaşasınlar; iyi bir kul olaraktan da, dünyadan ahirete göçsünler!" diye i'tikâf yapmış.
Bu hayat hepimize muvakkat, şüphesiz. "Her gelen gitse gerektir!" dedikleri bir yer. Gence yaşlıya bakmıyor, sırası gelen gidiyor. Binâenaleyh, Hakk'ın sevdiği bir kul olarak gitmek başka; Hakkın sevmediği, razı olmadığı şerir bir kul olarak gitmek, o da başka.
Onun için, hepimiz isteriz ki: Allah'ın evine geldik elhamdülillâh. İbadet-tâat ettik. Sırf maksadımız, Hakk'ın rızasını kazanmak! Allah bizden razı olsun. Bunu istiyoruz. Yoksa, başka gayemiz yok. Allah'ın da bizim ibadetlerimize ihtiyacı yok. Yalnız istiyor ki, "Benim kullarım bana lâyık olsunlar, kötülükleri terk etsinler, fenalıkları terk etsinler."
Aziz kardeş! Hepiniz bilirsiniz ki, insanın alıştığı şeyi terk etmesi kadar zor şey yoktur. En basiti, sigara. Fakat alışagelmiştir. Herkes söyler. Zararını kendisi de bilir biildiği halde bırakması da çok zor. Onun için alışmamak lâzım!
Alışılan bir şeyin terki için de, işte bu on günü belle! Allah'ın evine gir. Elini aç! Elinle beraber gönlünü de aç ama. De ki:
" Yâ Rab! Beni affet. Beni sana lâyık kul et. Senin sevdiğin bir kul olayım."
O bahtiyarlık oldu muydu; dünya da senin, ahiret de senin.
"Dünyada cennete giremeyen, ahiret cennetine giremez." demişler. Ahiret cennetine girebilmek için, dünya cennetine girmek lâzım! Dünya cenneti; Hakk'ın rızasını kazanmak. Hakk'ın rızasını kazandın mı, dünya da senin için cennet, ahiret de cennet.
Allah hepimizi affetsin de, bu mübarek günlerin kıymetlerini bilip, Hakk'ın rızasını kazanmaya çalışan bahtiyarların arasına, Cenâb-ı Hak cümlemizi kabul etsin inşâallah.
Yapmış olduğumuz kusurlar çok. Beşeriz. Beşeriyyetimiz dolayısıyla hatadan da sâlim olamayız. Hatadan sâlim olamadığımızdan dolayı da, Cenâb-ı Hak bize istiğfarları bahşetmiş. Onun için, sabahta ve akşamda, her halinde istiğfarı bırakma! Gücdevânî Hazretleri'nin dediği sözü de yabana atma; nefeslerini sakın boşa geçirme! Allah'ı hatırından zerre kadar çıkarma! Onun kulu ol! Onun emrine mutî ol! Aldığın verdiğin nefeslerde de bil ki, onu sana aldıran verdiren Allah'tır.
Bil ki, insanda en kıymetli şey akıldır. Akıl gittikten sonra insanın hiç kıymeti yoktur. O aklı da veren Allah'tır. Cesedi topraktan yaratmış; bu gün de yaratmaktadır. Bak, o topraktan yaratılan gıdaları yiyoruz; vücudumuzda kan oluyor. O kanlar vücudumuzu besliyor ve bizde çocukluk tohumları hasıl oluyor. O çocukluk tohumlarıyla evlâdlar dünyaya geliyor. O evlâdlarla beraber böyle devam edip gidiyor. Aslımız toprak, neslimiz de toprak.
Binâenaleyh, Allah celle ve âlâya bak ki, o toprağı ne güzel bir göz yapmış da kâinatı görüyor. O Allah celle ve âlâ bak ne güzel kulak vermiş de kâinatın sesini dinliyor. Şimdi sen dersin ki, ses yok. Radyoyu önüne koyunca, ta Ankara'yı da dinliyorsun, Arabistan'ı da dinliyorsun. O ses nerden çıktı? O bir vasıta. Sana dünyanın seslerini duyuruyor da; sen eşrefi mahlûkat, ekmeli mahlûkatsın. En büyük insansın. En büyük mahlûkusun Allah'ın. En sevgili bir kulusun. Onun için kıymetini bil! Allah'ın razı olmadığı işleri, katiyyen işlememeğe çalış! Beşeriyet iktizasıyla hataya düşersen, derhal tevbe-i istiğfar edip, bir daha yapmamağa da çalış!
Allah cümlemizi affetsin. Bu güzel günlerin kadri kıymetini bilip, Allah-u Teâlâ’nın emrine mutî, Peygamber sallallahü aleyhi ve sellemin sünnetine de uyan bahtiyar kulları arasına girmeyi cümlemize nasib etsin inşâallah.
Ashab-ı kirâmın halini biliyorsunuz. Onların derecesine yetişmeğe bizim değil, hiçbir evliyanın gücü yetmez. Hiç birisinin sahabenin derecelerine ulaşmalarına imkân yok! Neden? Onlar Cenâb-ı Peygamberi gördüler. O görmelerinin şerefiyle öyle yükseldiler ki, Arş'a kadar. Allah-u Teâlâ onların hürmetine bizi de affetsin de, onlara olan hürmetlerimizi artırsın. Onların izinde gitmeyi cümlemize nasip etsin.
El-fâtiha!
Allah Korkusu,
Allahı Zikretmek, Hacca
Ramazan, Cami
Yapmak, İtikaf
