Ganimet Malları, İlim Ehline Hizmet, Müslüman Kadın, İffet
15.06.2026
6 dk 51 sn
El-Hamdülillahi rabbilâlemin ve’l-âkibetü li’l-müttekîn. Vessalâtü vesselâmü alâ seyyidinâ muhammedin ve âlihî ve sahbihî ecmaîn.
İ’lemû eyyühe’l-ihvân enne efdale’l-kitâbi kitâbullah ve enne efdale’l-hedyi hedyü muhammedin sallallahu aleyhi ve sellem ve şerra’l-umûri muhdesâtühâ ve külle muhdesin bid’ah ve külle bid’atin dalâleh ve külle dalâletin fi’n-nâri. Ve bi’s-senedi’l-muttasıli ile’n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl kâle;
İlim, peygamberlerden gelen ilim, ancak hizmet ile oradan elde edilir. Teallüm ile, bu elif’tir, bu be’dir diye öğretirler, ondan sonra ileriye doğru gidersin. O öylece alınmış olur. Ya böyle okumak suretiyle veyahut dinlemek suretiyle de, kulaklar vasıtasıyla da bu ilim elde edilir; peygamberlerden ashabı kiramın aldıkları gibi. Ama teallüm var; birisi söylüyor öğreniyor, öteki de dinliyor öğreniyor. Birisi söylüyor öğretiyor, ötekisi dinlemek suretiyle öğreniyor, buna teallüm diyorlar. Bu ilim insanda böyle halk olur. Yoksa kendi cebinden çıkardığı ilim, ilim olmaz insanda. İlim, peygamberlerden gelen ilmi okumak suretiyle yahut dinlemek suretiyle öğrenecek, o ancak öyle olacak. Onun için ilmi muteber ancak böyle olur.
Ve’l-fıkhu bi’t-tefekkuhi. Fıkıh, ilmi fıkıh da, o kitapları mütalaa ede ede onları öğreneceksin, ancak öyle fakih olursun.” Ve men yüridillahü bihî hayran. “Her kime ki Allah bir hayır murad ediyorsa.” Yüfakkihhü fi’d-dîni. “Onu dinde fakih kılar.”
Allahu Teâlâ’nın hayır murad ettiği insanları Cenâb-ı Hak dinde fakih kılar. Yani dinin inceliklerini iyi bilirler; çalışır, öğrenir, beller. Bunlar Allahu Teâlâ’nın kendisinden hayır murad ettiği insanlardır. Onun için dinde böyle fakih olmuş, teallüm etmiş, ilmi öğrenmiş insanlara velev ki zayıf olsalar, fukara olsalar, miskin olsalar, ne olurlarsa olsunlar, onlara hor gözle bakmak, onlara böyle zillet gözüyle bakmak çok büyük hatadır, çok büyük kusurdur. Affolmaz bir kusurdur. Çünkü onların indi ilahide kıymetleri yüksek, seven Allah!
Allah’ın sevdiğini sen nasıl sevmiyorsun?
O sevmiş de vermiş ona onu, sen onu hor görüyorsun, “Bu da ilim mi?” diyorsun. “Madde ilmi dururken bunlar nedir şimdi?” diyorsun.
Asıl hüner peygamberlerden miras tarikiyle gelen ilmi öğrenip onunla amel edebilmektir.
Allah cümlemize nasibi müyesser etsin.
Bak şimdi altını dinle;
Ve innemâ yahşallahe min ibâdihi’l-ulemâü.
Bu âyet-i kerîmedir. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in sözlerini şu âyet-i celileyle te’kid ediyor.
E hepimiz Allah’tan korkarız?
Allah’tan korku Allah’ı bilgi nispetindedir. Allah’ı bilgi de ulemaya mahsustur. Çünkü kitabı ilahiyeyi bilen o. Resûlullah’ın akvalini bilen o. Ondaki basar ve basîret şeyleri var kendisinde, imkanları, kabiliyetlerini vermiş. Ondan dolayı korkuları hepimizden çoktur. Hepimizden çoktur. İlmi ne kadar çok yüksekse, dindeki ilim ama, o kadar Allahu Teâlâ’dan korkusu fazladır. Allah’tan korku fazla olunca, Allahu Teâlâ’nın o kadar da sevgilisi demektir.
Allah cümlemizi kendisinden korkan ulemâ-i kâmilîn zümresine ilhak buyursun.
Ulema burada iki kısma ayrılıyor: Birisi dünyayı tahsil yapar, onun kıymeti yok. Bir kısmı da Allah için tahsil eder, o onun da kıymetine paha yok.
İlmin kökü Kur’an’dan başlar. Dinin temelidir o. Temel taşı olmazsa bina nasıl olmazsa, Kur’an’sız bir şey olmaz. Mesela insan çok bir şeyi bilebilir. Çok bir şey bilir ama Kur’an’ını bilmiyorsun, Kur’an’ınla amel edemiyorsun, Kur’an’dan haberin yok. E binâenaleyh senin bütün bilgilerin gözünü yumuncaya kadardır. Gözünü yumdun muydu hepsi bitmiştir. Asıl bize de göz yumduktan sonrası lazım. Bizim bütün gayemiz göz yumduktan sonraki olacak âhiret hayatı için hazırlanmaya gelmişsin buraya.
O âhiret hayatını hazırlayamadıktan sonra, bu dünyanın geçici şu kısacık hayatının ne kıymeti olacak?
Nasıl yaşarsan yaşa!..
Hiçbir şeyde fayda yok. Yani dünyanın hiçbir şeysinde fayda yok, hiç. Hangi mektepte okursan oku, hangi ilmi öğrenirsen öğren, hepsi burası için, dünya için. Kur’an âhiret için! Bir Elham’ına mukabil olmaz, bir besmelesine muadil olmaz, bu dünya ve dünyanın içindeki her şeysi.
Efendimizi sallallahu aleyhi ve sellem ihtiyarlık devirlerinde gerek zafiyet, gerek vücutlarındaki ne gibi bir arızalardan dolayı ise diyor ki;
“Ben artık ihtiyarladım. Binâenaleyh gençlik gibi çabuk çabuk yatıp kalkamıyorum. Binaenaleyh siz beni rükû ve sücutta geçmeyin.”
Yani ben ağır alınca, siz de hemen bitirip rükûnuza, sücudunuza gitmeyin, bekleyin beni. Ben ne zaman Allahu Ekber der rükûdan kalkarsam siz de o zaman kalkın. Sücuttan da ne zaman kalkarsam o zaman kalkın. Ne zaman yatarsam o zaman yatın...Bir tâlim-i peygamberî.
Bu hepimize her zaman için bir vazife olmakla beraber rükû ve sücudlar gerek imamla kılınsın gerek imamsız kılınsın, kendi kendimize de kıldığımız namazlarımız oluyor ya, bu namazlarda Hırsızlık iki kısımdır: Bir, şahsın malını çalmak suretiyle hırsızlık vardır, bir de Allah’ın hukukuna riayetsizlik dolayısıyla hırsızlık vardır ki namaz kılarken rükûsundan çalar, secdesinden çalar. Orada üç tesbih yapılması lazımken onu gayet süratle yapar, yahut birle, ikiyle iktifa eder. Bunlara çalmak tabir ediyorlar. “Tavuğun yem topladığı gibi yatıp kalkma” tabiriyle namazından çalmış insan deniyor, sârik.
Onun için namaz kılarken ne olacak dört rekât dört dakika sürer. Bunu pek hızlı kılarsan üç dakikada kılarsın.
Bir dakikada ne kadar kârın olacak senin?
Bu kadar gökte, ayda mı yürüyorsun dakikası dakikasına hani düğmelere basalım?
İşte hayatı dünya hepimizi aldatıyor, saatlerimizi kahvelerde, şurada burada boş yere geçiriyoruz ama namaza geldiğimiz vakitte bir dakika evvel çıksın diyerekten böyle çarelere başvurmak hep büyük hatalardan birisidir.
Cenâb-ı Hak cümlemize tevfik buyursun, ihsan buyursun, in’am buyursun.