Cenaze, Esneme ve Hapşırma, Anne Babaya Dua, Evlilik, Kabir Azabı, Düşünmek, Deccal, İlim Öğrenmek

Cenaze, Esneme ve Hapşırma, Anne Babaya Dua, Evlilik, Kabir Azabı, Düşünmek, Deccal, İlim Öğrenmek
Eûzubillahimineşşeytânirracîm. Bismillâhirrahmânirrahîm.
El-Hamdülillahi rabbilâlemin ve’l-âkibetü li’l-müttekîn vessalâtü vesselâmü alâ seyyidinâ muhammedin ve âlihî ve sahbihî ecmaîn.
İ’lemû eyyühe’l-ihvân enne efdale’l-kitâbi kitâbullah ve enne efdale’l-hedyi hedyü muhammedin sallallahu aleyhi ve sellem ve şerra’l-umûri muhdesâtühâ ve külle muhdesin bid’ah ve külle bid’atin dalâleh ve küllü dalâletin fi’n-nâri. Ve bi’s-senedi’l-muttasıli ile’n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve sellem;
İze’t-teba’tümü’l-cenâzete fe-lâ teclisû hattâ tûda’a.
Müslim’in de hadisi.
“Cenazelere gidiyoruz, cenazeleri götürdüğümüz vakitte.”
Şimdi cenazeleri götürmek de kolay, arabaya biniyoruz. Şimdi omzunda cenaze taşımak mı var artık?
Halbuki her adımına bir günah, kebîre affoluyor.
“Götürdüğümüz vakitte mezarlığa koyunca hemen oturmamalıdır.” Hattâ tûda’a. “O yerine konuncaya kadar ayakta durmalı.”
Yerine konar, üstü örtülür, ondan sonra herkes oturur okunan Kur’an’ları dinler.
Yine Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in edeplerinden bize bir edep öğretiyor ki;
İzâ tesâebe ehadüküm fe’l-yeda’ yedehû alâ fîhi.
Tabii insana zaman zaman esnemeler geliyor. “Böyle bir esneme geldiği vakitte elinizi ağzınıza tutun da aaa... diye kendinizi âleme maskara yapmayınız.”
Buhâri’nin, Müslim’in ve diğer ravilerin de rivayetiyle.
Yine buna göre;
İzâ tecesee ehadüküm ev atasa. “Gerek aksırmak gerek de ööö diye şöyle bir geğirmek gelindiği vakitte sesinizi çıkartmamaya çalışın.”
“Hapşu!..” diye bazen çok kuvvetle aksıranlar olur yanındaki insanı bayağı ürkütür. Ha bunlar iyi şeyler değildir, çünkü bunlardan da Cenâb-ı Peygamber bizi men ediyor ki edebe riayetle şey yapınız. Tabii insanın elinden de gelmez, bazen böyle geğirmesi lazım gelir yahut hapşu demesi lazım gelir ama edebe riaeyet edip yaparsanız zarar olmaz.
İzâ tehavvefe ehedekümü’s-sultân. “Birinizi idarecilerden birisi korkutuyor. O zaman sen de ki;” Allahümme rabbe’s-semâvâti’s-seb’i ve rabbe’l-arşi’l-azîm kün lî câran min şerri fülâni’b-ni fülâni. “Yâ Rabbi! ‘Beni filanın şerrinden muhafaza et!’ diyerekten bu duayı okursun, şeytandan ve insten ve onlara tâbi olanlardan. O zaman Allah celle ve alâ seni onların şerrinden muhafaza eder.” buyurmuş.
Âdâb-ı İslâmiye’den mühim şeylerden birisi şimdi;
İzâ terake’l-abdü’d-duâe li’l-vâlideyni yenkati’u anhü’r-rızku.
Analarımız babalarımız hepimizin var elhamdulillah. Bu analarımıza babalarımıza vazifelerimizin başında gelen şeyin birisi, beş vakit namazın arkasından onların afv ü mağfiretini Cenâb-ı Hak’tan istemek. Dünyada sağ iseler; “Yâ Rabbi! Onların ömürlerini uzun et, vücutlarına âfiyet ver!” diyerekten dua etmek vazifemizken bunu yapmadığımız takdirde yani ana babamıza dua etmediğimiz takdirde yenkati’u anhü’r-rızku. “Ondan rızık kat’ olur, rızkı kesilir.”
Bu rızık iki türlüdür; birisine rızk-ı maddî birisine de rızk-ı mânevi derler. Rızk-ı maddî yiyeceğimiz içeceğimiz şeyler; manevî rızıklar da gönüllere gelen füyûzât-ı ilâhîyedir. Gönüllere gelecek füyûzât-ı ilâhîyeye mâni olur bunlar. Gelmez sana füyûzat. Ne kadar tespih çekerken çek, ne kadar ne okursan oku senin feyzin kesilmiştir, yani ırmaktan değirmene gelen su başka tarafa gidiyor, değirmene su gelmez artık. Değirmene su gelmeyince çark nasıl dönmez, buğdaylar erimez un olmazsa senin de mâneviyatın gelmez senden de hayır olmaz artık.
Suyu gelmeyen değirmen niye döner?
Hiçbir şeye benzemez.
İşte binâenaleyh mânevî şeyler gelmeyince insan susuz değirmene döner vesselam.
Onun için ana babaya son derece hürmet saygı göstermek vazifemiz olduğu gibi ayrıca da onlar hakkında hayır dualar etmek, sağlar ise işte sıhhatlerine afiyetlerine, ölmüşlerse onların da mağfireti için Cenâb-ı Hak’tan beş vakit namazda dua etmek vazifelerimizin başında gelir.
Hz. Enes’ten.
İzâ tezevvece ehadüküm.
Cenâb-ı Hak bizi yaratırken çift yaratmış; erkekli kadınlı. Binâenaleyh kadın erkeğe, erkek de kadına muhtaç.
“ İki kimse evlendiklerini gördüğünüz vakitte siz onlara deyiniz ki;” Bârakellahü leke ve bârake aleyke. “Hanımın sana mübarek olsun. O sana mübarek olsun sen ona mübarek ol.”
Allah ömürlerinizi mübareklikle, hayırlarla geçirsin diyerekten güzel güzel dualar edin.
“Yâ Rabbi! Ben bundan, bunun bana hayrını isterim. Bana şerri dokunmasın; bu insanın bu hayvanın bana şerri dokunmasın, hayırlarını isterim yâ Rabbi!” diyerekten buna benzer bir dua edecek.
İzâ teşehhede ehadüküm. “Namaz kıldık, namaz kıldıktan sonra ettehiyyâtü lillâhi vessalavâtü’yü de okuduk. Okuduktan sonra.” Fe’l-yete’avvez min erba’in. Dört şeyden Allah’a sığın.”diyor Cenâb-ı Peygamber. Ettehiyyâtü okuduktan sonra dört şeyden Allah’a sığınacak.
Neden?
Evvela, min azâbi cehennem. “Cehennemin azabından Allah’a sığın.”
İki, ve azâbi’l-kabri. “Kabrin azabından da Allah’a sığın.”
Üç, ve fitneti’l-mahyâ ve’l-memât. “Dünya ve âhiret fitnelerinden de Allah’a sığın.”
[Dört,] Ve min şerri’l-mesîhi’d-deccâli. Ve min şerri fitneti mesîhi’d-deccâli. Burada fitne yoksa da bazı hadislerde o da mevcut. Ve min şerri’l-mesîhi’d-deccâli. “Ondan sonra şu deccal, Mesih-i deccal olan deccalın şerrinden de yâ Rabbi sana sığınırım.”
Sümme yed’û li-nefsihî bimâ bedâ lehû. “Ondan sonra nefsin için neler diyeceksin, neler isteyeceksen iste.”
Ama evvela bu dört şeyi söyle; birisi cehennemin azabı.
Allah cümlemizi muhafaza buyursun.
Cehennem denince Kur’ân-ı Azîmüşân’da “Nâr” diyerekten her zaman okuyoruz, “Cehennem” adıyla da var.
Ateş!..
Bunun azabından dünyada da âhirette de Allahu Teâlâ hepimizi muhafaza buyursun.
Bunun için beş vakit namazın içerisinde; “Yâ Rab! Bizi cehennemin azabından muhafaza eyle, emin eyle!”
Ahlaksız bir insan, kötülüklerle mülevves bir insanın yeri elbette cehennem olacak. Binâenaleyh; “Cehenneme girmemek için benim ahlakımın güzel olmasını, kulluğumun da güzel olmasını bana nasip et!” de.
Ve azâbi’l-kabri. “İkincisi de kabir azabıdır.”
Kabir azabı mühim bir azaptır. Allah mıhafaza.
Buna çok kimselerin aklı ermez. Binâenaleyh bu âhiret âlemidir; dünya âlemi bitmiş âhiret âlemi başlamıştır. Bu âhiret âleminde ilk beş tane sorgu vardır, bu sorgulardan dolayı biz de cevap vermek mecburiyetindeyiz. Bu cevapları veremediğimiz takdirde azap muhakkak.
Nasıl olur?
Nasıl olacağını bilmem,
Bu azâb-ı kabir muhakkak olacak ama dünyadaki azaba benzemez.
Yatakta yatıyoruz, hiç uykuda korkmadın mı sen?
Uykuda korku görmedin mi hiç?
Ne var, döven mi vardı seni, sopalı mı vardı yanında?
Hiç kimse yok ama bakıyorsun ter içerisinde uyanıyor insan, titriyor korkudan, ay ay ay diyerekten... Bazısı çıldıranlarda oldu Allah esirgeye.
Neden korktun, hiç kimse yok burada seni korkutacak?
Ama o ruhî bir korku nasıl dünyadayken sabit oluyorsa, ki uyku da ölümün bir eşidir. Uyuduktan sonra yatağımızda rahat yatıyoruz.
Bu nereden geldi bu tesir de bize böyle korkular veriyor, bazen de sevinçler veriyor?
Sevinçler verince güzel ama korkular verilince.
Bu korku nereden geliyor?
İşte bu korku nereden geliyorsa o kabirdeki azap da ordan gelecek.
Onun için Allahu Teâlâ cümlemizi muhafaza etsin de âhiret korku.
Çünkü İslâm gâiblere iman ile İslâm olur ancak, gâiblere inanmadıkça İslâm olamaz. Halbuki Allah’a imanda…
Gayp dediğimiz, adı gayptır ama gayp demek biraz müşkül bir şey oluyor. Çünkü Allahu Teâlâ bize bir göz vermiş bir de feraset vermiş, idrak kabiliyetini vermiştir. Hiç mektebe gitmesen, hiç okumuş olmasan, hiç kimseyle de temasın olmasa senin bu gözünle şu kâinatı gördüğün vakitte Allah’ı tanıman lazım.
Bakar ki insan yıldızlarıyla, yerleriyle, gökleriyle, etrafıyle ooo hudutsuz bir sema... Düşünür insan, düşünmesiyle Allah’ı pekâlâ bulur. Allah’ı pekâlâ bulur başka kitap okumaya, vaaz dinlemeye, nasihat dinlemeye lüzum da yoktur. Mütefekkir bir insan, ibretli bir insan kâinata bakınca, kâinat kitabından okuyunca, “Allah!.. Lâ ilahe illallah!...” demek mecburiyetinde kalır.
Onun için gözlere çok dikkat etmeli, onun bakışlarına riayet etmeli, ibret nazarıyla bakmalı her şeye ki Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’in de burada buyurduğu gibi cehennem azabından, kabrin azabından, dünya ve âhiret fitnelerinden ki her gün gözümüzün önündedir, bunları söylemeye de lüzum yok.
Bizim hani kalp paralarımız vardır ya kalp para; altın diye altın suyuna bular onu, tanımayan bilmeyen zavallılara; “Beşi birlik, altın beşibirlik. Sıkıldım mıkıldım, işte bunu ucuz vereceğim.” diyerekten satar. Ama kalp paradır, bakırdır yani. Bakırın üzerine altını, altın suyunu koymuş satar.
Altının altın olup olmadığını kuyumcu bilir. Kuyumcu olmadıkça sen de aldanırsın ben de aldanırım. İnsanı tanımak da kolay bir şey değil.
Altını tanıyamazsan insanı nasıl tanıyacaksın?
İnsanı tanımak için insanda ferasetin olması, idrakın olması lazım ki; “Yahu bu yol iyi yol değil, bu adam iyi adam değil.” diyebilsin anlayabilsin onu.
İzâ te’allemte bâben mine’l-ılmi. Çünkü idrakler, idraklerin gelişiminin biz kâinata baktık da Allah’ı anladık ama kafi değil bu kadar. Onun gelişmesi lazım, gelişmesi için de ilme ihtiyacımız var. Ha baktık, bu mülkün sahibi var. Çünkü şu camiyi, işte basit, dört duvardan bir kubbeden ibaret, kim gelse dese ki “Bu tabiatın eseridir.” diyerekten hiç inanan olur mu?
Hiç inanan olur mu?
Bu tabiatın eseridir, işte vaktiyle rüzgar gelmiş, kar yağmış, taş yağmış böyle olmuş.” deseler inanan bir adam bulabilir misiniz?
Deli bile inanmaz!..
Bu ufacık caminin bir adam tarafından yapıldığına aklımız erer de Koskoca kâinat...
Sen bir eve hatta başındaki takke bile “Tabiatın eseridir.” deseler, ufacık bir şey işte, inanır mısın? Buna inanmayan insan, “Bu varlık tabiatın eseridir” dedikleri vakitte deliden daha bir delidir o.
Onun için ilme ihtiyacımız var. Anladık, göklerin sahibi yerlerin sahibi Allah. Bakıyoruz bunlar sahipsiz değil, anladık ama bunu geliştirmek için ilme ihtiyacımız var. Bundan dolayı;
İzâ te’allemte bâben mine’l-ılmi. “İlimden bir ilim öğreniyoruz, ilimden bir ilim öğrenmek.” Kâne hayran leke min en tusalliye elfe rek’atin tatavvu’an. “Nafile olarak 1000 rekât namaz kılmaktansa bir mesele-i dîniye öğrenmek daha hayırlıdır.” Hayrun diyor, bir mesele-i dîniye öğrenmek 1000 rekât namaz kılmaktan, tatavvu nafile namaz kılmaktan hayırlıdır. Onun için ilme ne kadar büyük pâyeler verilmiş.
Ve izâ allemte’n-nâse. Bunu öğrendin kendin için. Ve izâ allemte’n-nâse. “Bir de öğretiyorsun arkadaşlarına, kardeşlerimize öğretiyoruz. Öğrettiğin vakitte.” Umile bihî ev lem yu’mel bihî. “İster amel etsinler isterse amel etmesinler.” Fe-hüve hayrun leke min elfi rek’atin tusallîhâ tatavvu’an mütekabbeleten. “Kabul olunmuş hem de, kabul olunmuş 1000 rekât namazdan daha hayırlıdır kardeşlerine öğrendiğini öğretmek.”
Binâenaleyh bununla hepimiz mükellefiz, bir taraftan öğreneceğiz diğer taraftan da öğretmeye çalışacaksın. Onun için insan memleket memleket gezer, komşu komşu gezer, halbuki bizim komşularımızdan da haberimiz yok. Evimizin yanındaki komşudan haberimiz yok! O komşuya gidiyoruz, gidip de; “Ne yapıyorsun komşu, hatırın nasıl? İyi misin kötü müsün?” demeye tenezzül de etmiyoruz; ne o bize gelir ne biz ona gideriz.
Senelerce otururuz evimizde komşumuzdan haberimiz yok, böyle Müslümanlık mı olur?
Allah cümlemizi affetsin.
Tevfıkât-ı samadâniyetine mazhar etsin. Sevdiği ve razı olduğu kullarının arasına kabul etsin.
Hayat fâni! Hayat fâni, herkes geldiği gibi gidecek. Burada Allah’ını tanıyıp da gitmek en büyük devlettir. Hem tanıyalım hem de emirlerine itaat eden kullarından olalım inşallah.
Lillahi’l-Fâtiha.
Gece Namaz
ve Dua, Misafir,
Cami ve
Mescid Kültürü, Züht,
