16.03.1986 - Cimrilik, Allah Korkusu

16.03.1986 - Cimrilik, Allah Korkusu
Bismillâhirrahmânirrahîm.
Elhamdülillâhi Rabbi'l-âlemîn. Hamden kesîran tayyiben müberaken fîh. Alâ külle hâlin ve fî külle hîn. Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ve men tebi'ahû bi-ihsânin ilâ yevmi'd-dîn. Emmâ ba'd:
Fa'lemû eyyühe'l-ihvân fe-inne efdale'l-hadîsi kitâbullah ve efdale'l-hedyi hedyu seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi ve sellem ve şerre'l-umûri muhdesâtuhâ ve külle muhdesetün bid'atün ve külle bid'atin dalâletün ve külle dalâletin ve sâhibehâ fî'n-nâr. Ve bi's-senedi'l-muttasılı ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:
Vallâhi inneküm le-tebhalûne ve tecbunûne ve techelûne ve inneküm le-min reyhânillâhi ve inne âhire vat'etin vatıehâ rabbü'l-âlemîne bi-veccin.
Sadaka Resûlullah fî mâ kâl ev kemâ kâl.
Bu hadîs-i şerîfi Havle Binti Hakîm radıyallahu anhâ rivayet eylemiş. Peygamber Efendimiz buyuruyor ki;
Vallâhi. "Allah'a yemin olsun ki, and olsun ki..." Le-tebhalûne ve tecbunûne ve techelûne. "Siz cimrilik yapıyorsunuz ve korkuyorsunuz ve cahillik ediyorsunuz."
"Allah'a yemin ederim ki siz nekeslik, cimrilik yapıyorsunuz, korkaklık yapıyorsunuz ve cahillik ediyorsunuz."
Ve inneküm le-min reyhânillâhi. "Halbuki siz Allah-u Teâlâ hazretlerinin hiç şüphe yok ki reyhanındansınız." Ve inne âhire vat'etin vatıehâ rabbü'l-âlemîne bi-veccin. "Allah-u Teâlâ hazretlerinin arza en son çiğnediği yer vech vadisi denilen yerdir." Taif şehri civarı olmuş oluyor.
Buradaki kelimeleri dilimizin döndüğü kadar biraz açıklamaya çalışalım.
Peygamber Efendimiz burada, bizim Allah indinde sevgili kullar olduğumuzu, kıymetimizin, kadrimizin, itibarımızın olduğunu yemin ederek bildiriyor.
"Siz, Allah-u Teâlâ hazretlerinin reyhanındansınız." Allah-u Teâlâ hazretlerinin itibar ettiği yaratıklarsınız, sevdiği kimselersiniz. Ama;
Tebhalûn. "Bahillik, cimrilik ediyorsunuz."
Allah tarafından sevildiğinizi, Allah'ın has hâlis kulları olduğunuzu bilmiyorsunuz da Allah yolunda siz de ona sevgi ve bağlılık göstererek çalışmıyorsunuz. Paranızı Allah yoluna sarf etmiyorsunuz, elinizi açmıyorsunuz, sevildiğinizi bilmiyorsunuz da büyük mükâfatlara ereceğinizi anlayamıyorsunuz da eliniz sıkı duruyor. Halbuki Allah'ın sevgili kullarısınız.
Demek ki cimrilik edenleri Allah sevmeyecek. Cimri olmamak lazım. Allah'ın bizi sevdiğini bilerek biz de Allah yolunda malımızı canımızı saçabilmeliyiz. Çünkü bir insanın bir sözünün doğru veya eğri olduğuna hareketi delalet eder. Bir insanın hakiki Müslüman olduğuna muamelesi delalet eder.
Nasıl muamele ediyor?
"Çok seviyorum, çok seviyorum, çok seviyorum..."
Sevginin ifadesi olarak ne yaptın, onu söyle?
Hiçbir şey yapmamış. Hatta acılı günümde yanıma gelmez, sevinçli günümde sevincime ortak olmaz, yardıma muhtaç olduğum zaman gelip beni desteklemez, sıkıntıya düştüğüm zaman gelip teselli etmez. "Seviyorum, seviyorum..."; ne kokar ne bulaşır.
Sevgisinin alâmeti ne?
Öyle insanlar olur, evet yüzüne gıli gıli gülüyor, bir şeyler yapıyor ama muamelesinde bir şey yok, bir gelişme yok. Hareketler konuşacak. Biraz da sen sus, dilin sussun, hareketlerinden de belli olsun.
"Allah'ı seviyorum."
Sen Allah yolunda bir fedakârlık yaptın mı? Allah yolunda biraz para harcadın mı? Allah yolunda biraz terledin mi? Allah yolunda biraz sıkıntı yüklendin mi? Allah yolunda bazı zorlukları göze aldın mı? Allah yolunda canından, malından geçebilir misin? Hz. İbrahim gibi evladını feda edebilmeye razı olabilir misin?
Oradan belli olacak.
"Seviyorum, seviyorum..." Herkes öyle diyor ama sevdiği hareketinden belli olacak.
Cimrilik ediyor, para sımsıkı elinde...
Ya bunu sana kim verdi? Allah!
Sen niye Allah yolunda vermiyorsun?
Vermiyor. Fırsat bir kere eline geçti ya, fırsatı yakaladı, parayı vermiyor.
Yahu zenginsin, senin paranda fukaranın hakkı var.
"Nasıl olurmuş, ben kendim kazandım!"
Ayet-i kerîmede Allah-u Teâlâ hazretleri buyuruyor ki;
Ve fî emvâlihim hakkun li's-sâili ve'l-mahrûm. "Onların mallarında malum bir hak vardır. Dilenene ve mahrum olan, ihtiyacı olan insana verilecek bir hak var."
Çünkü o malı da sana Allah verdi. "Yoo ben kendim pazumun gücüyle, bileğimin gücüyle kazandım."
Peki bileğinin gücünü, pazunun kuvvetini sana kim verdi? "Ha orasını düşünmedim."
Düşünmedin ya... Sen felç olsaydın, elini kaldırıp da bir şey yapabilir miydin?
"Ama hepsini kendi aklımla buldum."
Peki sana aklı kim verdi? Aklı da Allah verdi.
Her şeyi veren Allah. Her şeyi veren O olduğuna göre, sen tepeden tırnağına kadar her şeyinle Allah'ınsın. Senin her şeyin de Allah'ın. Kimin malını kimden esirgiyorsun? Kimi kimden kaçırıyorsun, kimden esirgiyorsun?
Bu sevgiye, muhabbete sığmaz.
O bakımdan ilk başta diyor ki;
Vallâhi inneküm le-tebhalûne. "Ant olsun, Allah'a yemin olsun ki siz cimrilik ediyorsunuz!" Bir.
İkincisi ve tecbunûne. "Korkaklık ediyorsunuz, korkuyorsunuz!"
Korkmayın yahu! Allah Rabbiniz, "kulum" demiş, tevekkül edin, korur.
Hz. İbrahim aleyhisselam'ı ateşten korudu, Musa aleyhisselam'ı Firavundan korudu, deryadan geçirdi. Sevdiği kulları korur. Tevekkül et, dayan, korkma…
Korkacaksan Allah'tan kork. Korkacaksan, korkabildiğin kadar Allah'tan kork. Çünkü aziz-ü züntikâm'dır; "Azizdir, intikam sahibidir." Eğer sen onun gazabına uğrarsan, ikâbına müstehâk olursan, seni cezalandırmayı murat etti mi kimse engelleyemez. Nereye kaçarsan kaç, o ceza gelir. Kırk tane kilitli kapıdan içeriye girsen, orada saklansan sana azabı erişir. Çare yok. Korkacaksan O'ndan kork. Korkmayacaksan başkasından korkma. "Vız gelir, korkmam!" Büyüklerimiz öyle dedi.
Cebrail aleyhisselam İbrahim aleyhisselam'a gelmiş;
"Sana yardım edeyim."
"Sen çekil aradan. Rabbim beni görmüyor mu? O bana yardım eder." diyor.
Musa aleyhisselam'ın ashabı arkalarına bakıyorlar;
"Eyvah! Ordu geliyor!"
Firavunun ordusu kılıçları çekmişler, şakır şakır, şakır şakır geliyorlar, kesecekler, kovalıyorlar. Çünkü ondan kaçan mazlum kimseler,
İnnâ le-mudrekûn. "Eyvah! Yakalanacağız!"
Kâle kellâ innemâ yerabbî se-yehdîn. "Hayır asla! Yanımızda Rabbimiz var. Rabbimiz bize yol gösterecek."
Önün deniz, arkan düşman, nerede yol gösterecek bilmiyor ama "yol gösterecek" diyor. Hz. Musa aleyhisselam öyle diyor. "Asla, hayır! Rabbim yol gösterecek!"
Nereden yol gösterir; önün derya, arkan düşman?
Denizden yol gösterdi. Denizi açtı, karşıya geçtiler. Denizi açar, ateşte yaktırmaz, korur…
Onun için başkasından korkmayacağız, Allah'tan korkacağız.
Kuldan korkuyor, tir tir titriyor, günahı işliyor; Allah'tan korkmuyor.
"Kızım başını ört!"
"Utanırım, korkarım, çekinirim."
"Ya Allah'tan utanmaz mısın? Allah'tan korkmaz mısın? Allah'tan çekinmez misin?"
"Oğlum namaz kıl!"
"Utanırım, korkarım, arkadaşlar alay eder."
Etsinler yahu, etsinler... Allah'ın seveceği iş. Sen yapacağın işin kötü olmadığına bak, korkma.
Müslümanın vasıflarından bir tanesi: Velâ yehâfûne levmete lâim. "Kınayanın kınamasına aldırmaz."
Kınarsa kınasın. Beğenmeyen küçük kızını vermesin, kendisi bilir. "İster beğensin ister beğenmesin; ben Rabbimin yolunca yürüyeyim de O'nun rızasına uygun iş yapayım da ne olursa olsun." der. Böyle olursa bu iş yürür.
O oradan korkuyor o günahı işliyor, bu buradan korkuyor bu günahı işliyor; hadi ortada bir sürü düzensizlik var. Geçinemeyeceğinden korkuyor, rüşvet alıyor; aç kalacağından korkuyor, hırsızlık ediyor. Hep Allah'tan korkmayıp başka şeylerden korkmadan oluyor.
O halde Müslüman nasıl olacak?
Bir, cimri olmayacak.
İki, korkmayacak.
"Öldürürler. Bir tanecik canım var, onu alırlar."
Zulmen öldürülürsem şehit olurum. Ne korkuyorsun?
Ölmek nasıl olsa bir gün [olacak]; var mı kaçan, var mı müstesnası? Şu cemaatin içinde "Ben ölmeyeceğim." [Diyen var mı?] Hepimiz öleceğiz. Nasıl olsa bir gün öleceğiz.
Allah hayırlı, yolunda bir ölüm nasip etsin. Bizi günah üzere öldürmesin. Sevaplı bir iş yaparken, yolundayken, hoş hâl üzere, güzel bir şekilde ruhumuzu teslim etmeyi nasip etsin.
Ve techelûn. Bir de "Cahillik ediyorsunuz!" buyuruyor. "Aklınız ermiyor. Allah yolunda yürüseniz ne faydalara ereceğinizi bilmiyorsunuz." diyor.
Ve inneküm le-min reyhânillâhi. "Halbuki siz Allah'ın nazarında mevki sahibisiniz. Kendi kıymetinizi bilmiyorsunuz da cimrilik ediyorsunuz, korkaklık ediyorsunuz, cahillik yapıyorsunuz." Diyor.
Sonra bir bilgi [veriyor:]
Ve inne âhire vat'etin vatıehâ rabbü'l-âlemîne bi-veccin. Bir yer adı. "Allah'ın, Rabbü'l-âlemîn'in en son çiğnediği yer, Vecc denilen yerdir."
Kitabın açıklamasını yazan Hocamız "Bu vataa sözü iki mânaya gelebilir." diyor. Bir; "şekillendirip yarattığı yeryüzünde en son yarattığı yer" mânasına gelir. Tamam. Yeryüzünün hilkatinin en son kısmı, en tamam olduğu kısım gibi.
Veyahut ikinci bir mâna; vataa "ezmek, toprağı çiğnemek" demek. "Kahrının tecelli edip de kahrettiği, çiğnediği, ezdiği yer" mânasına gelebilir.
Allah bizi kahrından mahfuz eylesin. Rahmetine mazhar eylesin. Azabından dünyada ahirette berî eylesin. Sevdiği kullarının zümresine dâhil eylesin.
Demek ki burada bizim en çok iftihar edip göğsümüzün kabaracağı, gözümüzün yaşaracağı cümle;
Ve inneküm le-min reyhânillâhi. "Siz Allah'ın yanında itibar sahibisiniz, onun reyhanlarından bir reyhansınız, makbulsünüz." Nasıl bizim yanımızda reyhan çiçeği güzelse, makbulse, hoş kokulu ise, beğenirsek biz de Allah'ın öyle sevdiği, beğendiği mahluklarız. Övmüş de sevmiş de bizi yaratmış.
Kadrimizi bilelim, sevildiğimizi anlayalım, yolunca yürüyelim. Bu bizim için çok büyük bir iltifattır. Hor hakir mahluklar değiliz ki!
Hiç gazetelerde gördünüz mü, "Bugün üç tane karınca otomobil altında kaldı, ezildi." diye yazıyorlar mı?
"Yazmazlar hocam."
Niye yazmazlar? "Dünya kadar karınca var, karıncanın adedini kimse bilmez ve bir kıymeti yok."
"Şu kadar sivrisinek topluca katliam edildi." Böyle bir haber okuyor musunuz?
Okumuyorsunuz. Kıymeti yok.
"Şu kadar sirke sineği, biz evde yoktuk, sirke mutfakta açıkta kalmış, uçmuşlar uçmuşlar, sonra ölmüşler. Mutfak tezgahının üstü sinek ölüsü dolu. Hemen gazeteye haber verelim..."
"Kıymeti yok hocam. Habere değmez."
Neden? Kıymetli varlıklar değil. Ama insanoğlu kıymetli varlık. Kadrini kıymetini bilmesi lazım.
Bir başka hadîs-i şerîf hatırıma getiriverdi, bu en son sirke sineği sözü... Peygamber Efendimiz diyor ki:
"İnsanlar iki gruptur.
Bir; bilen, öğreten.
İki; bilmeyen, öğrenmeye çalışan."
Birisi ilim talebesi, birisi ilim membaı, veren kimse...
Ve'l-bâki hemece. "Gerisi hemeçtir."
Hemeç ne demek?
Lügatlerde yazıyor ki; "sirke sineği" demek. Kalabalık uçuşurlar, sokmazlar, kan da emmez, bir şey de yapmaz. Yalnız bulut gibi çöplüğün üstünde üzümleri filan biraz bozuk bırakırsan kalabalık üstüne uçuşurlar.
İlim öğrenen, ilim öğretenin dışındaki insanlar sirke sineği gibi. Tabire bak, Efendimiz' in hadîs-i şerîfinde öteki insanlar için geçen tabire dikkat edin.
İnsan ya ilim öğrenecek, Allah yolunda yürüyecek, bilgisini arttırıp tatbik edecek; ya da bildiğini başkasına öğretme çalışması içinde olacak. Gerisi sirke sineği gibi, sayısına hiç itibar olmayan kıymetsiz varlıklar olur. Çok kalabalık, şu kadar milyar insan; hiç kıymeti yok.
Ve mâ ekserü'n-nâsi velev haraste bi-mü'minîn. "Ey Resulüm! Boşuna hırs etme, telaş etme, uğraşma; insanların ekseriyeti, sen ne kadar çalışsan, çabalasan, çırpınsan Müslüman olmayacaklar."
Ekseriyeti nefsin peşinde, şeytanın peşinde, helâk olacak gidecek. Sirke sineği gibi... Bu kadar kalabalığın, akımın, cereyanın, paldır küldür yuvarlanıp gitmenin içinden kendimizi sıyırırsak tehlikeden kurtulabiliriz. Kendimizi ilme verebilirsek, dine verebilirsek, Allah'ın yoluna verebilirsek, Allah yolunda çalışabilirsek kurtuluruz. Aksi takdirde binlerce, milyonlarca, milyarlarca helâk olan insan var; onlardan birisi de sen olursun, ötekisi olur, berikisi olur. Allah etmesin.
Gayret bizden. Gayret edeceğiz. Allah indinde itibarlı bir varlık olarak yaratıldığımızı bileceğiz, cimrilik etmeyeceğiz.
Cimrilik; malda cimrilik oluyor, gayrette cimrilik oluyor. Kalk, kalkamıyor. Namaz kıl, kılamıyor. Şu hayra koş, koşamıyor. Birazcık sıkıntı görse dönüp gidiyor. Olmaz, sıkıntıdan da korkmayacak. Müslüman biraz sebatlı olacak. Sebat, sımsıkı ayağının bastığı yerden geri dönmeyecek. Verdiği sözden dönmeyecek.
O vasıfta insanlar istiyoruz. Yoksa kıymeti yok, bir sürü insan var...
Sözün gelişi Peygamber Efendimiz' in yine bir başka hadîs-i şerîfini hatırlatıyor. Diyor ki Peygamber Efendimiz:
"Başka ümmetler, başka milletler, gayrimüslimler hepsi sizin üzerinize çullanacaklar. Kâfirler, gayrimüslimler sanki yemek tabağına yemek yiyicilerin ellerini uzatıp üşüştükleri gibi siz Ümmet-i Muhammed'in üzerine üşüşecekler."
"Yemeğe dalar gibi, yemek çanağına kaşık üşüştürür gibi hepsi üzerinize çullanacaklar.
Sahabe-i kirâm diyor ki:
"Yâ Resulallah, o zaman bizim adedimiz az mı olacak, sayımız mı az olacak da çullanabilecekler?"
Bel entüm kesîrûn. "Çok olacaksınız ama;"
Ğusâen ke-ğusai's-seyn. "Selin üzerindeki çör çöp gibi olacaksınız."
Sayınız çok ama selin üzerindeki çör çöp ne kadar çok olursa olsun, sel güldür güldür akıp götürür gider.
Öyle olmayacağız.
Bir grup has Müslüman kıyamet kopuncaya kadar bu dine bağlı olacak. Hadiste bildiriliyor. Daima bu dine sımsıkı sarılmış olarak, dini yaşayan, dini bilen, dini öğrenen, dini öğreten, dini savunan, dini müdafaa edip yaymaya çalışan bir taife, bir grup insan kıyamet kopuncaya kadar olacak. Eksik kalmayacak çünkü onlar insanlar arasında Allah'ın hücceti olacaklar.
"O kullarım iyi oldular, siz niye olmadınız?" diye onlar numune, mutlak bulunacak. İsterse öteki insanlar onlara yardım etsin, isterse etmesin, zarar vermeyecek. Aldırmayacaklar. Hak yolda geminin suları yara yara gittiği gibi sağlam bir şekilde sırat-ı müstakimde dümdüz yara yara gidecekler. Adedi az olabilir. Allah bizi onlardan eylesin.
Bâtıl yollara sapmış, gevşek, selin üstündeki saman çöpü gibi kıymetsiz veya sirke tabağının üstünde uçuşan değersiz sinekler gibi olmayalım. Gittiğimiz yerde her birimizin bir işi, bir faydası olsun.
İlim adamısın, niye öğretmiyorsun? Etrafında bu kadar cahil insan var...
Halk dini bilmiyor, dinden haberi yok. "Peygamberin kim?" diyorsun, "Hz. Ali" diyor. Yahu Hz. Ali iyi bir insan ama peygamber değil. Ahalinin bir şeyden haberi yok. Anadolu'da bu caminin içindeki insanlar değil ki hepsi... Din nedir, iman nedir? Allah'ın azabı nedir, gazabı nedir? Haramı nedir, helali nedir? Hiç kimse bilmiyor. Cahil...
Evleniyorlar, gusül bilmiyor. Hocayı çağırmışlar; kelime-i şehadet getirmesini bilmiyor. Babası Amerika'ya, Fransa'ya göndermiş, tahsil görmüş, gelmiş; çocuk kibar, centilmen, ütülü pantolon giymesini biliyor, güzel sinekkaydı tıraş olmuş, papyon kravat takmış; din bilmiyor, bir şeyden haberi yok. İman nedir, bilmiyor. Evlenecek, gusletmesinden haberi yok. Cahil, bu kadar yaygın.
Sen biliyorsun, niye öğretmiyorsun? Sen Allah'ın sıhhat âfiyet verdiği kulsun, niye dine çalışmıyorsun?
Bir işçi, ben biliyorum arkadaşlarımdan öyle kimseler var, o muhitinde anlata anlata, mücadele ede ede, fikren hakkı söyleye söyleye bir grup meydana getirebiliyor. Koca tahsilli, şu kadar unvanı olan bir insan, beş para etmiyor, çünkü susuyor, konuşmuyor.
Kadınların eğitime ihtiyacı var. Erkeklerin eğitime öğretime ihtiyacı var. Çocukların eğitime öğretime ihtiyacı var. Ailelerin, köylünün, işçinin ihtiyacı var. Kimse haram helal bilmiyor. Allah'ın gazabına uğrayacaklar, cehenneme düşecekler, dinimiz unutulacak. İslâm yeryüzünden azalacak, çekilecek. İlk çıktığı yere, geriye doğru gidecek.
Nerede bizim hani Balkanlar, Tuna vilâyetimiz nerede? Ezanların okunduğu Belgradlar, Sofyalar, Kırımlar, Kafkasyalar, Şeyh Şamillerin yaşadığı yerler, Türkistanlar nerelerde?
Ya Çin'in ya Rus'un ya Bulgar'ın [eline] geçti.
Nerede hani İspanya'da Endülüs Müslümanları? Yok!
Bir ara Sicilya Müslümanmış, Malta Müslümanmış, nerede? Yok!
Türkiye de böyle giderse... Zaten Suriye öyle olmuş, Irak böyle olmuş... Kalmayacak yeryüzünde...
Sen ben çalışmazsak Allah-u Teâlâ hazretleri kadr-ü kıymeti bilinmeyen nimeti insandan çekip alıyor. "Sen kıymetini bilmedin mi? Ver. Ben sana bir nimet verdim, onun kıymetini bilemedin, seni mahrum bırakıyorum!" Arkasından felaketler yağıyor, her çeşit felaket...
Allah'ın dinine çalışmak hepimizin boynumuzun borcudur. Memuriyetten de önce, işçilikten de önce, kazançtan da önce, her şeyden önce üstümüzde Allah'a kul olmak, Allah'ın dinine hizmet etmek vazifesi var.
Ve mâ halaktü'l-cinne ve'l-inse illâ li-ya'budûn.
Başka bir şey için yaratılmış değiliz, vazifemiz Allah'a kulluk etmek.
O Allah'a kulluk etmeyi yaparken arada dosta düşmana muhtaç olmayayım diye çalışırsın, kazancını sağlarsın. Çalışırken de yine dilinle Allah'ın dinine [hizmet edersin].
"Dalmışız dünyaya, unutmuşuz ahireti..."
Olmaz! Ahiret bizim asıl işimiz. Asıl kazanç için koşacağımız yer ahiret.
Kimse çalışmıyor. Herkes...
"Hadi gel, çalış!"
"Benim işim var, bürom var."
"Hadi sen çalış!"
"Benim dükkânım var."
"Hadi sen çalış!"
"Benim memuriyetim var..."
E bu hayır işlerini kim götürecek? Kim götürecek bu hayır işlerini?
"Beni de kayıttan sil."
Arkadaşlar şikâyet ediyorlar. Bir şehre gittik, bir hayır cemiyeti kurmuşlar. İdare heyetine adam bulamıyorlar. Dünya kadar Müslüman adam var, biliyorum camiler doluyor, orada da hayra gelmiyor.
Hepiniz bir derneğe gireceksiniz, bir yerde çalışacaksınız. Vazifeniz. Mahallenizdeki bir hayır derneğine, semtinizdeki bir hayır derneğine [gireceksiniz], Allah rızası için çalışacaksınız. Öyle;
"Ben kendim çalışayım, çabalayayım, namazı kılayım, tesbihi çekeyim, cennete hop kapağı atayım..."
Atamazsınız ki, Allah engeller;
"Sen niye kendi kendine böyle yaptın? Niye öteki Müslümanları düşünmedin? Dön geri!" der.
Birisi -kardeşlerimizden birisinin kız kardeşi- rüya görmüş. Rüyada ölmüş, kabirde melekler gelmiş; "Senin Rabbin kim?" Boynunu bükmüş, doğru düzgün bir tatminkâr cevap verememiş. Bir azarlamışlar, "Dön!" demişler, "Öğrenememişin, git öğren, gel!" demişler. Ter içinde uyanmış.
Rabbimizi bilmeden, yolunda çalışmadan ne yüzle gideceğiz?
Hepiniz çalışacaksınız.
"Hocalar çalışsın, tamam."
Öyle şey olur mu? Hocalar çalışsa ateş olsa cirmi kadar yer yakar. Hoca ne yapabilir?
Camiden dışarıya zaten gidemez. Gitse kahveye giremez. Piyasaya [giremez]. Bu şehrin kaç milyon nüfusu var? Kaç tane hoca var? Her birine taksim etsen, şu hoca şu kadar milyon, böl; o kadar hocaya başa çıkmak mümkün değil. Adlarını okuyamaz.
Hepimiz çalışacağız. Hepiniz çalışacaksınız. Hepiniz bugün hemen gidin, sorun, "Bizim bu civarımızda hangi dernek var?" bir derneğe girin, çalışın. Bir hayır derneğine, hayırlı bir işe, Allah'ın razı geleceği bir işe... Zevke, eğlenceye, sefaya değil, biraz sıkıntıya, meşakkate gününüzün biraz vaktini ayırın bakalım.
Sabahtan çıkıyorsun evden, nereye gittin?
"Hocam kabahatli bir yere gitmedim. Dükkânıma gittim. İşime gittim."
Peki sabahtan akşama kadar dünya için çalıştın, ahirete ne zaman çalışacaksın?
Senin kabahatin ahirete çalışmamak. Evet, kabahatli bir iş yapmıyorsun ama ahirete çalışmıyorsun.
Hiç kimse çalışmıyor.
Koca bir şehir, sordum:
"Nüfusu ne kadar?"
"Yüz elli bin."
"Yedi tane vakfın üyesi bulunamıyor mu? Vakfın idare heyetine adam yedi kişi çıkmıyor mu? Yedi tane adam yok mu burada?"
Var. Dünya kadar kıymetli kardeşlerimiz, hepsi tahsilli kardeşlerimiz; herkes yan çiziyor, kaytarıyor.
Nereden kaytarıyorsun?
Allah'ın vazifesinden kaytarıyorsun. Allah'ın yolundan kaytarıyorsun. Allah'a hizmetten geri kalıyorsun. Lokmasını yiyorsun, elini açıyorsun, dua [ediyorsun], hayır istiyorsun, sıhhat istiyorsun, âfiyet istiyorsun, hizmete gelince kaçıyorsun.
Böyle erkeklik olur mu? Böyle vefa olur mu? Böyle Müslümanlık olur mu?
Cahillik işte... Müslümanın Allah indinde itibarı var; cahil, cimrilik ediyor, korkaklık ediyor, cahillik ediyor. Öyle mi olur?
Sana ben şimdi çıkartsam, mor mor binliklerden yüz bin tane versem, etrafımda pervane gibi dönersin;
"Ya bir şey yokken hoca bana yüz bin lira para verdi, Allah razı olsun, ne iyi adam, mâşaallah..."
Allah sana her gün, her an yüzbinlerle ölçülemeyecek ne nimetler veriyor; onlara bir şükür yok mu? Onlara karşı bir çalışma yok mu?
Çalışmamaya alışmışız.
Bir devletin başkanına sormuşlar da:
"Sizin bu ülkeyi ne mahvetti?"
"Nemelazım" demiş.
Lastikli konuşuyor. "Sorma, bunu söylemek bana gerekmez. Yoksa o söylenirse başım derde girer." gibi bir mânaya geliyor. Ama o mânaya dememiş, "nemelazımcılık" demek istemiş.
O aldırmıyor, bu aldırmıyor, camiler harap... Bir ara harap değil miydi? Camiler harap.
Bugün Laleli'ye gittim. Elhamdülillah, hoşuma gitti. Evvelce gitmiştim, orada bir Roma harabesi, Bizans harabesi vardı, büyük bir taş temel, bu bizim caminin olduğu parsel kadar kocaman yer, daha büyük bir yer. Dairevî kesme taştan eski bir şey yapmışlar. Ne idi ise Almanlar gelmiş kazı yapmışlar yapmışlar, ondan sonra yakmışlar kaçmışlar. Kazıyı yapanlar, kim bilir neler buldular, hazine mi buldular... Kazı barakasını da yakmışlar, sırra kadem basmışlar, kaçıp gitmişler.
Niye başında durmuyorsun, niye ne çıkardığına bakmıyorsun?
Tabii orayı kazacağız derken yanda da bir cami, o cami de temelinden oynamış, harap olmuş. Şimdi bu sefer arkadaşla gittik, baktım cami yeniden tamir ediliyor. Güzel, hoşuma gitti.
Camilerimiz harap. Kitaplarımız kese kâğıdı yapılmış, leblebici külahı olmuş, toprağa gömülmüş, atılmış.
Hep senin, benim mesuliyetsizliğimizden, nemelazımcılığımızdan.
Çalışacağız, sahip çıkacağız.
Allah'ın öyle gayretli kulları var; eline fermuarlı çantayı alıyor, bir yerde bir harap cami görmüş, onu imar edecek; kapı kapı dolaşıyor, başarıyor… Vakıflara gidiyor, dilekçe veriyor, belediyeye gidiyor, şöyle yapıyor, böyle yapıyor... Eh, arkasından bir şey bırakıyor; "Şu camiyi bu yaptı..."
Ben Mahmutpaşa'da hatırlarım, İstanbul'un ilk alındığı zamanlarda yapılmış bir camiymiş, içinde ayakkabıcı dükkânları vardı. Parsel parsel dükkânlar vardı. Bir Ermeni'nin malıymış diye duydum. O zaman tam mihrabının olduğunu yere de o dükkânların ihtiyaç yeri lazım ya, yüznumarayı kondurmuş. Bakmamışız, yıkılmış.
"Bu kadar ibadethane bu şehre çoktur, yıkın."
"İçinde namaz kılan olmadıktan sonra çoktur."
Yıkılır tabii... Sen gitmemişsin, namaz kılmamışsın. Sen değil de senden büyükler yapmamış. Ama sonradan sahip çıkıldı, ortaya çıktı, kitabesi konuldu, büyük bir cami oldu. Demek ki sahip çıkılınca oluyor.
Çalışacağız. Gidiyorsun para istemeye, sırtın terliyor. Alışmamışsın, dilenci değilsin, bir şey değilsin, kendi kazancın iyi... Benim kazancım iyi, mesela şahsen hiç kimsenin yardımına ihtiyacım yok. Zekât almam, ihtiyacım yok. Zekât verme durumundayım. Gidiyorsun birisinden para isteyeceksin, sırtı terliyor, alışmamışız. Anamdan babamdan bir şey istemeye alışmamışım.
"Ya şu vakıf, şu iş olacak, para ver."
Karşıdaki nazlanıyor.
Ya zulümdür senin bana bu yaptığın... Ben de senin gibi haysiyetli bir insanım. Benim para isteyecek [durumum] yok ki... Para isteyecek adam değilim ki ben. Allah rızası için yüzümü kızdırıyorum, istiyorum. Sen teşekkür et, geç yap bu işi.
Millet kendisini naza çekiyor.
"Müslüman ol!"
"Iı..." Kenara çekiliyor.
"Namaz kıl!"
"Iı..."
"Allah yolunda yürü, sevabını kazan."
"Iı..."
"Ya etme eyleme, hadi gel camiye..." arkasından ite kaka...
"Yahu senin baban müftüydü, deden hocaydı, şeyhti. Sen niye böyle ite kaka geliyorsun? Sen kendin iyi Müslüman ol, başkasını getir."
Niye uğraştırıyorsunuz? Müslüman evladıyla uğraşmaktan sapıtmışları doğrultmaya imkân olmuyor ki, cevap vermeye imkân olmuyor ki...
İşte cahilliğimizden cimrilik ediyoruz, korkuyoruz, cahillik ediyoruz. Halbuki Allah indinde ne mevkiimiz var, onları kaybediyoruz. Çalışan kazanır.
Fakir fukara kardeşler veriyor. Buraya talebe gelmiş, üstünde doğru düzgün giyimi yok, babasından aldığı harçlığın bir kısmını getiriyor;
"Hocam şu cami tamir ediliyormuş, ben de sana yardım edeyim."
Ya benim sözüm sana değil ki! Benim sözüm fabrikatör olup da fabrikasından bir hayır para ayırmayan, şuraya filanca şey olup da şöyle yapmayana... Yapana sözüm yok zaten. Ama sanki ondan istemişim gibi harçlığının yarısını getirmiş.
"Al kardeşim, sen bunu al, kendin ye, ben daha sana para vereyim."
Asıl yapabilecek olan yapsın, sen oku, iyi beslen, iyi insan ol, zenginle, zenginlediğin, elin feraha erdiği zaman sen de yardım et. Düşün "Ben bir zamanlar şu durumdaydım. Şimdi kim bilir benim gibi kaç tane kardeşim vardır..." de, ara bul. Sen de onlara yardım et. Şu anda senden istemiyorum.
Muhtaçtan istemiyoruz ama Müslümanların zenginde hakkı var.
Bizim Suudlu kardeşlerimiz, Kuveytli kardeşlerimiz uçağının tokmağını altından yapıyor.
Hakkı var mı? Yok.
Nereden kazandı bu parayı? Madenlerden kazandı.
Madenlerin parası kimindi?
Beytülmâlindir. Petrolden kazandı. Müslümanların hakkıdır. Sen onu altınla kaplayamazsın. Atlıyor özel uçağına, İspanya'da bir oteli tepeden tırnağa kapatıyor, 30 bin dolar akşamı. Şarkıcı getiriyor, ona şarkı söylettiriyor, keyif yapıyor, sefa yapıyor.
Hakkı yok!
Bir de çaldırtmamak lazım. Bunun için herkesin çalışması lazım. Herkesin vazifesini bilmesi lazım. Herkesin tıkır tıkır sosyal vazifesini bilip çalışması lazım. "Üzerime düşen hizmet nedir?" diye çalışması lazım.
Anlatamıyoruz, anlatamıyoruz.
Atılmışım iki lâ-yefhemin meyanesine,
Zemîne anlatamam, âsumâne anlatamam.
"İki tane laf anlamazın arasına atılmışız..." diyor şair.
"Zemine, toprağa anlatamıyorum. Göğe, yukarıya anlatamıyorum." diyor. Muallim Naci’nin böyle bir [sözü] var.
Beyân-ı maksat için yâre tercemanım var,
Belaya bak ki onu tercemana anlatamam.
Bizim de hayırlı işler yapacak böyle bir idealist cemaatimiz var. Ona anlatamıyoruz derdimizi... Yapacak, derdimizi anlatamıyoruz...
Peygamber Efendimiz böyle buyuruyor. Siz bilirsiniz.
Allah-u Tealâ Hazretleri sizi sırat-ı müstakimden ayırmasın. Sevdiği kul eylesin, mârifetüllaha erdirsin, aşkullâhu muhabbetullâhı gönlünüze yerleştirsin. Sevdiği işleri yapmanızı nasip eylesin. Huzuruna sevdiği, razı olduğu kulları olarak varıp cennetiyle cemâliyle müşerref olmayı nasip eylesin. Peygamber Efendimiz’e komşu eylesin.
Bi-hürmeti esrar-ı sûreti’l Fatiha.
24.10.1987 -
Kınayanın Kınamasına Aldırmamak,
24.10.1987 -
Gece Kuran Okumak,
