24.10.1987 - Allahın Yüzüne Bakmadıkları, Beyat Etmek, Yalan Yere Yemin
09.12.2019
23 dk 52 sn
Bismillâhirrahmânirrahîm.
Elhamdülillâhi Rabbi'l-âlemîn. Hamden kesîran tayyiben müberaken fîh. Alâ külli hâlin ve fî külli hîn. Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ve men tebi'ahû bi-ihsânin ilâ yevmi'd-dîn. Emmâ ba'd:
Fa'lemû eyyühe'l-ihvân fe-inne efdale'l-hadîsi kitâbullah ve efdale'l-hedyi hedyu seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi ve sellem ve şerre'l-umûri muhdesâtuhâ ve külle muhdesetün bid'atün ve külle bid'atin dalâletün ve külle dalâletin ve sâhibehâ fî'n-nâr. Ve bi's-senedi'l-muttasılı ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:
Selâsetün lâ yenzurullâhu ileyhim yevme’l-kıyâmeti ve lâ yüzekkîhim ve lehüm azâbün elîmün. Racülün kâne lehû fadlu mâin bi’t-tarîki fe-mene’ahû mini’b-ni’s-sebîli. Ve racülün bâya’a imâmen lâ yübâyi’uhû illâ li-dünyâ fe-in a’tâhu minhâ radiye ve in lem yu’tıhî minhâ sahıta. Ve racülün halefe alâ sil’atihî le-kad u’tıye bi-hâ eksera mimmâ u’tiye ve hüve kâzibün.
Bu hadîs-i şerîf de, Allah’ın sevmediği insanları anlatıyor bize. Bu da güzel, bunu da bir öğrenelim ki sevdiklerini anladık sevmediklerini de bilelim.
Bu hadîs-i şerîfi İmam Buhârî ve İmam Müslim rahmetullalahi aleyhima Ebû Hüreyre radıyallahu anh’ten rivâyet etmişler.
Ne buyurmuş Peygamber Efendimiz bu sahih hadîs-i şerîfte?
Selâsetün. Üç kimse vardır ki: Lâ yenzurullâhu ileyhim yevme’l-kıyâmeti. Kıyamet gününde Allahu Teâlâ hazretleri onlara nazar buyurmaz. Bakmaz Allah onların yüzüne.
Üç kimse vardır ki Allah onların yüzüne bakmaz. Ve lâ yüzekkîhim. Paklamaz da onları. Temizlemez, paklamaz da. Ve lehüm azâbün elîmün. Ve onlara elîm, feci bir azap verilecek.
Onların karşılaşacağı görecekleri âkıbet nedir, azaba uğramaktır, cehenneme düşmektir. Hem de feci bir şekilde orada ızdırap çekmektir, yanmaktır ve cezaya uğramaktır.
Allah’ın sevmediği, cezalandıracağı, paklamadığı, temizlemediği üç insan kimmiş bunları söylüyor Efendimiz.
Racülün kâne lehû fadlu mâin bi’t-tarîki fe-mene’ahû mini’b-ni’s-sebîli. Bir adam ki kendisinin yolda su fazlası vardır, bunu yolcudan esirgiyor.
Diyelim ki yol güzergahında bahçesi var, tarlası var, adamın da suyu var. Duvarı çevirmiş bahçeye kimseyi sokturmuyor, su kendisinin bahçesinin sulamaya yetecek ve fazla. Fadlu mâin diyor. Suyun fazlası var. Sırf kendine yetecek kadar olsa demek ki o zaman mazur olacak ama zaten su fazla. Bahçesini suladı, kendisi içti yetti arttı, ona rağmen gene yolcuya suyu vermiyor.
Ha işte bu pinti, nekes, cimri insana Allah bakmaz, nazar etmez, paklamaz ve elim bir azaba uğratır.
Neden?
Cimri. Allah’ın verdiği suyu kendi ihtiyacından da fazlasını götürüp de insanlara vermiyor. İnsanları istifade ettirmiyor. Cimrilik, pintilik, nekeslik ve insanlara merhamet etmemek. O yoldan kendisi geçse susasa, dili bir karış sarksa o zaman görür yani susuzluğun ne olduğunu.
Şimdi elhamdülillah biz bunun sıkıntısını çekmiyoruz. Arabayla bir benzin istasyonunda dururuz, istediğim meşrubat var, ayran var süt var, çeşit çeşit metâlar var. Şimdi bu bizim için mesele değil. Sonra bizim ülkemizde yağmur yağıyor, yol kenarlarında çeşmeler var. Bir yerde dururuz suyumuzu içeriz, yüzümüzü yıkarız, arabamızın önünü arkasını sileriz, farlarını temizleriz, camlarını yıkarız. Hepsi mümkün, ama bunları hep Suudi Arabistan’a göre düşüneceksiniz. Arafat’tan iniyorsunuz, otobüsün içinde tepeniz kaynıyor. Adım adım gidiyorsunuz, sıcak hararet bilmem ne, bakıyorsunuz güleç yüzlü bir hacı kardeşiniz geliyor, selamün aleyküm hocam diyor. Termosun kapağını açıyor bir su ikram ediyor dünyalar sizin oluyor. Yani tam orada böyle o sıcakta bayılıyorsunuz, böyle o ikram fevkalade hoşunuza gidiyor. Allah razı olsun filan diye dua ede ede bir hâl oluyorsunuz. Yani oranın sıcağı fevkalade fazla olduğu için orada ne kadar önemli olduğu anlaşılıyor.
Biz de burada Müslümanların hayrına olan, insanlara hayır olacak olan şeyleri fazlamızı verebilmeliyiz yani imkân fazlasını. Paramız varsa paramızı verelim, malımız varsa malımızı verelim, daha başka bir şeyimiz varsa onu verelim de sevap kazanalım. Cömert olacağız yani.
Mümkün olduğu kadar hayrât u hasenât yapmaya dikkat edeceğiz. Eğer yapmazsa Allah nazar etmiyor, Allah paklamıyor, Allah azaba uğratıyor.
Ve racülün bâya’a imâmen lâ yübâyi’uhû illâ li-dünyâ. İkincisi bir adamdır ki, bir önder ile anlaşma yapmış, ona tâbi olma, bey’at, mübâya’a anlaşması yapmış, söz vermiş tamam senin emrindeyim hizmetindeyim, seninle beraberim tamam demiş.
Ama neden?
Lâ yübâyi’uhû illâ li-dünyâ. Bu mübâya’a etmesi, ona bağlanması, bey’at etmesi, ittibâ eylemesi, tabi olması nedenmiş? Dünyalık içinmiş. Şu adamın emrine gireyim, bununla beraber gezerim tozarım, epeyce dünyalık sahibi olurum, epeyce paraya sahip olurum, epeyce zenginlerim filan diye dünya maksadıyla bey’at etmiş. Buna da Allah bakmaz, Allah temizlemez ve azaba uğratır.
Demek ki böyle olmayacak.
Nasıl olacak?
Müslüman Allah rızası için bey’at edecek. Yani din büyüğüne Allah rızası için bey’at edecek. Bu bey’at dediğimiz şey, Peygamber Efendimizin zamanında Peygamber Efendimize yapılıyordu. Bunu özetleyecek olursak, erkekler de gelip Peygamber Efendimize bey’at ediyorlardı. Mesela şerece-i rıdvan altında geldiler bey’at ettiler, Peygamber Efendimize. Medineliler Akabe’de bey’at ettiler, daha başka insanlar tek tek veya topluluk halinde geldiler bey’at ettiler. Erkekler bey’at ettiği gibi kadınlar da bey’at ettiler. Âyet-i kerîmede bunun zikri geçiyor;
İzâ câeke’l-mü’minâtü yübâyi’neke.. diye. Mümin kadınlar sana bey’at etmek için geldikleri zaman şu şu şartlarla sen onlarla bey’at et, bey’atlarını kabul et diye geçiyor.
Demek ki Peygamber Efendimiz’e ashâb-ı kirâm bey’at etti, bağlantı, ittibâ etti, onu imam seçti.
İmam ne demek?
Önder demek yani başkan demek, ona bey’at ettiler. Kadınlar da bey’at ettiler erkekler de. Peygamber Efendimiz vefat edince yerine halefi, halifesi Ebû Bekir Sıddîk geçti. Ebû Bekir Sıddîk efendimize hemen vefatı gününde Müslümanlar imamsız kalmasın diye bey’at ettiler. Peygamber Efendimiz’in makamına o halife oldu, o oturdu. Müslümanların başına geçti, imâmü’l-müslimîn oldu, emîru’l-mü’minîn oldu. Müslümanların önderi oldu, imamı oldu. Emîri oldu yani komutanı oldu, ikisi bir arada Ebû Bekri Sıddîk efendimize de ihtilaf çıkmadı.
Ömer efendimize de Hazreti Ebû Bekir’den sonra ona bey’at edildi, ihtilaf olmadı. Osman efendimize de ihtilaf olmadı.
Hazreti Ali efendimizin zamanında insanların bir kısmı Hazreti Osman’ın şehit edilme sebebini ileri sürerek, kim bunlarla şehit etmeye girişmişse onun cezalandırılması lazım diyerek ihtilaf çıkardılar, ayrı bir beldeye gittiler, orada ayrı bir grup teşekkül etti. Beri tarafta asıl Müslümanlar Hazreti Ali efendimize uydular ama itaatsiz bir grup çıktı ortaya, yani söz dinlemeyen bir grup çıktı. Hazreti Ali efendimiz de onlara çeşitli mücadeleler yaptı. Sonunda Hazreti Ali efendimiz de şehit oldu, âhirete gitti. Yerine Hazreti Hüseyin efendimizi imam seçmek istediler Iraklılar. Çağırdılar, Irak’a gelirken Kerbela’da onu Emevîler şehit ettiler. Yezid’in ordusu geldi ve onu şehit etti.
Tabi ondan sonra ne oldu?
Hazreti Hüseyin efendimizi ve çocuklarını, hanımlarını, aile fertlerini, hepsini şehit ettiler.
Ne oldu?
Müslümanlar ne yapacaklarını şaşırdılar. Emevîler asker gücüyle Medine’ye asker çıkarttılar. Abdullah İbni Zübeyr Mekke’de halife olmak istedi. Mekke’yi kuşattılar, mancılıklarla Kâbe’yi taşa tuttular. Abdullah İbni Zübeyr radıyallahu anh ki yani ümmühât-ı mü’minînden birisinin yeğeni de oluyor aynı zamanda. Onu şehit ettiler, o mübareği. Ondan sonra birçok kimseyi şehit ettiler. Mecburen silah zoruyla, kahren, istemeye istemeye, cebren ve kerhen ses çıkartamadılar. Çıkaranı çünkü öteki zorbalar tepelediği için, ondan sonra iş, bey’at meselesi hakiki alimlere bey’at olarak devam etti. Zalimler de hükümdarlığa devam ettiler. Saraylar kurdular, çalgılar çengiler, türküler eğlencelerle bu iş böyle devam etti.
Şimdi bir imama Müslümanın bey’at etmesi lazım gelir.
Günümüzde de bey’at etmesi lazım gelir, hatta üç kişi yola gitse, bir tanesinin imam olması lazım. Camide namaz kılacak olsa Müslümanlar, bir tanesinin öne geçip imam olması lazım geldiği gibi yolculukta da bu böyledir. Çünkü İslam da intizam vardır. Herkes burada kendi başına namazı kılar; isterse uzun kılar isterse kısa kılar. Gözünü şey yapar, başını eğer, ağlar sızlar namaz kılar. Onun için ayrı ayrı kılsın. Yoo, öyle saçma şey yok. O ayrı kılmak için çok zaman var; gecede gündüzde bir sürü zaman var. Sen ayrı namazını ayrı kıl, burada camide imamla kılacaksın.
Efendim evimde imamla kılayım.
Hayır, camiye geleceksin camide kılacaksın.
Yani İslam’ın emirlerine dikkat edelim. İslam’ı doğru düzgün yaşayalım. İslam böyle.
Farzı kıldıktan sonra sünneti istediğin kadar uzat. Evinde geceleyin istediğin kadar namaz kıl.
Niye öyle kaytarıyorsun, niye öyle yamuk yamuk gidiyorsun, yampiri yampiri yengeç gibi?
Olmaz. Yani Allah’ın emri neyse öyle olacak, intizam olacak.
Elhamdülillah imam öne geçtiği zaman bakıyorsunuz saflar gayet muntazam. Onu da Peygamber Efendimiz öğretmiş. Sık, muntazam, gevşek değil düzensiz değil böyle sıra sıra, sıra sıra saflar. Herkes intizamlı bir şekilde Allahuekber diyor namaz kılıyor, öyle işi tamamlıyoruz.
Bu bizim işin bir ibrettir. Çok ibret almamız lazım ki biz camimizde ibadetimizde bile böyleyiz, başka şeylerde de böyle intizamlı olmamız lazım. Amma böyle olmuyor. Böyle yapmayanlar büyük veballere uğrayacaklar. Müslümanları parça parça parçalayanlar, bölük bölük bölenler, birbirleriyle tokuşturanlar çarpıştıranlar, yumurta kırar gibi kıranlar, âhirette büyük cezalara uğrayacak. Onlara destek olanlar da büyük veballere uğrayacak. Çünkü yanlış , yanlış bir öndere imama bey’at etti mi, dünya için bey’at etti mi; varlık için, para için, ganimet için, saltanat için, fütuhat için böyle bey’at etti mi bu işten bir hayır gelmez.
Niçin olacak?
Allah rızası için olacak. Allah’ın dinini tatbik etmek için, yaymak için, yüceltmek için olacak. Öyle yapılmadığı zaman Allah böyle bir bey’at eden kimsenin bey’atına değer vermez. O adamın yüzüne bakmaz, o adamı paklamaz, temizlemez. O adama büyük azap verir. Demek ki aslında bu adam. bizden bir kademe ileri bile, biz bey’atsızız, kime uyacağımızdan haberimiz yok, darmadağın, derbeder. Zamâne Müslümanları yani. Sizi kastetmiyorum biz derken. Ümmet-i Muhammed’i kastediyorum, darmadağın. Her birisi bir tarafta.
İran da falancaya uymuşlar, onlar götürmüş onu filancayla çarpıştırıyor götürüyor başka yere. Lübnan’da bilmem ne, Mısır’da bilmem ne, Suudi Arabistan’da bilmem ne, Yemen’de bilmem ne. Bir Kuzey Yemen çıkmış bir Güney Yemen çıkmış; birisi komünist birisi bilmem ne, her yer parça parça.
Müslümanlar bir, dinleri bir, Kur’an’ları bir, Kabeleri bir, emirler aynı, yasaklar aynı, Amerika’dan utanmak lazım ki kırk dokuz tane ayrı devleti bir araya getirmişler, Amerika Birleşik Devletleri demişler. Almanya’dan utanmak lazım ki dokuz tane devleti bir araya getirmişler Almanya’yı kurmuşlar. İsviçre’den utanmak lazım ki bilmem kaç tane kantonu bir araya getirmişler bir devlet haline getirmişler. Avusturalya’dan utanmak lazım ki bilmem kaç tane devleti; kimisi Hollanda’nın, kimisi İngiltere’nin, kimisi bilmem nerenin. Bir araya getirmişler birlik olmuşlar.
Hepsi bütün, Müslümanlar parça parça. Ayrıca o Hıristiyanlar bir papalık teşkilatına tâbi olmuşlar; dünyanın her yerinde papalık teşkilatının fabrikaları var, ticaretleri var, kazançları var, vakıfları var, gelirleri var, ordusu var, teşkilatı var, büyük elçileri var. Misyonerleri var, Afrika’ya gönderirler, Asya’ya gönderirler, Çin’e gönderirler Hint’e gönderirler onlar hastane kurarlar,arkasında para var. Hastane kurarlar, o kurdukları hastanelerde bedava ilaç dağıtırlar, hastanın gönlünü kazanmaya çalışırlar, ondan sonra da gel Hıristiyanlığa derler.
Ben Hıristiyanlığa ne diye geleyim? Bire üç diyorsunuz üçe bir diyorsunuz. Allah’ın peygamberini put edinmişsiniz. Ben ne geleyim ona! Ama teşkilatları kuvvetli olduğu için uğraşıyorlar didiniyorlar dünyanın her yerine hâkim oluyorlar.
Müslümanlar? Müslümanlar bir birlikten mahrum, birbirini desteklemekten mahrum, beraber çalışmaktan mahrum, yardımlaşmaktan mahrum, birbirini sevmekten mahrum. Bir ittifak bile kuramamışlar. Bir belli Müslüman ittifakı kurup da bana bak! Bizim ittifakımıza dahil herhangi bir Müslüman ülkeye bir dokunursan senin canına okurum bile diyemiyorlar.
Böyle şey olur mu?
Suriye’ye harita yapıyor, Antakya’yı kendisinde gösteriyor, Türkiye orayı gasben almış gibi gösteriyor. Be şaşkın adam, yetmiş beş yıl önce senin Suriye’n de bizimdi! Sen Antakya’ya ne benim için kavga edip duruyorsun ki! Senin Suriye’n de benimdi, Irak’ın benimdi, hepimiz birlik beraberlik içindeydik. Şimdi utanmıyorsun, ayrı çıkmışsın, bir de Antakya için benimle kavga etmeye kalkıyorsun.
Ben bunu haklayamaz mıyım? Yani bir yürüdüm mü Şam’a kadar giderim. Bir daha yürürüm Ürdün’ü geçerim. Bir daha yürürüm Suudi Arabistan’a gelirim. Oh, hac için ne vizeye ihtiyaç var ne başka bir şeye. Canım isteği zaman otomobilime atlarım, yürürüm Peygamber Efendimizin mescidinde namazımı kılarım, Ramazanımı Mekke de geçirebilirim.
Ama yapamıyorum, yapılmıyor.
Neden yapılmıyor?
Rusya ile Suriye anlaşma yapmışlar, sana birisi saldırırsa ben seninle beraberim diye, saldırılmıyor. Silahı vermiş, Suriye’nin askeri gücü bayağı kuvvetli. Öyle yabana atılacak filan değil; tankı var füzesi var, şusu var busu var. Adam gidiyor Bulgaristan’la iş birliği yapıyor.
Neden?
Bizim kuyumuzu kazıyor. Yani altımızı eşeliyor ki pattadak bu tarafa düşelim diye.
Nerde kaldı Müslümanlık?
Ama kabahat bizim. Sizin ve bizim ve bizim idarecilerimiz ve bizim hükümetlerimizin. Çünkü zamanında tedbir almamışız. Zamanında bu Suriye için tedbir alsaydık, orada iyi insanlar olduğu zaman onları destekleseydik, onlar birbirleriyle kavga ederken hayırlı insanları destekleyip orada bizim lehimize bir hükümet kurdursaydık iş birliği içinde, varsın onun Suriye bayrağı olsun, senin Türk bayrağın olsun, iş yürürdü kardeşlerim.
Bizim gafletimizden orada komünist idareler hâkim oldu. Hiç şikâyet etmeye hakkımız yok, çünkü uyumuşuz. Yıllar yılı hariciyemiz uyumuş. Biz ikaz etmemişiz, siz uyumuşsunuz biz hepimiz uyumuşuz, şimdi etrafımız ateş çemberi olmuş.
Yunanistan, on iki adayı almış gık dememişiz, silahlandırma yasak demiş, silahlandırıyor gık demiyoruz. Olur mu? Yunanistan’ı yenmedik mi biz İstiklal Harbinde? Yendik. Eh o adalar ona niye verildi? Niye yürümedik Selanik’e kadar? Niye şey yapmadık? Ondan sonra Yunanistan’da bir kıtlık olmuş buradan buğday göndermişiz hayır. Buğday vermişiz onlara. Besle kargayı oysun gözünü olmuş.
O bakımdan muhterem kardeşlerim!
Bu bey’at etmekten, birlikten beraberlikten açtık. Müslümanların ittifakları, birlikleri beraberlikleri kurmaları lazım, iş birliğini yapması lazım. Yeni yeni yapılıyor ama ne derecede yapılıyor! Biz gene koyun gibi bir şeyden haberimiz yok. Gene bir şeyden haberimiz yok. Bunu böyle candan düşünüp, o kardeşlerimizle iş birliği, ticaret kültürel anlaşmalar, ziyaretler vesaireler.
Allah bizi birlikten beraberlikten ayırmasın. Bizi toplayan alimler, bizi toplayan insaflı insanların etrafında toplanıp, kardeşliği yerine getirmeyi cümlemize nasip eylesin.
Şimdi bitirmemiş cümlesini Efendimiz. Ve racülün bâya’a imâmen lâ yübâyi’uhû illâ li-dünyâ. Bir önderle, komutanla, başkanla bey’at etmiş ama bir adam, ancak dünyalık için bey’at etmiş başka bir maksatla değil. Fe-in a’tâhu minhâ radiye. Dünyalıktan kendisine biraz bir şeyler verirse razı oluyor, hoşnut oluyor, seviniyor tamam, alakalar sağlam. Ve in lem yu’tıhî minhâ sahıta. Verilmezse kızıyor, başlıyor homurdanmaya, kazan kaldırmaya yeniçeriler gibi. Bu dünyalık için şey yapmış, Allah rızası için yapmamış bu birliği beraberliği. Verilirse seviniyor verilmezse kızıyor.
Bu Peygamber Efendimizin zamanında da böyle olmuş. Peygamber Efendimize dahi dil uzatmışlar. Dünya ehli para kazanmak, mal sahibi olmak isteyen, cihadı o maksatla yapan edepsizler, Peygamber Efendimizin ganimet taksimine bile dil uzatanlar olmuş.
Peygamber Efendimiz kime çok vermiş, biliyor musunuz muhterem kardeşlerim?
Tahmin edemezsiniz. En sevdiği, böyle cennetle müjdelediği sahabesine vermemiş. En sonra Müslüman olan, en geç Müslüman olan, en zayıf olan insana vermiş parayı. Ganimet olduğu zaman getirmiş Mekke’nin yeni Müslüman olan adamlarına çok vermiş. Bu sefer eskiler dedikodu etmeye başlamışlar. Aklını başına toplasana! Peygamber Efendimizin yaptığının sebebi var. Kendisi almıyor, sevdiklerine vermiyor, yeni Müslüman olan, daha çürük, böyle ipi kopabilir, böyle ne olduğu belli olmayan insanlar çok veriyor.
Neden?
Peygamber Efendimizin nazarında malın kıymeti yok. Bir sürüyü bir bedeviye veriyor; al senin olsun. Kıymeti yok çünkü onun nazarında. Nasıl olsa Allah gene verir diye düşünüyor, yarına mal biriktirmiyor Peygamber Efendimiz. Yarına bir şey bırakmıyor, depo etmiyor. Mekke’nin yeni Müslüman olan, Mekke’nin fethi esnasında Müslüman olanlarına ganimeti çok vermiş.
Neden?
Gönülleri ısınsın, içlerindeki kızgınlıklar geçsin, iyi Müslüman olsunlar da problem çıkartmasınlar diye. Ötekiler başlamışlar ileri geri konuşmaya; bize az para verildi. Sana az verdi ama sen sağlam Müslümansın diye az verdi, öteki zayıf Müslüman diye ona çok verdi kalbi ısınsın diye.
Efendimiz bir toplantı yaptı o zaman, bir konuşma yaptı dedi ki; Ey mü’minler! Size kendimi verdim dedi. Mekke feth oldu ama, Peygamber Efendimiz Mekke’de doğmuştu ama, Mekke’yi seviyordu ama, Mekke de kalmak sevaptı ama dikkat ederseniz Medine’den ayrılmadı. Vefalıydı çünkü Peygamber Efendimiz. Onlar kendisine yardım ettiler, vefalı diye vefa gösterdi. Mekke-i Mükerreme feth olunduktan sonra, artık şimdi gelin bakalım hepimiz buraya yerleşelim demedi, Medine’de kaldı ve Medine de âhirete göçtü, türbesi de Medine de. Size dedi, siz Taksime niye razı olmuyorsunuz, size kendimi ayırdım dedi. O zaman herkes ağladı, hatasını anladı.
Demek ki bu insanlar dünyalık için bazen birbirlerine kızarlar. Az verildi çok verildi filan, bu doğru değil. Âhiret hesabı başka türlüdür, âhiret adamları hesabı başka türlü yapar. Onun için onlara öyle kızmamak lazım.
Üçüncüsü;
Ve racülün halefe alâ sil’atihî le-kad u’tıye bi-hâ eksera mimmâ u’tiye ve hüve kâzibün. Allah’ın bakmadığı, temizlemediği ve azap vereceği adamlardan üçüncüsü de, sattığı mal üzerine yemin ediyor, diyor ki; verilenden daha fazla verdiler fiyatını. Ve hüve kâzibün. Yalan yere söylüyor bunu.
Bu çok olur. Bugün de biliyorsunuz bir mala talip olursunuz; şunu sat bana, şu kadara ver. Yooo, ondan çok daha fazla verdiler bana. Verdiler de vermedim. Yalan. Yalan. Yalan yere öyle söylüyor, malı satmak, daha pahalıya satmak için yalana tenezzül ediyor. Veremem, razı değilim de, o zaman olur. Ama ne diye yalan söylüyorsun daha fazlasını verdiler diye? Niye daha fazlasını verdiler de satmadın? Yalan!
İşte böyle yalancı dolancı satıcıları da Allah sevmediğini anlatıyor. Ticareti iyi yapmak lazım.
Hazreti Ömer radıyallahu anh, kamçıyla gezermiş çarşıda pazarda, haramları helalleri, faizi vesariye sorarmış, bilmeyen şeyi kamçılarmış. Seni edepsiz seni, hem ticaret yapıyorsun hem de Allah’ın emirlerini yasaklarını bilmiyorsun diye pataklarmış onları ki, dinini öğrensinler de haram iş yapmasınlar diye, göz dağı veriyor onlara.
O bakımdan ticaret yapan kardeşlerimize âcizane, nâçizane bu hadîs-i şerîfin bu tarafı bir ibret olsun ki, mallarını boş yere övmesinler, daha fazla verilmişti demesinler; idare etmiyor kardeşim, veremeyeceğim bu fiyata. Şu kadardan aşağı olmaz desin kâfi. Yani lafı fazla uzatmaya, yalan söylemeye lüzum yok. O zaman çeşitli cezalar oluyor.
Allahu Teâlâ hazretleri cümlemizi her yaptığı işi doğru dürüst yapanlardan eylesin ,cennetiyle cemaliyle müşerref eylesin. İltifatına erdirsin. Arşın gölgesinde gölgelendirsin. Sevdiği kullarla beraber haşreylesin. Firdevs-i Âlâ’yı nasip eylesin. Rıdvân-ı Ekber’ine vasıl eylesin. Cehennemden cümlemizi, evlatlarımızı, torunlarımızı, zürriyetlerimizi korusun. Memleketimize güzel hâller nasip eylesin, İslam ülkelerini korusun. Müslümanlar arasındaki kardeşlikleri ziyadeleştirsin, bağları kuvvetlendirsin. İstilaya uğramış İslam beldelerini korumayı kurtarmayı nasip eylesin. Esir ve mağdur ve mazlum ve mahpus kardeşlerimizi bu durumlardan kurtarmayı nasip eylesin. Dinimizi dünyanın her yerine anlatmayı yaymayı bizlere nasip eylesin. Böylece çok sevaplar kazanmayı cümlemize müyesser eylesin. Şereflere ermeyi nasip eylesin.