26.09.1987 - Yaptığımız Bazı Amellerin Sadaka Olması

26.09.1987 - Yaptığımız Bazı Amellerin Sadaka Olması
Bismillâhirrahmânirrahîm.
Elhamdülillâhi Rabbi'l-âlemîn. Hamden kesîran tayyiben müberaken fîh. Alâ külle hâlin ve fî külle hîn. Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ve men tebi'ahû bi-ihsânin ilâ yevmi'd-dîn. Emmâ ba'd:
Fa'lemû eyyühe'l-ihvân fe-inne efdale'l-hadîsi kitâbullah ve efdale'l-hedyi hedyu seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi ve sellem ve şerre'l-umûri muhdesâtuhâ ve külle muhdesetün bid'atün ve külle bid'atin dalâletün ve külle dalâletin ve sâhibehâ fî'n-nâr. Ve bi's-senedi'l-muttasılı ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:
Tebessümüke fî vechi ehîke leke sadakatün ve emruke bil-ma'rûfi ve nehyuke ani'l-münkeri sadakatün ve irşâdüke'r-racüle fî ardı'd-dalâle leke sadakatün ve imâtatüke'l-hâcere ve'ş-şevkete ve'l-azmi ani't-tarîki leke sadakatün.
Sadaka Resûlullâh fî mâ kâl ev kemâ kâl.
Hadis-i şerifi İmam Buhari rahmetullahi aleyh rivayet eylemiş. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin hadisinin mânası şöyle:
Tebessümüke fî vechi ehîke leke sadakatün. "Müslüman kardeşinin yüzüne tebessüm etmen senin için bir sadakadır." Ve emruke bil-ma'rûfi ve nehyuke ani'l-münkeri sadakatün. "Aklın ve şeriatın güzel gördüğü iyi bir işi yaptırmak için emretmen, aklın ve şeriatın kötü gördüğü fena bir işi yaptırtmamak için nehyetmen senin için sadakadır." Ve irşâdüke'r-racüle fî ardı'd-dalâle leke sadakatün. "İnsanların yolu kaybedip şaşırabildikleri bir arazide bir adama yol göstermen, 'Şuradan gitmen lazım, şurası senin istediğin istikâmet…' diye yol göstermen senin için sadakadır. Ve imâtatüke'l-hâcere ve'ş-şevkete ve'l-azmi ani't-tarîki leke sadakatün. "Yoldan taşı, dikeni, kemik parçasını, çörü çöpü vs. Müslümanların ayağına dokunmasın, dolaşmasın diye yolu temizlemen de seni için bir sadakadır."
Muhterem kardeşlerim! Sevap kazanmanın yolları çoktur. Hiç şüphe yok ki ilk hatırımıza gelen sevap kazanma şekli cebimizden para çıkartıp fakire, isteyene bir şey vermek oluyor ama para vermek, sadaka vermek suretiyle sevap kazanmaktan başka yollar kapanmış değildir. Sevap kazanmanın daha başka pek çok yolları vardır. İnsan fakir olsa da sevap kazanabilir.
Sahabe-i kiram Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'e gelmişler, dert yanmışlar. Demişler ki;
Yâ Resûlullah, zehebe ehlü'd-düsûri bi'l-ucûr. "Zenginler, varlıklı insanlar sevapların hepsini alıp götürüyorlar; bize bir şey kalmıyor!.." Peygamber Efendimiz gülerek buyurmuş ki:
"Nedir, ne demek istiyorsunuz, niye götürüyorlar, niye size kalmıyor?.."
"Paraları var, cihada para harcıyorlar, sevap kazanıyorlar; zekât veriyorlar, sevap kazanıyorlar; sadaka veriyorlar, sevap kazanıyorlar; açları doyuruyorlar, çıplakları giydiriyorlar; sevap kazanıyorlar... Onlar bütün sevapları alıp götürüyor, biz fukaralar hiçbir şey yapamıyoruz. Bizim elimizde bir şey yok, paramız pulumuz yok!" diye Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine dert yanmışlar.
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri onlara buyurmuş ki:
"Size bir şey öğreteyim, onu yaptığınız zaman siz de onlar kadar sevap kazanırsınız."
Onun üzerine bizim namazların arkasından yaptığımız tespihleri tarif buyurmuş:
"33 Subhanallah, 33 Elhamdülillah, 33 Allah-u Ekber derseniz, arkasından da Lâ ilâhe illallâhu vahdehû lâ şerîkeleh lehü'l-mülkü ve lehü'l-hamdu ve hüve alâ külli şey'in kadîr dediğiniz zaman -100 olur, 33, 66, 99 bir de o 100 olur- siz de o kadar sevap alırsınız." buyurmuş.
Demek ki insan fakir olsa da tesbih çektiği zaman, mübarek sözleri söylediği, hamd ettiği, şükrettiği, tekbir getirdiği zaman, lâ ilâhe illallah dediği, Allah dediği zaman da sevap kazanıyor. Doğrudur!
Gerçekten insanın hiç parası pulu olmasa da nice sevapları kazanması dinimizde müjdelenmiş. İnsan yeter ki Allah'ın yoluna girsin, Allah yolunda yürüsün, iman sahibi olsun; Allah ona sabrından dolayı da sevap verir. Yokluğuna, acısına tahammül etmesinden dolayı da sevap verir. Varlığı olduğu zaman onunla hayır yapmasından dolayı da sevap verir.
Bizim en büyük sermayemiz Müslüman oluşumuz. Gerisi onun teferruatı oluyor. Bir insan Müslüman oldu mu oturması sevaptır, kalkması sevaptır, her şeyi sevap olabiliyor. Kâfirler ağlasınlar! Kâfirler başlarını taştan taşa vursunlar! Müslüman olamayanların hasretine, yokluğuna, imkânsızlığına, mahrumiyetine hudut yok hem dünya da hem ahiretleri mahvolacak!
Allah bizi bu güzel yoldan, bu kuvvetli sevap kaynağı membaı olan dinden, bu eşsiz safiyetteki güzel imanımızdan ayırmasın. Bizi Müslüman olarak dünyaya getirdiği, Müslüman olarak yaşattığı gibi Müslüman olarak da ahirete göçen bahtiyarlardan eylesin.
Buradaki hadis-i şerifte de Peygamber Efendimiz bu hayırların çeşitlerini bize açıkça bildirdi: "Arkadaşının, kardeşinin yüzüne tebessüm etmek senin için sadakadır." Buyur, bedava bir sadaka! Arkadaşının yüzüne bakacaksın, bir güleç yüz göstereceksin; sana sadaka gibi sevap verilecek.
Bu neden?
Müslümanın Müslümanla iyi geçinmesi bizim şuurumuzun çok çok üstünde, anladığımızdan çok ileri mesafede kıymetli bir şey de onun için! Çünkü her şey Müslümanların birbirleriyle muhabbetle bağlanmasından sonra oluyor. Müslümanlar birbirleriyle bağlanmadıktan sonra, parça parça olduktan sonra hiçbir şey hâsıl olmuyor, ileri gitmiyor, bir şey yapılamıyor. Müslümanlar birbirleriyle birleşemedikleri için kâfirler ileriye gidiyorlar, memleketlerimizi istila ediyorlar, dünyaya hâkim oluyorlar.
Müslümanlar bir araya gelecek, çalışacak uğraşacak.
Biz Allah'ın yeryüzünde sevdiği kulları olarak sevdiği işleri yapılmasının memurlarıyız. Bu, muhabbetle olacak! Sen beni destekleyeceksin, ben seni destekleyeceğim; yardımlaşacağız, kesenin ağzını açacağız; gençler gayretini, yaşlılar bilgisini ortaya koyacak. Hanımlar bir taraftan beyler bir taraftan, esnaf, memur bir taraftan asker bir taraftan… her yerden İslâm'a bir hizmet sunulduğu zaman Müslümanlık gelişecek. Müslümanlık geliştiği zaman dünyada iyilik gelişecek, güzellik gelişecek, dünyada da insanlar mutlu olacaklar! Zulüm olmayacak, haksızlık olmayacak, kimsenin kimseyi ezmesi, kimsenin kimseyi sömürmesi olmayacak, her şey adaletle, güzel bir şekilde devam edecek; insanlar mutlu olacaklar. Mutluluğun anahtarı İslâm! Bu da Müslümanların birbirleriyle iyi geçinmesine, kardeş olmasına bağlı.
Onun için dinimiz bu işe çok önem veriyor. Çok önem veriyor ama dinî eğitim bir ara yapılmamış olduğu için biz bunun önemini unutmuşuz. Hem Türkiye’mizde hem dünya üzerinde müslümanlarda unutulmuş! Bizim Türkiye’miz bir numune; bütün müslümanlarda bir çöküntü var, bütün müslümanlarda İslâmî bakımdan bir gerileme var. Kâfirler de hiçbir zaman boş durmamışlar, daima bizimle uğramışlar: Haçlı seferleri olmuş, fitneler, isyanlar olmuş.
Allah'ın hikmeti icabı daima Müslümanlarla uğraşan düşman insanlar yeryüzünde daima mevcut olmuş.
Ben şu sebebe bağlıyorum, incelemelerimden sonra, dinî hükümlerden çıkarttığım netice şu ki; Allah-u Teâlâ hazretleri mahsustan yeryüzünde iyiliği tam hâkim etmiyor, kötülüğü de tam hâkim etmiyor. Ne iyilik tam susuyor ne kötülük tam susuyor ki insanlar imtihan edildikleri için iyiliği de görsünler kötülüğü de görsünler. İyiliği desteklerlerse sevap kazanırlar, kötülüğe uyarlarsa günaha girecekler. Eğer Rahman'ı dinlerlerse cennete gidecekler, şeytanı dinlerlerse cehenneme gidecekler. Allah dileseydi şeytanı konuşturtmazdı, şeytana müsaade etmezdi, imtihan dünyası olduğu için müsaade ediyor.
Nitekim benim bu mânayı çıkartmama sebep olan ayet-i kerimelerden bir tanesinde buyruluyor ki;
Bismillâhirrahmânirrahîm
Ve lev şâe rabbüke le âmene men fil-ardı küllühüm cemîâ… "Eğer senin Rabbin dileseydi yeryüzündeki insanların hepsi toptan, istisnasız, hep birlikte Müslüman olurlardı."
Ama istememiş, serbest bırakmış; şeytanı da serbest bırakmış, nefis de kötülükler de var, başka dinler de var, o din sahipleri de bâtıl yollarında çalışıyorlar uğraşıyorlar.
Kimisi ata tapıyor, kimisi puta tapıyor, kimisi yıldıza tapmış aya, güneşe tapmış, kimisi öküze kimisi kartala tapmış... Çeşit çeşit putlara tarih boyunca tapmışlar. Onlar da yeryüzünden tamamen silinmiş değil.
Hindistan 500-600 milyonluk bir koca kıta; orada öküze tapıyorlar, daha başka bâtıl dinler var. Afrika'da bir sürü bâtıl inançlar var. Rusya dini de bir tarafa bırakarak dinsizliği artık devletin resmi propagandası olarak ele almış. Amerika'da, Avrupa'da Hristiyanlık var, asıl din gitmiş sadece süsü, merasimi, seremonisi kalmış! Noellerini, bayramlarını, yıl başlarını görüyorsunuz.
Yeryüzünde çeşit çeşit bâtıl fırkalar; bin bir tane, yetmiş iki tane fırka var, bir tanesini Allah hak yol olarak onlara şahit olsunlar diye, numune olsun diye serbest bırakmış. Ötekileri de serbest bırakmış ki insanlar iki tarafı görsünler, doğru yolu bulurlarsa mükâfatı alsınlar!
Muhterem kardeşlerim! Onun için, biz Allah'ın yeryüzüne koyduğu bu kaideyi göz önünde bulundurarak mahzun olmayalım, gafil, cahil olmayalım; bilelim ki hak yol ama bâtıllar da yeryüzünden silinmemiş, bir mücadele lazım! Bu mücadele Allah için lazım değil, bizim için lazım, bizim imtihanı kazanmamız için lazım! Allah-u Teâlâ hazretlerinin bizim çalışmamıza ihtiyacı olmadığını herkes bilir. Biz muhtacız.
Allah bize bir imtihan sahası tayin etmiş, dünya hayatı vermiş; biz bu hayatta imtihanı başarıyla geçirebilirsek ahirette mükâfata ereceğiz.
İlk şartı iman, ikinci şartı Müslümanlık ve Allah rızası yolunda çalışmak! Bunun da başarıya ulaşması için birlik ve beraberlik lazım. Onun için birbirimizi tanıyacağız, birbirimizi seveceğiz, ziyaret edeceğiz, birbirimizin derdiyle ilgileneceğiz, birbirimiz için kesenin ağzını açacağız yardımlaşacağız. Hem Türkiye içinde Türkiye'nin bütünü için uğraşacağız hem de Türkiye'nin dışında kâfirlerin Müslüman kardeşlerimize zulmetmesine imkân vermeyeceğiz. Bulgaristan'da, Yunanistan'da, Yugoslavya'da, Rusya'da, Kırım'da Azerbaycan'da, Türkistan'da, Afrika'da, dünyanın neresi varsa -hem ırkdaşlarımız hem dindaşlarımız var hem de velev Hristiyan veya daha başka dinden bir kimse olsa- biz bir zalimin bir mazluma zulüm yapmasına rıza gösteremeyiz, onu engellemekle vazifeliyiz. İki tane insan bizim dinimizden olmasa bile haksız yere birisini ötekisi dövüyor: Ayırmak ve kurtarmak zorundayız. Mazluma yardım etmek, zalimin zulmünden engellemek zorundayız!
Onun için âdeta biz yeryüzünde Allah'ın müfettişleriyiz, âdeta Allah'ın yeryüzünde zabıta memurları, polis memurlarıyız, âdeta yeryüzünde Allah'ın vekilleriyiz, Allah-u Teâlâ hazretlerinin dininin bekçileriyiz. Allah-u Teâlâ hazretlerinin yolunun askerleriyiz! Allah-u Teâlâ hazretlerinin şahit olarak, numune olarak yeryüzüne gönderdiği bir ümmetiz, bunu bileceğiz! Bunu bileceğiz ve birbirimizle çok iyi geçineceğiz.
Camiler dolusu insanlar hiçbir işe yaramıyor! Milyonları ihtiva eden kalabalık İslâm ülkeleri bir şey ifade etmiyor! Aralarında birlik yok, beraberlik yok, sevgi yok muhabbet yok!..
Bu nasıl olmuş?
Kâfirler bizim birlik ve beraberlik içinde olmamızdan, olursak kaybedeceklerinden birlik ve beraberliğimizi parçalamak için bizim içimize fitne fesat sokmaya da çalışıyorlar.
Bir: Kendilerini kuvvetlendirmek için çalışıyorlar.
İki: Bizi zayıflatmak için içimize fitne fesat sokuyorlar.
Aramızdan bir tanesine para veriyorlar, "Sen şöyle bir laf söyle…" Öbür tarafa para veriyorlar, "Sen de onun aksi lafı söyle…" "Bir kavga gürültü çıkartın…"
Ondan sonra Müslümanlar birbirine düşüyor. Eğer Irak biraz fazla galip gelirse İran'a silah yardımı yaptıkları gibi, İran biraz fazla galip gelirse Irak'a yardım yaptıkları gibi, savaşın isterlerse bir anda durdurulması mümkünken aylarca, yıllarca devam etmesi gibi her yerde böyle acayip işler oluyor!
Bizim hakiki imana sahip olan mü'minlerin çok çalışması lazım. Hakiki Müslümanların dünyaya hâkim olması lazım. Bu adamlara bırakırsak bu fesat adamlar dünyayı fesada uğratırlar. Mü'minlerin, ahlâklıların, iyilerin hâkim olması lazım ki yeryüzünde sulh-u sükûn, huzur ve saadet olsun.
Onun olması için de Peygamber Efendimiz' in sünnetine sarılacağız. Ne güzel buyurmuş:
"Kardeşinin yüzüne tebessüm etmek sadakadır."
Tebessüm edeceksin, elini sıkarken sevgini göstereceksin, onun gıyabında onu koruyacaksın kollayacaksın, ona elinden geldiğince yardım edeceksin, kesenin ağzını açacaksın... Bunu böyle dış şekliyle ele almayacağız, birbirimizi mutlaka seveceğiz. Sevmenin yollarını tıkayan neler varsa o tıkanıklıkları gidereceğiz!
Şu anda biz birbirimizle dost değiliz! Cami dolusu insandır, kimse kimseyi tanımaz! Ülke dolusu insandır, parça parçadır! Birbirleriyle gerçek mânada, Peygamber Efendimiz' in istediği tarzda muhabbeti kuramamışlardır. O bakımdan çalışarak, uğraşarak bu işi sağlayacağız. Kadınlar da çalışacak erkekler de çalışacak.
Kadınların eğitimi büyük bir perişanlık içinde! Kadın vaizler az, kadınların öğretimi zayıf, ev hanımlarının din bilgileri nereden kazanılacak belli değil! Kızların durumu ne olacak belli değil! Erkekler biraz daha camiye gidiyorlar, geliyorlar ama şeklen ibadetleri yapıyorlar, özüne ererek yapmıyorlar. Camide namazı kılıyor, gene dargın dargın birbirine gidebiliyor. Hâlbuki bak tebessümü bile sadaka! Dargın olmayacak, birbirini sevecek, aralarında muhabbet olacak!
İkincisi: Emr-i maruf nehy-i münker sadakaymış.
Emr-i maruf nehy-i münker Müslümanların boynunun borcu olan, farz olan ibadetlerden birisidir; ibadettir. Nasıl namaz kılmak bir ibadetse, hacca gitmek, oruç tutmak bir ibadetse senin iyi bir şeyi karşındakine söylemen de ibadettir.
"Kardeşim bak, komşuna zarar verme, zarar vermek doğru değildir, bunu yapma!"
Bir şeyi yapma diye söylüyorsun veyahut "Kardeşim, niye şu hayırlı işi yapmıyorsun, gel sen şu işi yap. Hem şöyle olur hem böyle olur, şu bakımdan daha faydalı olur…"
Bir şeyi emrediyorsun, Allah rızası için emretmek veya Allah rızası için kötü bir şeyi nehyetmek; bu bizim boynumuzun borcu!
Bir; boş durmayacağız, lakayt, ilgisiz-alakasız durmayacağız. Çevremiz ile ilgileneceğiz, aktif, çalışkan olacağız. Müdahaleci olacağız. Birisi kötülük yaparken kötülüğün engellenmesine müdahaleci olacağız. Birisi iyilik fikri ortaya atmışsa o iyiliğin yapılmasına el birliği ile çalışacağız.
Abim anlatıyor:
"İstanbul'da Yenikapı tarafında bir kalabalık, koca ahali halka olmuş. Adamın birisi de bir kadını çevire çevire dövüyor. Etraftakiler de halka olmuş bakıyorlar. Bir baktım, sahneye tahammül edemedim. 'Bırak o kadını!' dedim, bir yürüdüm. Herkes bana hayretle bakıyor. Ondan sonra adam kadını bıraktı, benim üstüme gelmeye başladı..." Sağdan solda da demişler ki:
"Yahu sen ne yaptın, bu mahallenin en kabadayı, en belalı, en serseri adamıyla karşı karşıya geldin; ya seni bıçaklar ya tabanca ile vurur..."
Temiz kalpli olduğu, iyi niyetli olduğu için Allah insanı korur.
"Bana bir taraftan 'Yahu sen ne yaptın, cahil çocuk!' filan dediler…"
Araya girenler ayırmışlar, kadın da dövülmekten kurtulmuş. Bak o kadar ahali bir tane şirret tutsalar tozunu çıkartırlar! Bir kadının dövülmesini engellemiyorlar, olmaz! Çevremizle ilgileneceğiz. Çevremizdeki kötülüğü engelleyeceğiz.
Peygamber Efendimiz bir hadis-i şerifinde buyuruyor ki:
"Bir adam kabre girdiği zaman oradaki melekler kendisine öyle şiddetli bir darbe vuracaklar ki vurdukları darbeden kabrin içi ateş dolacak. Çok fena bir darbe vuracaklar! O da 'Aman yahu! Ben ne yaptım? Bir kabahatimi bilmiyorum, namaz kılardım, oruç tutardım, beni niye böyle fena halde azaplandırıyorsunuz, darbe vuruyorsunuz?' filan deyince kendisine denilecekmiş ki; 'Sen bir gün bir yerden geçiyordun, bir zalim bir mazluma zulüm yapıyordu, sen onu engellemedin!' "
Muhterem kardeşlerim! Demek ki insanın namaz kılması ahiret mutluluğunu kazanmasına yetmiyor, oruç tutması, hacca gitmesi ahiret mutluluğunu kazanmasına yetmiyor. İslâm'ı parça parça anlamayalım; İslâm bir bütündür, bir sistemdir, bir hayat yoludur, bir görüştür. O görüşe göre her şeyimizi tanzim etmeliyiz!
Her hâlimiz İslâmca olmalı, bir hâlimiz İslâmca olup da öbür halimiz İslâmca olmazsa olmaz! Sen bir arabanın bir karbüratörünü al, "Bu çok iyi bir arabanın çok iyi bir karbüratörüdür…" Öbür arabanın motorunu al, daha öteki arabanın kaportasını al, daha beriki arabanın radyatörünü al; senin bu aldığın parçalar hiçbir işe yaramaz çünkü aynı sistemin değil, başka başka sistemlerin! Bir kere sen onları birbirine uyduramazsın, fabrikadan en güzel, hiç kullanılmamış parçaları bile alsan bir şey yapamazsın! Sistem olacak, intizam, bağlantı olacak, tek bir düşünüşün eseri olacak!
İslâm Allah'ın eseridir, Allah'ın Müslümanlara sunduğu bir hayat sistemidir. Bu hayat sisteminin orucunu alıyoruz, Ramazan'da herkes oruç tutuyor, başka bir şey yok! Namazını alıyoruz, ezan okunduğu zaman adam camiye geliyor, başka bir hayrı yok! Allah, İslâm'ın bazı emirlerini yapıp da bazı emirlerini yapmayınca razı gelir mi?
Gelmez!
Yahudiler hakkında Kur'ân-ı Kerîm'de ayet-i kerimede buyuruluyor ki;
Efe tü'minûne bi-ba'di'l-kitâbi ve tekfurûne bi-ba'd. "Allah'ın size indirdiği kitabın -Tevrat'ın- bazı ayetlerine inanıyorsunuz da bazılarını kabul etmiyor musunuz, öyle şey olur mu? Bunun cezası ne büyüktür!"
O bakımdan biz emr-i maruf da yapacağız nehy-i münker de yapacağız, cihat da yapacağız hayır da yapacağız.
Adamın eli sıkı, namaz kılar, oruç tutar, her şeyi yapar; para vermez!
Olmaz! Zekât da farz, zekâtı da verecek. İnsan zekâtı vermezse Müslüman olmaz.
"Olur mu olmaz mı?" Olmaz, dinden imandan çıkar!
Peygamber Efendimiz' in ahirete göçmesinden sonra Ebu Bekr-i Sıddık Efendimiz' e halife olunca demişler ki:
"Yâ Ebu Bekir! Biz Müslüman olduk, tamam; namaz kılalım, oruç tutalım ama bizden zekât toplama işinden vazgeç!"
Zekât toplama işinden vazgeçilir mi? İslâm'ın işleri parasız nasıl görülecek, ordular nasıl teçhiz edilecek, müesseseler nasıl kurulacak, masraflar nereden çıkacak?..
Elbette Allah onu bir sebebe, bir hikmete bağlı olarak zekâtı emretmiş. Onlar zekâtı para vermek veya mal vermek zor geldiğinden vermek istemeyince o mülayim, gözü yaşlı, hassas, o mübarek Ebu Bekr-i Sıddık Efendimiz celallenmiş, diyor ki:
"Resûlullah Efendimiz zamanında verdiğiniz zekâtı aynen vereceksiniz. Eğer vermeyecek olursanız alıncaya kadar hepinizle savaşırım, harp ederim çünkü siz dinden çıkmış oluyorsunuz!"
Acaba Ebu Bekr-i Sıddık Efendimiz zekâttan bayağı bir gelir gelecek [diye] para hırsından mı böyle yapıyordu?!..
Hayır, onun öyle olmadığının da ispatı var:
Sa'lebe adında birisi Peygamber Efendimiz' i darıltmış, zekât vermemiş. Peygamber Efendimiz zamanında giden vazifeliler; "Resûlullah Efendimiz, 'Zekât ayeti indi, herkesin malından zekât vermesi lazım!' buyuruyor, sen de mallarından zekât ver!" dediği zaman o da bu işe yanaşmamış. Efendimiz de darılmış:
"Bir daha ona gitmeyin!" demiş. Allah'ın emrini dinlemiyor diye ona darılmış, küsmüş. Efendimiz' e birkaç sefer teklif ettiği hâlde almayınca, [Efendimiz] ahirete göçünce Ebu Bekr-i Sıddık Efendimiz' e geliyor, diyor ki:
"Yâ Ebu Bekir, sana zekât vereyim!"
Ebu Bekr-i Sıddık Efendimiz de ondan zekât almıyor. Diyor ki:
"Resûlullah'ın almadığı bir zekâtı ben senden nasıl alırım?!.."
Ebu Bekr-i Sıddık Efendimiz almamış, Ebu Bekr-i Sıddık Efendimiz' den sonra Ömer Efendimiz de almamış!
Muhterem kardeşlerim! Müslümanları anlamak lazım, sahabe-i kiramı anlamak, dinin inceliğini anlamak lazım. Onlar dünya hırsıyla hareket etmediler; onların akılları fikirleri Peygamber Efendimiz' in izinden -o nasıl yapmışsa öyle yaparak- gitmek idi. Para hırsıyla olacak olsaydı bu kadar zekât geliyor, "Ver bakalım, hadi affettim." diyebilirdi. "Resûlullah'ın almadığı bir zekâtı ben senden nasıl alırım?!.." diye Ebu Bekr-i Sıddık Efendimiz de reddediyor.
Muhterem kardeşlerim! Onun için İslâm'ı iyi anlayalım, iyi kavrayalım. İslâm sadece ruhbanlık dinî değildir. Çekil bir kenara gece gündüz ibadet et, ailen senden yaka silksin, illallah...
"Yahu Efendi, çarşıya gidilecek, alışveriş yapılacak, bunları kim yapacak?.."
"Canım ben ibadet ediyorum, kim yaparsa yapsın..." Öyle şey yok, İslâm'da her şey var!
"İslâm'da siyaset yok…"
İslâm'da siyaset var, olmaz olur mu? Peygamber Efendimiz devlet başkanıydı; başka devletlere mektuplar gönderdi, onlara elçiler gönderdi. Siyaset olmaz olur mu? İslâm'da siyaset yok [demek] yanlış. Hayatta ne varsa İslâm'da onunla ilgili bir hüküm vardır! Her şeyin güzelini, doğrusunu Müslümanın yapması lazım!
Siz yaptığınız bir sosyal görevden dolayı öbür sosyal görevi yapmama hakkına sahip misiniz?
Diyelim ki bir şahıs bir yerden bir vergi veriyor diye öteki bir vergiyi vermeden olabiliyor mu?
"Ben gelir vergisi veriyorum, şu vergiyi vermem. Belediye vergisini vermem, bina vergisini vermem…" diyebiliyor musunuz?
İsterseniz deyin, hapsi boylarsınız! Onun gibi İslâm'ın muhtelif vazifeleri var. Bir kısmı ruhanî vazifeler bir kısmı ibadetler bir kısmı ailevî vazifeler, bir kısmı sosyal vazifeler, devlete ait vazifeler, devletlerarası vazifeler… Cihat, devlet idaresi; İslâm'da her şey var!
Muhterem kardeşlerim! O bakımdan İslâm'ı doğru anlayalım. İslâm'ı kabuğunu soyup da ortada cascavlak bırakmayalım. İslâm'ı bütünüyle kavrayalım, dinleyelim, anlayalım. Birbirimizi sevelim ve İslâm'ı yaşayalım. Emr-i maruf, nehy-i münker yapalım.
Ve irşâdüke'r-racule fî ardı'd-dalâle leke sadakatün.
Karışık bir yerde, yolların karıştığı veya izlerin, alametlerin olmadığı bir yerde adam bir yere gidecek, nereye gideceğini bilemiyor, şaşırmış yolunu kaybetmiş.
"Yolunu kaybetmiş bir insana yol göstermek de sadakadır!"
İslâm'ın güzelliği! Başkasına yardım etmek, hizmet etmek, bu işi Allah rızası için yapmak da bir sadaka oluyor. Yerden bir taşı almak, bir kemiği, bir diken parçasını almak, kenara koymak da sadakadır. Bunun dışında başka sadakalar da vardır. Peygamber Efendimiz' in bu hadis-i şerifinde karşımızda iki-üç tanesi gelmiş ama başka hadislerinde başka sadakalar da olduğunu belirtmiş.
Mesela; "Evin beyinin hanımının ağzına; 'Buyur Hanım, bak bu da benim [ikramım]...' diye ağzına bir lokma tutması da sadakadır." diyor.
Genel mânası ile söylemek özetlemek gerekirse İslâm'da paranın dışında sevap kazanma yolları vardır ve bunların bir kısmı sosyal hizmetlerdir, bir kısmı psikolojik, bir kısmı ibadete dair hizmetlerdir. Bunların her birisi önemlidir. Belki sosyal olan hizmetler daha önemlidir! Emr-i maruf nehy-i münker gibi bütün insanları ilgilendiren hizmetler, talim ve teallüm gibi, öğretmek, terbiye irşat gibi şeyler daha önemlidir!
Neden?
Çünkü İslâm'da bir genel kaide var: Neticesi çok insana şamil olan, şümullü olan ibadetler daha sevaplı oluyor. İnsanların en hayırlısı insanlara en faydalı olanlar oluyor!
O halde yapacağımız iki veya üç tane hayırlı işten hangisini tercih edeceğiz?
Daha fazla insanı mutlu mesut eden, daha fazla insana yarayanı tercih edeceğiz. Sırf kendimize faydası olan şeyleri daha kenara koyacağız.
Bizim büyüklerimiz, tasavvuf büyüğü çok büyük keramet sahibi meşayihimiz, mürşitlerimiz kitaplarında yazmışlar ki:
"Bizim esas sevap kazanma yolumuz hizmettir, halka hizmet! Halka hizmetin gerektiği yerde nafile ibadetleri bile kenara koyarız!"
Oturup bir kenarda şu kadar tesbih çekilecek, evet tesbih çekmek sevaplı; yüz rekât namaz kılacak, evet namaz kılmak sevaplı; hatim indirecek, evet hatim indirmek sevaplı ama hizmet olduğu zaman hizmeti yapmak lazım!
Bir çocuk düşmüş, suda çırpınıp duruyor; sen sevaplı diye geçmişsin orada Kur'ân-ı Kerîm'ini açmışsın, Kur'an okuyorsun. Olmaz!
Namaza durmuş bir anne [için] bile çocuğu sobanın yanına, tehlikenin yanına, düşecek bir yere gittiği zaman gidip onu kurtarması önemli oluyor, Rabbinin huzurunda olduğu hâlde onu kurtarmak önemli oluyor!
Muhterem kardeşlerim!
Başkalarının iyiliğini mutluluğunu sağlayacak ve daha çok insanların mutluluğunu sağlayacak ibadetler daha sevaplıdır. Her işimizi ona göre yapalım, sevabımızı daha arttırmaya gayret edelim. Allah hepinizden razı olsun.
Bi-hürmeti esrar-ı sûreti’l Fatiha.
19.01.1986 -
Namaz, İçki, Kuran-ı
19.01.1986 -
Namaz, Ashabtan Sevilenler
