Hac, Yolculuk, Secde

Hac, Yolculuk, Secde
İzâ raeytümü’l-hilâle fe-sûmû ve izâ raeytümûhu fe-eftırû. Bizim Müslümanlıktaki kaide, ramazan ayının doğduğunu gördüğümüz vakitte oruç tutmaya başlarız. Bayram ayını gördüğümüz vakitte de oruçları, fe-eftırû, bozarız. Bu kaide elhamdülillah bugüne kadar câri olmuştur.
Fe-in ğumme aleyküm. “Eğer hava bulutlu ay'ı göremiyorsanız.” Fe-‘uddû selâsîne yevmen. “Şaban'ı otuz sayaraktan Ramazan' ı tutarsınız böyle.”
İzâ race’a ehadüküm min seferihî fe’l-yerci’ ilâ ehlihî bi-hediyyetin. Bahusus hacıdan gelirken veyahut nereden gelirsen, bir seferden geliyorsunuz, gelirken evinize boş gelmeyiniz. Fe’l-yerci’ ilâ ehlihî bi-hediyyetin. Evine muhakkak bir hediyeyle gelinsin. Ve lev lem yecid. Ya fakirlik dolayısıyla yahut meşgale dolayısıyla bir şey alma imkan olmadı, alamadı. O vakit İllâ yülkî fî mihlâtihî haceran ev huzmete hatabin. Ya mendiline yahut torbana bir taş koy veyahut ağaç parçaları, odun parçaları topla koy. Fe-inne zâlike mimmâ yu’cibühüm. O da onların hoşuna gider. Boş gelmemiş babamız derler. Mesela çocuklara çakıl taşları bak size buluverdim filan diyerekten. yani eve münasip olan bir hediyeyle gelmeyi tavsiye ediyor.
Hatta böyle bir hikaye de dinlemiştim de, adamcağızın gözü körmüş de her gün evini mendilini doldurur gelirmiş. Bir gün boş gelmiş, bakmış hanım mendil boş olunca, yahu sen körmüşsün demiş. O da “Otuz senedir beraberiz, benim körlüğümü şimdi mi gördün?” demiş.
İzâ rafa’te ra’seke mine’s-sücûdi. “Başını secdeden kaldırdığın vakitte.” Fe-lâ tuk’i kemâ yuk’i’l-kelbi. “Secdeden kalktığın vakitte böyle ayaklarını dikip de durma. Da’ elyeyke beyne kademeyke. “Oturaklarını iki dizlerinin arasına oturt.” Ve’l-zık zâhira kadameyke bi’l-ardı. “Ayaklarının dış tarafı yere gelsin, o suretle otur.”
Bazı insanlar topuklarını büküyorlar da öyle oturuyorlar mesela, o makbul değil.
İzâ raddellâhu ala’l-abdi’l-müslimi rûhahû mine’l-leyli fe-sebbehahû ve meccedehû ve’stağferahû ğufüra lehû mâ tekaddeme min zenbihî. Cenâb-ı Hak bir kulunu ruhunu iade etti, yani uyandırdı, gece uykudan kalktı, uyandı. Uyandığı vakitte Allahu Teâlâ'yı tesbih ederse, temcid ederse, istiğfâr ederse, Allahu Teâlâ ğafera lehû mâ tekaddeme min zenbihî. Onun geçmiş günahlarını mağfiret eder, şu gecedeki yapmış olduğu tesbihinden, temcidinden, istiğfarından nâşi. Ve in hüve kâme. Eğer kalkar da bir de fe-tevadda’a fe-sallâ. Abdest alır bir de namaz kılarsa. Fe-zekerahû. Bir de Allah'ı zikrederse. Ve’stağferahû. Yine istiğfar ederse. Ve de’âhu. Bir de yalvarırsa Allah'a, Tukbelü minhü. Bütün yalvarmaları kabul olur, o andaki yalvarmalar kabul olur.
Bu zikrullah, hepimiz bu zikrullahla memuruz. Her mümin-i muvahhit Allahu celle ve âlâyı zikirle memurdur. Ama ben bunu beceremiyorum da birisinden öğreneyim derse başka. Yolunu erkanını öğrenir, daima Allahu Teâlâ'nın zikriyle meşgul olması mümin-i muvahhide yakışan sıfatlardan en birincisidir.
Zikrin mukabili gaflettir malum. Yani hatırlamıyor Allah'ını, unutuvermiş. Dünya telaşesine işlerine dalmış, hatırdan çıkmış Allah'ın zikri o an. İnsana en büyük günah gaflettir yani Allah'ını unutmasıdır. Zikir de bunun mukabili Allah'ı hatırda tutmaktır. Hatırından çıkarmamaktır ki görücü, bilici, her şey O’nun hükmü ve takdirindedir. Binaenaleyh hem O’nu biliyor hem de diliyle Allah Allah Allah Allah diyor, O’nu gönlüne de indiriyor, Allah Allah Allah, diliyle, gönlüyle diyor. Bu ne kadar makbul bir şeydir.
Malum ya biz zikri kalp ile deriz. Kalp ile zikir denildiği vakitte şu bizim buradaki et parçası zannetmemelidir. Bu kalptir ki elle tutulmaz, gözle de görülmez o. bunu herkes biliyor, herkeste de var, her hayvanda da var. Matlub olan bu değil. Bu kalp, bu kalp ile irtibatı olan bir maneviyattır ki elle tutulmaz ve gözlen görülmez. Onu gören göz gönül gözüdür, gönül gözü. Kimde gönül gözü açılırsa, ki o gafleti bırakmış Allahu Teâlâ'nın zikriyle meşgul oluyor. Ondan bu gaflet gider ve bu gaflet gitmesiyle gönlün ne demek olduğunu o zaman anlar.
Onun için bir yerde okudum da hoşuma gitti. Mesela ehl-i ilim bir namaz tarif ederler. Bismillâhirrahmânirrahîm diyeceksin, temizleneceksin, abdest alacaksın. İşte namaza duracaksın, sübhaneke, Fatiha, zamm-ı sûre... İşte dört tane yahut iki tane rekât. Selamünaleyküm ve aleykümselam, senin namazın tamam der. Oldu bu namaz, çok güzel, hiç eksiksiz yaptın. Fakat ehl-i gönül der ki sen bu namazı kıldın ama senin gönlün namazda değildi, gönlün huzurlu değildi. Matlub gönlünün huzurda olması lazım. Cesedin huzurda durmuş, eh o mesuliyetten kendini kurtarırsın ama makbul olan gayeye ulaşamazsın. Matlub olan gayeye ulaşmak için o elle tutulmayan, gözle görülmeyen gönle sahip olmak lazım. O da Allahu Teâlâ'nın zikrini çok söylemekle olur.
Onun için Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem de burada dedi ki, Fe-tevadda’a. Abdest aldı. Fe-sallâ. Namazı da kıldı. Fe-zekerahû. Bir de arkadan zikretti diyor.
Demek ki namazla bitmedi iş. Abdest aldı, namazı kıldı ama üstüne ilaveten zikretti ve Ve’stağferahû. Bir de istiğfâr etti. Bu matlub olan çok güzel bir şeydir.
Bir hanım işittim, seksen yaşındaymış mı, doksan yaşındaymış mı, daha bir gece teheccüdünü bırakmamış diyorlar. Yani memleket de boş değildir ha! İnsanlar onlara [değer] vermez ama [memleket] böyleleriyle doludur.
İzâ ra’afe ehadüküm fi’s-salâti ev zera’ahü’l-kay’u fe-in kâne kalsen yağsilühû ev vecede meziyyen fe’l-yensarif fe’l-yetevedda’.
Namazda burnu kanadı. Ev zera’ahü’l-kay’u. Yahut içi bulandı istifra ediyor. Fe-in kâne kalsen. Bu gelen kay’, ağız dolusu yahut daha aşağı. Yağsilühû. Bunu yıkar diyor. [Ev vecede meziyyen] fe’l-yensarif fe’l-yetevedda’. [Veyahut bir mezî bulursa] namazı bozsun çıksın, abdestini tazelesin. Sümme yerci’ ilâ mâ bakıye min salâtihî. Mesela üçüncü rekâttayken bu hâl vaki oldu, gider abdestini alır gelir. Ama konuşmadan gelir ve üçüncü rekatına ilaveten bir rekât daha kılar. Yeniden kılmak istemez. üçüncü rekâtına ilave ederekten namazını kılar. Ve lâ yestakbilehâ cedîden. Yeniden şey yapmaya lüzum yoktur. Ve hüve ma’a zâlike lâ yetekellemü. Bununla beraber giderken gelirken kimseyle konuşmaması lazım. Hattâ yerci’a ilâ mâ bakiye min salâtihî. Geri kalan o bir rekât namazını tamamlayabilmek için bunu böyle yapmak kafirdir. buyurmuş Efendimiz.
Şimdi dinimiz bak her şeyde ne kadar kolaylıklar gösteriyor. Bozulmuş bir namaza bir ilave için çıkıp abdest alıp gelip ona eklemeyi müsade ediyor.
İzâ rakadte fe-ağlık bâbake. Buna dikkat edin. Yattığınız vakitte. Akşamları yatıyoruz ya bu yatığınız vakite. Fe-ağlık bâbake. Kapını kapat. Ben Allah'a tevekkül ettim diyerekten, bizim kapıyı kimse elleşmez deyip de böyle şeylik yapma. Kapını kapat, kilitle, ne yapacaksan yap. Ve evki sikâke. Su kaplarının ağzını kapa, ört. Ve hammir inâke. Yine kaplarının ağızlarını neler varsa ört. Ve atfi misbâhake. Yanan bir mumun varsa onu söndür.
Fe-inne’ş-şeytâne. Şeytan aleyhinanane. Lâ yeftahu bâben. Kapalı bir kapıyı açamaz. Ve lâ yehulle vikâen. Kapalı bir kabı da çözemez. Ve lâ yekşifü ğıtâen. Üzerine konmuş hiçbir örtüyü de kaldıramaz.
Ve atfi misbâhake. Misbahını söndür. Ama şimdi biz ufak elektrik lambalarını yakıp bırakıyoruz, belki ona da bir kontaklık olabilir gece. Mesela çarşılarda filan bir kontak dolayısıyla bir kaza dolayısıyla büyük yangınlarda oluyor ya. Binaenaleyh ona da lüzum kalmamalı, onun da anahtarını kapayıvermeli.
Allah esirgesin.
[Ve inne’l-fârate’l-füveysikate tuhriku alâ ehli’l-beyti beytehüm.]
Şimdi buna dikkat edin. Ve lâ te’kül bi-şimâlike. Şimal diye sola diyor. Sol elinle sakın bir şey yeme. Sol elinle sakın bir şey yeme. Müslüman âdetinde daima sağ eliyle yemek âdâb-ı İslamiyedendir. Onun için Ve lâ te’kül bi-şimâlike. Sakın sol elinle yeme. Ve lâ teşrab bi-şimâlike. Sol elinle de içme.
Sol elinle yeme ve sol elinle de içme. Bardağı alıyor sol eliyle de böyle içiyor. Bu Müslüman ahlakına yakışmaz.
Bak şimdi dikkat et. Ve lâ temşi fî na’lin vâhidetin. Ayağındaki ayakkabının tasması kopmuş, tek ayakkabı. Tekiyle yürüme diyor. O koptuysa onu da çıkar, ya onu da ıslah et, ikisini bir giy. Yani adalete yürüyüşte bile dikkat et diyor. Ne kadar güzel söylemiş Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem. Yürüyüşte bile adalete riayet ederekten kopan bir ayakkabının tekiyle yürüme.
Ve lâ teştemili’s-sammâe. Ve namaz kılarken hacıların ihramda büründükleri gibi esbabını öyle üstüne alıp da namaz kılma, giy. Kolunu dışarıda bırakmak surette olmaz.
Ve lâ fi’d-dâri muğdıben. Tahtebi, şöyle dizlerini bükerekten oturakların üzerine oturur ve dizlerini diker oturur.
İzâ se’ele ehadüküm rabbehû mes’eleten fe-te’arrafe’l-icâbete fe’l-yekul: Elhamdülillahillezî bi-ni'metihî tetimmü's-sâlihâtü.
Yalvardık Allah'a, verdi istediğimizi. Verince, şimdi bize düşen: Elhamdülillahillezî bi-ni'metihî tetimmü's-sâlihâtü diyerekten dua etmek.
Mesela hacılık istiyorduk, baktık ki Allahu Teâlâ lütfetti, gittik geldik. Şimdi bize düşen Elhamdülillahillezî bi-ni'metihî tetimmü's-sâlihâtü diye dua etmek.
Ve men ebta’a anhu zâlike. İstedik de vermedi. Fe’l-yekul: Elhamdülillahi alâ külli hâlin. Yine hamdden ârî kalmayacağız. Verdiyse de hamd edeceksin, vermediyse de hamd edeceksin. Vermediğinde de hikmet vardır, verdiğinde de hikmet vardır.
İzâ sâfertüm. Misafirlik yapıyoruz, hacca gidiyoruz farzedelim. Bir otomobile bindik gidiyoruz. Fe’l-yeümmeküm. Size imam olsun. Akrauküm. Kur'an'ı içinizde en güzel kim biliyorsa.
Buradaki akraudan murat alim demektir. İçinizde Kur'an'ın manasına aşina en alim kim ise osizin imamınız olsun. Ve in kâne asgaraküm sinnen. Olur ya yirmi-yirmi beş yaşındaki beyefendi, güzelce her şeyi öğrenmiş, öte tarafta altmış-yetmiş yaşındaki adam ama bilmiyor. Binaenaleyh o genç ufak da olsa sizden sizin imamınızdır.
Ve izâ emmeküm. Size bir kere imam oldu muydu. Fe-hüve emîriküm. Aynı zamanda da artık sizin emrinizdir. Onun dediğini yapmanız lazım.
İzâ sâfertüm fi’l-hısbi fe-a’tu’l-ibile hazzahâ. İlkbahar, otlar bol bol her tarafta. Siz de atınız, devenizle gidiyorsunuz, O zaman onları serbest bırakınız da o yeşilliklerden onlar da nasiplerini alsınlar. Ağır ağır gider.
Ve izâ sâfertüm fi’s-seneti. Kıtlık bir devirde, kuraklık bir senede, yerde ot yok, artık gidiyorsunuz. Fe-esri’û aleyha’s-seyra. Süratle oralardan geçip yerinize bir an evvel ulaşmaya çalışmalısınız.
Ve izâ ‘arrastüm bi’l-leyli. Gece indiniz bir yere konaklayacaksınız. Fe’c-tenibü’t-tarîka. Yol üzerinde konaklamayınız. Fe-innehâ turuku’d-devâbbi ve me’ve’l-hevâmmi bi’l-leyli. Çünkü yol gerek insanların gerek hayvanların geçit yeridir. Aynı zamanda da haşeratı arzın da yollarıdır. Belki size zararları dokunabilir. Bunun için gece yolculuğun da yol üzerlerinde durmayın, daha selamet bir yere çekilin orada konaklayın.
İzâ sâkalluhu ileyke rizkan min ğayri mes’eletin. Bir taraftan bir rızık geldi size, sizin hiç haberiniz yok, istemediniz de. Benim karnım aç yahut şu ihtiyacım var diyerekten bir şey arz etmiyorsunuz, fakat size bir taraftan bir hediye geldirızık. Sâkalluhu ileyke. Onu sevk eden Allah'tır. Allahu Teâlâ sana böyle bir rızık sevk etti mi min ğayri mes’eletin. Sen istemeden. İstemeden böyle bir rızık gelirse. Ve lâ işrâfi nefsin. Kimseye yüzünün suyunu da dökmüyorsun, halini arz etmiyorsun. Fe-huzhü. Bu gelen hediyeyi al. Fe-innellâhe a’tâke. Bunu sana Allah göndermiştir.
İzâ secede’l-‘abdü sedece me’ahû seb’atü erâbin. İnsan secdeye vardığı vakitte, yedi azasıyla birlikte secde eder. Vechühû. Birisi alnı. Ve keffâhu. İki eli. Ve rukbetâhu. İki de dizi. Ve kademâhu. İki de ayaklarının uçlarıdır.
Binaenaleyh secdeye vardığımız vakitte ayakların uçlarını böyle [dik] tutmamalı. Ayakların uçlarını da biraz böyle kırdıraraktan kıbleye doğru onu çevirmek lazımdır ki secdesi onunda kıbleye olsun.
İzâ secede ehadüküm fe’l-yübâşir bi-keffeyhi’l-arda. Sizin biriniz yere secdeye kapandığı vakitte, secdesini yere yapsın. Fe’l-yübâşir bi-keffeyhi’l-arda. Elleri yere değsin. [‘Asallâhu en yefükke anhü’l-ğulle yevme’l-kıyâmeti.]
Şimdi bu güzel bir şey bize, güzel bir örnek.
İzâ serratke hasenetüke ve sâetke seyyietüke fe-ente mü’minün. Seni iyiliklerin sevindiriyorsa, kötülüklerin de senin üzülmene vesile oluyorsa; kötülüklerinden dolayı üzülüyorsan yaptığın iyiliklerden dolayı da seviniyorsan sen müminsin.
Akşam üstü kendimize bakacağız, kaç kişinin hatırını yıktık, üzdük, incittik, dağıttık yahut ne gibi kusurlar yaptık? Bundan dolayı kendimizde üzüntü duyuyorsak ne mutlu. Birkaç da iyilik yaptık, bunlardan dolayı oh yârabbi şükür. Beni bu iyilikleri yapmaya vesile ettin diye seviniyorsak, fe-ente mü’minün. Kamil bir iman etmiş. İmanı kamilliğin alametlerindendir bu demiş.
Râvileri de Ebû Ümâme’den Ahmed b. Hanbel, İbn Hibban,Taberânî, Hâkim, Beyhakî, Ziyâ el-Makdisî ve Temmâm.
Cenâb-ı Hak cümlemize tevfik buyursun, ihsan buyursun, in’am buyursun.
Sübhâne rabbike rabbi’l-izzeti ammâ yesifûn ve selâmün ale’l-mürselîn velhamdülillâhi rabbi’l-âlemîn. el-Fâtiha.
Hac
İbadeti
Allah Korkusu,
Allahı Zikretmek, Hacca
