24.10.1987 - Gece Kuran Okumak, Gizli Sadaka Vermek
09.12.2019
23 dk 12 sn
Bismillâhirrahmânirrahîm.
Elhamdülillâhi Rabbi'l-âlemîn. Hamden kesîran tayyiben müberaken fîh. Alâ külli hâlin ve fî külli hîn. Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ve men tebi'ahû bi-ihsânin ilâ yevmi'd-dîn. Emmâ ba'd:
Fa'lemû eyyühe'l-ihvân fe-inne efdale'l-hadîsi kitâbullah ve efdale'l-hedyi hedyu seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi ve sellem ve şerre'l-umûri muhdesâtuhâ ve külle muhdesetün bid'atün ve külle bid'atin dalâletün ve külle dalâletin ve sâhibehâ fî'n-nâr. Ve bi's-senedi'l-muttasılı ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:
Selâsetün yuhibbümüllahu azze ve celle. Üç kimse vardır ki Allahu Teâlâ, Azîz ve Celîl olan Allah onları sever. Allah’ın sevdiği üç kişi.
Raculün kâme mine’l-leyli yetlû kitâballlâhi. Sevdiklerinin birincisi, bir tanesi, bir adam ki geceleyin kalkar ve Allah’ın kitabını okur. Gece kalkıp Allah’ın kitabını okuyan kimse.
Yani adam diyor, racül diyor ama kadın da buna dahildir, yaşlı da dahildir, genç de dahildir. Allah’ın sevdiği iş, geceleyin kalkıp Allah’ın kitabını okumak.
Tabi o zaman elektrik yok, imkanlar mahdut. Gece kalkıp Allah’ın kitabını okumaktan maksat Allahu âlem herhalde ezberinde olan Kur’an-ı Kerîm’i okuyabilir. Çünkü yani hele öyle Suudi Arabistan gibi, hele Peygamber Efendimizin zamanında olduğu gibi aydınlatma imkanlarının son derece kısıtlı olduğu bir zamanda böyle yüzünden okumak değil de herhalde ezberinde olan şeyleri mümkün olduğu kadar böyle tekrarlamak suretiyle, okumak olsa gerektir. Amma biz bugün hangi şekille olursa olsun geceleyin kalkıp da Allah’ın kitabını okursak, tefsir okursak veyahut ezberimizde olan âyetleri, sûreleri okursak [da olur.]
Tabi kalktığı zaman insanın teheccüd namazı kılması uygundur. Teheccüd namazı biliyorsunuz ,imsak kesilmezden önce kılınan bir namazdır. Gecenin sonu imsaktır. Yani bizim gece dediğimiz şey biraz daha devam ediyor gibi amma takvimde imsak saatine baktığımız zaman, o saatte gece bitiyor sabahın vakti giriyor. Yani güneşin doğduğu zaman değil. Ortalık biraz daha hafif alacakaranlık bile olsa, güneşin doğduğu şark tarafında artık karanlık gecenin, karanlığı yavaş yavaş ışımaya, aydınlanmaya başlamış, gökyüzü mavileşmeye başlamışsa sabahın vakti girmiş sayılıyor. Oruca başlanıyor, sofrada oturmuşsa artık insan yemek yememeye başlıyor, lokmasını bırakıyor, ağzını çalkalıyor oruca niyet ediyor. Sabah namazını kılacak ise, eğer camiye filan gidilmeyecek bir yerse o andan itibaren kılabilir. Ama tabi camiye gelip camide kılmak daha sevap da o vakitte namaz kılabilecek durum oluyor, sabah namazının vakti girmiş oluyor.
Demek ki teheccüd namazı ne zamanmış?
İmsak kesilmezden önceki bir zamanmış. Diyelim ki dört buçukta imsak kesildi. Dört buçuktan önceki bir vakitte kılınan namazdır.
Teheccüd namazını, Peygamber Efendimiz çok methetmiş, dünyadan, dünyanın içindeki her şeyden daha hayırlıdır diye övmüştür. Geceleyin tabi insan kalkıp namaz kılarken namazı da biraz uzattı mı, namazın içinde Fâtiha’dan sonra Kur’ân-ı Kerîm okunuyor ya. O okuma esnasında Kur’an’ı uzun okudu mu bu hadîs-i şerîf de yerine gelmiş olur. Gece kalkıp Kur’an okumak burada hani Allah’ın sevdiği bir kimse olmaya sebep oluyor.
Demek ki insan bildiği uzun sûreleri gece kalkıp da okusa; hem bu hadîs-i şerîften istifade etmiş olacak, bu mükafâtı almış olacak, Allah’ın sevgili kulu olacak.
Demek ki Allah’ın sevdiği kul olmanın, Allah’ın sevgili kulu olmanın bir yolunu böylece bu hadîs-i şerîfte öğrenmiş olduk ki, insan geceleyin kalkmalı Kur’an okumalı. Bu Kur’an’ı namaz kılıp da okursa daha da iyi olur. Namazın içinde okursa daha da iyi olur veyahut Kur’an’ı okuyup okuyup kalkıp namaz kılarsa, veyahut kalkıp abdest alıp namaz kıldıktan sonra oturur Kur’an okursa, tesbih çekerse bunların hepsi güzel şeyler amma, bunun pratikte tatbiki bugün sizler ve bizler tarafından kolay yapılmıyor. Yani geceleyin kalkıp da namaz kılmak işi kolay kolay olmuyor.
Neden?
Çünkü gece geç yatılıyor. Çünkü hayatımızın programı ,İslamî esaslara göre tanzim edilmiyor. Biz şimdi gece yatsı namazını kıldıktan sonra evlerimize gidiyoruz. Evlerine gittikten sonra oradan gezmelere gidiliyor, ziyaretler yapılıyor, misafirlikler oluyor, misafir geliyor. Onlarla on ikiye bire kadar oturuluyor, ondan sonra kalkıp evine gidiyor insan. Veyahut bazı kimseler televizyonu açıyorlar, televizyonun programı kaçta kapanıyorsa -Allah artık ıslah eylesin- on ikide mi, yarımda mı, birde mi, ikide mi, kaçta kapanıyorsa o vakte kadar onu seyrediyor. Ondan sonra bir yattı mı uykusunu alamadığı için, zaten bir de televizyondaki konuların bereketsizliği üstüne çöktüğünden; nursuzluğu, uğursuzluğu üstüne çöktüğünden veyahut kötü sahne veyahut kötü fikir veyahut daha başka şeyler onların nursuzluğundan üstüne bir kasvet çöküyor, değil teheccüd namazı kılmak sabah namazını bile kılamıyor. Bakıyor ki güneş üstüne doğmuş, nice vakit geçmiş, çapaklı gözlerle kalkıyor tembel tembel geriniyor, istemeye istemeye eğer iş günüyse gidiyor bir yüzünü yıkıyor, fırt hadi işine gidiyor. Veyahut tatil günüyse işte artık gününe böyle hayırsız bir tarzda başlamış oluyor.
Halbuki Müslümanın hayırlı başlaması nasıl olacak?
Akşamleyin erken yatacak. Yani yatsı namazı son huduttur, yatsı namazını kılıp ondan sonra hemen istirahate geçmemiz lazım. Gece ziyaretlerini mümkün olduğu kadar yapmamalıyız. Gece sohbetlerini Efendimiz uygun görmemiş. Gece namazına zararı olduğundan, sabaha zararı olduğundan pek uygun görmemiştir. Mümkün olduğu kadar biz ,yatsıdan sonra hemen yatmalıyız. Hemen yatmalıyız ki uykumuzu saat ikide üçte alalım, ondan sonra uyanalım teheccüd namazımızı kılalım, âhiret sevabı kazanalım. Kur’an okuyalım Allah’ın sevgisini kazanalım, Allah’ın sevgili kulu olalım.
Yani eğer âhiret menfaatini düşünen, Allah rızasını düşünen insanlar olsak, yapacağımız iş neymiş?
Erken yatıp geceden kalkmakmış, yani imsak kesilmezden önce kalkmakmış. O arada namaz kılmakmış, ondan sonra da teheccüd namazı kılmakmış, tesbih çekmekmiş.
İşte hayatımızı böyle tanzim edersek ne mutlu bize. Eğer böyle geldi böyle gider diye mevcut sisteme göre yaşarsak, bir gün ecel gelir; defter-i âmâlimizde sevaplar az, kusurlar, günahlar ,hatalar çok, o zaman çok pişman olur insan. Yakasını yırtsa, saçını başını yolsa, dizini dövse fayda etmeyecek bir duruma düşer.
Onun için akıllı insanlar nefsine sahip olup, hâkim olup âhirete hazırlanan kimselerdir diyor Peygamber Efendimiz. Akılsız insanlar da ümit edip temenni edip, eh bir gün gelir yaparım filan gibi bahanelerle, teranelerle ömrünü hebâ edenlerdir diyor.
Aman kardeşlerim, insan ömrünü nasıl geçtiğini anlayamıyor. Ömrün faniliğini anladığı zaman da iş işten geçmiş oluyor. Yani yaşı altmışa yetmişe gelince işi de bitmiş oluyor. İşi bittiği için, pili azaldığı için kuvveti kalmadığından namaz kılacak gücü kalmıyor, cihat edecek hâli kalmıyor. İlim öğrense kafasına girmez, ezberlemek istese ezberleyemez, çalışmak istese çalışamaz. Dizi titrer, romatizmadan beli ağrır, böbrekleri sancır. Nefes nefese kalır sesi çıkmaz bir duruma düşüyor. Yani iş işten geçtikten sonra posası çıkıyor insanın.
Bence gençler yaşlılarla biraz ahbaplık etmeli, onları biraz konuşturmalı; amca nasılsın ne var ne yok, gençliğinde nasıldın filan. O başlayacak tabi diyecek ki, ah evlat! Bir adamdım ki ben, böyle yıldırım gibiydim fırtına gibiydim. Şöyle eserdim böyle tozardım, şu işi yapardım bu işi yapardım ama ah gençlik ah geldi geçti filan diye biraz onu konuşturmalı da, vay ben de böyle diyeceğime şimdiden aklımı başıma toplayayım diye tedbir alması mümkün olsun.
Onun için yaşlılarla ahbaplık edin, yaşlı amcalar da gençlerle biraz ahbaplık etsinler ki hem onlara irşatta bulunurlar yol gösterirler, örnek olurlar hem de böylece nesiller arasında bağlantılar sağlam olmuş olur.
Demek ki bu hadîs-i şerîfin ilk parçası yapabileceğiz bir şey. Üç kimse vardır ki, Aziz ve Celil olan Allah onları sever. Birisi geceleyin kalkıp Kur’an okuyan insan. Tamam, Allah’ın sevgili kulu olmak için bundan sonra saati kurarım. Olur olmaz saatle uyanmıyorsanız kocaman saat alın. Öyle saatler oluyor ki kurduğun zaman yataktan hoplatıyor insanı. Kurarsın, bir cır yaptığı zaman mecburen kalkarsın. Uzak bir yere koy, odanın ta köşe ucuna koy, yani yorganı filan başına çeksen kâr etmeyecek gibi. İlle gidip başına bastıracağın gibi bir şekilde koy kalkarsın.
Muhterem kardeşlerim, pratik tedbirlerden bir tanesi de akşam yemeğini erken yemektir. Akşam yemeğini erken yerseniz, gece yarısından sonraki vakitte mide adamakıllı boşalmış olduğundan insanın uykusu hafifler ve dinlenmiş olur, kalkması kolay olur. Ama akşam yemeğini geç yerseniz bir de çok yerseniz… Mide doldu, ben pehlivan gibiyim evvel Allah, bir oturdum mu bir tepsi pilavı yerim, bir kuzuyu haklarım filan. Tamam sen öyle yaparsın ama sabahleyin kalkamazsın. Yani öyle kuvvetli yediği zaman, insana bir şey çöker yani vücut yorulur. Çünkü sen güya sırt üstü yatıyorsun ama mide çalışıyor, karaciğer çalışıyor, kalp çalışıyor. O yorgunlukla sabahleyin kalkamayacak duruma düşersin.
Onun için hafif yiyelim akşam yemeğini. Bir de doktorlardan ben duydum ki akşamleyin yatarken süt içerse veyahut ayran içerse vücudun dinlenmesine, zehirlerinin atılmasına sebep oluyormuş. Birkaç defa da denedim faydasını gördüm. Taze sütle taze yoğurtla şöyle bir ayran yapıp böyle içerseniz, herhalde vücudun zehirleri de atılmış olur, dinlenmeniz de iyi olur.
Akşam erken yatarsınız, gece teheccüde kalkarsınız, Allah’ın sevgili kulları arasına, sevdiği kullar arasına girmek, böylece sizin için de müyesser olur.
Allah cümlemize böyle güzel programlar yapmayı, İslam’a uygun yaşamayı nasip eylesin bir.
Ve racülün tesaddaka sadakaten bi-yemînihî yuhfîhâ min şimâlihî.
Allah’ın sevdiği insanları sayıyordu Peygamber Efendimiz, bir tanesi de kimmiş?
Bir adam ki sağ eliyle tasadduk ediyor, sadaka veriyor, hayır yapıyor ama yuhfîhâ min şimâlihî. Yaptığı hayrı sadakayı sol elinden saklıyor yani gizli yapıyor. Kendisinin bile bir elinin duymayacağı kadar gizli olunca başka insan hiç duymaz, şöhret olmaz, övünme olmaz, böbürlenme olmaz, iftihar olmaz, riya olmaz.
O bakımdan insan yaptığı işi, ibadeti gizlice yaptığından çok çok sevabına nâil olur. Kendisine sevabı çok çok gelir.
Demek ki hayırlarımızı göstermeyeceğiz gizli yapacağız, belli etmeyeceğiz. Şakası vardır bu işin: Tavuk bir yumurta yumurtluyor ondan sonra iki saat yumurtlamadan önce, iki saatte yumurtladıktan sonra ciyak ciyak bağırıyor, gıd gıd gıdak diye bağırıyor, olmaz. Yani nihayet bir yumurta bu. Dünya değil ki yani küçücük bir şey ama çok bağırıyor. Yani biz de bir namaz kılıyoruz, bir sadaka veriyoruz, küçücük bir şey onu gözümüzde, büyütür söylersek sevabı gidiyor.
Peygamber Efendimiz bir başka hadîs-i şerîfinde, bir insan bir hayır yapsa demiş, bunu saklasa, on misli, yetmiş misli, yedi yüz misli sevap alabilir. Allah’ın bileceği bir şey. Yani kalitesine göre, -hani kumaş nasıl kalite kalite ise, ipek kumaşlar çok pahalıysa, basmalar ucuzsa- çok sevap kazanabilir. Bunu başka yerde söylerse sevabı bire iner. Yani çok sevaplar gidiyor bir sevap oluyor. Bir kere daha söylerse yaptığı şeyi, ha sen gösteriş için yapmışsın demek bunu, boyna her yerde böbürleniyorsun diye sevabı silinir yerine günah yazılır diye Peygamber Efendimiz bir hadîs-i şerîfinde bildirmiş.
O halde ağzımızı sıkı tutalım. Ben ömrüm boyunca yani durduğu yerden insanın bu dili yüzünden çok zarara uğradığını kendimden, yakınlarımdan, etrafımdakilerden gördüm. Bu dilimizi tutmayı öğrenmemiz lazım. Dilimizi tutacağız hayrımızı böbürlenerek söylemeyeceğiz saklayacağız ki sevabı çok olsun. Dilimizi tutacağız, kimseyi incitmeyeceğiz. Dilimizi tutacağız günahlar işlemeyeceğiz. Dilimizi tutacağız gıybet etmeyeceğiz. Dilimizi tutacağız yalan söylemeyeceğiz. Dilimizi tutacağız dedikodu etmeyeceğiz. Dilimizi tutacağız söz taşımayacağız.
Şimdi çok sevdiğim bir kardeşim var, yani hakikaten çok seviyorum. Birisi bir yerden bir dedikodu etmiş, bir laf söylemiş. Bana söylediler ki efendim siz böyle demişsiniz onun hakkında diye söz var. Demedim, der miyim? Çok seviyorum amma anladım, o arkadaşla karşı karşıya geldiğimiz zaman onun böyle yüzü mahsun bakıyor. Biraz durgun bana karşı. Şimdi sebebini anladım. Zavallının kulağına, benim öyle söyledim diye gitmiş, böyle rivayet edilen laf. O şimdi kırgın, bir taraftan da kırgın ama ne yapsın gene iyi huyundan geliyor sesini de çıkartmıyor. Halbuki benim de hiçbir şeyden haberim yok, ben de bu kardeşim niye böyle durgun duruyor, süzgün duruyor diye kendi kendime öyle kenarda ona hayret ediyorum. Anlaşıldı, demek ki birisi bir yanlış söz taşıdı, söyledi ona, bak ikimizin arasını soğuttu.
O bakımdan doğruyu eğriyi laf olarak taşımamak lazım. Yanlış anlaşılıyor, ters anlaşılıyor, aralar bozuluyor, çeşitli günahlar ortaya çıkıyor.
Allah dilimize sahip olmayı nasip etsin. Yaptığımız hayırları da sessiz sedasız yapıp, övünmeden böbürlenmeden, Allah’ın bilmesi kâfidir diye düşünerek, kimseye söylemeye lüzum görmeden öyle yapalım.
Üçüncüsü, bu hadîs-i şerîfte bildirilen, Allah’ın sevdiği insanlar kimlermiş diye sayıyor Peygamber Efendimiz. Birincisi geceleyin kalkıp gece Kur’an okuyan kimse dedi. İkincisi sadaka verdiği zaman sağ elinin verdiğini sol elinden gizleyerek veriyor, anlatmıyor kimse sezmiyor, bilmiyor. Sadakayı öyle yapıyor.
Üçüncü adam;
Ve racülün kâne fî seriyyetin fe’n-hezeme ashâbuhû fe’s-tekbele’l-adüvve.
Bir adam ki bir askerî birlikte, düşmanla çarpışmaya gitmişti. Arkadaşları bozuldular, bozguna uğradılar kaçtılar amma, fe’s-tekbele’l-adüvve. Bu kardeş, bu mübarek şahıs korkmadı, kaçmadı, düşmanın karşısında kahramanca sebat ediyor çarpışıyor. Arkadaşları bozuldular çekiliyorlar, o sebat ediyor çekilmiyor. Ölmek var dönmek yok demişler ya.
Bizim zaten başarılarımızın çoğunda hadîs-i şerîflerin, âyet-i kerîmelerin, dinimizin emirlerinin rolü vardır. Bizim askerlerimiz düşmandan kaçmaz düşmanı yener, kahramanca müdafaalarda bulunur filan.
Peki kaynağı ne bunun, başkaları böyle yapmıyor da niye bizimkiler yapıyor?
İşte bak hadîs-i şerîfler.
Niye Plevne’de kahramanca müdafaa yapmışız, niye Kore’de Kunuri’de kahramanca müdafaalar yapmışız, niye istiklal harbinde kahramanca müdafaalar yapmışız. Bunca imkansızlıklara rağmen böyle başarılar elde etmişiz?
Dinimizden.
Şimdi dinimizden dolayı kazandığımız o başarılara rağmen ,dinimize bazıları tepeden bakıyorlar. Şu memlekette benim ecdadımın, benim kardeşlerimin cihatları sebebiyle, mücahitlikleriyle sebebiyle, kahramanlıkları sebebiyle, düşmanı atmışız, huzur içinde yaşıyoruz. Şimdi bu ülkede benim dinime ters bakıyor. Benim inancıma ters bakıyor, Baş örtüsüne çatar, Müslümanlara domuz eti yedirmeliyiz der, açmaya çalışır saçmaya çalışır.
Yüz verdik, çok fazla yüz verdik! Kendimiz çalışmadık, gayret göstermedik. İslam’ı öğretmedik, hukukumuzu müdafaa etmedik tepemize çıktılar. Memleket bizim, dedelerimizin tapusu bizde, sahibi biziz. Ecdadımız belli, örfümüz belli, tarihimiz belli, âdâbımız belli, erkanımız belli. Ecdadımızın savaştığı insanların kötü ahlakı şimdi gelmiş buralara bulaşmış, o insanlar da bizim karşımıza çıkıyorlar. Efendim ne olurmuş içki içersen ne olurmuş flört edersen ne olurmuş,
Onlar çalışıyorlar. yani şeytan, nefis, düşmanlar, ahlak bozucu şeyler çalışıyor, biz Müslümanlar gevşek durduğumuz için, gayretli olmadığımızdan, kesenin ağzını açmadığımızdan, kolları sıvamadığımızdan, paçaları sıvamadığımızdan işler değişiyor.
Şimdi askeri bir birlik yok, düşman hücum halinde değil ki ben düşmanın karşısında çarpışayım da Allah’ın sevgili kulu olayım diyebilir insan. Ben diyorum ki düşman var, düşmanın hücumu da var, bal gibi var. Düşman şimdi başka şekilde hücum ediyor. Yani eskiden alıştığımız tarzda zırhını giyerek, kılıcını kuşanarak, okunu alarak eskidenmiş o, ortaçağ savaşı.
Yayınlarla, mecmualarla, kültür mücadelesiyle, şarkılarla geliyor hücum ediyor ve dinimizi bozuyor. Dün denize döktüğümüz düşmanlar bugün deniz kenarlarından memleketimize giriyorlar, ahlakımızı bozuyorlar, örfümüzü bozuyorlar, huyumuzu bozuyorlar. Bizim kendi adamlarımızı bizden ayırıyorlar içkiye alıştırıyorlar, kumara alıştırıyorlar, esrara alıştırıyorlar AIDS bulaştırıyorlar, frengi bulaştırıyorlar, para kazanıyorlar gidiyorlar.
Yani büyük büyük şeyler var. Demek ki şimdi de biz böyle diretirsek, elhamdülillah ben Müslümanım, her şeyimde böyle sapasağlam duracağım dersek; sanki başkaları böyle düşmanın karşısında dayanamamış çekiliyor da ben düşmanla savaşıyorum gibi olur diye düşünüyorum. Allah böylesini sever diye düşünüyorum. Bu da bir çeşit savaş. Diretenler, İslam’a bağlı olanlar, İslam için çarpışanlar çalışanlar, direten ve sevap kazanan, Allah’ın sevgilisi olan insanlar gibidir bence.
O bakımdan hepimiz İslam’a sımsıkı bağlanalım.
Geçen gün hoşuma gitti, Kur’an kurslarında mesela bir aile kızını getirip bırakmış, ondan sonra ailesine tabi tatilde, hafta sonunda gidiyor kız. Ailesini, babasını namaza başlattırıyormuş. Çocuk, Kur’an kursunda Allah’ın dinini öğrendiği için namaz kılmayan, içki içen babasını içkiden vazgeçirip Kur’an’a başlatıyormuş. Yani elhamdülillah çalıştığı zaman Müslümanlar neticesini alıyor. Çalışacağız, gayret edeceğiz ki şu böyle düşman geldiği zaman, herkes bozguna uğramışken ,düşmanla çarpışan kimseler gibi olalım.
Yani ben bugün burada şimdi bir futbol maçı olsaydı şu sizin kalabalığın elli misli toplanırdı. Futbol maçı; bir tane top yirmi iki tane insan, yirmi bin kişi topluyorlar. Goool, ofsayt, bilmem ne… Vuuur, arslan, yaşa! Bir gol attı mı nerelere zıplıyorlar. Yakalıyorlar, hepsi üçü dördü üstüne çullanıyorlar adamın, yaşa iyi bir gol attın filan diye nasıl sevinç. Sanki sıratı geçmiş gibi seviniyor adam bir gol attım diye. Dünya böyle olmuş yani değişmiş azız. Adedimiz az ama kalitemiz çok olduğundan yani Müslüman kaliteli insan olduğundan çalışırsak, inşallah hayırlı neticeler alırız.
Bir daha özetleyelim şimdi bu bilgilerden sonra, Abdullah İbni Mesud’un rivayet ettiğine göre, radıyallahu anh, Peygamber Efendimiz ne buyurmuş?
Üç kimse vardır ki Allah, Aziz ve Celil olan Allah onları sever. Birisi, geceleyin kalkıp Allah’ın kitabını okuyan insan. İkincisi, sağ eliyle verdiği sadakayı, sol elinden gizleyen insan. Üçüncüsü, bir askerî birlikteyken, arkadaşları bozguna uğramışken, düşmana karşı çıkıp çarpışan kahraman.
Demek ki bunların hangilerini yapabiliriz?
Gece kalkıp Allah’ın kelamını okuyup ibadet edebiliriz, sevgisini kazanmak için bir. Hayırlarımızı yaparız gizleriz, gizli yaparız gösterişe şey yapmayız bu da mümkün. Az veya çok demiyor burada. Tasadduk edeceksin ama göstermeden yapacaksın, sessizce yapacaksın diyor. Tamam, bu da mümkün.
Üçüncüsü de, evet şu anda savaş yok bizim ülkemizde. Yani savaş çıktığı zaman da kaçmayacağız düşmandan ama şimdi de bir manevî savaş var, bir kültür savaşı var, bir din savaşı var. Müslümanlık bir tarafta, küfür bir tarafta. el-Küfrü milletün vâhidetün. Onlar hücum ediyor, aman ben İslam’da direteyim, dayanayım, düşmana karşı çarpışayım, böyle sevgisini kazanayım diye uğraşırsak belli maddî savaştan daha büyük sevap kazanırız.
Onun için hepimize Allah İslam sevgisi versin. İslam için çalışma aşkı versin, gece gündüz her birimiz çalışalım.
Oturduğu yerde de çalışabilir insan. İş yerinde de çalışabilir yani diliyle faydalı olur. Evinde de çalışabilir, kahvaltı ederken de tebliğ yapmak irşat etmek mümkün olabilir. Nitekim misallerini eskiden beri biliyoruz.
Allahu Teâlâ Hazretleri sizi sırat-ı müstakimden ayırmasın. Sevdiği kul eylesin, mârifetullaha erdirsin, aşkullâhu muhabbetullâhı gönlünüze yerleştirsin. Sevdiği işleri yapmanızı nasip eylesin. Huzuruna sevdiği, razı olduğu kulları olarak varıp cennetiyle cemâliyle müşerref olmayı nasip eylesin. Peygamber Efendimiz’e komşu eylesin.